Mehmet kapının eşiğinde, silahını adamın göğsüne doğrultmuş haldeydi. Loş ışık, onun yüzündeki sert çizgileri belirginleştiriyordu. “Bunca yıl…” dedi Mehmet, dişlerinin arasından tıslayarak, “beni ölü sandın. Ama mezara girmeden önce sana son sözümü söyleyeceğim: Bu defter kapanacak.” Adam hiç geri adım atmadı. Elleri hâlâ masanın üzerinde, bakışları ise Mehmet’in silahının ucunda değildi; doğrudan Mehmet’in gözlerindeydi. “Senin öldüğünü sandım, evet. Ama sen ölmedin, sadece saklandın. Tıpkı Kuzey’in babası gibi.” Lara bir adım geri çekildi. Sanki odanın havası daha ağırlaşmış, oksijen azalmıştı. Ben ise ikisinin arasındaki o görünmez ipi hissedebiliyordum; yılların biriktirdiği nefretin gerdiği bir ip. Mehmet bir adım attı. “Beni sen vurdun, hatırlıyor musun? Limanda, o gece… Karanlı

