Buğra Meleğe seslenip sordu.
Buğra: “Sen… Soylu ailesinden misin?”
Melek şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. “Evet, ama”
Buğra bir anda yüzünü ekşiterek sert bir şekilde onu itti. “Defol git! Annemin ilacını almak sana düşmedi, ben götüreceğim.”
Melek, bir anda gelen bu ani değişime anlam veremeyerek ona sertçe baktı. “Ne yapıyorsun sen?! Az önce şaka yapan, peşimde dolanan adam nereye gitti?”
Buğra kollarını göğsünde bağladı. “Soylu ailesinden olduğunu bilseydim, seninle tek kelime etmezdim. O ailenin her bir ferdi yüzünden hayatımız mahvoldu.”
Melek derin bir nefes aldı, siniri iyice yükselmişti. “Beni tanımıyorsun bile! Ben kimseye zarar vermedim!”
Buğra alayla güldü. “Soylu soyadını taşıyorsan, yeterince zarar vermişsin demektir.”
Melek dişlerini sıktı. “Saçmalama! Fatma teyze benden rica etti, o yüzden buradayım. İlacı bana ver.”
Buğra, elindeki ilaç poşetini havaya kaldırarak başını iki yana salladı. “Hayır. Ben götüreceğim.”
Melek kaşlarını çattı. “Ver şu ilaçları dedim!”
Buğra, ilaç poşetini iyice sıkıp bir adım geri çekildi. “Beni zorlayamazsın, Soylu prensesi.”
Melek, sinirle ileri atıldı ve ilaçları almak için ona uzandı. “Sana ver diyorum!”
Buğra başını iki yana sallayarak poşeti arkasına aldı. “Hayır.”
Melek bir hamleyle poşeti kapmaya çalıştı ama Buğra refleksle geriye çekildi.
Melek: “Bu kadar çocuk olamazsın!”
Buğra: “Çocuk gibi davranan sensin! İlla almak istiyorsan, yakala bakalım!”
Buğra poşeti yukarı kaldırdı, Melek de refleksle zıplayıp onu almaya çalıştı. Ama Buğra ondan uzun olduğu için yetişemedi.
Melek: “Buğra! Sinirlerimi bozuyorsun!”
Buğra: “Ben mi? Asıl sen gereksiz inatçısın!”
Melek, öfkeyle poşeti almak için bir hamle daha yaptı, ama bu sefer dengesi bozuldu. Ayağı yerdeki halıya takıldı ve tam düşecekken Buğra da onu yakalamak için hamle yaptı.
Sonuç?
İkisi birlikte yere yuvarlandılar!
Ama olay burada bitmedi…
Düşme esnasında Melek’in dudakları yanlışlıkla Buğra’nın dudaklarına değdi!
Kısa bir sessizlik oldu.
Melek’in gözleri kocaman açıldı, nefesi kesildi. Buğra da donup kalmıştı, gözleri şaşkınlıkla ona bakıyordu.
Melek hızla doğruldu ve elini ağzına götürdü. Yüzü pancar gibi kızarmıştı.
Melek: “Ben… Ben… Bu… Böyle olmamalıydı!”
Buğra hala şoktaydı, ama kısa sürede kendini toparladı ve muzip bir gülümsemeyle Melek’e baktı.
Buğra: “Yani… Bana kaslarımdan etkilendiğini söylemiştin ama bu kadarı biraz fazla, sence de?”
Melek, yerdeki bir yastığı kaptığı gibi Buğra’nın kafasına fırlattı.
Melek: “SALAK! BU KAZAYDI!”
Buğra kahkaha attı. “Kazaydı, tabii, tabii! Ama çok tatlıydı, kabul et.”
Melek, yüzü kıpkırmızı olmuş bir şekilde ayağa fırladı. “SENİ BOĞACAĞIM BUĞRA!”
Buğra gülerek yerden kalktı ve poşeti ona uzattı. “Tamam, tamam, bu sefer hak ettin. Al şu ilaçları.”
Melek poşeti kaptığı gibi sinirle arkasını döndü ve yürümeye başladı. Ama bir yandan da içi fena halde karmakarışıktı.
Melek: Ne yaptım ben?! O öpücük… Nasıl oldu?!
Buğra, arkasından seslendi. “Melek?”
Melek sinirle döndü. “Ne var?!”
Buğra hafifçe gülümsedi. “İkinci öpücüğün ne zaman olacak, haber ver.”
Melek’in gözleri büyüdü, olduğu yerde dondu. Sonra çantasından bir şey çıkarmadan çantasını Buğra’ya fırlattı. “AHH! ÇOK SİNİR BOZUCU BİR ADAMSIN!”
Buğra, gülerek çantayı tuttu ve arkasından seslendi. “Görüşürüz, Soylu Prensesi!”
Melek, daha fazla kalırsa gerçekten patlayacağını hissederek hızla uzaklaştı. Ama kalbi deliler gibi çarpıyordu…
Melek, yüzü hâlâ ateş gibi yanarken evine geldi. Kapıyı çaldığında yaşlı kadın gülümseyerek açtı.
Fatma Teyze: “Ah, Melek kızım! Geldin mi? İlacı alabildin mi?”
Melek hızla başını salladı ve ilaç poşetini uzattı. “Evet, Fatma teyze. İşte burada.”
Fatma teyze poşeti aldı ve sevgiyle Melek’in elini tuttu. “Allah razı olsun kızım. Sen olmasan ne yapardım?”
Melek hafifçe gülümsedi ama kafasının içinde hâlâ az önce yaşanan olay dönüp duruyordu. Yanlışlıkla Buğra’yı öpmüştü! Ve o ukala adam bununla dalga geçmişti!
Fatma Teyze: “Kızım iyi misin? Rengin solmuş gibi.”
Melek hızla kendine gelerek başını iki yana salladı. “Yok, yok! İyiyim, sadece biraz yorgunum.”
Fatma teyze ona şefkatle baktı. “E, o zaman yukarı çık da biraz dinlen. Odanda rahat et.”
Melek, kaçmak için daha iyi bir bahane bulamazdı. “Evet! Bence de en iyisi o! Hemen çıkıyorum.”
Hızla merdivenleri tırmandı ve odasına girip kapıyı arkasından kapattı. Derin bir nefes alarak yatağa oturdu ve yüzünü ellerine gömdü.
Melek (kendi kendine): “Ben… Ben ne yaptım? Nasıl böyle bir hata yapabilirim?”
Gözlerini sıkıca kapattı ama ne kadar uğraşsa da az önce olanlar aklından gitmiyordu. Düşerken, o anlık panik, dudaklarının yanlışlıkla Buğra’nın dudaklarına değmesi… Ve o anın tuhaf bir şekilde uzun sürmesi…
Bir anda gözlerini açtı ve hızla kafasını iki yana salladı.
Melek: “Hayır, hayır! Bu tamamen bir kazaydı! Kaza! Unutmalıyım.”
Ama hatırladıkça daha çok utanıyordu. Ellerini yüzüne kapattı.
Melek: “Ahh! Keşke yer yarılsa da içine girsem!”
Sonra birden durdu. Peki ya Buğra? O şimdi ne düşünüyordu? Eminim yine sinir bozucu şakalar yapıyordur!
Melek battaniyenin içine gömülerek iç çekti.
Buğra'nın gözünden
Buğra, hâlâ sokakta dikiliyordu. Az önce yaşananları düşündükçe kaşlarını çattı. Melek... O kızın varlığı bile sinir bozucuydu. Hele hele Soylu ailesine mensup olduğunu öğrendiğinden beri!
Buğra (kendi kendine): “Soyluların hiçbirine güven olmaz. O da en az ailesi kadar çıkarcıdır. Eminim.”
Ama yine de… O sahne gözlerinin önünden gitmiyordu. Melek’le çekişirken dengesini kaybetmiş, birlikte yere kapaklanmışlardı. Ve… O anlık şok içinde yanlışlıkla onu öpmüştü.
Bir an olduğu yerde durdu.
Buğra (kendi kendine): “Öpüştük mü biz?! Yani, yanlışlıkla falan ama… Öpüştük mü yani?!”
Hemen kafasını iki yana salladı. Saçmalıyordu! Bu sadece bir kazaydı. Hem… O kızın öylece kaçıp gitmesi, yanaklarının kızarması, hatta göz göze bile gelememesi…
Buğra (kendi kendine): “Kesin çok utanmıştır. Hah, iyi olmuş! Biraz da o düşünsün!”
Ama içten içe kendini tuhaf hissediyordu. Melek’in yumuşacık dudakları… Hayır! Ne saçmalıyordu?!
Başını iki yana sallayıp omuzlarını gerdi.
Buğra (kendi kendine): “Unut gitsin Buğra. O bir Soylu! Senin düşmanın! Aklına bile getirme!”
Ama Melek’in o sinirle parlayan gözleri, dudaklarını ısırarak kendini frenlemeye çalışması, hatta onu ittirmeye çalışırken bir an için kaslarına dokunup duraksaması bile… Hepsi aklına kazınmıştı.
Buğra derin bir nefes aldı ve kendi kendine söylendi.
Buğra: “Yok, ben bu kızı boşuna kafaya taktım. Uzak duracağım. Kesin bilgi!”
Ama içten içe biliyordu ki, bu iş hiç de öyle kolay olmayacaktı…