"Şimdi de Melih'i mi öne sürüyorsun ana?! Yetmedi mi beni mecbur tuttuğunuz?"
Gülsüm ana, bağdaş yaptığı bacaklarını açıp uzattı aşağıya doğru. Dizlerini ovalarken, saydırıyordu içinden akılsız oğluna.
Diline geleni söylemeyip, "Ah oğlum. Sana dedim. Gülce, gül gibi kız. Evlenmem diye tutturdun. Melih'le yakışırlar. Yaşı geldi kızın. Baş göz etmek gerek." diye dillendirdi hislerini.
Tahir öfkeliydi. Neye olduğunu bilmiyordu lakin, içinde bir volkan kaynıyordu.
Daha fazla dayanamayıp, divandan kalktı. Elleri saçlarında dolandı odada bir müddet.
" Melih ne der bu duruma? "
Gülsüm ana, oğlunun kıvama gelmesine kıs kıs güldü içinden.
Melih de iyi oğlandı lakin, Gülce'yi oğluna düşünmüştü hep. Ahlakı da, becerisi de Tahir'e yaraşır, yanına yakışırdı.
Güldüğünü çaktırmadan, başından kayan yazmayı düzeltir gibi yaptı.
Boğazını temizleyip, "Ne diyecek oğlum. Gül gibi kızı kaçırmak istemez elbet. Görüşsünler bakalım. Belki hoşlaşırlar da oluverir bu iş." dedi.
Tahir duramayacaktı daha fazla. "Sen acele etme ana. Bir dur bakalım." diyerek anasının yüzünü güldürdü de haberi olmadı.
Evin bahçesine çıkıp, başında tüten dumanı söndürmek için, bir sigara yaktı.
Birkaç nefes çekmişti ki, Gülce tüm asaletiyle süzüldü dış kapıdan avluya doğru.
Başında, gelişi güzel saldığı yemeni, saçlarını kapatmaya yetmiyor, esen hafif rüzgarın tellerine dokunup dans ediyorlardı.
Tahir elindeki sigarayı toprağa atıp, üzerine basarak söndürdü. Yutkunup kendine doğru gelen kızın yaklaşmasını bekledi.
Gülce hiç ses etmeden içeriye girecekti ki, Tahir kolunu tutup durdurdu onu.
"Nereden geliyorsun sen?!"
Gülce Tahir'in sert sesine alınıp kuru kuru yutkundu. O nasıl bir soruş tarzıydı öyle. Sanki namusunu bekleyecek birisi olmasa koruyamaz mıydı kendisi.
Kavisli kaşları çatıldı, küçük burnu havaya kalktı.
"Ben nereye gittiğim konusunda sadece Gülsüm anama hesap veririm. O bile beni böyle itham etmez."
Kendi kendinin cesaretine şaşırmıştı Gülce. Kolunu kurtarıp saçlarını savurarak geçti evden içeriye.
Kız kumral saçlarını savurup yanından geçerken, ondan yayılan yasemin kokusu burnuna doldu. Gözlerini istemsizce kapatıp kendini çayırlarda yürürken buldu. Sanki çiçekli bir çayırda, tepede ışıl ışıl parlayan güneşin altında, yanında çağlayan dereyi izliyor gibi bir his yerleşti göğsünün ortasına.
O böyle hayallere dalmışken, Gülce evin kapısından girip gözden kaybolmuştu bile.
Yumruğunu sıkarken, amcaoğlu Melih ve Gülce'nin yanyana gelen görüntüsü sinir uçlarıyla oynadı.
Ne yani 'Sen olmazsan Melih de olur' mu diyordu bu kız? Esasında öyle demiyordu da, Tahir öyle anlamak istiyor gibiydi.
Başına giren sancıyla ellerini şaşaklarına atıp bastırdı sıkıntıyla.
Hala burnunda olan yasemin kokusunu içine çekti. Güzeldi Gülce. Bir içim su olmuştu. Nazik, naif ve zarif...
Hele insanı içine çeken, Çitlembik yeşili gözleri yok muydu?
Tahir'in gönlüne mühür vurmuştu sanki.