Birinci Bölüm
Laz Kızı- Bölüm 1
Zeynep'in Anlatımıyla
Kendime inanamıyordum. Bugün tam 3 aydır uğraştığım projemin sunumu vardı ve ben alarmımı 5 kez ertelemiş uyuyakalmıştım. Neyse ki bir oğlak burcu olarak geceden her şeyi hazırlayıp yatmıştım. Sadece 10 dakika içinde giyinip hazırlanıp elimde kocaman maketle maraton koşup otobüse yetişmem gerekiyordu. ''Başarabilirim!'' dedim kendi kendime annem sesimi duymuş olacak ki odama geldi şaşırmamıştı ama yine kendi kendine mi konuşuyorsun benim deli kızım bakışı attı. ''Çok geç kaldım annem hemen çıkmam gerekiyor'' dedim ve yanağına bir öpücük kondurdum. ''Bana dua et'' dedim, ayakkabılarımı giyerken annem, ''kahvaltı yapmayacak mısın?'' Derken ben çoktan bahçe kapısından fırlamıştım. Abi herkes bir bina yaparken neden ben koca bir site yapmıştım ki? Bu lanet maket neden bu kadar ağırdı ve neden hala ehliyet almamıştım. Babamın oğlu gibi sevdiği üç arabası bana göz kırparken. Neyse bunları sonra düşünecektim şuan otobüse yetişmek için sadece 5 dakikam vardı, o da en iyi ihtimalle. İnşallah bebek arabasıyla otobüse inmeye binmeye çalışan yolcular olur diye geçirdim içimden koşarken. Nefes nefese kalmıştım durağa birkaç metre kalmıştı ortalıkta otobüs görünmüyordu iyi bari dedim ve camları pırıl pırıl olan araba galerisinin camından yansımama bakmayı ihmal etmedim. Fena görünmüyordum. Kıvırcık kabarık saçlarım böyle zamanlarda işime yarıyordu ne yaparsam yapayım hep aynı görünüyorlardı. Yataktan fırlayıp çıksam da 2 saat uğraşıp tarasam da aynıydı. Öteden otobüsün sesini duyunca fikirlerimden kurtulup durağa koşmaya başladım. Ama güne nasıl başlarsanız öyle devam ediyor klişesini yaşamasam olmazdı hem de bugün, yanımdan hızla geçen araba maketimin ucuna vurmasıyla elimden fırlaması bir oldu. Hayır hayır bu olmaz kötü bir kâbus olmalıydı. Neyse reflekslerim kuvvetliydi maketi hava da kapıp. ''Önüne baksana hayvan'' dedim gözüm plakasına kaydı şu an uğraşamayacaktım çünkü yetişmem gereken bir sunum ve durağa gelmiş otobüs vardı. Söylene söylene otobüse koşarken arkamdan ''İyi misiniz hanımefendi?'' nidaları duydum ama şu an umurumda olan tek şey otobüse yetişmekti. Neyse ki yetiştim. Sonra aklım birden başıma geldi maketimi kontrol ettim arabanın çarptığı kısım kırılmıştı site içindeki birkaç ağaçta kopmuştu gözlerim doldu. Kolay değildi tam 3 aydır bu projeyle uğraşıyordum ve 2 saat sonra sunumum vardı. Neyse ki halledebileceğim şeylerdi eğer okula erken gidebilirsem. Aklıma hemen kankim, dostum, can yoldaşım, Selim'i aramak geldi. Selim'le lise de tanışmıştık ve zamanla çok sıkı arkadaş olmuştuk. Ben mimarlık yazacağım demiştim o da havalı bir bölüme benziyor ben de yazayım birlikte okuruz demişti. Ben tam burslu kazanmıştım o sıfır burslu ama olsun onun babası zaten çok zengindi. Ama iyi ki aynı bölümü yazmışız o olmazsa ne yapardım bilmem. Benim aksime çok rahat bir tipti ama ne zaman başım sıkışsa hemen işime koşardı. Sınıftaki kızları düşününce erkek kankaya sahip olmanın ne kadar büyük bir lütuf olduğunu size anlatamam. Bir kere kızlar birbirini hiç ama hiç çekemiyorlar. Birbirlerinin yüzüne gülüp arkadan demedikleri kalmıyor. Ivy Allah korusun. Selim bir tane ya. Kardeşim benim.
