Elif için her yeni gün, aynı acı ve çaresizlikle başlıyordu. Barış’ın annesi onu adeta bir köle gibi çalıştırıyordu. Sabahın erken saatlerinde mutfağa sokuluyor, evi temizliyor, yemek yapıyor ve en ufak bir hatasında aşağılanıyordu.
"Bulaşıkları daha dikkatli yıka, aptal kız! Cam gibi olmalılar!" diye bağırdı Barış’ın annesi.
Elif başını eğerek sessizce işine devam etti. Ona karşı gelmenin bir faydası olmayacağını biliyordu.
Barış ise günün çoğunu dışarıda geçiriyordu. İş dediği şey, yasa dışı anlaşmalar ve karanlık pazarlıklardı. Bir gün, eve geldiğinde yüzünde şeytani bir gülümseme vardı. Elif, onun bu halini görünce irkildi.
"Hazırlan, Elif," dedi Barış. "Eylül’ün evine gidiyoruz."
Elif şaşkınlıkla ona baktı. "Neden?"
Barış gülerek koltuğa oturdu. "Oğlunu görmek istemiyor musun? Sana küçük bir lütuf sunuyorum."
Elif’in kalbi hızla çarptı. Oğlunu görebilecek miydi? Ama bu işin içinde mutlaka bir oyun vardı.
Barış, Elif’i arabada bırakıp Eylül’ün evine tek başına gitti. Kapıyı çaldığında Eylül onu görünce kaşlarını çattı.
"Ne işin var burada?"
Barış içeri girdi ve kapıyı kapattı. "Sakin ol, Eylül. Sana bir teklifle geldim. Elif, oğlunu görmek istiyor."
Eylül şaşkın bir ifadeyle ona baktı. "Sen Elif’in oğluyla görüşmesine neden izin veriyorsun?"
Barış gülümsedi. "Çünkü bazen insanlara küçük umutlar verip, sonra onları yıkmak daha eğlencelidir."
Eylül dişlerini sıktı. "Sen gerçekten hasta bir insansın."
Barış omuz silkerek devam etti. "Ama bu Emir için de iyi olacak. Oğlunun annesini bir şekilde görmesi gerek, değil mi?"
Eylül bir süre düşündü. Emir’in annesini görmeye ihtiyacı vardı ama Barış’a güvenmek zordu. "Bir şartım var," dedi sonunda. "Elif, yüzünü örtmek zorunda. Emir, onu hemen tanımamalı."
Barış başını salladı. "Bunu kabul edebilirim."
Eylül, Emir’i bahçeye çıkardı. Küçük çocuk annesini uzun süredir görmediği için içine kapanık hâle gelmişti.
"Emirciğim," dedi Eylül nazik bir sesle. "Sana çok özel birini tanıştıracağım. Ama kim olduğunu sormadan önce sadece konuşmanı istiyorum, olur mu?"
Emir kaşlarını kaldırdı. "Tamam… Ama neden?"
"Bunu anlaman için onunla konuşmalısın."
O sırada Elif, yüzüne ince bir peçe takarak bahçeye çıktı. Kalbi küt küt atıyordu. Oğlunu görmek için yanıp tutuşuyordu ama ona sarılamayacağını bilmek canını acıtıyordu.
"Merhaba, Emir." diye fısıldadı.
Emir başını kaldırdı, yabancı kadına dikkatlice baktı.
"Sen kimsin?"
Elif boğazındaki düğümü yutkunarak zorladı. "Sadece… seni merak eden biri."
Emir başını eğdi. "Ama sesin… çok tanıdık geliyor."
Elif gözlerini kapattı. Küçük oğlunun ona yaklaşmak istediğini hissediyordu ama kendini geri çekmek zorundaydı.
"Bazen insanlar tanıdık gelir ama kim olduklarını bilmemiz gerekmez, değil mi?" dedi nazikçe.
Emir sessiz kaldı. Sonra elini uzatarak onun kokusunu içine çekti.
"Sen… güzel kokuyorsun. Annem gibi."
Elif’in gözleri doldu. Oğlu onu tanıyordu ama bilmiyordu. Bu duygu onu içten içe parçaladı.
Eylül hafifçe Emir’in sırtını sıvazladı. "Tamam Emir, içeri geçme vakti."
Emir, peçeli kadına son bir kez daha baktı. "Beni tekrar görmeye gelecek misin?" diye sordu.
Elif boğazına oturan düğümü yutkunarak cevap verdi. "Kim bilir? Belki bir gün."
Emir ağır adımlarla içeri giderken, Elif olduğu yere çöküp gözyaşlarını tutamadı.
Barış uzaktan bakıp alaycı bir ifadeyle güldü. "Ne dramatik bir sahneydi ama, değil mi?"
Elif ona nefretle baktı. "Sen bir canavarsın!"
Barış, Elif’in yanına eğilip fısıldadı. "Ve sen de bu canavarın eşi olarak yaşamaya devam edeceksin."
Elif içindeki tüm umudun bir kez daha söndüğünü hissetti. Ama oğlunun ona duyduğu o küçük bağ, içinde bir kıvılcım yakmıştı. Bir gün, ne olursa olsun, onu kurtaracaktı.
Barış, Elif’in kolunu sertçe kavradı, yüzünde küçümseyici bir ifadeyle ona yaklaştı. Gözleri soğuk, sesi ise emir verici bir tondaydı.
"İstediğini aldın. Oğlunu gördün. Şimdi sıra bende. Benim isteğimi yerine getireceksin."
Elif, Barış’ın elini hissettikçe tiksintiyle gözlerini kapattı ama tepki vermedi. Kaçmanın ya da karşı çıkmanın bir anlamı yoktu.
Barış alaycı bir gülümsemeyle eğildi. "Artık evliyiz, ona göre davran. Yakınımda dur, bana karşı çıkma ve bir eş gibi hareket et."
Elif, Barış’ın söylediklerine inanamıyordu. Evli olduklarını söylüyordu ama bu bir evlilik değildi; bu, onun zorla içine hapsedildiği bir kafesti.
Barış, Elif’in yüzündeki sessiz isyanı fark ettiğinde, gözlerini kısarak tehdidini daha da ileri taşıdı. "Eğer uslu olursan… oğlunu yanına aldırabilirim."
Elif’in gözleri büyüdü. Bu bir umut muydu, yoksa sadece bir başka yalan mıydı? Oğlu Emir’e kavuşma ihtimali onu bir an bile olsa harekete geçirmeye yetecek kadar güçlüydü. Ama Barış’a güvenmek… işte bu neredeyse imkânsızdı.
Buna rağmen ağzını açmadı, sessiz kaldı. Çünkü şu an direnmek, oğlunun hayatını riske atmak demekti.
Barış, Elif’in sessiz kalışını bir kabul olarak gördü ve memnun bir ifadeyle başını salladı. "Aferin. Böyle devam edersen belki bir gün mutlu bir aile bile olabiliriz."
Elif başını eğdi, gözlerindeki yaşları göstermemek için kendini zorladı. Barış’ın istediği gibi bir eş rolü oynayacaktı ama içindeki ateş, bir gün onu bu karanlıktan kurtaracak bir yol bulmak için yanmaya devam edecekti.
Barış, Elif’in kolunu sertçe tutup odanın içine itti. Elif sendeleyerek yere düşecekti ki duvara tutundu. Barış kapının eşiğinde durup ona sert bir bakış attı.
"Odadan çıkma, güzelim," dedi alaycı bir gülümsemeyle. "Bu gece senin için uzun olacak."
Kapıyı sertçe kapattı ve arkasını dönerek annesinin yanına gitti. Nermin, oturma odasında Sümeyye ile konuşuyordu. Kadın, Barış’ı görünce yüzünde ciddi bir ifade belirdi.
Nermin koltuğa yaslandı, gözlerini oğluna dikti. "Bu işi uzatmanın bir anlamı yok, Barış."
Barış kollarını göğsünde bağladı. "Ne istiyorsun, anne?"
Nermin gözlerini kıstı. "Ondan bir bebek istiyorum."
Barış öfkeyle burnundan soludu. "Ben o pis kadınla bebek yapmam!"
Nermin’in yüzü ciddileşti. "Babana verdiğim sözü yerine getireceğim, Barış! Emre Soylu’yu bitirmek istiyorsak en büyük darbe kan bağıyla vurulmalı. Bir erkek çocuk doğmalı. Emre’nin varisi, bizim kanımızdan olmalı."
Barış dişlerini sıktı. "Benim böyle bir plana ihtiyacım yok! Zaten elimde her şey var!"
Nermin başını iki yana salladı. "Eğer gerçekten her şeye sahipsen neden hâlâ Emre’yi alt edemedik? Eylül’ü kullanabilirsin ama o kadının bize vereceği şey bir bebek. O bebek soyumuzu kurtaracak."
Barış sessizce düşündü. Bir anlık öfkesi dinecek gibi oldu. Annesi her zamanki gibi akıllıca plan yapıyordu.
Nermin daha da yaklaştı. "Bu gece onu ikna et. Oğluyla tehdit et. Onu koynuna al. Bize bir erkek bebek versin."
Barış gözlerini kapattı, nefes aldı ve başını salladı. "Tamam."
Nermin’in yüzü zafer kazanmış gibi aydınlandı. "Güzel. O zaman hemen işe koyul."
Barış döndü ve Elif’in odasına doğru yürüdü. Kapıyı açıp içeriye girdi. Elif, yatağın kenarında oturuyordu. Onu görünce gözleri korkuyla büyüdü.
Barış kapıyı kapatıp ona yaklaştı. "Bir teklifim var."
Elif sessiz kaldı.
Barış eğilip gözlerinin içine baktı. "Oğlunu görmek istiyorsun değil mi?"
Elif’in kalbi hızlandı. "Ne demek istiyorsun?"
Barış kollarını cebine soktu. "Sana bir anlaşma sunuyorum. Eğer itaat edersen, oğlunu görebilirsin. Eğer bana itaat etmezsen, oğlunu sonsuza dek unut."
Elif’in gözleri doldu. "Benden ne yapmamı istiyorsun?"
Barış kaşlarını kaldırdı. "Benim karım gibi davranmanı istiyorum. Ve..." Sesini alçaltarak devam etti. "Bir çocuk istiyorum."
Elif’in nefesi kesildi. "Hayır!"
Barış tehditkâr bir şekilde ona yaklaştı. "Seçimini iyi yap, Elif. Eğer benimle iş birliği yaparsan, oğlun güvende olur. Eğer yapmazsan... Sonucuna katlanırsın."
Elif gözlerini kapattı, bir an düşündü. Oğlu Emir’in güvenliği her şeyden önemliydi. Gözyaşları yanaklarından süzülürken başını öne eğdi.
"Tamam," diye fısıldadı.
Barış zafer dolu bir gülümsemeyle başını salladı. "Akıllı olursan her şey daha kolay olur, güzelim."
Elif, içine düştüğü karanlığın artık dönüşü olmayan bir yol olduğunu anladı.