Çitlembik Göz

1156 Kelimeler
Oradan oraya koşuşturan insanların sesi, evden gelen çatırtıların sesine karışıyor, duman ve is kokusu da onlara eşlik ediyordu. Eline kova geçiren büyükler, az çok demeden sulama havuzundan doldurdukları suları alevlerin yükseldiği eve taşıyorlardı. Küçük kız ise yüzündeki is izleriyle, elinde sıkıca tuttuğu bez bebekle, titreyerek izliyordu onların çabasını. Yangının ilk başladığı vakit, içeriye giren gençten bir adam onu evden çıkarmış, tekrar içeriye girmeye fırsat olmadan tüm evi alevler sarmıştı. İçeride kızcağızın anne ve babası kalmıştı. Zeynep Hatun, korkudan titreyen küçüğe sarılıp başını kendinden tarafa çevirdi. Zavallıcık ömür boyu unutamazdı bu görüntüyü. Bir nebze olsun engel olmak istemişti görmesine. Gülce'nin hayatı, bu kara günde kararmış, imtihanı ufacık yaşta başlamıştı. Koyu yeşil gözlerindeki korku, dilini de lal etmişti. Bir müddet konuşamayacaktı Gülce. Gül güzeli bu kız, o gün hem Yetim hem öksüz kalacaktı. ~~ "Ne demek ne yapacağız? Kimi kimsesi yok muymuş bunun ana babasının? Gelsin alsınlar." Zeynep Hatun önlerinde oyuncak bebeğiyle oynayan kızın işittiklerinin mahcubiyetiyle kocasına dert anlatmaya çalışıyordu. "Yahu ne laftan anlamaz adamsın. Ben biliyorum. İkisinin de kimi kimsesi yoktu. Gençten bir amcası vardı. Ona da kız mı emanet edilir. Evli barklı değil. Ordan oraya savrulup, define arar dururumuş. Güven olur mu ona şuncağız." Öfkeli bir adamdı Zeynep Hatun'un kocası. Durumları da pek iyi değildi ya. Biraz da ondan olsa gerek, yük gelmişti bir haftadır evlerinde kalan Gülce. İnşaat ustasıydı Salim. Az evvel iş yok diyerek göndermişti usta başı. Eve gelip de, şu garibi salonun ortasında görünce şeytan soldan yaklaşmıştı. Bir haftadır bakmışlardı ya. Yeterdi artık. "Bu kızı şehirden birinin oğluna beşik kertmesi yapmışlar dediler. Verelim büyütsünler. Büyüyünce de de oğluyla evlendirir işte." Zeynep Hatun'un kaşları havalandı şaşkınlıkla. "Duymadım ki hiç öyle birşey. Kim söyledi deyiver hele." "Usta başı Mahmut var ya. O söyledi. Avradı demiş ona da. Sen sor soruştur. Varsa aslı, verelim gitsin. Bir boğaza daha bakamam." Zeynep Hatun başını eğdi. Tedirgin gözlerle, gözlerine bakan kıza mahcup olmuştu sanki. Öyleydi Gülce. Koca adamı bile içine çekerdi gözleri. Başka bir çocuktu vesselam. İçini okur gibi bakardı insanın. Kocası odadan çıkınca, yanına ilişti kızın. " Bakma sen Salim emmine. Elde yok avuçta yok. Ondan böyle asabi. Hem şehire gidersen daha iyi olur senin için. Okuturlar da onlar seni belki. Büyük adam olursun." Gülce'nin gözleri ışıldamıştı sanki. Şu kararmış dünyasına, bir umut ışığı yanmıştı. ~~ Gülce, Zeynep Hatun, Salim Emmi... Büyük avlulu bir evin önünde kapının açılmasını bekliyorlardı. Zeynep Hatun araştırmış, Gülce'nin beşik kertmesi yapılan çocuğun ailesini bulmuştu. Lakin