Gecenin ilerleyen saatlerinde şehir sessizliğe gömülmüş, sokak lambaları yorgun gözlerle kaldırımları aydınlatıyordu. Camdan içeri süzülen solgun ay ışığı, yatak odasının duvarlarında dans eden yumuşak gölgeler bırakırken, içerideki hava huzur ve tutkunun harmanlandığı o eşsiz yoğunlukla doluydu. Duru, başını usulca Hakan’ın göğsüne yaslamıştı. Hâlâ hissettiği güçlü kalp atışları, dalgalı bir müzik gibi kulağında yankılanıyordu. Hakan’ın parmakları, yavaşça omzundan sırtına doğru gezinirken, o an zaman durmuş gibiydi. Duru gözlerini kapattı, burnunu Hakan’ın göğsüne yasladı. Onun kokusu… tanıdık, güvenli ve sıcak… Ev gibi... Sonra alçak, neredeyse bir fısıltı kadar hafif bir sesle mırıldandı: "Peki ya şimdi ne olacak?” Sorusunda sadece merak değil, hafif bir kırılganlık da taşıyordu.

