8.Bölüm

1214 Kelimeler
Elif, Barış’ın sözleri karşısında ne diyeceğini bilemeden yatağın ucunda oturuyordu. İçindeki korku büyürken Barış’ın gözlerindeki soğukluk içini ürpertiyordu. Barış, odanın içinde birkaç adım attıktan sonra tekrar Elif’in önünde durdu. "Doğru karar verdin, güzelim," dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Ne kadar uslu olursan, her şey o kadar kolay olur." Elif, gözlerini ona dikti. "Bunu bana nasıl yapabilirsin? Ben zaten her şeyimi kaybettim. Oğlumdan uzak kalıyorum, ailem beni ölü biliyor… Sen de benden bunu istiyorsun?" Barış derin bir nefes aldı, gözlerinde en ufak bir pişmanlık yoktu. "Bu senin için değil, Elif. Bu benim ve ailemin geleceği için. O çocuğu doğurduğunda her şey farklı olacak." Elif'in gözleri doldu. "Ya doğurmazsam?" Barış gözlerini kıstı. "Bunu sakın aklından bile geçirme. Annem, eğer bana ihanet edersen oğlunun hayatını mahvedeceğini söyledi. Sen de biliyorsun ki bunu yapabilecek biri." Elif’in kalbine bıçak saplanmış gibi oldu. Barış omuz silkerek arkasına yaslandı. "Ben sadece intikam isteyen bir adamım. Emre'nin hayatını mahvetmek için her şeyi yaparım. Ve sen, güzelim, bu planın en önemli parçasısın." Elif’in gözyaşları süzülürken hıçkırarak konuştu. "Eğer bunu yaparsam... Oğlumu bana geri vereceğini söylüyorsun. Yalan mı söylüyorsun Barış?" Barış yüzünü eğdi, gözlerini Elif’inkilerle buluşturdu. "Oğlunu görebileceksin. Ama önce bana kanıtlaman gereken şeyler var." Elif yutkundu, çaresizlik içinde odanın içinde dönerek derin bir nefes aldı. "Ne yapmamı istiyorsun?" Barış hafifçe eğilerek yüzüne yaklaştı. "Öncelikle, bu gece benimle aynı masada yemek yiyeceksin. Bir aile gibi." Elif irkilerek geriye çekildi. "Senin ailen değilim!" Barış’ın yüzü aniden sertleşti. "Artık öylesin. Evliyiz, Elif. Ve buna alışsan iyi edersin." Elif, içinde yankılanan bu cümleyle başını eğdi. Kendi kaderini artık kabullenmesi gerektiğini biliyordu. Oğlunun hayatı için… kendi hayatından vazgeçmek zorundaydı. Barış, odanın kapısını kapattığında içindeki huzursuzluk büyüyordu. Elif pencerenin önünde durmuş, dışarıdaki karanlığa bakıyordu. Onun sessizliği bile isyan kokuyordu. Barış birkaç adım attı ama yaklaşamadı. İçinde anlam veremediği bir huzursuzluk vardı. "Bu kadar suskun olma," dedi Barış, sesi sert çıkmıştı ama içinde bir kıpırdanma vardı. "Sana bir anlaşma sundum ve kabul ettin." Elif derin bir nefes aldı, gözleri hâlâ dışarıdaydı. "Kabul etmek mi?" dedi acı bir gülümsemeyle. "Bazen insanın başka seçeneği kalmaz." Barış dişlerini sıktı. İçindeki öfke büyüyordu ama bu öfke Elif'e mi, kendisine mi yoksa geçmişine mi bilmiyordu. "Sen bir Soylu idin, şimdi benim eşimsin. Bunu unutma." Elif arkasını döndü ve gözlerini Barış’a dikti. Gözlerinde korku yoktu, sadece derin bir yorgunluk. "Senin eşin miyim, yoksa bir esirin mi?" Barış bir an sustu. Bu soruya net bir cevabı yoktu. Onun için bu bir intikam meselesiydi. Ama neden Elif’in bakışları içine işliyordu? Neden bu kadar huzursuz hissediyordu? Elif birkaç adım attı, Barış'ın gözlerinin içine baktı. "Sana bir şey sorabilir miyim?" Barış kollarını göğsünde kavuşturdu, ifadesiz bir yüzle, "Sor," dedi. Elif gözlerini kaçırmadan konuştu. "Senin için bu sadece bir intikam mı? Yoksa içinde bir yerlerde beni kurtarmak isteyen bir adam da var mı?" Barış’ın nefesi kesildi bir an. İçinde fırtınalar kopuyordu ama belli etmedi. Yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. "Beni kurtarıcı sanıyorsan, büyük hata ediyorsun Elif." Elif başını salladı. "Zaten biliyordum," dedi, sesi kısık çıkmıştı. Oda sessizlik içinde kalmıştı. Barış içindeki karanlıkla, Elif çaresizliğiyle boğuşuyordu. İkisi de geçmişin zincirlerinden kurtulamıyordu. Ve o gece, sadece bedenleri aynı odada olsa da, ruhları birbirinden çok uzaktı. Ama Elif biliyordu… Bu savaşın galibi yoktu. Oda soğuktu. Belki de sadece Elif öyle hissediyordu. İçindeki boşluk, nefesini bile ağırlaştırıyordu. Barış pencerenin kenarına yaslanmış, sigarasını yakmıştı. Dumandan kaçmak ister gibi Elif başını çevirdi, gözlerini duvardaki eski bir tabloya dikti. Barış, sigarasından derin bir nefes çekip dumanı havaya savurdu. "Sessizliğin hiç bitmeyecek mi?" diye sordu. Elif gözlerini ondan kaçırmadan, alaycı bir ifadeyle konuştu. "Konuşmamı mı istiyorsun? Ne hakkında konuşalım Barış? Seninle evliliğimizi mi? Yoksa esaretimi mi?" Barış sinirle sigarasını küllüğe bastırdı. "Kurban rolünü oynamaktan vazgeç. Anlaşmayı sen kabul ettin." Elif’in yüzünde acı bir gülümseme belirdi. "Anlaşma mı? Sen anlaşma dediğin şeyi beni oğlumla tehdit ederek sundun." Barış bir adım attı, gözleri Elif’in gözlerine kilitlendi. "Ben sana sadece bir seçenek sundum. Kabul edip etmemek sana kalmıştı." Elif gülerek başını iki yana salladı. "Bazı seçenekler aslında seçenek değildir Barış. Senin sunduğun gibi." Barış gözlerini devirdi. "Peki ne istiyorsun Elif? Buradan kaçmak mı? Emir’i alıp eski hayatına dönmek mi?" Elif’in sesi kırılmış bir fısıltı gibi çıktı. "Eski hayatım zaten yok oldu. Ama oğlum… Oğlumu istiyorum." Barış birkaç saniye sustu, sonra başını hafifçe yana eğerek onu süzdü. "O zaman uslu ol, Elif. Ne kadar itaat edersen, o kadar çabuk oğlunun yanına dönersin." Elif’in yutkunması zorlaştı. Boğazına bir düğüm oturmuştu sanki. "Senin uslu olmak dediğin şey, kendi benliğimden vazgeçmek demek." Barış kaşlarını çattı. "Belki de o zaman hayat senin için daha kolay olurdu." Elif birkaç adım atıp yatağın kenarına oturdu, ellerini sıkıca birbirine kenetledi. "Barış… İçinde gerçekten hiç mi merhamet yok?" Barış derin bir nefes aldı ama cevap vermedi. Elif bu sessizliği fark etti ve acı bir gülümsemeyle başını salladı. "Anladım," dedi. "Sen artık sadece nefretinle yaşıyorsun." Barış, içinde kabaran duygulara engel olmaya çalışarak kapıya yöneldi. Çıkarken arkasına dönmeden sadece tek bir şey söyledi: "Ve sen de bu nefretin bir parçasısın, Elif." Kapı kapandığında Elif gözlerini sıkıca