Adımların sesi gittikçe netleşiyordu. Ağaçların arasından kim olduğunu göremiyorduk, sadece yaprakların hışırtısı ve toprağa basan ağır adımlar vardı. Lara nefesini tuttu, ben elimdeki bıçağı biraz daha sıkı kavradım. Birden ses kesildi. Sanki biri, bizim fark ettiğimizi anlamış gibi hareket etmeyi bırakmıştı. Bu sessizlik, adımlardan daha ürkütücüydü. “Devam edelim,” dedim fısıltıyla. Lara başını salladı, pusulanın ibresine baktı; hâlâ doğuyu işaret ediyordu. Yaklaşık on dakika ilerledikten sonra ormanın ortasında tuhaf bir manzarayla karşılaştık. Yere dizilmiş on iki taş vardı, her birinin üzerinde aynı sembol; çapa. Ama bu sefer taşların arasında ortada küçük metal bir kutu duruyordu. Lara eğildi, kutuyu açtı. İçinde sadece bir kâğıt vardı. Üzerine elle yazılmış iki kelime: “Geç ka