İkinci çalışta telefonu açtı: ''Zeyno, hayırdır bu saatte?'' dedi sesi uykuluydu.
''Selim karşimm yardımına ihtiyacım var, 1 saate okula gelme şansın var mı?’’ sesim ağlamaklı çıkmıştı.
''Abi ne oldu yine ya kötü bir şey olmadı inşallah, iyi misin kıvırcık?'' endişelenmişti.
''Ben iyiyim de sinirlerim ve maketim için aynı şeyi söyleyemem'' dedim sesimi biraz toparlamaya çalışarak
''Kıvırcık sen bu sakarlıkla nasıl yaşıyorsun ya, bu sefer maketle kuyuya falan mı düştün?’’
''Bana bak selim zaten sinirliyim senden çıkartmamı istemiyorsan dediğimi yap'' dedim sinirle.
''Tamam be kızma hemen, 1 saate okulda buluşuruz, detayları merak ediyorum.’’
''İşte benim karşim. He bir de gelirken yapıştırıcı getirir misin hasar için?’’
''Tamamdır. Dikkatli gel seni de yapıştırmak zorunda kalmayalım’’ dedi alaycı bir şekilde
‘’Ha ha ha çok komiksin, haydi kapat yoksa duyduğun sos sen benim sesim olacak’’ dedim sinirle ve telefonu kapattım.
Ömer'in Anlatımıyla
Her zaman ki gibi uyuyakalmıştım. Hayır yani neden saat kuruyordum ki kapatıp tekrar uyuyacağımı bile bile… Neyse ki anam canım anam vardı. Gelip tatlı tatlı uyandırdı beni. ‘’Haydi, oğluşum saat 10 oldu nerdeyse Kahvaltı da hazır ‘’dedi. Ne? Saat 10’a mı geliyordu. Olamaz. Hemen yataktan fırlayıp banyoya koştum elimi yüzümü yıkadım dişimi fırçaladım ve üçüncü cihan harbi çıkmış odamdan üstüme bir şeyler geçirip evden fırladım. Saat tam 09:50’ydi ve uğurumu görebilmek için 10 dakikam vardı. Her gün aynı saatte galerimizin önünden geçen beyaz tenli kıvırcık kumral saçlı kızdan bahsediyorum. Tam 3 senedir. İsmini bilmediğim çoğu zaman elinde koca koca maketle gördüğüm için mimarlık okuduğunu tahmin ettiğim bir kıza nedenini bilmediğim bir şekilde bağlanmıştım belki de hoşlanıyorum demeliyim. Bunu kendime itiraf etmem 2 senemi almıştı. Ama bırakın açılmayı karşısına çıkmaya bile cesaretim yoktu. Bugün yine saat 10.05’ teki otobüse yetişmek için bizim galerinin önünden geçecek ve benim onu izlediğimi bilmeden yansımasına bakıp üstünü başını düzeltecekti. Saat 10’ a beş vardı ve benim 10 dakikalık yolum vardı. Gazı kökledim ama aksilik ya önüme kedi atladı aniden fren yapmak zorunda kaldım, yol boyunca tüm kırmızı ışığa takıldım derken, galerim görüş açıma girmişti, saate baktım 10’u 4 dakika geçiyordu geç kalmıştım belki durakta görürüm düşüncesiyle durağa dönmüşken bir ses geldi olmaz bir şeye çarpmıştım. Bu zamana kadar kazaya karışmayı bırakın arabayı sürtmeyen ben birine çarpmıştım durun bir dakika bir makete. OLAMAZ! Benim kızdı bu. Hayatta isteyebileceğim son şey başıma gelmişti. Şoku atlatıp arabadan indiğimde söylene söylene otobüse koşuyordu. Demek o da geç kalmıştı her gün aynı saatte giden kızın bugün geç kalması peki? Bende ki şansa neyse en azından kızgın da olsa o güzel yüzünü görmüştüm çokta şanssız sayılmam hani. İnşallah beni arabayı hatırlamazdı en azından öyle umut ediyordum...
Zeynep'in Anlatımıyla
Şükürler olsun sunuma yarım saat kala kazasız belasız okula gelebilmiştim. İşler yoluna girdi derken meymenetsiz Dilara’yla karşılaşmıştım. Dilara dünyaya insanları sinir etmek için geldiğine emin olduğum aynı sınıfı paylaşmak zorunda kaldığım bir tipti. Okuldan soğuma sebebim de diyebilirim. Kendi kendine benle rekabet eden beni görünce sadece sınav notlarımı soran kendini sevimli zanneden ama kesinlikle olmayan biri. Elimde ki maketin kırık olduğunu gördüğündeki surat ifadesini anlatamam. ''Allahım lütfen'' dedim bu son olsun. Tam benimle konuşmaya gelecekken Selim’in sesini duydum. Oh tam zamanında geldin Selim’cim yoksa maketle Dilara’yı birleştirip 3 ay uğraştığım siteyi hayvanat bahçesine çevirmek zorunda kalacaktım. Selim gülmeye başlayınca bende gülmeye başladım. ‘’Gülmesene be ‘’ dedim bir hışımla ‘’Ama sende gülüyorsun Zeyno’’ dedi. Haklıydı. ‘’Neyse hadi koş yarım saatten az vaktimiz kaldı şu maketi kurtaralım. Ondan sonra iste benden ne istersen’’ dedim. ‘’Ne istersem mi?’’ ‘’Ne istersen karşim…’’
Yine koştura koştura sınıfa geldik. Oturduk maketin başına sunuma 5 dakika kalmıştı az çok hasarı halletmiştik ama yine de eskisi gibi olmamıştı. Olduğu kadar artık ''Bana dua et'' dedim selime ve sunum yapmak için hocalarımızdan oluşan 5 kişilik jüri karşısında çıktım. Sunumum güzel geçmişti her şey yolunda gidiyordu ve eğer bu projeden istediğim notu alabilirsem okulu birincilikle bitirip Dilara’yı çatlatabilirdim. Son anda bölüm başkanı Ahmet Hoca kırık köşeye tutunca elinde kaldı ve 100 alacağım yerde 90 aldım. Tam bir hayal kırıklığı. Gözlerim dolu dolu sınıftan çıktım. Selim'in ’’Nasıl geçti kıvırcık ?’’ demesiyle ağlamaya başladım. ''Şısh tamam, geçti Zeyno'' diyerek bana sarılan Selim biraz olsun beni rahatlatmıştı. ''Sağol Selim’’ dedim göz yaşlarımı silerek. ''Bu hayatta hiçbir şey senden önemli değil kıvırcık’’ dedi. Kafa sallamakla yetindim. Kendimi daha rahat hissediyordum ağlamak iyi gelmişti. Ama plakasını hafızama kazıttığım arabanın benden çekeceği vardı. BİTTİN OĞLUM SEN! Selim aklımdan geçenleri anlamış gibi ''Yardım lazım mı kıvırcık? istersen beraber dalalım’’ demişti. Maketi yapıştırırken sabah başımdan geçenleri anlatmıştım. ''Ben kendim halledebilirim. Karadenizliyim oğlum ben. Tersim çok pistir bilirsin'' dedim gururla. ''Bilmez miyim'' dedi sırıtarak. ‘’İşimiz bittiğine göre ben kaçtım, her şey için sağol Selim bitanesin’’ dedim. ‘’Hop nereye?’’ dedi, ‘’Eve gidiyorum çok yoruldum senin maketini hafta sonu hallederiz senin sunuma daha var’’ dedim. ‘’Onu mu diyorum ben, bu halde seni bırakmam, haydi ben götüreyim seni eve’’ dedi beyefendinin arabası vardı okula arabayla gelip gidiyordu. İçten içe sinir oluyordum Selim'e değil tabi ki kendime hala araba kullanmayı bilmiyordum. Kafamı o kadar okula derslere takmıştım ki ehliyet almaya vakit bulamamıştım aslında bulmuştum ama sınavdan kalmıştım sonra uğraşamam deyip salmıştım.
''Olmaz öyle şey’’ dedim çünkü evlerimiz birbirine çok tersti beni eve bırakması yolunu bir saat uzatması demekti.
''İtiraz kabul etmiyorum’’ dedi. İtiraz etmeye devam edince ''Ne istersem yapacağına söz vermiştin’’ dedi.
''Uf amma inatçısın abi ya tamam hadi bırak bari. Borcum olsun ehliyet alayım bende seni götüreceğim’’ dedim.
''Yok canım ölmek için fazla gencim’’ dedi alaycı bir sırıtmayla. Haklıydı valla ne diyebilirdim.
Yaklaşık 1 saattir yoldaydık dedikodunun dibine vurduk. Arkasından konuşmadığımız kimse kalmadı. Son 10 dakikadır meymenetsiz Dilara’nın ne kadar sevimsiz olduğundan bahsediyorduk. ‘’Neyse kapatalım artık Dilara mevzusunu’’ dedi Selim. ’’Kız ölse bizim sayemizde cennete gidecek’’ derken ‘’Ayy ölsün de kurtulalım’’ dedim sonra iç sesim nerde kızım senin sağduyun dedi. Sabahtan beri çok şey yaşamıştım. Sinirlerim hala çok bozuktu. Birden Selim ‘’Elif nasıl?’’ diye sordu. Elif benden 2 yaş küçük kız kardeşim ama hangimiz abla hangimiz kardeş belli değil tam bir baş belası ama kardeş işte atsan atılmaz satsan satılmaz. Birbirimizi yiyoruz evde ama ayrı da kalamıyoruz. Hatta aynı üniversite de okuyoruz ama saatlerimiz hiç uyuşmuyor. Uyuşsa bile bana hiç yardımcı olmuyor Sağ olsun. Selim’le tanışıyorlardı ama çok muhabbetleri yoktu birden şaşırarak ''neden sordun?’’ dedim. Böyle bir karşılık beklemeyen selim hafif kızardı gibi geldi ama çok üstelemedim. O da ‘’hiiç öylesine sordum’’ dedi. ''Aman napsın işi gücü beni gıcık etmek bir haftadır yalvarıyorum bana yardım et şu ödeve diye, haspamın işi varmış gram yardım etmedi. Abi bide psikoloji okuyor insan halden anlar az ama yok..’’ Bu laflarım üzerine Selim gülmeye başladı. ''Hayırdır bro çok mu hoşuna gitti’’ deyince hafif utanır gibi oldu. İçimden, bu işin içinde bir iş var ama öğreniriz yakında derken Oto Galerinin önünde bu sabah bana çarpan, ödevimi mahveden ve sinirlerimi bozan arabayı gördüm plakasını da ezberlemiştim ama bu arabayı nerede görürsem tanırdım. Siyah lüks herkesin hayallerini süsleyen bir araba ama umurumda değildi başına gelecekleri hakketmişti. Selime, ’’Çek sağa abi iki dakikalık bir işim var hemen geliyorum’’ dedim. Bir hışımla çantamdan evin anahtarlarını alarak arabadan indim. Doğruca siyah arabanım yanına gittim ve düşünmeden arabayı çizmeye başladım. İçimden inşallah sahibinde gelir de onu da çizerim diyordum. Selim şaşkınlıkla beni izlerken birden jetonu düşmüş olacak ki ‘’Zeyno ne yapıyorsun kızım kafayı mı yedin’’ diye bağırdı ardımdan. ''Sen karışma Selim sakın arabadan ineyim deme seni de çizerim'' dedim. Sesleri duymuş olacaklar ki galerinin kapısı açıldı ve genç bir çocuk yanıma geldi ''Abla sen ne yapıyorsun gözünü seveyim o patronun arabası’’ diye bağırmaya başladı. ''Görmüyor musun çiziyorum’’ dedim sinirle. ''Abla lütfen bırak şu elindekini’’ diyerek üzerime yürümeye başladı ve elimdeki anahtarı almaya çalıştı, alamadı tabi. ''Laz kızıyım oğlum ben, çağır patronun olan o hıyarı gelsin’’ dedim. O sırada ''Beni mi çağırdınız hanımefendi? diye bir ses duydum sabah ki sesin sahibiydi.