kapattı. Gözyaşlarını saklamak için değil, bu kâbusun ne zaman biteceğini bilemediği için… Elif, odanın içindeki sessizliği dinlerken kalbinin attığını hissediyordu. Barış’ın sözleri zihninde yankılanıyordu: "Ve sen de bu nefretin bir parçasısın, Elif." Kendi nefesini bile duyamayacak kadar donmuş gibiydi. Ama içindeki öfke, korku ve umutsuzluk dalgalar halinde yükseliyordu. Bu böyle devam edemezdi. Bir şey yapmalıydı… Tam o anda kapı aniden açıldı. İçeri giren Nermin oldu. Sert bakışlarıyla Elif’i süzdü, sonra sesi soğuk ve buyurgan bir şekilde yükseldi. "Neden hâlâ burada oturuyorsun? Kalk ve aşağı in. Evin içinde bir gelin gibi değil, bir hizmetçi gibi hareket edeceksin." Elif başını kaldırıp gözlerini kadının gözlerine dikti. "Beni köleniz mi sanıyorsunuz?" Nermin alaycı bir kahkaha attı. "Köle mi? Ah, güzelim, sen zaten kölesin. Bunu ne kadar erken kabul edersen, hayatın o kadar kolaylaşır." Elif dişlerini sıktı, ama bir şey söylemedi. Direnmek istiyordu, ama direnirse oğluna ne olacağını biliyordu. Nermin ona doğru eğilip fısıldadı. "Unutma, oğlun hâlâ Eylül'ün yanında. Eğer burada bir problem çıkarırsan, o çocuğun başına neler gelebileceğini hayal bile edemezsin." Elif’in gözleri doldu ama kendini topladı. "Onların istediği çaresiz bir kadın olmayacağım." Ağır adımlarla ayağa kalktı. "Ne yapmamı istiyorsunuz?" Nermin memnun bir gülümsemeyle başını salladı. "Aşağı inip yemek masasını hazırla. Bundan sonra buradaki herkesin hizmetindesin." Elif içindeki öfkeyi bastırarak kapıya yöneldi. Tam çıkarken Barış’la burun buruna geldi. Barış gözlerini Elif’e dikti, bir şey söylemeye hazırlanıyormuş gibi ağzını açtı ama sonra durdu. Nermin, oğluna dönerek emredici bir sesle konuştu. "Senin de artık sorumluluklarını yerine getirmen gerekiyor. Bu gece, bu kadını ailene layık hale getirmek için ilk adımı atacaksın." Barış kaşlarını çattı. "Ne demek istiyorsun?" Nermin gözlerini kısarak Elif’i işaret etti. "Soyumuzun devamı için bir erkek çocuğa ihtiyacımız var. Oğlum, vakit kaybetmeye gerek yok. Babanın intikamı için senin bir veliaht yetiştirmen gerekiyor." Elif’in kanı donmuştu. Bütün vücudu titriyordu. Barış bile bir anlığına irkilmişti. "Anne, bu konuyu daha sonra konuşuruz," dedi Barış, Nermin’in baskıcı bakışlarından kaçınarak. Nermin başını iki yana salladı. "Hayır Barış, şimdi konuşacağız. Onunla evlendin. Şimdi, o kadının bu aileye bir evlat vermesi gerek. Bu gece ona ne yapması gerektiğini anlatacaksın." Elif’in gözleri korkuyla açıldı. Bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazına düğümlendi. Barış bir an duraksadı. Sonra Nermin’e dönerek, "Tamam anne," dedi. Elif nefesini tuttu. Barış ona döndüğünde gözlerinde anlaşılmaz bir ifade vardı. "Odana git," dedi Barış, sesi duygusuzdu. Elif, ağır adımlarla odasına yöneldi. Kapıyı kapatırken, kalbinin daha önce hiç bu kadar hızlı atmadığını fark etti. Bu gece, her şeyi değiştirecekti…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE