O malum olayın üzerinden iki gün geçmişti. Tüm aile konudan haberdar olmuş, herkes ayrı ayrı bela ve küfürler senfonisini malûm şahsa bahşetmiş en sonunda da o kişi hakkında genç kızı şikayetçi olması için ikna etmeyi başarmışlardı.
Sarmaşık'a kalsa hiç bir şekilde uğraşmayacak, bir daha karşısına çıkmaması için yalnızca duaya başvuracaktı ama ailenin hiç bir üyesine bu söylediğini dinletemediği için dün sabah karakola gidip şikayetçi olmuştu. O gün hastane polisi zaten olaya intikal etmiş, işi zaten kamu davasına çevirmişlerdi. Çok değil ertesi günü de adının İshak olduğunu öğrendikleri şahıs yakalanmıştı.
"Ya Demet in şuradan, şimdi düşüp bir yerini kıracaksın!" Ve Sarmaşık tam tamına iki gündür bu cümleleri kullanıyordu ve artık sabrının son sınırındaydı.
Demet elinde tuttuğu çubuğu, koltuğun üzerine çıkmış evin her köşesine doğru üflüyordu. "Ya abla bir dur bak. Bunları geçen gittiğim falcıdan aldım. Nazara, kem göze, kenafirliğe, her türlüğü şeytanlığa iyi geliyormuş."
Sarmaşık bir kez daha oflayarak elini alnına vurdu. Bu kıza artık ne söyleyeceğini bilemiyordu ve çok sıkılmıştı.
"Geçin geçin salonda Sarmaşık." ohhh hayır! Bu da ne demek?
Yaklaşık on kadının Sarmaşık'a doğru gelmesiyle ellerini havaya kaldıran kıza her bir kadın ayrı ayrı kahkaha attı.
"İndir kız kollarını, öldürmeye gelmedik seni." diyen kişi Hüseyin amcanın eşi Zehra hanımdı ve bu söylediğiyle kadınlar hep bir ağızdan tekrar gülmeye başladı.
"Hoşgeldiniz." diye mırıldanan genç kız, birazdan olacaklardan da habersizdi.
"Hoşbulduk. Geçmiş olsun kızım."
"Sağol Münevver nine."
"Hadi Filiz çarşaf al gel sen, bende sandalye çekeyim şurdan."
"Neler oluyor?" meraklı ses tonuyla ve kocaman açmış gözleriyle soruyu soran Demetti. "Yoksa ablamı-"
"Demet!"
"Kız deli. Ne yapalım ablana? Kurşun dökeceğiz sadece?"
Sarmaşık'ın gözleri şimdi yuvalarında ters dönecekti. "Ne kurşunu ya?"
Münevver Nine genç kızın yanına gelerek saçlarını okşadı şefkatle. "Aman kızım sen pek göze gelmişsin. Merak etme bir şey olmayacak sana. Hadi gel," deyip kızın elinden tutarak ortaya koydukları sandalyeye oturttu. "Şimdi sakince otur tamam mı?"
Demet tabiki boş durmadı. "Münevver nine bu birine de bağlar mı birini? Yani birini kendimize aşık etmek istesek?" diye merakla sorduğunda annesinin de kızgın bakışlarıyla karşılaştı.
Münevver nine sırıtarak "Senin canın koca mı istiyor kız Demet?" diye sorunca Demet duyduğuyla ağzına gizli bir fermuar çekmek zorunda kaldı.
Filiz hanım elindeki çarşafı kızın dört başından açarak gerneştirdi. Ona üç kişi daha yardım ettiğinde Sarmaşık tedirgince gözlerini kapatıp açtı. Münevver nine masanın üzerinde duran tüpün üzerinden bir kepçe getirerek kızın başının üzerinde sabitledikleri kaba hızla döktüğünce cosss diye bir ses çıktı. Sarmaşık yerinde kıpırdanarak ne olduğunu anlamaya çalıştı.
"Anam anam anam!" dedi kafasının üzerinde duran on kadından biri. Şu an sesler uğultu gibi geldiğinden sesin hangisinden çıktığını bilemedi genç kız.
"Kız Filiz, kızının üzerinde büyük bir göz var bak görüyor musun?"
"Nazan abla bu ne? Aman Allah'ım saklasın." diyerek teskinde bulunan Filiz hanım hayretle kabın içinde duran kurşun rengindeki şeye bakıyordu.
"Sen buna bir okut," dedi Şerife teyze "Bak nazar taşı çatlatır."