kabul edecekler mi bilmediğinden, gergindi. Gülce elinden hiç bırakmadığı bez bebeğine sıkı sıkıya yapışmıştı yine. Ondan güç alıyordu. "Kim o?" Kapının ardından gelen sese iştiyakla cevap verdi Salim. "Gülsüm Hanımla görüşecektik." Kapı birkaç dakika sonra ağır ağır açıldı. Başında yemeni olan, güzel yüzlü bir kız açtı kapıyı. "Buyrun. Anam içeride bekliyor." Salim önde, Zeynep ve Gülce arkada içeriye girdiler. Gülce korkuyla, Zeynep'in koluna sıkı sıkıya yapışmıştı. Sanki onu bırakıverip gidecekler sanıyordu. "Şöyle Buyrun. Anam kuran okumaktan geldi. Birazdan burada olur." Genişçe bir salonun üç yanında divanlar diziliydi. Divanların üzerinde, kaneviçe işli örtüler vardı. Yastıkların kenarları da kaneviçe işiydi. Üzerlerinde ise üçgen şeklinde serili dantel örtüler vardı. Ahşap pencerelerden içeriye güneş ışığı vuruyordu. Beş dakika oturdular yada oturmadılar. İçeriye, beyaz örtülü, heybetli bir kadın girdi. Kahve rengi gözleri, kara kaşları vardı. Nur yüzlü bir kadındı. Yüzünde hoş bir tebessüm vardı. "Hoşgeldiniz, safa geldiniz." diyerek karşıladı onları. Birbirlerini tanıma faslından sonra, Zeynep Hatun anlatmaya başladı olanları. "Gülce bizim kızımız değil, Gülsüm Hanım. Siz tanırmışsınız anasını babasını. Halil ve Mürüvet'in kızları Gülce, bu kızımız." Gülsüm Hanım'ın gözleri hayretle aralandı. Elini uzatıp, Gülce'yi yanına çağırdı.. "Oy kurbanım verene. Ne çabuk büyümüşsün sen böyle. Ne de güzel bir kız çocuğu olmuşsun." Çekingen bir şekilde yanına gelen Gülce'nin saçlarını okşarken, Zeynep Hatun sözüne devam etti. "Halil abi ve Mürüvet ablayı kaybettik maalesef. Yangın çıktı evlerinde. Bir bu gariban kurtuldu. Durumum olsa ben bakarım. Çok akıllı kızdır Gülce. Amma ve lakin kendimizi zor geçindiriyoruz. Duyduk ki oğluna beşik kertmesi yapmışsın Gülce'yi. Alsan büyütsen yanında. Büyüyünce de evlendirirsin oğlunla. Olmaz mı? " Duyduklarından yaşadığı ızdırap, kadının yüzüne yansıdı. Gülsüm Hanım aldığı haberden dolayı çok mahzun olmuştu. Gözlerine biriken yaşlar, yanaklarından süzülürken mırıldanıyordu. " Demek gitti ahretliğim ha. Mürüvet... Böyle mi olacakmış ölümün?" Ardından küçük kızı çekip bağrına bastı. Ağıt yakıyor gibi değildi. Sakince ağlıyordu. "Mürüvet'in emaneti başım gözüm üstünedir. Allah sizden de razı olsun. Kollayıp gözetmişsiniz. Bundan sonra bu kızcağız benim kızımdır. Tasa etmeyin." Zeynep Hatun'un içi rahatlarken, Salim kuş kadar hafiflemişti sanki. Bir küçücük Gülce, gittiği yere yük olmuştu. Yediği bir kuşun yediği kadardı. Sesi desen çıkmıyordu. Ancak hem öksüz, hem Yetim Gülce, insanların vicdanına fazla geliyordu. Gülsüm Hanım, Gülce'yi konuşturmaya, birkaç söz söyletmeye uğraşmıştı da kız ses vermeyince Zeynep Hatun, '' Garibim, ana babasının yandığı eve bakarken olsa gerek dili tutuldu. "demişti. Daha çok yandı Gülsüm Hanım'ın ciğeri. Yağmur olup yanan evin üstüne yağmak istedi. Lakin geç kalmıştı. Bundan sonra Gülce'ye yağmur olacaktı. Gülce, iyi olana kadar onun için çabalayacaktı. ~ Yedirip içirdiler misafirleri. Ardından yolcu ettiler köylerine. Kızı Hicran'la, Gülce'nin yüzü gülsün diye herşeyi yaptılar. O çekingenliği gitmişti Gülce'nin. "Ana," diye seslendi Hicran. "Tahir geldi." Gülsüm Hanım oğlunun odaya girişini bekledi bir müddet. Ki birazdan kapı açılmış, içeriye girmişti Tahir. "Selamun aleyküm ana." Anasına selam verdikten sonra yerde oturan küçük kız çekti dikkatini. Tahir, elinde bez bebekle oynayan kızın gözleri kendine dönünce, girdap gibi içine çekildiğini hissetmişti. Küçücüktü lakin, derin manalı gözleri içine çekip almıştı Tahir'i. Daha fazla bakamayacağını hissedip, anasına döndü. "Kim bu çitlembik gözlü kız ana?" Anası sıkıntılı bir halde gözlerini odada dolaştırdı. Aradığını bulamayınca, yerde bez bebeğiyle oynayan kıza seslendi. "Gülce kızım. Kalk Hicran ablan tatlı versin sana." Küçük kız bebeğini göğsüne bastırıp kalktı ayağa. Önce Gülsüm anaya, ardından Tahir'e baktı koyu yeşil gözleriyle. Yine irkilmişti Tahir. Tövbe çekti içinden. Küçücük çocuktu. Ne derin gözleri vardı öyle. Kız odadan çıkınca oğluna dönüp kararlı bakışlarını yüzüne dikti. "Gülce senin beşik kertmen Tahir." Bıyığı yeni terlemiş genç adamın kaşları çatıldı. El kadar bebeyle evlendirmeyi mi düşünüyorlardı onu? Divandan hızlıca kalkıp karşısına dikildi anasının. "O ne demek ana?! Kundaktaki bebeyle mi evlendireceksin beni?!" Anası sakin sakin yanındaki yeri gösterdi oturması için. "Heyheylenme deli oğlan. Gel otur anlatayım." Başta tereddüt etse de yumuşamıştı Tahir. Merakına yenik düşüp oturdu anasının kıyısına. Gülsüm ana anlatmaya başladı garibin başından geçenleri. Gözleri nemlenmişti. "Bizim Akifle yaşıt Gülce. Yaşasaydı kardeşinle baş göz edecektim. Anası ahretliğim benim. Gülce de tek çocuklarıydı. Duydum ki anası babası evlerinde çıkan yangında ölmüş. Bana getirdi köylü. Kimi kimsesi de yok." Tahir, celallenip yeniden kalktı ayağa. "Tamam ana. Anladım. Ama olmaz! Sevdiğim var benim. Hem, Akif öldü. Söz bitti. Mecbur değilsin sözünü tutmaya. Ha evlatlık alır, gariban beslerim dersen ayrı." Gülsüm ananın kara kaşları çatıldı. Onsekiz yaşındaydı oğlu. Şimdiden anasına atasına karşı gelecek kadar kimi seviyor olabilirdi ki? "Şimdi evlenmeyeceksiniz ki a oğlum. Büyüyüp serpilsin Gülce. Hem kimmiş sevdiğin, de bakalım? " Tahir'in keyfi kaçtı. Suçlu gibi gözlerini kaçırdı. " Sen boşver onu da, duymayacağım bir daha bunu. Bebek bakıcılığı mı yapacağım?" Gülsüm ana, lafını söyleyip odadan çıkan Tahir'e elindeki tesbihi fırlatıp, "Bana bak deyus. Sakın o şırfıntıyı bana gelin diye getireyim deme."diye bağırıyordu ardından.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE