Tahir o gün gelmemişti eve. Sonraki gün de. Gülsüm ana tedirgindi.
"Nerede ola ki bu oğlan?"
Hicran, sofrayı kurarken duraksayıp dudağını büzdü.
"Bilmem ki ana."
O sırada kapı vurulmuştu gürültüyle. Gülsüm ana gözlerini büyütüp, divanda doğrulurken Hicran çoktan kapıyı açmaya koşmuştu bile.
Geri döndüğünde tedirgindi hali.
"Ana..."
"Kimmiş gelen kızım?"
Hicran'a kalmadan gelen belli etmişti kendini. Tahir salonun girişinde belirdi. Eli ensesinde, belli ki tedirgindi.
"Ben geldim ana."
Rahatlamıştı Gülsüm ana. Tahir'in o öfkeyle gidip, geri dönülmez bir iş etmesinden korkmuştu. Neyse ki oğlu akıllı davranmış, gelmişti geriye.
"Hoşgeldin oğulcuğum. Gel hele." dedi rahatlamış bir sesle.
Tahir arkasına bakarak girmişti içeriye. Şüpheliydi tavırları. Anasının elini öpüp başına koydu.
"Hoşbuldum ana. Sana... Birini getirdim."
Kaşları usulca çatıldı Gülsüm ananın. Merakla bakıyordu oğlunun yüzüne.
"Kimmiş bakalım o?" dedi tedirgin bir halde.
"Sevdiğim kadın ana. Evleneceğim kadın."
Gülsüm Ananın eli göğsüne giderken, odanın girişinde Tahir'den yaşça büyük olduğu belli olan bir kadın belirmişti. Kızıl saçlarını kabartmış, dudaklarına kırmızı ruj sürmüştü.
Sakin, ama küçümser bir tavırla süzdü evi ve içindekileri.
" Merhaba, "dedi düz bir sesle.
Elleri titreyen Gülsüm Ana, Tahir'e uzatıp yutkundu.
" Sen ne diyorsun oğlum. Gülce... Gülce ne olacak? "
Hiddetlendi Tahir. Bir eli beline gidip kemerini kavrarken, bir eli saçlarının içinden geçti hırsla. Ardından yüzünü sıvazlayıp, düşük olmayan bir ses tonuyla konuştu.
"Gülce ne ana?! Gülce kundakta bebe! Görende evlilik çağındaki kıza söz verdim de, tutmam sanır."
Gülsüm Ana hışımla yürüdü oğlunun üstüne. Hızla kalkan eli yüzünde patladı Tahir'in. Anında pişman olmuştu da iş işten geçmişti.
Tahir ise yana düşen başını kaldırıp, öfkeden yanan gözleriyle anasının yüzüne baktı.
" Bunu da yaptın ha Ana? Nerden geldiği belli olmayan bir kız için bunu da ettin bana?!"
Daha çok, sorar gibiydi sözleri. Zira inanamıyordu. Çocuk yaşında bile tokat yememişken, yetişkinliğinde gelen bu sille onuruna atılmıştı.
Suzan, Tahir'in elinden tutup, kimseyi umursamadan yanağına dokunurken," Kim bu Gülce sevgilim, "diye sormuştu.
Gülsüm Ana yerinde dikleşip, Tahir'in yerine cevap verdi.
" Tahir'in beşik kertmesidir Gülce. Sanma ki, oğlumla bir yuva kuracaksın. Ben izin vermem. Ola ki ısrar edersiniz, kapı orda. Evlatlıktan reddeder, size de mutluluklar dilerim. "
"Anaa!!"
"Sesini yükseltme bana! Mirastan men ederim. İstediğini yapabilirsin o zaman."
Bakalım o zaman yanında kalacak mı bu aşüfte?!
Israrı Gülce için değildi. Oğlu bilmiyordu ama Gülsüm Ana, ciğerini biliyordu bu kadının. Babadan kalma dönüm dönüm araziler ve varlıktı bu kadını Tahir'e çeken şey.
Gençliğin verdiği toylukla, güzelliğine kandığı bu hayat kadınının gönlü temiz değildi.
Yüce gönüllüydü Gülsüm Ana. Bilseydi ki bu kız gerçekten Tahir'i sever. Bilseydi ki gönülden tövbekar olur. O zaman başında elmas diye taşırdı.
