Gecenin karanlığı, Elif’in tutulduğu depoya sinsice çökmüştü. Küçük pencerenin ardından süzülen ay ışığı, beton zemindeki gölgesini belirginleştiriyordu. Zincirler olmasa bile buradan kaçamayacağını biliyordu. Barış, ona sadece birkaç saat önce yemek getirmişti ama açlık Elif’in en büyük derdi değildi. Akıl almaz bir oyunun içinde, çaresizce esir tutuluyordu.
Kapının ağır gıcırtısı duyulduğunda Elif, olduğu yerde irkildi. Adımların yankısı giderek yaklaşırken, kalbi hızla çarpmaya başladı. Kapı açıldığında karşısında yine Barış’ı buldu. Elinde bir anahtar, yüzünde kendine güvenen bir ifadeyle içeriye doğru ilerledi.
“Ne istiyorsun benden, Barış?” diye fısıldadı Elif, sesi titreyerek.
Barış kapıyı kapatıp duvara yaslandı, yüzünde hafif bir sırıtış vardı.
“Ne istediğimi bilmiyor musun? Sen Emre’nin karısısın. Ve Emre’yi alt etmenin anahtarı da sensin.”
Elif, gözlerini kaçırarak başını iki yana salladı.
“Benimle ne derdin var? Eğer Emre’den intikam almak istiyorsan bunu benim üzerimden yapmana gerek yok.”
Barış alaycı bir kahkaha attı.
“Sen hâlâ anlamıyorsun değil mi? Bu artık sadece bir intikam meselesi değil. Bu bir oyun. Ve ben bu oyunu kazanmaya kararlıyım.”
Elif ürpererek köşeye çekildi. “Bana zarar vermeyeceksin, değil mi?”
Barış gözlerini devirerek elindeki zincir anahtarını gösterdi. “Sana zarar vermek benim işime yaramaz, Elif. Ama senden faydalanabilirim.”
Elif’in gözleri korkuyla açıldı. “Bana ne yapacaksın?”
Barış, kısık bir sesle konuştu. “Seni biriyle tanıştıracağım. Annemle.”
Elif’in içini tarifsiz bir korku kapladı. Bu kadını hiç tanımıyordu ama Barış’ın ne kadar acımasız olduğunu gördüğüne göre, annesinin de farklı olmayacağını biliyordu.
Barış, Elif’i bir arabaya bindirerek eski bir malikaneye götürdü. İçeri girerken Elif’in elleri titriyordu. Koridordaki uzun aynalar, onun zayıf ve bitkin görüntüsünü yansıtıyordu.
Salon kapısı açıldığında içeride, yaşına rağmen son derece sert görünen bir kadın oturuyordu. Dik duruşu, sert bakışları ve elindeki şarap kadehiyle son derece otoriter bir havası vardı.
Kadın, Elif’i baştan aşağı süzüp alaycı bir gülümsemeyle konuştu. “Demek Emre’nin çok sevdiği Elif sensin?”
Elif konuşmak için ağzını açtı ama sesi çıkmadı. Kadının bakışları, buz gibiydi.
Barış, annesinin karşısına geçip gururla gülümsedi. “Anne, sana Emre’yi alt etmenin anahtarını getirdim.”
Kadın kaşlarını kaldırdı. “Bakalım bu kadar değerli bir anahtar mıymış?”
Ayağa kalkıp Elif’in yanına geldi ve çenesinden tutarak yüzünü kaldırdı.
“Güzel. Ama o kadar da özel değil. Senin yerine başkasını koyabiliriz, kimse anlamaz bile.”
Elif gözyaşlarını tutamayarak başını salladı. “Lütfen… Beni serbest bırakın…”
Kadın kahkahasını bastıramadı. “Zavallı kız. Bu işten artık kaçışın yok.”
Barış annesine dönerek ciddi bir ifadeyle konuştu. “Eylül ile bir anlaşma yaptık. Emre’ye boşanma kağıtlarını imzalattı. Aynı şekilde ben de Elif’e imzalatacağım. Sonra onunla evleneceğim.”
Kadın kaşlarını çattı. “Bu kadar basit mi? Emre’nin bunu kabullenmesi mümkün değil.”
Barış, annesinin yanına yaklaşıp elini omzuna koydu. “O zaten çoktan kandırıldı. Eylül, Elif’in yerine geçti. Gerçek Elif’in kim olduğunu asla öğrenmeyecek.”
Kadın derin bir nefes alarak koltuğuna geri oturdu.
“Zekice bir plan. Ama bu kız bana güven vermiyor. Onu dizginleyebilecek misin?”
Barış gözlerini kısarak Elif’e baktı.
Elif gözyaşları içinde yere çöktü. “Siz gerçekten insan mısınız?”
Barış gülümsedi. “Hayır, Elif. Biz sadece kaybetmeye tahammülü olmayan insanlarız.”
Günler geçmiş, Elif’in çaresizliği daha da derinleşmişti. Barış, ona sürekli psikolojik baskı yapıyor, onu kırılma noktasına getiriyordu. Sonunda Barış, nikâh günü için hazırlıkları tamamladı.
Elif’in üzerinde beyaz ama son derece sade bir elbise vardı. İçindeki fırtınalara rağmen bir kukla gibi hareket etmek zorundaydı.
Nikâh memuru karşılarında dururken, Barış elini Elif’in beline koyarak kısık sesle fısıldadı. “Sakın hata yapayım deme. Çünkü burada seni koruyacak kimse yok.”
Elif gözlerini kapadı. “Bunu neden yapıyorsun?”
Barış’ın sesi sertti. “Çünkü artık sen benim eşimsin. Ve bu evliliğin sahte olup olmaması umurumda bile değil.”
Elif’in kalbi sıkışırken, nikâh memuru imza atmasını söyledi. Elindeki kalemi titreyerek tuttu ve boşanma belgelerini imzaladığı gibi, artık başka bir adamın karısı oluyordu.
Memur, belgelere imzayı attıktan sonra başını kaldırarak konuştu. “Tebrikler. Artık resmen evlisiniz.”
Elif, gözyaşlarını içine akıtarak elindeki kalemi bıraktı. Özgürlüğü, hayatı ve kimliği elinden alınmıştı. Barış, yüzünde sinsi bir gülümsemeyle ona döndü.
“Şimdi oyun yeni başlıyor, sevgili karıcığım.”
Elif, içinde bulunduğu durumu kabullenmekte zorlanıyordu. O artık Barış’ın karısıydı ve bu evde, bu acımasız insanların arasında yaşamaya mahkûm edilmişti. Günler geçiyor, Barış ve annesi ona sürekli psikolojik baskı yapıyordu. Ne bir yere gidebiliyor, ne de dış dünya ile iletişim kurabiliyordu. Ama içindeki tek umut kaynağı oğlu Emir’di. Onu bir kez olsun görebilmek, onun iyi olduğunu bilmek istiyordu.
Bir akşam Barış yemek masasının başında oturmuş kahvesini yudumlarken Elif, ürkek adımlarla yanına yaklaştı.
"Barış, senden bir şey isteyebilir miyim?"
Barış, gözlerini kaldırmadan kahvesinden bir yudum daha aldı. "Ne kadar nazik oldun birden. Söyle bakalım, ne istiyorsun?"
Elif ellerini sıkıca birbirine kenetledi, sesi titriyordu. "Oğlumu görmek istiyorum. Sadece birkaç dakikalığına... Ne yaptığına, iyi olup olmadığına bakmak istiyorum."
Barış kaşlarını kaldırarak kahkahaya benzer bir ses çıkardı. "Gerçekten mi? Senin neyin eksik Elif? Burada lüks içinde yaşıyorsun. Hâlâ o çocuğu mu düşünüyorsun?"
Elif, gözyaşlarını tutmaya çalışarak başını salladı. "O benim oğlum, Barış. Ne yaşarsam yaşayayım, onu unutamam. Ne olur, sadece beş dakika…"
Barış, Elif’in gözlerinin içine baktı. Sonra başını yana eğerek düşündü. "Peki. Belki görebilirsin ama şartlarımı kabul edersen."
Elif’in içinde bir umut ışığı yandı. "Ne istersen yaparım. Yeter ki oğlumu görebileyim."
Barış gülümseyerek arkasına yaslandı. "Ne istersem mi? Bunu aklında tut. Çünkü bu iyiliği karşılıksız yapmayacağım."
Tam o sırada Barış’ın annesi içeri girdi. Zarif ama soğuk bir duruşla Elif’in yanına gelip onun omzuna elini koydu. Elif’in tüyleri diken diken oldu.
Kadın, hafif bir tebessümle fısıldadı. "Biliyor musun, Elif? Oğlun için endişelendiğini görmek ne kadar güzel. Ama şunu unutma…"
Elif’in kolunu sıkıca kavradı ve gözlerinin içine bakarak devam etti. "Eğer kaçmaya kalkışırsan... Eğer oğluma yanlış bir şey yaparsan... Bende senin oğlunu hayattan koparırım."
Elif’in nefesi kesildi. Birkaç saniye boyunca ne diyeceğini bilemedi. Tüm bedeni buz kesti, gözleri korkuyla büyüdü.
"Siz… Siz bunu yapamazsınız!" diye fısıldadı, sesi çaresizlikle titriyordu.
Barış’ın annesi acımasızca güldü. "Yapamayacağımı mı sanıyorsun? Sen bizimle oyun oynayabileceğini mi düşündün? Eğer bana ve Barış’a sadık kalırsan, oğlun güvende olur. Ama ihanet edersen... O zaman bir annenin yaşayabileceği en büyük acıyı sen de yaşarsın."
Elif’in içi parçalandı. Oğlu Emir’i korumaktan başka bir çaresi olmadığını anladı. Gözleri doldu, ama bu insanların karşısında zayıflığını göstermemeye çalıştı. Başını eğerek, sessizce onayladı.
Barış, annesine dönerek hafifçe başını salladı. "Sanırım ne demek istediğini anladı, anne. Elif artık bizim ailemizin bir parçası. Ve buradan çıkış yok."
Elif’in tüm dünyası karardı. Kaçacak yeri yoktu. Oğlu için, hayatta kalabilmek için bu cehennemin içinde yaşamak zorundaydı…