5.Bölüm

1348 Kelimeler
Soylu Konağı – Düğün Öncesi Son Hazırlıklar Eylül, düğün günü için her şeyin kusursuz olmasını istiyordu. Gelinlik seçimi, davetli listesi, yemek menüsü… Her detay onun kontrolündeydi. İçinde hem heyecan hem de zafer hissi vardı. Elif’in hayatını tamamen ele geçirmek üzereydi. Salonun ortasında büyük bir çiçek aranjmanı yerleştirilirken, Meyra kollarını kavuşturup ona yaklaştı. "Her şey fazla mükemmel değil mi sence de?" diye sordu alaycı bir sesle. Eylül hafifçe gülümsedi. "Güzel bir düğün yapmak suç mu?" Meyra kaşlarını kaldırdı. "Yok, suç değil. Ama ne bileyim… Sen sanki eskisi gibi değilsin, Elif. Daha… ne bileyim, değişik." Eylül, içindeki huzursuzluğu belli etmemek için hızla konuyu değiştirdi. "Meyra, lütfen bana yardım etmek istiyorsan şu davetlileri kontrol et. Gelmeyen olursa haberim olsun." Meyra, şüpheli bakışlarını birkaç saniye daha üzerinde gezdirdikten sonra başını sallayıp uzaklaştı. O sırada Emir koşarak Eylül’ün yanına geldi. Küçük elleriyle annesinin elbisesinden çekiştirerek gözlerinin içine baktı. "Anne, gerçekten artık gitmeyecek misin?" Eylül hafifçe diz çökerek ona sarıldı. "Tabii ki gitmeyeceğim, Emir. Artık hep birlikteyiz." Emir, bu sefer ilk defa tereddüt etmeden annesinin elini tuttu. "Tamam, o zaman düğünde en önde oturabilir miyim?" Eylül’ün yüzü aydınlandı. "Elbette, biricik oğlum!" Depo – Elif ve Barış Elif duvara yaslanmış, bileklerindeki zincirlere bakıyordu. Günlerdir burada olmasına rağmen umudunu kaybetmemeye çalışıyordu. Barış içeri girdiğinde gözlerini ona dikti. "Bugün düğün günü, biliyor musun?" dedi Barış soğuk bir sesle. Elif kaşlarını çattı. "Demek Eylül, bu kadar ileri gitmeye cesaret etti?" Barış gülerek tepsiyi önüne koydu. "Senin yerine, senin kocanla evleniyor. Nasıl hissediyorsun?" Elif yumruklarını sıktı. "O bunu yapamaz! Emre asla ona inanmaz!" Barış eğilerek gözlerinin içine baktı. "Şimdilik inanıyor gibi görünüyor. Ama merak etme, sen de bu masala uyum sağlarsan herkes mutlu olur." Elif derin bir nefes aldı. "Beni burada sonsuza kadar tutamazsınız, Barış. Gerçekler eninde sonunda ortaya çıkacak." Barış omuz silkerek ayağa kalktı. "O zaman acele et, çünkü saatler sonra her şey bitmiş olacak." Elif, Barış’ın arkasından bakarken dişlerini sıktı. Bir yolunu bulmalı, bir şekilde buradan çıkmalıydı… Soylu Konağı – Emre ve Devran Emre aynanın karşısında kravatını bağlarken, Devran kapıya yaslanmış onu izliyordu. "Gerçekten tekrar evleniyorsun ha?" Emre aynadan abisine baktı. "Neden bu kadar şaşırıyorsun?" Devran omuzlarını silkti. "Bilmiyorum, sanki her şey fazla hızlı gelişiyor gibi. Hem Elif de biraz farklı davranıyor." Emre derin bir nefes aldı. "Herkes bana aynı şeyi söylüyor. Ama belki de ben onu yeterince tanımadım. İnsanlar değişebilir, değil mi?" Devran başını salladı. "Belki de… Ama yine de dikkatli ol. Bir şeyler garip hissettiriyorsa, genellikle bir nedeni vardır." Emre, içindeki huzursuzluğu bastırarak aynaya son kez baktı. Artık kararını vermişti. Ama içindeki bir ses, her şeyin göründüğü gibi olmadığını fısıldıyordu… Melek’in Dönüşü ve Beklenmedik Karşılaşma İstanbul Havalimanı… Melek, terminal kapısından çıkarken derin bir nefes aldı. Yıllar sonra tekrar İstanbul’daydı. İçinde