"Sen o çipil çipil bakan bakışlarını çek önce ablamdan Şerife teyze," diye lafa atladı Demet. Şerife hanım Engin'in annesiydi ve olayları henüz bilmiyordu. Fakat küçüklükten beri oğluyla Sarmaşık'ı da yakıştırmaktan geri kalmazdı.
"Ne dedim ayol?" diye sordu bu kez afallamış bir halde.
Demet daha fazla dayanamadı her zamanki gibi. "Senin o oğl-" ahh yine sözü kesilmişti genç kızın.
"Demet," dedi Sarmaşık dişlerinin arasından kaşını gözünü oynatıp "Sen bana yardımcı ol da, hadi ben odama çıkmak istiyorum."
Demet yerinden hareketlenip, ablasına yardımcı olmak için onun yanına gitti. "Gel abla. Menapoz koktu buralar zaten." diyerek kadınlara kısa bir bakış atıp üst kata yöneldiler.
***
Saatler sonra herkes odasına bir bir dağıldığında Sarmaşıkta odasına geçerek ağrısı azalan koluna pansuman yapmak için, ilk yardım çantasını alıp yatağına oturdu. Yarasına her baktığında o iğrenç adamın gözlerinin içine bakarken ki aldığı zevki, öfkesi geliyordu aklına. Daha sonra o kadın... O kadına allah bilir neler yapıyordu o pislik? Erkek çocuk veremedi kaltak sözü yankılandı sonra beyninde. Gözlerini kısarak elindekileri kenara bırakıp daha fazla düşüncelere gark etti kendini. "Minicik beden" diye mırıldandı "Hiç bir şeyden haberi yok. Babasının böyle bir pislik olduğunu bilseydi, gelir miydi acaba dünyaya?"
Tam kendisini bu düşüncelere boğmuş, nefes alamıyormuş gibi hissetmeye başladığında telefonunun mesaj sesi çekip çıkardı onu ordan. Afallayarak komodinin üzerinde duran telefonuna çevirdi bakışlarını. Saat on ikiye geliyordu ve ona bu saatte kimin mesaj atacağını da merak etti. Sağlam koluyla telefonuna uzanıp aldığında ekranını yukarı kaydırdı. Mesaj Sinandandı.
"Kapıdayım. Gelebilir misin?" (23.54) Diye yazıyordu mesajda.
Sarmaşık mesajı görmesiyle yerinden hızla doğruldu. Bir anda çarpan kalbinin sesi de neydi böyle? Nereye gelmişti? Neden gelmişti? Ayrıca bu saatte! Telefonu elinden bırakmadan düşünmeye başladı. Ön kapı olmaz. Arka kapı? Hayır orası Demet'in odasına bakıyor. Yakalanırsa bin yıl düşmez dilinden? İyi de bir dakika! Sanki aşığıyla mı buluşacaktı da bu kadar plan program yapıyordu? Ayrıca lisede bile böyle planlar yapmamıştı. Yüzünü ekşitti genç kız.
Önce derin bir nefes aldı. Ne olacaktı ki sanki? Belki herhangi bir hasta hakkında konuşmaya gelmişti?
Bu saatte? Diye sordu iç sesi! Off!
Daha fazla düşünmeden tekli berjerin üzerinde duran uzun hırkasını pijamalarının üzerine geçirdi. Toplu saçlarını açtı. Eliyle havalandırıp, odasından çıktı. Koridorda birine yakalanma ihtimaline karşı nefes bile almadan yürüyordu genç kız. Merdivenleri indi, en sonunda sokak kapısının önüne gelebilmişti. Kalbi ağzında atıyordu sanki, heyecandan kulakları yanmaya, elleri titremeye başlamıştı.
Derin bir nefes alarak, kapıyı ses etmeden açtı. Açar açmaz, arabaya yaslı, başını yere eğmiş Sinanla karşılaştığında kalbi sanki mümkünmüş gibi daha da fazla çarpmaya başladı. Şimdi tüm kaburgalarını kırıp dışarı çıkıverecekti. Neydi bunu bu kadar attıran?
Kapıyı ardından sessizce kapatıp, kendisini görüp doğrulan Sinan'a doğru yürüdü. Her adımı kalbine işkence ediyordu. Sus diye azarladı içinden. En sonunda Sinan'ın karşısına gelince ellerini göğüslerinin üzerinde toplayıp, bir yandan da etrafı kolaçan ediyordu.
"Hayırdır Sinan bey gece gece?" diye sordu genç kız kalbini görmezden gelerek. O gün hastanede yakınlaştıkları anı yok sayarak.
Sinan kızın kendisine hitabını duyduğunda başını sağa sola sallayıp sırıttı. Ama bu sırıtış eğlendiğinden değildi, daha çok alayvariydi.
Karşısında bir cevap bekleyen kızın eline yapıştı bir anda. Tam gözlerinin içine bakarak "Gel benimle," dedi emredici aynı zamanda yumuşak bir tonda.
Genç kız duyduğuyla bir an afallasada önce elinin üzerinde duran ele, daha sonra karşısında parlayan gözlerle kendisine bakan adama baktı. Düşünmeden kafasını aşağı yukarı salladı onaylarcasına.
Sinan onayı alır almaz elini sımsıkı tutup, arabaya yönlendirdi. Şimdi o önde, Sarmaşık arkasında yürüyordu ve bu ona inanılmaz bir huzur veriyordu.
Arabanın kapısını açıp, tıpkı kırılacak bir porselen tutuyormuş gibi otutturup, kendisi de sürücü koltuğuna geçip oturdu.
İkisi de bakışlarını birbirlerine değdirmiyordu. Sinan daha çok gidecekleri yere saklıyordu.
Yaklaşık on beş dakika sonra sahil kenarına geldiklerinde, arabadan ilk inen Sinan oldu. Sarmaşık anlamıyordu. Neden gelmişlerdi buraya? Hasta-
He Sarmaşık, adam hasta hakkında konuşmak için seni sahile getirdi. Deniz havası belki beyinlerinizi açar da, daha güzel münakaşa edersiniz diye! İn Sarmaşık!
Genç kız iç sesine gözlerini devirip, kemerini çözerek arabadan indi. Bir kaç adımla, gözlerini denize dikmiş derin derin denize bakan adamın yanına geldi. Ne diyecekti şimdi?
Sen değil o diyecek? Seni buraya getiren o!
"Ben iyi seven ya da sevdiğine sahip çıkabilen bir adam olamadım şimdiye kadar," diye söze başladı Sinan. Sarmaşık pür dikkat onu dinliyordu. "O yüzden önce annem beni terketti. Sonra da abim."
Sarmaşık anlamıyordu. Ne demekti şimdi bunlar? Ne demeye çalışıyordu?
"Şimdi hayatıma birini almadan önce iki kez düşünüyorum. Ne kadar seversem, karşımdaki insan beni terk etmez diye." dediğinde genç kızın içinden buz gibi bir esinti geçti. İçinin bu denli acıması ne kadar normaldi?
"Sana bunları neden anlatıyorum değil mi Sarmaşık?" şimdi ortamı yalnızca denizin duvarlara çarpan suların sesleri dolduruyordu.
"Ben seni çok sevmek istiyorum Sarmaşık." dediğinde genç kız kalbinin durduğunu sandı. Bu kadar mıydı yani? 24 yıllık hayatı tek bir cümleleyle mi bitecekti?
Sinan sessizce duran kızın gözlerine baktı. Orada bir şeyler görmek istedi. Körelmiş kalbine son çeltiği de şu kısacık zamanda gözlerine bile bakmaya kıyamadığı kızın atmasını istemedi en azından. Bu kadarını kaldırabilir miydi? Yapma Sinan diye mırıldandı içinden Sen hep olmazlara meyletmedin mi?
Derin bir nefes alıp başını çevirdi Sinan. Umudu tükenmek üzereydi ama içinde biriken tüm cümleleri de söyleyecekti. Bu sefer geç kalmayacaktı. Bu sefer olmazdı!
"Seni o hastanenin kantininde ilk gördüğüm an var ya.." dedi gülümseyerek "Ben o zaman koydum seni kafama. Ben dedim ilk kez birini, ikinci kez düşünmeden koşulsuz şartsız alacağım hayatıma."
Sarmaşık'ın gözleri dolmaya, burnunun ucu sızlamaya başlamıştı. Ama Sinan susmadı.
"Benim hayatım hep karmaşık ve onarılamaz geçti biliyor musun?" diye sordu bu kez. Ama bu soru daha çok kendisineydi. En çok kendisine.
Tekrar bir nefes aldı. Cümleleri nasıl toparlayacağını bilemiyordu şimdi. Oysa Sarmaşık'ı görmeden sıralamıştı beyninde her şeyi. Bir çırpıda söyleyip kurtulacaktı. Neden olmuyordu şimdi?
"Ama bu çaresiz ve yıkıklarla dolu hayatıma bir tek seni almak istiyorum ben. Bunu her şeyden çok istiyorum Sarmaşık..."
Ahh ne zordu şimdi her şey.
"Bencil bir adamım biliyorum. Kimseden böyle bir şey isteme hakkım yok ama... " bu kez gözlerini Sarmaşık'a çevirdi Sinan "Ama seni, bu onarılamaz hayatımın tek yara bandı olarak seçtim. Ve asla ne kadar bencil olduğumu bilsem de bundan vazgeçmeyeceğim ben."
Genç kız art arda gelen itiraflar karşısında ne söyleyeceğini bilemiyor, sanki olduğu yere çakılmıştı. Zaten acemiydi böyle konularda. Şimdiye kadar yalnızca Enginden duymuştu böyle şeyler. Ama önemsemediği için hiç kendisini onun yerine koymadı. Ama bu... Şimdi karşısında ağladı ağlayacak olan adama neden üzülüyordu? Kalbi parça parça oluyordu?
Dakikalarca ikisi de sustu. Kimsenin bir şey söylemeye cesareti yoktu sanki. İkisinin de yüreği dağılıyordu, birbirlerine açıyor fakat devalarının ancak birbirlerinde olduğunu bilmeden dakikalardır birbirlerine işkence ediyorlardı.
Bu kez yine sessizliği Sinan bozdu. "Seni o gün kanlar içinde yerde ağlarken gördüğümde ben tüm dünyayı yakabilirim zannettim Sarmaşık. Sende bırakıp gidecektin beni üstelik bu kez birine onu sevdiğimi söyleyemeden..." Sarmaşık daha fazla dayanamadı. Sağ gözünden firar eden yaşla hıçkırdı.
Sinan duymadı, ya da duymak istemedi. O an her şey olup bitecekti. Ve gözü kararmıştı.
"Ben o gün anladım," dedi yıkkın bir sesle "Sana aşık olduğumu."
Ve son sözüyle birlikte son nefesini verirmiş gibi uzun bir soluk alıp bıraktı. Sonra Sarmaşık'ın ağlayan gözleriyle karşılaştı. "Şimdi al bu adamı ne yapmak istersen yap."
Ahh! O son cümle...
Ardı ardına akan yaşlar en sonunda tamamen yanaklarını ıslattığını anladığında şimdi tam vaktiydi. Ayağa kalkarken, yanında ne pahasına olursa olsun birini de tutup kaldıracağını o dakika daha net anladı.
Ama hâlâ susuyordu ve bu Sinan'a son darbeyi vurmak için yetmişti. Umudunun son hanesinin de çürüdüğünü hissettiğinde, omuzlarını düşürdü. Sanki dakikalardır yerleri süpürmüyormuş gibi.
Arkasını dönüp arabaya yürümeye başlamadan önce "Seni evine bırakayım." diye mırıldandığında gitmek için hareketlendi ama yapamadı. Çünkü elinin içinde hissettiği eller buna mani oldu. Başını ellerine çevirdiğinde bu kez Sarmaşık sımsıkı tutmuştu ellerini. Daha sonrasında kafasını, karşısında gözlerinde yaşla gülümseyerek bakan kıza çevirdiğinde orada az önce görmek istediklerini gördü Sinan. Buna yemin edebilirdi.
İki eliyle sımsıkı kavradığı adamın elinin sıcaklığını hissetti Sarmaşık. Bu adam sevilmeyip de napılır diye geçirdi içinden.
Gülümsemesi kendisine beklentiyle bakan adama baktığında daha da genişledi. Ona şu an şurada her şeyin garantisini veremezdi belki ama bunu ikisinin de öğrenmesi için önlerinde çok vakit vardı.
"Ben daha önce hiç sevmedim," dedi dakikalardır koruduğu sessizliğini bozarak "Ama eğer birlikte öğrenebilirsek, bende çok sevebilirim seni Sinan."
Genç adam duyduklarıyla afalladı. Kanının kaynadığını hissediyordu. Hayatında ilk kez birinin kendisine koşulsuz şartsız, -terk etmeden belki de- sevebileceğinin garantisini veriyordu. Bu tarifsiz bir mutluluktu.
"Sen ciddi misin?" diye sordu inanamayarak. Sarmaşık kafasını aşağı yukarı salladı. "Bende seni sevmek istiyorum. Çok sevmek istiyorum." diye konuştuğunda bu kez Sinan daha fazla dayanamadı. Genç kızı belinden yakalayıp sımsıkı sarıldı. Başını boyun girintisine sokup derin derin nefesler aldı. İşte şimdi yaşadığını hissediyordu. Şimdi her şey daha anlamlı geliyordu.
"Hoş geldin," dedi boğuk sesle "Hayatıma hoş geldin."