Ama araştırmıştı. Oğlunu kandıran Suzan denen bu kadının asıl derdi, Tahir'e kalacak olan mal varlığıydı. Eli her yere uzanan Gülsüm Ana, bunu da öğrenmişti.
Dediği gibi de oldu. Suzan hırsla arkasını dönüp giderken, akşamına Tahir'i terk etti. Aşkın acısı iliklerine işleyen Tahir, hırsını Gülce'den çıkaracaktı.
~~~
Yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Gülce, Hicran ablasının odasında, onun için hazırladıkları, yer yatağında yatıyordu.
Gök gürültüsüyle uyanmıştı kuş uykusundan. Odayı aydınlatan şimşek, küçük yüreğini korkutmuş, battaniyenin altına saklamıştı.
Battaniyeyi üzerinden atıp, yatağın içinden çıktı. Yanından hiç ayırmadığı bez bebeği kucağındaydı.
Korku dolu gözlerle, yeniden odayı aydınlatan şimşeğe baktı. Gözlerini sıkı sıkı yumup, kulağını dolduran korkunç gök gürültüsünün geçip gitmesini bekledi.
Hicran ablasının yatağına ilerleyip, çıkmayan sesini ona duyurmaya çalıştı. Yüksekteydi yatağı. Yüzünü göremiyordu. Arkası dönüktü çünkü.
Korkuyla dudaklarını kemirip, odadan çıkmaya karar verdi.
Tahta kapı gıcırtıyla açılırken, daha da ürkütmüştü Gülce'yi. Hissettiği korkuyla yanaklarından yaşlar süzülürken, annesini geçiriyordu içinden. Korkardı gök gürültüsünden Gülce. Ne zaman gök gürlese, anne babasıyla uyurdu.
İçini çeke çeke ağlarken küçük ince koridordan çıkıp, büyük salona geçti. Korkak adımları, cılız ve yavaştı.
Gök gürültüsünden farklı bir ses işittiğini sandı. Birkaç adım daha atınca, divanda uzanan bir karartı gördü. Orada birisi vardı. Anlamsız kelimeler söylüyor, elini kolunu sallıyordu.
Çocuk aklıyla, korkuya karşı merak ağır basınca oraya doğru ilerledi.
İyice yaklaştığında farketti kim olduğunu. Tahir sarhoş olmuş, sayıklıyordu. Tabi Gülce onun yalnızca hasta olduğunu sanmıştı.
Gülsüm anaya gidecek ve onun hasta olduğunu diyecekti.
Tam arkasına dönmüştü ki, koluna yapışan adamla küçük bir çığlık kaçtı boğazından. Haftalardır çıkmayan sesi, birden can bulmuştu.
Tahir yanına yaklaşan küçüğe zaten öfkeliydi.
Onu yüzünden Suzan terk etmişti, Tahir'i.
Dolanan diliyle, "Bana bak küçük! Git burdan. Git gözüm görmesin seni!" Diyerek öfke saçtı Gülce'ye.
Korkmuştu Gülce. Koca gözlerini açmış, çaresizce çırpınıyordu bıraksın diye.
"Duydun mu beni?! Git buradan! Kimse bulamasın seni! Mecbur olmayayım sana!"
Her kelimesinde daha çok içine kapandı Gülce. Korkudan titreyen bacakları bükülmek için çabalasa da, Tahir'in tutuşu buna engel oluyordu.
Öfkeli gözlere korkuyla bakıp, "Gök gürültüsü var. Korkuyorum." diye zorlukla konuştu.
Günler sonra ilk sözü, 'korkuyorum' olmuştu.
Gözünü öfke bürümüştü Tahir'in.
Sarhoş aklının verdiği aymazlıkla daha da sarstı kızcağızı.
"Git dedim sana! Git bu evden küçük!"
Söyleyecekleri bitince sızmıştı yattığı divanda.
Kolu hırsla bırakılınca, koştu Gülce. Evin ağır dış kapısını aralayıp süzüldü dışarıya. Küçük çıplak ayaklarıyla, çıktı sokağa. Ürkek kalbi çırpınırken, yağmur göz yaşlarına karıştı. Bir küçük Gülce, bir başına kalmıştı sokağın ortasında.