heyecanla karışık bir huzursuzluk vardı. Burayı özlemişti ama aynı zamanda geri dönmek, bıraktığı hayatı yeniden kucaklamak garip bir histi. Elindeki valizi sıkıca kavrayarak dışarı yöneldi. Bir taksi bulmaya çalışırken, bir anda çantasını yerleştirdiği valiz devrildi. Dengesini kaybederek sendeledi ve yanındaki kişiye çarpıp ikisini de yere düşürdü. Adam, gözlerini kısarak sinirle ayağa kalktı. “Hey! İnsan biraz dikkatli olur!” Melek de hızlıca toparlanarak sinirle karşılık verdi. “Belki de yürüyen duvar gibi durmasaydınız, çarpmazdım?” Adam kollarını göğsünde kavuşturdu. “Vay canına! İstanbul’a yeni inen turist kontenjanından mısınız yoksa her yerde kaos çıkarmaya mı geldiniz?” Melek gözlerini devirdi. “Özür dilemek yerine suçlu hissettirmeye mi çalışıyorsunuz?” Adam başını yana eğip hafifçe gülümsedi. “Senin gibi sakar biriyle daha önce karşılaşmadım, o yüzden biraz şaşkınım.” Melek gözlerini kıstı. “Ben de bu kadar ukala birini ancak filmlerde görmüştüm. Ama gerçek hayatta daha da sinir bozucu oluyormuşsunuz.” Adam kahkaha attı. “En azından fark yaratıyorum. Şimdi, sakarlık kontenjanını doldurduğuna göre, gideceğin yere kazasız belasız ulaşabileceğini umuyorum.” Melek derin bir nefes alıp başını iki yana salladı. “Sizin gibi biriyle daha fazla vakit kaybedemem.” Adam hafifçe eğilerek teatral bir reverans yaptı. “O zaman sizi uğurlayayım, prensesim.” Melek hızla arkasını dönüp taksiye doğru ilerledi. Adam ona bakarken başını hafifçe salladı. “Kadında fena bir enerji yok aslında…” diye mırıldandı. Melek taksiye binerken kendi kendine söylendi. “Kiminle karşılaştım ben böyle? Tam bir baş belası!” Ve kaderin yollarını nasıl keseceğinden henüz haberleri yoktu… Melek, taksinin camından dışarı bakarak büyüdüğü evi gördüğünde derin bir nefes aldı. Yıllar sonra döndüğü bu evde nelerin değiştiğini merak ediyordu. Şoföre teşekkür edip valizini aldı ve kapıyı çaldı. Kapıyı açan kişi Fatma oldu. Melek’i görünce gözleri kocaman açıldı. "Ah, Melek! Kızım, sen misin? Aman Allah’ım, büyümüşsün, güzelleşmişsin!" Melek gülümseyerek Fatma’ya sarıldı. "Seni çok özledim, Fatma teyze! Her şey yolunda mı?" Fatma, içeriden gelen gürültüye doğru başını çevirdi. "Ah, içerisi biraz karışık, düğün hazırlıkları var!" Melek kaşlarını çattı. "Düğün mü? Kim evleniyor?" Tam o sırada Melek’in annesi Ayşe mutfaktan çıktı. Kızını görünce gözleri doldu. "Melek! Canım kızım!" Anne kız birbirlerine sıkıca sarıldılar. Ayşe kızının yüzüne bakarak başını okşadı. "Ne kadar özledim seni… Artık dönmeye karar verdin mi?" Melek iç çekti. "Sanırım evet. Ama biri bana burada neler olduğunu anlatabilir mi? Kim evleniyor?" Ayşe bir an duraksadı. "Şey… Elif ve Emre." Melek’in gözleri büyüdü. "Ne?! Elif ve Emre mi? Yani abim mi?" Ayşe başını salladı. "Aynen öyle. Büyük bir düğün olmayacak ama aile içinde güzel bir kutlama yapılıyor." Melek’in kafası karışmıştı ama şimdilik fazla soru sormamaya karar verdi. Yanındaki çantasından çıkardığı küçük hediyeleri herkese uzattı. "Bunları yurtdışından getirdim. Fatma teyze, senin için el yapımı bir mutfak önlüğü! Anne, sana şu güzel şalı aldım. Emir nerede? Onun için de küçük bir sürprizim var!" Ayşe gülümseyerek hediyeleri aldı. "O yukarıda. Eminim hediyeni