11.Bölüm

1058 Kelimeler
Emre, geniş yemek masasının başında ailesine göz gezdirerek derin bir nefes aldı. Önündeki kadehi hafifçe kaldırıp boğazını temizledi. Herkes merakla ona bakıyordu. Emre: "Bugün şirketimiz için büyük bir gün. Uzun zamandır düşündüğüm bir kararı nihayet hayata geçiriyorum. Şirketimize yeni bir ortak alıyorum." Meyra kaşlarını kaldırarak sordu. Meyra: "Kim bu yeni ortak?" Emre hafifçe gülümsedi. Emre: "Barış Sayar." Bir anlık sessizlik masaya hakim oldu. Eylül, yani Elif olarak bilinen kadın, kaşlarını çatmamaya çalışarak başını önüne eğdi. Barış’ı tanıyordu. Hem de fazlasıyla. Ama bunu kimse bilmemeliydi. Eylül (Elif olarak): "Onu pek tanımıyoruz, değil mi?" Emre, omuz silkti. Emre: "İş dünyasında yükselen bir isim. Güçlü bağlantıları var. Şirketimize katkı sağlayacağını düşünüyorum. Bu yüzden bu akşam onu ve eşini yemeğe davet ettim." Eylül, içinde fırtınalar koparken yüzünde bir gülümseme oluşturmaya çalıştı. Barış buraya gelirse işler çok daha karmaşık hale gelecekti. Emre: "Aile olarak onu daha iyi tanımalıyız. Bu yüzden herkes en iyi şekilde ağırlansın. Barış ve eşi bizim için önemli misafirler." Eylül, içinden bir küfür savurup peçetesini sıkıca tuttu. Bu gece çok uzun olacaktı. Barış, odanın içinde kollarını bağlamış, karşısında duran Elif’e sert bir bakış atıyordu. Barış: "Bu akşam Emre Soylu’nun evine gidiyoruz." Elif’in yüzü gerildi. Elif: "Ne? Neden?" Barış: "Düşmanımı yakından tanımam lazım. Ama sen dikkat çekmeyeceksin. O yüzden peçeni takacaksın." Elif, gözlerini kaçırarak başını salladı. Bu işin sonu iyi bitmeyecekti. Elif: "Emir orada olacak mı?" Barış başını salladı. Barış: "Olacak. Ama kendini belli etme. Sadece güzelce rolünü oyna." Elif, iç çekerek peçesini taktı ve Barış’la birlikte arabaya bindi. Barış ve peçeli Elif, büyük yemek salonuna girdiklerinde herkes onları merakla süzdü. Emre, gülümseyerek ayağa kalktı ve Barış’ın elini sıktı. Emre: "Barış, hoş geldiniz. Eşiniz de bizim için büyük bir sürpriz oldu." Barış, peçeli Elif’e dönerek hafifçe gülümsedi. Barış: "Eşim biraz geleneksel biridir. Dışarıda fazla görünmeyi sevmez." Tam o sırada küçük Emir, gözleri ışıl ışıl bir şekilde peçeli kadına doğru koştu. Emir: "Sen geldin! Beni yine ziyarete geldin, değil mi?" Salondaki herkes Emir’in heyecanlı tepkisine şaşırdı. Eylül olduğu yerde donakalmıştı. Küçük oğlunun kendisini tanıyıp tanımadığını kestiremiyordu. Barış hemen Elif’in koluna hafifçe dokunup uyardı. Barış (fısıltıyla): "Dikkat çekiyorsun." Elif, korkuyla başını eğdi. Emir ise ona sıkıca sarılmıştı. Meyra, tatlı bir gülümsemeyle konuştu. Meyra: "Ne tatlı bir çocuk sevginiz var. Barış, eşiniz çocukları çok seviyor galiba?" Barış yüzünde sahte bir gülümsemeyle başını salladı. Barış: "Eşim çocukları çok sever. Zaten..." Kısa bir duraksamadan sonra Elif’in elini tuttu ve devam etti. Barış: "Zaten yakında bir çocuğumuz daha olacak." Salon bir anda sessizleşti. Ardından herkes şaşkın bir şekilde konuşmaya başladı. Emre: "Gerçekten mi? Ne harika bir haber!" Meyra ve Eylül hemen Elif’i tebrik etmek için ona doğru eğildiler. Meyra: "Tebrik ederiz! Ne güzel bir haber!" Eylül, gözlerini kısa bir an Barış’a dikti. Oyun mu oynuyordu? Yoksa gerçekten böyle bir durum var mıydı? Ama yüzüne belli etmeden sahte bir gülümsemeyle devam etti. Eylül (Elif olarak): "Çok sevindim…" dedi ama sesi sertti. Emre, resmi bir tonla konuşmaya başladı. Emre: "Öncelikle eşimi tanıtayım. Elif, canım eşim." Eylül (Elif olarak bilinen kadın), başını hafifçe salladı. Tam o sırada Barış’ın sesi duyuldu. Barış: "Ne tesadüf! Benim eşimin adı da Elif." Eylül’ün kanı dondu. Ama yüzündeki gülümseme asla kaybolmadı. Biliyordu. Barış, sadece kendisini tehdit ediyordu. Eylül, sahte bir neşeyle karşılık verdi. Eylül (sahte gülümsemeyle): "Adaşız o zaman, Elif." Ama o anda gerçek Elif’in elini sıkı bir şekilde kavrayarak sıktı. Öyle ki Elif, hafifçe irkildi. Barış, gözlerini kısarak Eylül’ü izledi. Eşinin elinin sıkıldığını fark etti. Tam o anda belini kavrayarak Elif’i kendine doğru çekti. Onu yönlendirdi ve hafifçe başını eğerek fısıldadı. Barış (fısıltıyla, yalnızca Elif duyacak şekilde): "Bu gece çok uzun olacak, Elif." Eylül, içten içe dişlerini sıktı. Barış oyun oynuyordu. Ve bu oyunda kaybetmek gibi bir lüksü yoktu. Elif, küçük Emir’in sıkıca sarıldığı an kalbinin ritminin değiştiğini hissetti. Oğlu, yıllardır ona hasret kalmıştı ve şimdi kollarının arasındaydı. Peçesinin ardında gözleri dolarken, kokusunu içine çekti. Oğlu… Kendi kanından canından olan küçük çocuğu… Emir, kafasını Elif’in omzuna yasladı ve derin bir nefes aldı. Emir: "Sen annem gibi kokuyorsun…" Elif, derin bir nefes alırken içinde kelebekler uçuştu. Küçük elleri, onun ellerini sıkıca kavramıştı. Ne söyleyeceğini bilemez haldeyken, Emir başını kaldırdı. Emir: "Yüzünü görmek istiyorum!" Barış’ın yüzü anında sertleşti. Gözleri kısılmış, tehditkâr bir şekilde Elif’e bakıyordu. Böyle bir hata yapamazdı! Barış’ın kasılan çenesi ve sıkılı yumrukları Elif’in tüylerini ürpertti. Barış (sertçe fısıldadı): "Sakın…" Elif, korkuyla geri çekildi. Eli hafifçe titrerken yavaşça başını iki yana salladı. Elif: "Benim yüzümün yarısı yaralı… Açamam." Emir’in kocaman gözleri kederle doldu. Masada herkes bir an sessizliğe gömüldü. Emir, küçük ellerini kaldırıp Elif’in peçesine hafifçe dokundu. Emir: "Ama… Öpersem geçer belki?" Elif’in kalbi sanki yerinden çıkacak gibiydi. Gözleri doldu ama gülümsemekten kendini alamadı. Küçücük bir çocuğun saf sevgisi, içini iliklerine kadar ısıtmıştı. Tam o anda Eylül (Elif olarak bilinen kadın), sahte bir tebessümle konuştu. Eylül (tatlı ama sert bir tonla): "Oğluşum, yeter ama… Böyle yaparak onu zor duruma koyuyorsun." Emir, annesi sandığı Eylül’ün sesini duyunca duraksadı. Kaşlarını hafifçe çatarak Elif’e baktı. Emir: "Ama ben onu sevdim!" Elif, içini çekerek küçük çocuğun saçlarını okşadı. Elif: "Ben de seni sevdim, Emir." Ama bu anın fazla uzun sürmesine izin verilmeyecekti. Barış, Elif’in bileğini hafifçe kavrayarak kendisine doğru çekti. Barış (düşük bir sesle): "Bu kadarı yeter, Elif." Elif, içinde fırtınalar koparak başını eğdi. Ne olursa olsun, oğlu biraz olsun sevgisini hissetmişti. Ve bu, ona her şeye rağmen umut verdi. Barış, salonda kısa bir süreliğine cep telefonuna baktı. Ekrandaki mesaj yüzünü ciddileştirmişti. Ardından başını kaldırıp herkesin ortasında konuştu: Barış: "Üzgünüm ama önemli bir telefon aldım. Gitmek zorundayız." Elif'in kalbi bir anlığına duracak gibi oldu. Barış’ın yüz ifadesi taş kesilmişti. Göz göze geldiklerinde, içinde gizlenen öfkeyi net olarak gördü. Elif (çekinerek, kısık sesle): "Peki…" Tam o sırada Emir, hızla Elif’in yanına sokuldu ve kollarını bacaklarına doladı. Emir: "Gitme! Lütfen… biraz daha kal! Seninle oyun oynamak istiyorum!" Elif ne diyeceğini bilemeden olduğu yerde kalakaldı. Gözleri dolmuştu, eliyle Emir’in başını okşadı. Elif: "Emir… keşke kalabilsem." Emir, ona sarılırken küçük elleriyle beline sarıldı. Barış bir adım geride bu sahneyi izliyordu. Yüzünde ince, sahte bir gülümseme belirdi. Ama gözleri soğuktu. Barış (yavaşça yaklaşarak, herkesin fark etmeyeceği şekilde Elif’in belini sıktı): "Hadi, Elif. Misafirliğin bir sınırı vardır." Elif içini çekti. Barış’ın elindeki baskıyı hissedince omurgasından bir ürperti geçti. Emir’e son bir kez sarıldı ve kulağına fısıldadı: Elif: "Hoşça kal, küçük prens." Emir üzgün ama anlam veremediği bir hisle başını salladı. Elif, Barış’ın yönlendirmesiyle ağır adımlarla salondan çıkarken, Eylül olanları dikkatle ve sinsice izliyordu. Eylül (kendi kendine, sahte bir tebessümle): "Oyun yeni başlıyor, canım kardeşim..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE