Elif, odasına adım attığında nefesi düzensizdi. Titreyen ellerini göğsüne bastırarak kendini sakinleştirmeye çalıştı. Barış'ın ve annesinin söyledikleri zihninde yankılanıyordu.
Tam o sırada kapı açıldı. Barış içeri girdi, kapıyı arkasından kapattı ve Elif’e doğru birkaç adım attı. Aralarındaki mesafe kapanırken, Elif geriye çekildi.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" diye sordu Elif, sesi tedirgindi.
Barış gözlerini kaçırmadan ona baktı. "Sakin ol. Buraya seni korkutmaya gelmedim."
Elif’in kaşları çatıldı. "O zaman ne için geldin? Annenin dediklerini yerine getirmek için mi?"
Barış derin bir nefes aldı. "Beni dinle Elif. Sen de ben de istemediğimiz bir şeyin içindeyiz. Ama buradan kaçamazsın. Eğer kaçmaya kalkarsan, annemin neler yapabileceğini biliyorsun."
Elif dişlerini sıktı. "Ben zaten buraya tutsak edildim. Şimdi de senden bir çocuk doğurmamı mı bekliyorsunuz?"
Barış kaşlarını çattı. "Bunu konuşmak için geldim. Seni zorlamak istemiyorum ama"
Elif, gözlerinde öfke ve kırgınlıkla Barış’ı susturdu. "Ama ne? Beni zorlamadan benden bir çocuk yapmamı mı isteyeceksin? Kendini kandırma Barış. Sen de annen gibisin!"
Barış bir an duraksadı. Yüzü sertleşti. "Ben annem gibi değilim, Elif. Eğer olsaydım, şu an seni dinliyor olmazdım."
Elif kollarını göğsünde bağladı. "Beni dinleyerek mi yardım etmiş oluyorsun?"
Barış iç çekti ve başını hafifçe eğdi. "Bunu anlamanı beklemiyorum. Ama bilmeni istediğim bir şey var… Eğer itaat edersen, Emir’i yanına aldırabilirim."
Elif’in gözleri büyüdü. "Ne?"
Barış başını salladı. "Eğer burada kalıp benimle uslu durursan, Emir’i de buraya getirtirim. Böylece en azından oğlunun yanında olabilirsin."
Elif’in nefesi kesildi. Aklı karmakarışıktı. Oğlunu görebilmek, onun yanında olabilmek… Bunun için her şeye razı olabilir miydi?
Barış bir adım daha attı, artık aralarındaki mesafe sadece birkaç santimdi. "Seçim senin, Elif. Emir’i istiyorsan, bu oyunun bir parçası olmayı kabul etmelisin."
Elif’in gözleri doldu. Başını eğdi, dudaklarını ısırdı. İçindeki savaşı hissetti. Kaçmak istiyordu, bağırmak, her şeyi reddetmek… Ama oğlunu düşündüğünde dizleri titredi.
Birkaç saniye süren sessizliğin ardından, zor duyulabilen bir sesle mırıldandı: "Tamam."
Barış başını salladı, gözlerinde zafer dolu bir parıltı vardı. "Akıllı karar."
Sonra arkasını dönüp kapıya yöneldi. Tam kapıdan çıkarken, Elif’in boğuk sesi onu durdurdu.
"Barış…"
Barış durdu ama arkasına dönmedi.
Elif gözlerini sıkıca kapattı. "Bana ne olursa olsun, Emir’e zarar vermeyeceğine dair söz ver."
Barış başını hafifçe yana eğdi ve kısa bir sessizlikten sonra, yumuşak ama sert bir sesle konuştu.
"Ben canavar değilim, Elif. Ama unutma, bu dünya zayıflara yer bırakmaz."
Sonra kapıyı kapatıp çıktı.
Elif, olduğu yerde çöktü. Ellerini yüzüne kapatarak hıçkırıklarını bastırmaya çalıştı.
Bu, onun en büyük sınavı olacaktı.
Eylül, Emir’i kucağına almış, onu sevgiyle izliyordu. Küçük çocuk, gözlerini ona dikmiş, sanki zihninde bir şeyleri tartıyormuş gibi sessizdi. Sonunda merakla sordu:
“Anne, geçen gün bana peçeli bir kadın getirdiniz ya… O kimdi?”
Eylül kısa bir duraksamayla yüzüne sahte bir gülümseme kondurdu. Elini Emir’in yanağına koyup sevgiyle okşadı. “Yakında onunla tekrar görüşebilirsin, anneciğim. Ama şimdilik merak etme, her şey yolunda.”
Emir kaşlarını çatıp dudaklarını büzdü ama annesinin sözlerini sorgulamamayı seçti. Başını sallayarak kucağına sokuldu.
Meyra, Devran’ın ailesinin evine gitmiş, ortamdaki gergin havayı sezmişti. Devran’ın annesi, mutfakta öfkeyle çay doldururken babası ağır bir sessizlik içindeydi.
Meyra derin bir nefes alarak sordu: “Ne oluyor burada? Niye herkes bu kadar gergin?”
Devran’ın annesi hışımla döndü. “Ne olacak! Senin sevgili Devran’ın yine başını belaya soktu. Borç içinde yüzüyoruz, adam olacak diye beklerken daha da batırıyor bizi!”
Meyra şaşkınlıkla Devran’a baktı. “Bu doğru mu?”
Devran sıkıntıyla saçlarını karıştırdı. “Her şey kontrol altında.”
Annesi sinirle çay kaşığını masaya vurdu. “Senin ‘kontrol altında’ dediğin şeyler yüzünden evimize haciz gelecek neredeyse!”
Meyra başını iki yana salladı. “Bunu sonra konuşacağız. Şimdi bir çözüm bulmamız gerek.”
Fatma , Melek’ten ilaçlarını eski mahallesindeki evden almasını istemişti. Melek adresi alıp oraya doğru yola çıktı. Küçük, mütevazı mahalledeki eve ulaştığında kapının açık olduğunu fark etti.
Kaşlarını çatıp içeri adım attı. Ev sessizdi. İçine garip bir his düştü.
Burada bir şeyler ters…
Tam geri çıkmayı düşünürken, içeriden hafif sesler duydu. Ayak sesleri…
Melek’in kalbi hızlandı. Eve hırsız mı girdi?!
Gözleri hemen bir vazo aradı ve eline aldığı gibi kapının arkasında saklandı.
Banyodan gelen su sesi kesildi. Ardından çıplak ayak sesleri duymaya başladı.
Şimdi tam zamanı!
Tam hırsız olduğunu düşündüğü kişiye vazoyu indirmek üzereyken, güçlü bir el bileğini havada yakaladı.
Melek’in gözleri kocaman açıldı. “Bırak beni, hırsız!”
Buğra kaşlarını kaldırdı. “Sen kimsin? Hırsız sensin!”
Melek şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Ben mi? Asıl sen kimsin? Burada ne arıyorsun?”
Buğra gülerek kafasını eğdi. “Komik olan şu ki, burası benim evim.”
Melek afalladı. “Ne?! Fatma teyzenin evi burası!”
Buğra kollarını göğsünde bağladı. “Evet, benim annemin evi.”
Melek’in ağzı açık kaldı. “Sen… Fatma teyzenin oğlu musun?”
Buğra gülümseyerek başını salladı. “Aynen öyle. Ve sen, hiç tanımadığın bir adamın kafasına vazo indirmeye çalışıyorsun.”
Melek utancını gizlemek için sinirli bir ifadeye büründü. “Ben sadece evde hırsız var sandım! İçeriden sesler geliyordu!”
Buğra eğlenceli bir ifadeyle kaşlarını kaldırdı. “Duştan çıkıyordum belki?”
Melek gözlerini devirip ona itmeye çalıştı ama bir anda Buğra’nın kol kaslarına dokununca şaşkınlıkla duraksadı.
“Sen… Ne kadar kaslısın böyle?” diye ağzından kaçırdı.
Buğra sırıttı. “Beğendiğine sevindim.”
Melek hemen elini geri çekti, yanaklarına sıcaklık yayılırken sinirli bir şekilde kollarını göğsünde bağladı. “Saçmalama! Fatma teyzenin evinde ne işin var?”
Buğra kaşlarını kaldırdı. “Sanırım bunu sana benim sormam gerekiyor.”
Melek derin bir nefes alıp gözlerini devirdi. “İlaçlarını almam için buraya gönderdi beni. Şimdi alıp gidebilir miyim?”
Buğra başını yana eğerek düşündü. “Bilmiyorum, belki biraz daha kalıp bana hırsız muamelesi yapmaya devam edersin.”
Melek dişlerini sıktı. “Çok komiksin.”
Buğra kıkırdadı. “Biliyorum.”
Melek derin bir nefes aldı. Bu adamla uğraşmak tam bir işkence olacak…
Melek, hızla kapıyı çarparak Fatma teyzenin evinden çıktı. İçinde hâlâ bir öfke vardı. Ne biçim bir adam bu! Şaka mı bu çocuk? diye söylenerek ilerledi. Birkaç adım attıktan sonra bir şey fark etti.
İlaçları unuttu!
Gözleri kocaman açıldı. “Hay aksi! O kadar sinirlendim ki almadan çıktım!”
Derin bir nefes aldı. Geri dönmek istemiyordu, özellikle de o kendini beğenmiş adamın yüzünü tekrar görmek istemiyordu. Ama Fatma teyze için başka çare yoktu.
Kendi kendine mırıldandı. “Sakin ol Melek, al ve hemen çık.”
Tekrar Kapıda
Melek ikinci kez kapıya geldiğinde biraz tereddüt etti. Lütfen açma, lütfen açma… diye dua ederken kapıyı çaldı.
Kapı açıldığında karşısında tahmin ettiği gibi yine Buğra vardı.
Buğra kollarını göğsüne bağlayıp kendinden emin bir ifadeyle eğlenceli gözlerle ona baktı. “Kaslarıma dayanamayıp geri mi döndün?”
Melek gözlerini devirip iç çekti. “Hah, çok komiksin. İlaçları unuttum, sadece onları alıp gideceğim.”
Buğra başını iki yana sallayarak kapıyı açtı. “Tabii, tabii. Aslında böyle bir bahaneye ihtiyacın yoktu ama olsun, madem öyle diyorsun.”
Melek kaşlarını çatarak içeri girdi. “Ne yani, seni görmek için mi geri döndüm sanıyorsun?”
Buğra omzunu silkti. “Bilemem. Ama mantıklı bir insan, bir evi hırsız sanıp içeri dalıp sonra da ‘yanlışlık oldu’ diyerek kaçtıktan sonra geri dönmez. O yüzden tekrar gelmenin tek açıklaması, benden hoşlanman olabilir.”
Melek derin bir nefes alıp ellerini beline koydu. “Sen gerçekten dünyayı kendi etrafında dönen bir yer sanıyorsun değil mi?”
Buğra hafifçe eğilerek ona yaklaştı. “Öyle değil mi?”
Melek hızla geri adım attı. “İlaçları alayım da hemen çıkayım!”
Melek mutfağa yönelirken Buğra onu takip etti. Dolapları açmaya başladı ama hiçbir şey bulamıyordu.
Melek içini çekti. “Fatma teyze bana dolapta olduğunu söyledi. Nerede bu ilaçlar?”
Buğra kaşlarını kaldırdı. “Hangi dolapta olduğunu söylemedi mi?”
Melek ters ters baktı. “Sen burada yaşamıyor musun? Bilmiyor musun?”
Buğra gülerek tezgaha yaslandı. “Ben genelde ‘anneee, şunu bulamıyorum’ diye bağırınca kendi önüme gelir.”
Melek dişlerini sıktı. “İnanılmazsın.”
Dolapları tek tek açmaya devam etti ama ilaç yoktu. Buğra bir süre onu izledikten sonra başını iki yana salladı.
“Beni etkilemek için fazla çaba sarf ediyorsun.”
Melek derin bir nefes aldı, kendini sakinleştirmeye çalıştı ama başaramadı. “Sana sinirlenmekten işime odaklanamıyorum! Söylesene, şu ilaçlar nerede?”
Buğra eğilip alt dolaplardan birini açtı ve kutuyu çıkardı. Melek kaşlarını kaldırarak ona baktı.
“Demek oradaydı…”
Buğra gülerek ona uzattı. “Sanırım bana ihtiyacın varmış.”
Melek hızlıca ilacı aldı. “Evet, çok teşekkür ederim! Hayatımı kurtardın! Şimdi müsaadenle…”
Tam kapıya yönelirken Buğra, kollarını arkasında bağlayarak seslendi. “Fatma teyzen hasta diye mi bu kadar uğraşıyorsun?”
Melek kapıda durdu. Omuzlarını dikleştirerek döndü. “O benim için çok kıymetli biri. Ona bir şey olursa kendimi kötü hissederim.”
Buğra başını salladı, gülümsemesi hafifçe yumuşadı. “Peki, o zaman. Görüşürüz, vazo savaşçısı.”
Melek gözlerini devirip hızla çıktı.