çok sevecek." Melek içeriye girip herkesle selamlaştıktan sonra odasına çıktı. Yıllardır görmediği odası aynıydı, sadece biraz daha düzenliydi. Valizini bir köşeye koyarak aynada kendine baktı. "Kendi evimde bile misafir gibi hissediyorum…" diye mırıldandı. Ama burada neler olup bittiğini öğrenmeye kararlıydı. Salonun ortasında büyük bir masa hazırlanmış, nikâh memuru yerine geçmişti. Herkes sessizce beklerken, Elif olduğu sanılan Eylül yüzünde sahte bir masumiyetle gülümsüyordu. Emre ise durgun ve düşünceliydi. İçinde bir huzursuzluk vardı ama artık geri adım atmak için çok geçti. Nikâh memuru belgeleri önlerine koyduğunda, Eylül eline kalemi aldı ve hiç tereddüt etmeden imzasını attı. Ardından Emre’ye döndü, gülümseyerek. "Hadi sevgilim, sırada sen varsın." Emre kalemi eline alıp imzaya doğru eğildi ama içinden bir ses hâlâ bir şeylerin ters olduğunu söylüyordu. Yine de, dışarıya bir şey belli etmeden imzasını attı. Nikâh memuru başını sallayarak belgeleri topladı. "Tebrikler, artık resmen evlisiniz." Eylül, zafer kazanmış gibi Emre’nin elini tuttu ve gülümseyerek ona baktı. "Bundan sonra her şey çok daha güzel olacak." Emre hafifçe başını salladı ama içindeki garip hisler bir türlü kaybolmuyordu… Nikâhın ardından herkes mutlu görünüyordu ama Melek’in kafasında hâlâ soru işaretleri vardı. Abisinin Elif’le yeniden evlenmesi onu şaşırtmıştı ama şimdilik fazla sorgulamamaya karar verdi. Salonda herkes konuşurken Melek çantasını açtı ve getirdiği hediyeleri çıkardı. İlk olarak Meyra’ya yaklaştı ve ona küçük, şık bir kutu uzattı. "Meyra, bu sana. Özel bir parfüm, Paris’ten aldım. Tam senlik bir koku!" Meyra heyecanla kutuyu açtı, zarif cam şişeyi eline alıp kokladı. "Melek! Bu gerçekten harika! Tam da benim sevdiğim gibi çiçeksi ama hafif odunsu bir kokusu var. Teşekkür ederim, harikasın!" Melek gülümseyerek başını salladı. "Beğenmene sevindim. Abime de bir şey aldım!" Emre, nikâhın verdiği garip hisleri henüz üzerinden atamamışken, Melek’in uzattığı kutuyu görünce şaşırdı. "Bana mı? Ne gerek vardı, Melek?" Melek gözlerini devirdi. "Aman abi, her şeyde bu kadar ciddi olma. Aç hadi!" Emre hafifçe gülümsedi ve kutuyu açtı. İçinden klasik ama modern tasarımlı, siyah kayışlı şık bir saat çıktı. "Vay… Bu gerçekten güzelmiş. Tam zevkime göre." Melek kollarını kavuşturdu. "Tabii ki öyle, sonuçta ben seçtim!" Eylül (Elif olarak bilinen), Melek’in hediyeler dağıtmasını uzaktan izliyordu. Melek’in dönüşü planları için ufak bir risk oluşturabilirdi ama şimdilik belli etmemeye karar verdi. Hafif bir gülümsemeyle yaklaştı. "Melek, çok düşüncelisin. Gerçekten herkes için hediyeler getirmişsin." Melek’in içi rahat etmese de yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. "Evet, uzun zaman ayrı kalınca böyle şeyler yapmak istedim." Eylül, Emre’nin elini tuttu ve samimi bir şekilde konuştu. "Artık resmen karı kocayız. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Umarım hepimiz için güzel olur." Emre hafifçe başını salladı ama gözleri hâlâ boş bakıyordu. Melek, abisinin yüzündeki garip ifadeyi fark etti ve içten içe bir şeylerin yolunda gitmediğini hissetti. Ama bunu öğrenmek için biraz zaman gerekiyordu…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE