Mahalle her gece olduğu gibi sakindi. Mışıl mışıl uyuyanlar, sokaktaki köpek sesleri ve kapıları kilitli dükkanların ıssız görüntüsü.
Biraz sonra olacaklardan habersiz.
Herkesin uykusunun en tatlı vaktiydi belki de derken mahallenin arabalarından birinin alarmı çalmaya başladı aniden. Ardından da bir adamın 'hırsız vaarr!' diye bağrışı... Bu ses herkesi ayağa kaldıracaktı belli ki.
Mahallenin tüm ışıkları bir bir açıldığında kimisi pencereye, kimisi de sokağa döküldü.
Herkes gibi uykularından apar topar uyanan kızlarda kendilerini bir anda sokağın ortasında buldular. Çıkar çıkmaz bağıranın karşı komşuları Nalbant Hüseyin bey olduğunu gördüler, şaşırıp kaldılar. Adamın aile yadigarı olan, gözü gibi baktığı klasik model arabası saniyeler içinde gözünden kaybolmuştu. Adeta mahalleyi ateşe veren o bağırmasıyla üzüldüğünü o kadar belli ediyordu ki kelimelere dökmesine gerek kalmamıştı.
Dakikalar sonra tüm mahalleli Hüseyin beyin evinin önünde toplandığında mahallenin polisi Rahmi bey olaya müdahil olup tutanak tutmayı başarmıştı.
Şimdi durum tamamen mahallenin gözlem ve yorumlarına kalmıştı. Sözü ilk alan mahallenin en yaşlısı Hayriye nine oldu.
"Oğlum bu böyle olmaz. Bir karakola filan mı gitseydiniz Rahmi?"
Rahmi bey sıkıntıyla "Hayriye nine yapılacak her şeyi yaptım. Anons da geçtim tüm birimlere, en fazla iki sokak aşağıdan çıkar o densiz." dedi.
"Hüseyin sen de güzelce kilitlemedin mi kapıları?" diye soran Hüseyin beyin eşi Zehra hanımdı.
"O kilitlemeye filan bakmıyor Zehra teyze, adamlar gözüne kestirdiklerini her türlü cepliyorlar." diye söze atlayan da mahallenin zirrosu Sametti.
Demet ise konuya müdahil olarak sesli bir şekilde esneyip "Hüseyin amca senin arabada zaten fatihalık-" cümlesi tamamlanmadan söze ikizi atladı.
"Sussana kızım. Yangına körükle gidiyorsun." diyerek Buket Demet'in beline dirseğini de geçirdi.
Mahallenin dedikoducu kazanıda boş durur mu? "Aman Hüseyin aşağıda mahalleden de götürmüşler böyle. Onunki son modelmiş tabi. Ama bulamamışlar." dedi gözlerini belerterek "Ben öyle duydum."
Babaları Ekrem bey ortamdaki muhabbetin nerelere gideceğini kestirince hareketlendi. "Geçmiş olsun Hüseyin valla çok üzüldük, var mı bizim yapacağımız bir şey?" diye sordu.
Hüseyin bey sıkıntıyla soludu. "Sağol kardeşim, şimdilik yok gibi."
"E biz gidelim madem. Sabah yapılacak bir şey olursa yine haberimiz olsun. Herkese hayırlı sabahlar. Hadi kızlar." deyip kızlara baktı.
Kızlar babalarının sözüyle hareketlenip, ellerini göğüslerinde toplayarak yürümeye başladılar. Buket en arkada kalabalığın arasından geçip giderken gözü birine takıldı. Uzun boyluydu bu biri, üzerinde siyah bir tişört ve bir eşofman altı ile tüm heybetiyle duran bu adamı daha önce bu mahallede hiç görmediğine yemin edebilirdi. Üstelik bu adam geçen akşam yemek götürdüğü kadının yanında durup kalabalığa bakıyordu. O esnada Buket 'in gözleri yemek götürdüğü kadının gözleriyle kesiştiğinde, kadın sımsıcak gülümsedi.
***
Sarmaşık o gece hastanede nöbetçiydi. Sabaha karşı saat dörde gelirken, acilde serumunu kontrol ettiği hastaya geçmiş olsun deyip bir kahve almak için çıkışa doğru ilerledi.
Kahvesini aldıktan sonra bir bağırtı koptu acilde. Çevredikler anlam veremediği duruma afallarken herkes çoktan acilde toplanmıştı. Genç kız elindeki kahveyi büfeye bırakıp, boynundaki steteskobunu tutarak oda diğerleri gibi sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Aynı anda da biri feryat figan bağırıyordu.
"Yardım edin!"
Genç kız acilin kapısına geldiğinde bacaklarından aşağıya doğru kanlar inen muhtemelen yirmili yaşlarında hamile bir kadınla karşılaştığında, yanındaki adamın esas gümbürtüyü çıkarttığını da anlamış oldu.
Adam kanlar içinde ağlayan kadının kolundan sımsıkı tutmuştu ve parmaklarının bembeyaz olmuş boğumları buradan belli oluyordu.
"Kadın doktor çağırın lan, sen bakmayacaksın benim karıma!" ahh yine bir kendini bilmez daha. Bu tür olaylara da bundan daha beter olaylara da alışıktı Sarmaşık.
"Çekil," dedi adam kolundan tuttuğu kadını daha da çekiştirip, yardım etmeye çalışan hastanenin kadın doğum uzmanı Gürkan beye çıkışarak "Kadın doktor yoksa, sende bakmayacaksın lan!"
Sarmaşık olaya el atma gereksinimi duyarak adama doğru bir iki adım yaklaştı. "Sakin olun beyfendi," adam Sarmaşık'ı duymazdan gelip tekrar bağırdı. "Nasıl bir hastane lan burası?"
Kanaması artan kadın muhtemelen 8 aylık olan karnını tutarak "Nolur biri yardım etsin, çok acı çekiyorum." diyerek inledi.
Adam bunu da duydu fakat bırakın kadının kolunu bırakmayı, yanından bir adım dahi ayırmıyordu.
"Bırak ayol kadını," diye söylendi orada olayı şaşkınca izleyenlerden biri. O sırada kadın tekrar inledi. "Bırak yalvarırım, canım çok yanıyor."
Sarmaşık bir iki adım daha atarak "Beyfendi eşinizi de bebeğiniz de riske atıyorsunuz. Kadını bırakın, bakın hastanemizin kadın doğum uzmanı Gürkan bey-"
"Defol git kadın, kadın doğumcu değilsen zırvalama boşuna." evet Sarmaşık kadın doğumcu değildi ve sabrı taşmaya başlıyordu. Meslek hayatı ne kadar kısa soluklu olsa da böylelerini çok görmüştü ve hakından paşa paşa geliyordu.
"Ehh," dedi Sarmaşık sinirle "Bırak kadının kolunu görmüyor musun kadının kanaması var. Bebek ölecek aptal adam!"
Sanki sinema izler gibi olayı gözünü kırpmadan izleyenler ve malum şahıs deli gibi çıkışan kıza bakakaldı.
"Ölsün," dedi adam yanında kıvranan kadını bir kez daha görmezden gelerek, "Zaten erkek çocuk da veremedi bana bu kaltak. Üstüne bir de elin heriflerine orasını burasını açamaz."
Sarmaşık sabrının son sınırındaydı. Böyle düşünen cahil insanlar dünyanın dört bir yanındaydı ve basit bir doğum makinesi gibi görülen kadınların çoğu böyle beynisizlerin yanında telef oluyordu.
"Allah'ın dangalığı," dedi bu kez Sarmaşık sinirle "Senin erkekliğine tüküreyim ben. Biyolojide bebeğin cinsiyetini baba belirler. Senin o pis genlerin planına uymadıysa, bu kadının ne suçu var?"
Şu an herkes, nefesini tutmuş, kadının söylediklerini düşünüyordu. Şimdiye kadar ilk defa bu kadar yükselmişti ve kendisine şaşıyordu Sarmaşık. Tamam, çok olay geçmişti başından fakat hep sakinlik ve sağduyuyla bir şekilde atlatmıştı. Fakat kadına ve gruruna yapılan bu saldırıyı asla sakinlik ve sağduyu haketmiyordu. Hak edemezdi.
"Şimdi kadının kolunu bırak, dua et ki bebeğe bir şey olmamış olsun, değilse çok kötü canını yakacağım senin!" diyerek adamın arkasında kalan güvenliklere adamı tutması için hareket yaptı.
İki güvenlik anında adamın kollarından sertçe birer birer tuttuklarında, adam kadını bırakmak zorunda kaldı. Kadın aniden bırakılmasıyla hafiften sendelese de ayakta kalmayı başarmıştı.
"Bırakın lan! Asıl ben senin canını yakacağım anladın mı beni? Lanet olsun siz gibi kadınlara!" acilden sürüyerek çıkartıldığında öfkeden deliye dönen adamın hakaretleri yavaş yavaş kesildi.
Sarmaşık ve Gürkan bey hızla genç kadının yanına gittiklerinde Sarmaşık kadının kollarından kavrayarak "Hemen sedye getirin," diye bağırdı hemşirelere.
Saniyeler içinde hamile kadın sedyeye yatırıldığında ani bir hareketle Sarmaşık'ın elinden tuttu. Sedye hızla ameliyathaneye doğru giderken genç kadın "Allah senden razı olsun." dediğinde çoktan kendinden geçerek gözlerini kapatmıştı.
***
"Gece nasıl çılgınlıklar yapmışsın öyle, takdir ettim." Sinan ellerini bağlamış, karşısında uykusuz ve yorgun duran kıza bakarken tam da bu cümleleri kullanmıştı.
Sarmaşık Sinan'ın sesiyle tüm düşüncelerinden sıyrılmayı başarmış, cevap vermek için dudaklarını araladığında önce kocaman esnedi. "Abartmayın lütfen. Yerimde kim olsa aynı şeyi yapardı."
"Yapmamış ama," dedi Sinan sesi gururlu. "Orada onlarca insan, onlarca doktor varmış. Biri de çıkıp senin yaptığını yapmamış Sarmaşık."
Sarmaşık'ın duyduğuyla önce yanakları pembeleşti daha sonra utandığında, ne diyeceğini nereye bakacağını bilemediği gözlerini karşısına sabitleyip yutkundu.
"Utanma," dedi Sinan tekrar konuşarak "Utandığında yanakların pembeleşiyor ve ben-"
"Sarmaşık Hocam geceki hastayla ilgili bilgilendir demiştiniz," deyip sözünü kesen hemşireye küfürler yağdırmak isteyen Sinan elbette ki sesini çıkartmadı.
"Evet Nisa, dinliyorum."
Hemşire "Hocam kadın da bebeği de sağlıklı. 8 aylık doğmasına rağmen tüm organları gelişmiş." dediğinde Sarmaşık gözlerini rahatlamış halde kapatıp açtı. "Çok sağol Nisa. İçim rahatladı." diyerek kadına gülümsedi.
Hemşire yeniden ikisini baş başa bıraktıklarında Sinan tekrar söze girdi. "Tebrik ederim Sarmaşık hanım, sizin başarınız."
Sarmaşık kırmızıdan başka bir renge bürünen suratını gizleyerek "Benim çıkmam gerek. Görüşürüz." deyip arkasını dönerek hızlı hızlı yürüdüğünde ardından deli gibi sırıtan adamdan habersizdi.
***
Genç kız giyinme odasındaki çantayı alıp koridordo ilerlerken aniden kolundan çekilmesiyle sendeledi. Afallayarak kolunun üzerinde duran elin sahibine baktığında korku, kanında çoktan kök salmaya başlamıştı.
"Bırak kolumu," diye çıkışan Sarmaşık daha fazla sıkılmasıyla artık kolunu hissetmiyordu.
"Sana senin canını yakacağımı söylemiştim doktor bozuntusu!" diye hırladı dün geceki öfkesinden hala sıyrılmamış adam.
Sarmaşık boşta kalan elini, adamın tuttuğu koluna götürdüğünde "Bırak, yoksa bağırırım." dedi karşısında laftan sözden anlamayan adama, aon kez şansını deneyerek.
Sarmaşık daha ne olduğunu anlamadan kolunun üzerinde hissettiği acıyla yüzünü buruşturduğunda, adamın adeta bu durumdan zevk alan gözlerine baktı. Orada çok başka şeyler vardı. "Bu sana ilk ve son ikazım. Bir daha haddin olmayan konulara burnunu sokma." diyerek genç kızın kolunu elindeki bıçakla boydan boya çizdi.
Sarmaşık acıyla çığlık attığında çevresindeki insanlar ne olduğunu anlamaya çalışarak genç kıza baktılar. Fakat adam çoktan kızın kolunu bırakıp, toz olmuştu.
Dolan gözlerini kırpıştıran Sarmaşık gözlerini koluna indirdiğinde olduğu yere çöktüğünü çok sonra anladı. Kolu boydan boya kanlar içindeydi ve hareket ettirdikçe sızısı tüm vücudunu titretiyordu.
Olayı görenler kızın başına bir bir doluştuğunda olaya en son intikal eden Sinan oldu.
"Sarmaşık!" dedi korkuyla "Açılın neler oluyor? Sarmaşık!" Sinan belki de ömrü hayatında en çok şimdi şu an korkuyordu deli gibi. Korkudan ve heyecandan eli titreyen genç adam sevdiği kızın başına çöküp onun ağlayan ve çaresiz gözleriyle karşılaştığında sanki tüm dünyayı yakabileceğinin cesaretini de buldu kendinde.
"Sakin ol," dedi kızın saçlarını okşayarak "Hiç bir şey olmayacak."
Sarmaşık korkuyla ve çaresizce gözlerini açıp kapattı. Bu adama sonsuz güveniyordu. Sinan'ın beline attığı el yardımıyla yavaşça ayağa kalktı. Gözyaşları hâlâ yanaklarını ıslatıyordu. Bu korkuyu ölse unutmayacaktı artık.
Kalabalığı geçip acil müdahale odasına geldiklerinde Sinan hemen bir sedyeye oturttu kızı. Ardından kandan, kolunun derisi gözükmeyen kıza şefkatle dokunup güven verircesine gözlerini açıp kapattı. Allah'tan kanadığı kadar çok derin değildi yarası. Düzenli pansumanlarla bir kaç haftaya düzelirdi. Ama Sinan'ın hâlâ korku dolu içi nasıl düzelecekti? O an kızın gözlerinde gördüğü korkuyu nasıl silip atacaktı hafızasından? Öldürecekti bunu yapanı bulup! Şimdi dünya yansa zerre umrunda olmazdı!
"Kim yaptı?" diye sordu dakikalar sonra. Sesi sabırsız ve öfkeliydi.
Sarmaşık saklamanın kendisine daha fazla zarar vereceğini düşündüğünden iç çekerek "Dün gece karısını elinden aldığım adam." dedi bir çırpıda.
Sinan duyduğuyla daha fazla öfkelenip ellerini yumruk yaptı bacaklarının üzerinde. Sakinleşmek ister gibi kızdan bakışlarını kaçırıp, tekrar baktı. Bu sefer gözlerinde kıza da sinirleniyormuş gibi bir hal vardı. "Neden yalnız kalıyorsun Sarmaşık? Neden bağırmıyorsun bir araya geldiğinde? " diye sorduğunda sesinin tonunun da yüksek çıktığını karşısındaki kızın gözlerinin tekrar dolmasıyla farkına varabildi ancak.
Yumruk yaptığı elini açarak, kızın yattığı sedyeye oturdu bu kez. Eli Sarmaşık'ın yüzünü kavradı şefkatle. Şimdi tam gözlerinin içine bakıyordu. "Şşşş, ağlama." dedi sakince "Ben özür dilerim. Bir an kendimi kaybettim Sarmaşık. Seni öyle görünce... " kıza dahada sokularak narince başını yakalayıp, havalanarak göğsüne bastırdı. Elleri saçlarını buldu anında, orada yaşanılacak bir cumhuriyet vardı çünkü.
Sarmaşık bir şeylerin kokusunu alıyordu, yanağının altında atan kalbin üzerinden. Bu adam güven kokuyordu, şefkat kokuyordu... Bu adam huzur kokuyordu.
Derince burnunu çekti. Artık ağlamıyordu. Başının altında duran beden kaç dakikadır hareketsizce kendisinin başını okşuyordu bilmiyordu ama uykusunun geldiğini hissediyordu.
"Daha iyi misin?" diye sordu hareket etmeden. Kızın, başının üzerine dayadığı, çenesinin altındaki bedeni artık titremiyordu en azından, bu iyi bir şeydi.
Sarmaşık hafifçe başını kaldırıp Sinan'ın gözlerine baktı. "Daha iyiyim." diye mırıldandı. Çok yakınlardı şimdi. İkiside bakışlarını birbirlerinden çekmiyor, anın büyüsüne kapılıp gitmekten gocunmuyorlardı. Sinan'ın sabırsız nefesi Sarmaşık'ın dudaklarına çarptığında, genç kız olayın şokuyla yutkundu.
Sinan'ın gözleri şimdi Sarmaşık'ın dudaklarındaydı. Her an büyüye kapılıp gidecek, daha sonra leyla gibi ortada dolanacaktı, bunu biliyordu.
"Sarmaşık nold-" Sema'nın telaşlı sesi ortama bımba gibi düşünce, ikisi de birbirinden ateşe değmiş gibi ayrıldılar.
Sarmaşık doğrularak toparlanmak istediğinde, yanındaki adam da buna izin vererek ayağa kalktı. Kızın yaralı eline kısa bir bakış atıp "Ben yine uğrarım. Bugün buradasın." diyerek odadan çıktı.