3.Bölüm

1632 Kelimeler
Eylül, Elif’in yerine geçtiğinden beri her şey istediği gibi ilerliyordu. Emir, başlarda onu reddetse de zamanla onun “annesinin” bu haline alışacağını düşünüyordu. Emre, iş yoğunluğuyla ilgilenirken Eylül de ailedeki yerini sağlamlaştırmaya çalışıyordu. (Salonda, Emir oyuncak arabalarını halının üzerine dizmiş, ama keyifsizce oynuyordu. Eylül, mutfaktan çayını alıp oğlunun yanına geldi ve yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi.) Eylül (şefkatli bir sesle): Küçük prensim, neden böyle somurtuyorsun? Emir başını kaldırmadan arabalarıyla oynamaya devam eder. Emir: Annem böyle konuşmazdı. Eylül’ün yüzü anlık olarak gerilse de hemen toparlanır ve çayını masaya bırakıp Emir’in yanına oturur. Eylül: Ama ben senin annenim. Bazen insanlar değişir, biliyor musun? Belki biraz yorgunum, o yüzden farklı hissediyorsundur. (Emir kafasını yana eğer, annesine dikkatlice bakar. İçindeki huzursuzluk geçmemiştir ama kelimelere dökmekte zorlanır. Eylül, Emir’in saçlarını okşarken içinde büyüyen sabırsızlığı bastırmaya çalışır.) Emir: Ama sen eskiden masal anlatırken farklı anlatırdın. Uyurken şarkı söylerdin. Şimdi hiç söylemiyorsun. Eylül’ün eli bir an duraksar. Elif’in anne olarak küçük detaylarla nasıl bir iz bıraktığını fark eder ve içinden lanet okur. Ama kendini hemen toparlar. Eylül (nazik bir gülümsemeyle): O zaman gel, birlikte masal okuyalım. Sen hangi hikâyeyi istiyorsan onu anlatayım. Emir bir an düşündükten sonra başını sallar, ama gözlerindeki şüphe kaybolmaz. Emir: Tamam. Ama eskisi gibi anlat. Eylül, sinirini gizleyerek eline bir kitap alır ve Emir’in yanına uzanır. Onun güvenini kazanmak için her şeyi yapmaya hazırdır. Ancak Emir’in bakışları hâlâ sorgulayıcıdır. Bir şeylerin ters gittiğini hissetmektedir, ama ne olduğunu çözememektedir. Tam o sırada Emre içeri girer, yorgun ama sevgi dolu bir ifadeyle karısına ve oğluna bakar. Emre: Ne yapıyorsunuz bakalım? Eylül, Emre’nin gelişini fırsat bilerek hemen sevgi dolu bir eş rolüne bürünür. Eylül: Emir’le biraz vakit geçiriyoruz. Masal okuyacağım. Emre gülümser, oğlunun başını okşar. Emre: Aferin size. Emir, annene iyi davran olur mu? Emir sessizce başını sallar, ama yüzünde hâlâ huzursuz bir ifade vardır. Emre, oğlunun bu tavrını fark etmese de Eylül fark eder. İçinden, “Bu çocuk sandığımdan daha akıllı” diye geçirir ama yine de pes etmeye niyeti yoktur. Eylül, Emre’nin yanına giderek ona sarılır, başını göğsüne yaslar. Eylül: Seni çok özledim bugün. Emre, karısının bu ani duygusal tavrına alışkın olmadığı için şaşırır ama gülümseyerek onu kollarına alır. Emre: Ben de seni özledim. Ama sen iyi misin? Son zamanlarda biraz farklısın gibi geliyor. Eylül, içinden hızla bir bahane üretir ve tatlı bir şekilde gülümser. Eylül: Sadece biraz yorgunum. Ama sen yanımdayken her şey daha güzel. Emre, Eylül’ün sözlerine inanarak onu daha sıkı sarar. Emir ise onları izlerken içinden bir şeylerin yanlış olduğunu fısıldar, ama bunu kimseye anlatamaz. Çünkü annesi gibi görünen bu kadın… gerçekten annesi gibi hissettirmiyordur. ... Telefon çaldığında Barış gözlerini devirdi. Ekrandaki isim planladığı kaosun habercisiydi: Eylül. Derin bir nefes alıp açtı telefonu. "Ne var, Eylül?" "Soğuk davranma, Barış. Sana harika bir teklifim var." "Şu an pazarlık yapacak havamda değilim." "Yanlış düşünüyorsun. Bu, sadece bir teklif değil, intikamının anahtarı." Barış kaşlarını çatıp dikkat kesildi. "Konuş bakalım." "İkizim Elif’i depoya kapatmıştık ya, hatırlıyorsun değil mi?" "Gereksiz bir soru, Eylül. Ne anlatmak istiyorsan doğrudan söyle." "Emre’ye boşanma kağıtlarını imzalatacağım. Sen de aynı şekilde Elif’e imzayı attıracaksın." Barış bir an sessiz kaldı. "Sonra?" "Sonra Emre Elif’ten resmen boşanmış olacak. Ve sen, Elif’le evleneceksin." Barış, duyduklarını tartmak için birkaç saniye sessiz kaldı. "Elif bunu kabul edecek mi sanıyorsun?" "Edecek. Çünkü başka seçeneği olmayacak. Ona öyle bir oyun kuracağım ki, Emre’yi tamamen kaybettiğini düşünecek. Ve sen onun tek sığınağı olacaksın." Barış gülümsedi. "Şeytanca bir plan yapmışsın, Eylül. Ama hâlâ emin değilim." "Emin olmalısın. Emre’den intikam almak istiyordun, değil mi? Onun benim ikizim Elif’le evlenerek intikam al. Bu, onu içten içe çürütecek, her şeyi kaybettiğini ona gösterecek." Barış gözlerini kıstı. "Eğer işler planladığın gibi giderse, bu gerçekten de muhteşem bir hamle olur." "Planım kusursuz, Barış. Bana güven. Kazanan biz olacağız." Barış hafifçe gülerek telefonu sıktı. "Tamam, anlaştık. Ama unutma, bana ihanet edersen sonuçlarına katlanırsın, Eylül." Eylül kendinden emin bir sesle cevap verdi. "Endişelenme, Barış. Biz aynı taraftayız." Telefon kapandığında Eylül derin bir nefes aldı. Şimdi sıradaki adımı atmanın zamanıydı. Eylül, telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldı. Planı adım adım ilerliyordu. Artık her şeyin kusursuz olması gerekiyordu. Emre'yi yönlendirmeli, Elif’i iyice köşeye sıkıştırmalıydı. Ama önce Barış’ın Elif’e imzayı attırması gerekiyordu. Barış, depoya doğru ilerlerken cebinden anahtarları çıkardı. Kapıyı açıp içeri girdiğinde Elif hâlâ köşede oturuyordu. Saçları dağılmış, gözleri kızarmıştı. Gözyaşlarını silmeye bile mecali kalmamıştı. Barış sert bir sesle konuştu. "İyi uyudun mu, Elif?" Elif başını kaldırıp nefretle baktı. "Buradan çıkacağım ve seni mahvedeceğim, Barış!" Barış alaycı bir kahkaha attı. "Beni mi mahvedeceksin? Komik olma. Senin kaderin artık benim elimde." Elif dişlerini sıktı. "Emre beni bulacak. Oğluma kavuşacağım. Bunu yapamazsın!" Barış gözlerini devirdi. "Bak, Elif. Direnmek sana bir şey kazandırmaz. Şu kağıdı imzala, her şey senin için daha kolay olur." Elif gözlerini kısıp kağıda baktı. "Bu ne?" "Boşanma dilekçesi. Sen ve Emre... Artık resmen bitti." Elif’in gözleri kocaman açıldı. "Asla! Asla imzalamam!" Barış bir adım yaklaşıp eğildi. "Eğer imzalamazsan, Emir’i bir daha asla göremezsin. Seni sonsuza kadar burada tutarım." Elif’in nefesi kesildi. "Bunu yapamazsın…" Barış kağıdı önüne koyup kalemi uzattı. "Seçimini yap, Elif. Emre’ye ait son bağını da koparıp özgürlüğüne kavuş ya da burada çürümeye devam et." Elif, çaresizlikle kağıda baktı. Gözlerinden süzülen yaşlara rağmen elleri titreyerek kalemi aldı. "Bunu bana nasıl yaparsınız..." Barış keyifle izledi. "Harika. İşte böyle uslu durunca her şey daha kolay olur." Elif’in gözlerinden yaşlar akarken titrek bir imzayla kağıdı imzaladı. Barış zafer kazanmış gibi sırıttı. "İşte böyle, güzelim. Artık sen, Emre’nin geçmişinde kalan bir hatırasın. Ve çok yakında benim karım olacaksın." Elif başını kaldırıp ona baktığında gözlerindeki kin ve öfke, Barış’ın bile bir an duraksamasına neden oldu. "Bunu asla kabul etmeyeceğim." Barış kağıdı katlayıp cebine koyarken gülümsedi. "Senin fikrini soran olmadı, Elif." Depodan çıkıp kapıyı kilitlediğinde Eylül’ü aradı. "İşlem tamam, Eylül. Elif artık Emre’nin karısı değil." Eylül’in sesi keyifle titredi. "Harika. Şimdi sıra bende." Telefon kapandığında Eylül, Emre’yle yapacağı konuşmayı kafasında tasarlıyordu. Planının en kritik anı gelmişti. Eylül, elindeki boşanma dilekçesini sıkıca kavrayarak derin bir nefes aldı. Her şey yolunda giderse, Emre artık Elif’ten tamamen kopmuş olacaktı. O zaman hiçbir engel kalmayacaktı. Kendini toparlayıp Emre’nin odasına doğru ilerledi. Kapıyı nazikçe çaldı. Emre yorgun bir sesle içeri girmesini söyledi. Eylül içeri adım attığında, Emre’nin gözlerindeki hüzün hemen dikkatini çekti. Adam günlerdir doğru dürüst uyumamış gibiydi. Emre elindeki dosyalara göz gezdirirken başını kaldırmadan konuştu. "Bir şey mi oldu, Elif?" Eylül sahte bir üzgünlükle kağıtları masanın üzerine koydu. "Emre... Bunu artık uzatmamamız gerektiğini düşündüm." Emre kağıtlara göz gezdirdiğinde, gözleri bir an boşanma dilekçesinde takılı kaldı. Kaşlarını çattı. "Bu da ne?" Eylül içini çekti. "Boşanma dilekçesi. Artık birbirimizi daha fazla yormayalım, Emre. Bu hepimiz için en iyisi." Emre kağıda baktı, sanki dünyası bir kez daha yıkılıyormuş gibi. "Bunu gerçekten sen mi istiyorsun, Elif?" Eylül gözlerini kaçırarak başını salladı. "Evet, Emre. Oğlumuz için... Kendimiz için..." Emre kağıdı elleriyle ovuşturdu, dudaklarını sıktı. "Buna inanamıyorum. Bu kadar kolay mı senin için?" Eylül derin bir nefes aldı. "Bunu uzatmak istemiyorum. Lütfen imzala ve bu defteri kapatalım." Emre gözlerini kapattı, bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes alarak masanın üzerindeki kalemi aldı. Uzun bir sessizliğin ardından imzayı attı. Kağıdı kapatıp önüne itti. "İşte... Artık resmen bitti." Eylül kağıtları alıp zafer kazanmış gibi hissetse de yüzüne kederli bir ifade yerleştirdi. "Teşekkür ederim, Emre." Tam kapıdan çıkmak üzereyken Emre'nin sesi onu durdurdu. "Bir şey değişmeyecek, Elif. Seni sevdiğim gibi kimseyi sevemem." Eylül, içinde yükselen mutlulukla dudaklarını ısırdı ama arkasını dönmeden çıkıp gitti. Artık her şey hazırdı. Barış da Elif’e imzayı attırmıştı. Şimdi son aşama vardı. Hemen telefonunu çıkarıp Barış’ı aradı. "Emre boşanma kağıdını imzaladı. Şimdi sıra sende, Barış. İkizim Elif ile evleneceksin." Barış’ın sesi bir an sessiz kaldı, sonra hafifçe güldü. "Harika. Sonunda Soylu ailesine en büyük darbeyi vuruyoruz." Eylül kısık bir sesle fısıldadı. "İntikam başlıyor, Barış. Ve kazanan biz olacağız." Emre, odasında oturmuş, masasındaki boşanma kağıdına dalıp gitmişti. Ne kadar inanmak istemese de artık Elif ile evlilikleri sona ermişti. İçinde tarifi zor bir boşluk hissediyordu. Oğulları Emir’in geleceği için en iyisinin bu olduğunu düşünmeye çalışsa da kalbinin derinliklerinde bunun yanlış olduğunu hissediyordu. Kapı hafifçe aralandı ve Eylül içeri girdi. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı ama gözleri tedirgindi. "Emre, rahatsız etmiyorum, değil mi?" Emre başını kaldırdı, gözleri yorgundu. "Elif, bir şey mi oldu?" Eylül içini çekerek masaya yaklaştı ve elindeki boşanma evraklarını masanın üzerine bıraktı. "Boşanma resmileşti. Avukat her şeyi halletti." Emre derin bir nefes aldı ve kağıtlara baktı. Sanki bir parçaları daha kopmuş gibi hissetti. "Pekâlâ..." Eylül sandalyeye oturdu, gözlerini Emre’nin gözlerine dikti. "Emre, bu konuşmayı yapmak zorundayım." Emre kaşlarını çattı. "Ne konuşması?" Eylül gözlerini kaçırmadan konuşmaya devam etti. "Biz boşandık ama... Belki de bir hata yaptık. Belki de her şeyi yeniden denemeliyiz." Emre şaşkın bir şekilde ona baktı. "Ne demek istiyorsun, Elif?" Eylül derin bir nefes aldı. "Yani... Emir’in iyiliği için... Ailemiz için... Belki de tekrar evlenmeliyiz." Emre’nin yüzü sertleşti. "Elif, bunu gerçekten sen mi söylüyorsun? Boşanma dilekçesini önüme koyan sendin." Eylül başını eğdi. "Biliyorum... Ama o zaman kafam çok karışıktı. Belki de bir anlık öfkeyle hareket ettim." Emre ayağa kalktı, odanın içinde birkaç adım attıktan sonra döndü. "Beni affet ama kafam bu kadar hızlı değişemez. Sen benden vazgeçtin, Elif. Şimdi ne değişti de tekrar evlenmek istiyorsun?" Eylül, Emre’nin gözlerinin içine baktı. "Seni seviyorum, Emre. Sen olmadan bir hayat düşünemiyorum. Boşandıktan sonra anladım ki, sensiz bir hayat mümkün değil." Emre derin bir nefes aldı, ellerini cebine soktu. "Elif, ben seni sevdim, hâlâ da seviyorum ama..." Bir an sustu, sonra gözlerini ona dikti. "Bana gerçekten dürüst ol. Bu isteğin, Emir için mi, yoksa bizim için mi?" Eylül hafifçe gülümsedi. "İkisi için de." Emre başını iki yana salladı. "Bilmiyorum, Elif. Bana biraz zaman ver. Bu kadar çabuk karar veremem." Eylül derin bir nefes aldı, sonra yavaşça ayağa kalktı. "Tamam, Emre. Düşünmen için sana zaman vereceğim. Ama ne karar verirsen ver, seni bekleyeceğim." Emre, gözlerini ondan ayıramadı. Kalbi kafasını karıştırıyordu ama içindeki şüpheleri de susturamıyordu. Eylül odadan çıkarken yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. Planının en kritik aşaması başlamıştı. Şimdi tek yapması gereken, Emre’yi tamamen kendisine bağlamaktı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE