Aşkın Dramı

2965 Kelimeler
(Aleda'dan) Kareli not defteri, ahlâk felsefesi kitabı, kalemlik, makyaj çantası, cüzdan... Yüksek lisans dersleri için erkenden kalksam bile hayat güzeldi. Zira bugün... O gündü! Aylardır duyduğum derin aşkın itirafını yapacağım gün. Doğrusu daha önce hiç, birine açılmamıştım. Başkalarının bana açıldığı olmuştu. Kötü ya da iyi ilişkiler de atlatmıştım. Ancak ilk kez bugün, hukuk fakültesindeki "arkadaşım" Özgür'e, ilan-ı aşk ederek resmileştirecektim bu işi. 27 yaşında, olgun karakterli bir kız olmak bunu gerektirmez miydi? Elbette üniversitenin farklı fakültesinde de olsam, gözde bir bekâr olduğumu biliyordu. Benden iyisini mi bulacaktı? Hah! Hiç sanmıyorum. -Aleda! Gel bakayım, çıkmadan önce... İçeri giren annem, alacalı çerçeveye sahip gözlüklerini boynuna asmış, elinde defne yapraklarından oluşan tütsünün dumanını odada dolandırdı. -Çek içine, çek çek! Her sabah ve akşam evde tütsü yakılır, bunun kötü enerjiyi ve nazarı götüreceği düşünülürdü. Anneme kalsa ben; gür ve kırmızı saçlarım, yeşil gözlerimle, fazlasıyla nazar çekiyordum. Babamsa, bu tarz şeyleri hurafe olarak görüyordu. Bütün bu zıtlıklara rağmen, ailemizde daima huzur hakimiyet kuruyordu. Bir otomotiv şirketinin yurt dışı temsilciliğini yapan abim Levent dışında ; henüz lisede eğitim gören kız kardeşim Ülkü ve ben, bu ailenin zıtlıklarına alışmış durumdaydık. O da ne yazık ki üniversite sınavına çalışıyordu. Çok yakında evden gidecekti. Eh, ben de Özgür tarafından aşkıma karşılık aldığımda, evden son uçan kuş olacaktım. Kendi yuvamda huzuru temin edecektim. Çocukluğumdan beri, evdeki huzuru ayakta tutmaya çalışan annemin; bizi büyütürken üzerinde en çok durduğu şeylerden biriydi huzurun temini. Böylelikle hepimize aşılamış olduğu bu fikri, en çok ben benimsemiştim. -Hah! Tamam hayatım. Çık şimdi dışarıya baban bekliyor arabada. Yanağına bir öpücük kondurup fırladım odamdan. Kapıdaki araçta beklemekte olan babam, yalandan bir öfkeyle kornaya bastı. - Hanımefendiyi bekleyeceğiz diye ağaç olduk. - Geldim, geldim! Eteğimin uçları sağa sola savrulurken, ellerimle hâkim olup yetiştim arabaya. Ön koltuğa yerleşirken kemerimi taktım. -Anca gelebildim. -Kaç dersin var bugün bakalım? Bugün okula gitme amacım katiyen dersler değildi. Yine de... -İki dersim var sadece. -Asil Hoca'yla mı? Güldüm. Doğrusu, babam bu adamın derslerine düzenli girmemi tembih etmeseydi eğer, anlattığı pek çok şeyi önceden bildiğim için girmek istemiyordum. Aslında sergilediği tavır tuhaf bir şekilde güldürüyordu beni. Onu komik buluyordum. Her ne kadar pasif agresif bir adam olsa da. Biraz da... Teşhis koymak haddime değildi ama... Biraz da narsistti. Fikirlerimi öğrenseydi yüksek ihtimalle kovalardı beni dersten. "Değersiz fikirlerinin yeri çöp kovası." falan derdi herhalde. Sessizce kıkırdayarak cevap verdim babama. -Evet, Asil Hoca'yla. -Asil'in kendine çizdiği yol haritasını takdir ediyorum. Başarılı bir öğretmen. Peki sen Aleda? Kariyer planına karışmamam hususunda hala emin misin? Yine aynı keyifsiz konu. Her defasında açmak zorunda mıydı bu bahsi? Huzursuzca kıpırdandım oturduğum yerde. Ardından hiçbir şey sormamış gibi tepe aynasını indirerek çantamdan çıkardığım ruju değdirdim dudaklarıma. -Biliyorsun, yanımda olmanı istiyorum kızım. Yamacımda öğretmenlik yapmandan memnuniyet duyarım. -Baba... Bunu daha önce de konuştuk. Hatta abartısız bir tabirle yüzden fazla kez! -Sana dedim: Aynı soyisme sahibiz. Torpilli muamelesi görmek istemiyorum. -Eh Aleda! Yoruyorsun yaşlı babacığını. Direksiyonu çevirip göbekten dönerken aynayı örttüm. Göz ucuyla babama baktım. İster istemez sırıtıyordum. Bugün hiçbir şey neşemi bozamazdı ki! Babamın çokça düşündüğü kariyer planlarım, Özgür'le evlendiğimde netleşecekti. Heyecandan ağzımdan atarım diye endişeyle çevirdim başımı diğer yöne. Evet, evet! Evet, sabırsızlanıyordum, kabul! Ancak emindim ki o da sabırsızdı. Bakışları her zaman üzerimdeydi. Onu fark ettiğimde utanarak kaçınması aşk değildi de neydi? Bir defasında okul çıkışında kahve içmeye davet etmiştim. İlkin şaşırsa da reddetmemişti beni. Felsefe bölümünde yüksek lisans yapan bir kız ve yıllar sonra hukuk okumaya karar veren bir erkek! Ellerimizde dosyalı çantalarla kafeye girdiğimizde, işte tam da o an hissetmiştim. Biz birbirimiz için yaratılmıştık. Sadece görüntümüz değil... Tamam; belki dalgalı siyah saçları, zarif yüz hatları, uzun denilebilecek boyu, kaslı olmasa da biçimli bir vücudu olabilirdi. Çoğu zaman bir züppe gibi göğsündeki dövmeyi ayyuka çıkarıyordu. Kulağında geçmişten kalma bir küpenin deliği, bileğinde oniks taşından bir bileklik. Benim titiz görüntüme tam manasıyla zıttı. Zaten beni bu kadar çeken de bu değil miydi? Sadece görüntüsüne kapılmamıştım. Karakterine de haksızlık etmek istemiyordum. Zira; son derece yardımsever, kibar, tatlı dilli bir çocuktu o. Geniş arkadaş ortamına bakacak olursam, en az benim kadar gözde bir bekârdı. Ah, Özgür... Onu bilerek götürdüğüm kafede, yakın arkadaşım Melisa garsonluk yapıyordu. Henüz Özgür'ün müstakbel sevgili adayım olduğundan habersizdi. Bütün erkek arkadaşlarım hakkında olumsuz yorumda bulunup beni kendilerinden soğutuyordu Melisa. Bu defa doğal gelişsin istemiştim. Onun bizi yakıştırmasını bekleyecektim. En iyi arkadaşımın onayını almak bir tek benim için mi bu kadar önemliydi? Sanmıyorum. Hem onay mı? Yanlış kelime! Destek diye düzeltirsem daha uygun olurdu. Ben Aleda Ulukar'dım. Soru sormadan önce çoktan kararı veren, istediğini elde etmekten geri durmayan... Yapı taşlarımdan birinin hırs olması benim suçum muydu yani? İşler bu defa tam da arzuladığım minvalde ilerliyordu. Melisa henüz birkaç defadır aynı kişiyle kafeye geldiğimin sorgusunu yapmasa da; Özgür, benimle buluşup bu kafede bir şeyler içmek için fazlasıyla hevesliydi. Öyle tatlıydı ki! Her seferinde kahveyi ben ısmarlayacağım, diye kasaya gidiyorduk. Ancak bana engel olup kendisi ödemeye kalkışıyordu. O an göz göze geliyordum Melisa'yla. Bir işaret beklesem de sadece tebessüm ediyordu bana. Havadan sudan konuşuyor, yanımdaki yakışıklı sırığı sormuyordu bile. Bu kızı da anlamak epey zordu. Yokluk gördüğü için güç şartlar altında yetişmişti anlattığı hayat hikâyesine göre. Depresif halleri delirtiyordu beni! Böyle ömür mü geçerdi? İnsan zaruri bir şekilde bulunduğu ortamdan ayrılamıyorsa, o ortamı seveceği bir hâle çevirmeliydi. Oturduğun bahçede dikenler ve ısırganlar varsa, onları biçip gül dikmek senin elindeydi. -İn bakalım Aleda. -Sen, gelmeyecek misin? Kaşlarını kaldırdı "Hayır" cevabını verirken. -Gelmeyeceğim. Mimarlıkta işim var. Hadi bakalım, iyi dersler! -Tamam o zaman, görüşürüz baba! El sallayarak indim arabadan. Kampüsün renkli atmosferinde, spor arabasıyla binanın otoparkına girmekte olan Asil Öğretmen dikkatimi çekti. Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm vardı. İtiraf etmem gerekiyordu ki bu adamın tavırları beni güldürse de... Görüntüsü takdire şayandı. Kızlardan işittiğim birkaç dedikoduyla, sırf spor yaparken onu izleyebilmek için salona kaydolan kadınlar, Asil Öğretmen'i tavlamak için evinin kapısına kadar giden güzel kızlar vardı. Birine bakıp görüntüsü hakkında yorum yapmayı seviyordum. Olumlu ya da olumsuz. Ancak, bu öğretmenin hiç uzun ilişkisi olmadığına bakılırsa... Yalnızca görüntüden ibaret olmalıydı. Çok mu şekilciydim? Belki, bir miktar. Omuz silktim. Öğretmenimin fiziksel özelliklerini sayarak Özgür'e edeceğim aşk itirafını gölgelemeye hiç de niyetim yoktu. Bugün tam manasıyla aşk kuşuydum! Aşk kelebeği mi demeliydim yoksa? İlla ki bir hayvanla sıfatlandıracaksam- -Günaydın fıstık. Düşüncelerimi orta yerinden bölen bu ses... Aynı anda kolumdaki çantayı yanlışlıkla düşürüp yere sermişti. Tam da... Tam da düşündüğüm gibi. -Günaydın Özgür! Karşılaşmamız biraz fazla erken değil miydi? Yere eğilip çantamı alırken güldü. -Benim dikkatsizliğim, pardon. Yerden kaldırdığı çantamın tozunu silerek bana uzattı. -Al bakalım. Nasılsın? Harikayım, bomba gibiyim! Ama... Ama fark ettim ki şuanda burada, böyle afallamış bir vaziyetteyken sana aşkımı itiraf edemem. -İyiyim, derse geldim. Sen nasılsın? İyisin sanırım. İyi görünüyorsun yani. Tabii senden duymak isterim. Ne zırvalıyordum böyle ben? Hadi ama Aleda! En iyi flört tarzın bu mu yani? Rezalet... Tok bir kahkahayla omzumu sıvazladı. Yakın temas ha... Nefesimin kesildiğini söylesem yalan olmazdı. Bir aptal gibi sırıttığıma emindim. Dalgalı saçlarını savurarak karşıma geçti. -Müsaitsen... Bugün bir şey konuşmak istiyorum seninle. Bu bir rastlantı mıydı? Yoksa aklımı okuyup benden önce o mu ilan-ı aşkta bulunacaktı? Hadi ama... Böyle bir şeyin imkanı olabilir miydi? Tam da benim planladığım günde. Şayet öyleyse... Çocuklarımıza anlatacağımız harika bir aşk hikayemiz olacaktı! Tebessümle aşağı yukarı salladım başımı. Alnıma düşen kâhküllerimi geriye alıp cevap verdim. -Müsaitim. İki dersim var bugün. İstersen- -Tamam. Güzel... İlk dersin çıkışında sizin fakültenin altına geleceğim. Garipseyerek yüzünü süzdüm. -Öyle mi? Kafeye gitseydik. Ayaküstü ne konuşacağız? -Kafe mi? Bu defa afallayan o olmuştu. Başını hızlıca iki yana sallayıp ellerini kaldırdı göğüs hizasına. -Yok, hayır. Oraya gitmesek daha iyi olur. Biraz... Utanıyorum sanırım. Utanıyor muydu? Başka bir ihtimal olamazdı. Evet, kesinlikle bana karşı olan hislerini dile getirecekti o da. Ah, çok tatlı... Eriyip bittiğimi görmüyor muydu bu çocuk? Demek kalabalıkta konuşamayacak kadar çekingendi. Zaten kendimden daha fazla egosu olan erkeklerle ilişki yaşayamazdım ben. Hafif yüzü kızaran, gerektiğinde eli ayağı titreyen tiplerden hoşlanıyordum. Baskın olmadığım bir ilişkide yerim yoktu! -Peki. Peki, senin istediğin gibi olsun. İlk dersin çıkışında... -Tamam, iyi dersler Aleda! Geri geri yürüyerek kendi fakültesine ilerlerken arkasından öylece seyretmeye koyuldum onu. Her ihtimale karşı... -Dersimiz blok olabilir! Sırtı bana dönük olsa da işitmişti sesimi. -Sorun değil, beklerim! Beklermiş... Arkadaşlarının arasına karışıp kaybolurken hayranlıkla takip ettim gidişini. Beklermiş beni. İçim içime sığmıyordu resmen! Kulaklarımdan enseme kadar alev ateş yanıyordum. Üstelik... Gece boyu zihnimde döndürdüğüm o arsız hayaller de ekstra utanç veriyordu bana. Yüzümde rüzgarı ağırlayarak bu sıcaklığa son vermek istedim hızlı adımlarla. Sınıfa ulaştığımda Asil Öğretmen çoktan girmişti içeriye. Kolumdaki saate bakıp nefeslendim. -Günaydın herkese! Ah, öğretmenim ders başladı mı? Sadece kısa bir süreliğine yüzüme bakarak tahtaya döndü. Takıntılı adamın soldan aşağı doğru hiç durmadan tahtayı temizleme arzusu sürüyordu yine. -Henüz başlamadı. Dedi umarsızca. Yerime oturmak için adımladım basamakları. Sınıf arkadaşlarıma tebessüm eder haldeyken, Asil Öğretmen seslendi. -Hayret edilesi... Derse saatinde geliyor muydun sen? Haksız sayılmazdı. Bu aksi adamı hiçbir şey yapmadan kızdırdığımda, gerilen kaslarıyla dişlerini sıkması beni korkutmuyor. Tavrına karşın, haz duyuyordum. Onunla atışmak keyifliydi. Yine istemsizce gülüverdi dudaklarım. Kontrol edemiyordum mimiklerimi. -Derse vaktinde gelmem gerektiğiyle ilgili bazı sinyaller aldım sizden. Davranışlarınız ve enerjinizden. -Aleda... Sözümü keserek ismimi zikrettiğinde, aralanan dudaklarını kapatmadan ekledi adımın arkasına. Ses tonu çekiciliği diye bir kavram hakikaten var mıydı, diye sorgularsam; bu kelimenin sözlük anlamı olan Asil Selçuk'a haksızlık etmiş olurdum. Adımı anması bütün algılarımı açık hale getirmişti. -...ismin buydu değil mi? Sessizce gülerek onayladım sorusunu. Tabii ya! O kadar öğrenci arasından ismimi ezber etmesi güçtü. Yine de bana sorsa bile hatırlamıştı. Öğrenciler hatırlanmayı severdi. Ben de bu sıradan vasfı taşıyordum. Hatırlanmak, fark edilmek, görülmek, izlenmek... Nedense hiç rahatsızlık duymuyordum bunlardan. Henüz on sekizlerindeki bir ergen gibi hayali seyircilere sahiptim. İçimdeki ufaklığı öldürdüğüm gün; bu kırmızı saçları da doğal rengine çevirecektim! -Derse girip girmemen beni hiç alakadar etmiyor bu yüzden hayal dünyanda uydurduğun enerji zırvalıklarını geride bırak. Arkadaşlarına verdiğim serbestlikten faydalan. -Serbestlik? Kaşlarımı hafifçe çatarak başımı sağa yatırdım bu soruyu yöneltirken. -Yani... Diye girdi söze ve bir başka öğrencinin sırasına dokundu. -Söyler misin neden derse geldin? Soruyu sorduğu kız afallayarak cevap verdi. -Seviyorum dersi. -Sen, üçüncü sıra... Sen neden geldin? Amacın ne? Akademisyen mi olacaksın? Hemen arkasındaki öğrenciyi işaret etti bu kez. -Evet. Akademisyen olmak var hedefimde. Felsefeyi seviyorum. -Gördüğün gibi... Soru yağmuruna son verip gözlerini bana diktiğinde, yüzünde anlamını çözemediğim manidar bir gülüş vardı. -...hepsinin derdi akademisyen olmak. Senin gibi derslerini ihmal etmiyorlar. Üstelik dayanakl- Ah! Sahiden mi? Ciddi olamazsın seni takıntılı manyak! Babamın soyadı imtiyazını kullanarak üniversiteye torpille gireceğimi, diğerlerinin böyle bir avantajı olmadığı için derse vaktinde geldiklerini söylüyordu yani. Hayır, hayır bugün hiçbir şeyin beni üzmesine müsaade edemezdim. Hem, iyi yönünden bakmak gerekiyordu. Neticede bu konu benim hassasiyetim olduğu için geriliyordum. Belki de Asil Öğretmen'in tek amacı beni bu duruma karşı canı gönülden uyarmaktı. Tebessüm ederek ortalığı yatıştırıcı bir cevap verdim. -Görüyorum... Derslere girmediğime dikkat etmişsiniz. Onore oldum efendim. Beni bu kadar incelediğinizi bilseydim daha sık katılırdım. Uzun... Uzun boyu, sıramda gölge oluşturmuştu. Elini sıraya belli belirsiz değdirdiğinde gözüm oraya kaydı. Kaşlarım merakla kalkarken, ellerinin ne kadar da biçimli olduğu dikkatimden kaçmamıştı. Pek çok öğrencinin ve okulun fakültelerinde görev yapan öğretmenin ideal tipiydi o. Şaşırmam hataydı. Ne de olsa bir Başak erkeğiydi. Bakımlı olmak özünde vardı. -Yerine geç ve yersiz fikirlerini beyan etmeye kalkışma. Son azarımı yediğimde uysallıkla karşılıkta bulundum. Bu adamı karşıma almak gibi bir niyetim yoktu. Güzelce yüksek lisansımı bitirmekti maksadım. Belki Özgür'le bambaşka bir hayatın denizine yelken açardık. Ne malum? Hayatın karşımıza çıkaracağı pek çok kapı olabilirdi. Özgür'e karşı birtakım hisler beslediğim ana kadar, tek kapımın kariyer olduğunu düşünüyordum. Ne zaman ki hislerim hakkında emin oldum, işte o zaman yegane kapımın kariyer olmadığını anladım. Aynı anda birden fazla kapıdan girip çıkmak varken, neden birinin içerisinde sıkışıp kalayım? Aşkın yaldızlı kapısını gördüğüm andan beri planlarımda büyük değişimler yaşanmıştı. Sahi... Ona ne zaman aşık olmuştum? Belli bir zaman atfedemesem de yüreğim onunla görüşmenin heyecanıyla çarpıyordu. Kimileri aşık olmak için aylara ihtiyaç duyulduğunu söylerdi. Kimileriyse ilk izlenimde insanın aşık olduğunu hissedeceğini... Bana kalırsa, aşk bu genellemelerden çok daha fazlasıydı. Ve ben kendi aşk hikâyemi yazmak için... Sabırsızlanıyordum! *** Biten dersin peşine, Asil Öğretmen'in gazabına bir kere daha uğrayarak çantamı hazırladım. Bugünkü gerginliğinin özel bir sebebi olmalıydı. Neticede onu düşünerek vakit harcayacak değildim. Aşağıda beni bekleyen yakışıklı bir bey vardı. Sınıftan koşar adım çıkarken binbir çeşit kurgu döndürdüm aklımda. Ah... Tam beni sevdiğini söyleyecekken üzerine yürüyerek yakasına tutunup... Pervasızca dudaklarına kapanabilirdim. Ya da... Ya da tatlı diline "Seviyorum" kelimesini düşürmeden önce ağzını kapatıp "Ben de seni seviyorum!" diyebilirdim. Elbette bu itirafın sonunda onun tarafından öpülmezsem... Eğer ki öpmezse beni, dudaklarımı bu korkunç talihsizliğe kurban etmeyecektim. Cürette bulunup boynuna atlayacaktım. Ben Aleda'ydım. Daha önce hiçbir insan evladı beni reddetmiş değildi. Basamakların sonuna ulaştığımda, kapıdan yansıyan görüntüme bakarak saçlarımı düzelttim. Dudaklarıma şekerli bir parlatıcı sürüp dağıttım elimle. En sonunda tenha bir köşede sırtını duvara yaslayarak telefonuyla ilgilenen Özgür'ü görebildim. -Merhaba! Çok beklettim mi? Tebessümle telefonu indirip cebine koydu. -Yok ya, yeni geldim sayılır. Yoğundu bugün. -Dersi blok yapınca, geç kaldım sandım. Neyse ki çok beklememişsin. Çarpık bir gülüşle elini cebinden çıkardı ve yerleştireceği yeri bilemeden pantolonunun kemerine tutundu. Nefes alıp da söze girmeden önce dudaklarını ıslattı. Arsızca onu süzüyor oluşum fazla mı davetkârdı? Ah, hayır! Şuanda tamamen Özgür'e odaklanmalıydım. -Son zamanlarda uyku problemi yaşıyorum. Dedi ansızın. Şaşkınlığımı gizlemeden tebessüm ettim. -Öyle mi? Neden... Yani, bir sebebi vardır mutlaka. -Uyuyamadım ya. Çünkü kafam doluydu. Aslında... Nefesini sakince verdi dudakları kıvrılırken. Tebessümün ortasında gözlerini yumdu. Ne yapmaya çalıştığına dair hiçbir fikrim olmamasına rağmen ayaklarım ona doğru adımlamaya başladı. -...ben pek konuşamıyorum böyle konular hakkında. Son kelimesiyle gözlerini açarken, tıpkı onun gibi tebessüm ederek koluna hafifçe vurdum. Vurduktan sonra elimi o bölgeden çekmedim. Kırmızının koyu tonunda sürdüğüm ojeler, onun salaş gömleğinin üzerinde parlamıştı. -Benimle rahatlıkla paylaşabilirsin. Gerilme lütfen. -Aleda... Dediğinde kontrolsüzce dikleştirdim çenemi. Bedenim benden bağımsız ilerliyordu sanki. -E-Efendim. Buraya gelene kadar yaptığım bütün planlar ve konuşma parşömenleri beynimin içerisinde katlanıp yok olmuştu. Aralanan dudaklarımla bir şapşal gibi görünmemek için alt dudağımı gizledim üst dudağımla. Yalnızca sol kısmını belirsizce emerek başımı salladım konuşması için. Gözlerini benden alıp karşımızdaki duvara yöneltti. -Sanırım... Aşık oldum. Küt... Küt.... Kalbim göğsümün çeperini yumrukladı sanki. Kulaklarım çınlasa da sözünü kesmeden dinlemeye devam ettim. -Çoğu zaman kendi başıma düşündüm bunu. Platonik bir şekilde aşık olmanın güçlüğünü bilemezsin. Eminim sen hiçbir erkek tarafından reddedilmemişsindir. Sessizce güldü yeniden. Başını eğerek aheste aheste salladı iki yana. -Ama ben bu belanın ortasına düştüm resmen. Ne zaman konuşmaya çalışsam geçiştirildim. Artık çarem kalmadı. Ben de... Ben de sana geldim Aleda. Heyecanımı gizlememe gerek var mıydı? Ayan ediyordum büsbütün gözlerimde ve hareketlerimde. -Evet... Doğru bir karar almışsın. -Değil mi? Sen iyi bir arkadaşsın. Dur, dur, dur! Bir dakika, dur! Hayır, ne arkadaşı? Arkadaş da nereden çıktı? Burası "Sana aşığım." diyerek beni güçlü kollarının arasına alıp öptüğün kısım olmalıydı. Hey senarist! Yanlış giden bir şey var. -Popüler biri olduğunu biliyorum. Seni derdimle bunaltmak istemiyorum ama başka çarem kalmadı. Ona doğru attığım adımları geri aldım. Buz kesilen elimi, kolundan çekerek duruş pozisyonumu değiştirdim. -Melisa... Beraber gittiğimiz kafedeki arkadaşın... Lütfen onunla iletişim kurmama yardım et. Yemin ederim ki onu hiç üzmeyeceğim. Artik hovarda bir tip değilim. Ah, Aleda! Beni anlaman çok zor, biliyorum. -Yok, hayır. Konuşabilmiş miydim? Büyük bir hüzün çökerken omuzlarıma, ona yansıtmadan yüzüme yapay bir gülüş yerleştirdim. -Hayır seni anlıyorum. Melisa... Nasıl olur? Nasıl? Benimle kafeye gelme sebebi en yakın arkadaşım mıydı yani? -Arkadaşın için temkinli davranmana hak veriyorum. İnan bana sana gelmezdim. Güldü. Aynı anda sağ eliyle saçlarını karıştırdı. -O kadar utanıyorum ki onun karşısında... Tek kelime edemiyorum. Beni senin tanıştırman daha güvenilir olur. Uzun süredir arkadaşız seninle. Elbet hakkımda birkaç çıkarımın vardır ya! Dalgalı saçlarının arasından çektiği elini bana uzattı tokalaşmak üzere. -Bana... Yardım edecek misin Aleda? Bir şey yok. Hayır kızım... Hayır, hiç sorun değil. Sorun yok. -Tabii ki. Derken tuttum elini parmak uçlarımla. Hayalimdeki şey ateşli bir öpücükken, ulaştığım nasırlı eliyle tokalaşmaktı. -Bir buluşma ayarlarım. Neden olmasın? Melisa biraz- Arkadaşım hakkında olumsuz mu konuşacaktım yani? Gururumun suratıma acımasızca tokat attığını hissederek tebessümle sağa sola salladım başımı. -Melisa biraz yorgun son zamanlarda. -Evet, ama inan bana onun yorgunluğunu alacağım. Kulaklarımda yankılanan bu çıtırtıları ve kırık seslerini herkes işitiyor muydu? Yoksa sadece dolmaması için sıktığım gözlerimdeki yaşlar, bir buz parçası olup kalbimi mi çatlatıyordu? Dişlerimin arasından boğazımı sıkarak güldüm. Bu ses tonu bana ait değildi sanki. -Evet. Tamam o zaman... Arkadaşım! Çok sevindim adına. Sana haber veririm, olur mu? -Aleda, sen... Tokalaştığım elimden yakalayarak beni kendine çektiğinde, topuklu ayakkabılarımın gazabına uğrayarak ona doğru tökezledim. Kollarını sarıp başımı göğsüne dayadı. Gözlerimi kapatarak nefesimi tutmama sebep olmuştu bu hareketi. Parfümünün kokusuna, vücudunun sıcaklığına kendimi alıştırmadan çekildim geriye. -...sen harika birisin! Çok teşekkür ederim. Bu iyiliğini asla unutmayacağım. Adımları tersine döndü. Geri geri giderek el salladı bana. Bu defa arkasından coşkuyla koşuşunu seyrettim. Tamamen kadrajımdan çıktığında ise... Hayal kırıklığıyla savrulan bedenimi sağa sola çarparak ağacın arkasına gizlendim. Nihayetinde tutmuş olduğum gözyaşları özgürlüğüne kavuşmuştu. Çeneme kadar süzülürken, sildim ellerimin tersiyle. Akan makyajımla okulda daha fazla duramazdım. Nasıl... Nasıl kabul edebilmiştim? Ben değil de... Melisa mı yani? Neden? NEDEN? Gururuma yedirememiştim işte, cevap fazlasıyla belliydi. Gayri ihtiyari bir şekilde başımı kaldırarak okulun açık penceresine baktığımda... Gözlüksüz bir şekilde yanlış görmediysem şayet, Asil Öğretmen'di göz göze geldiğim. Dikkatimi tamamen dağıtmıştı birinin bizi izlemiş olması. Gözlükleri tepemden indirip burnumun üzerine yerleştirdim. Başımı yeniden kaldırdığımda pencere kapanmıştı. Olabilir miydi? Bizi izleyen... Asil Öğretmen'se eğer, her şeyi duymuş muydu? Ya da bir anlam çıkarmış mıydı? Elimi alnıma vurarak söylendim kendi kendime. -Ne fark eder? Ne anlamı var ki? Arkamı dönüp hızlıca okulun otopark kapısına adımladığımda, gözyaşlarım çevredeki insanları umursamadan saçılmaya devam ediyordu. Sakinliğimi korumaya çalışarak arabalardan birine yaslandım. Utanç, pişmanlık... Hayal kırıklığı! Ama ben... Beni kimse reddetmezdi. Ben tercih edilendim. Kendi hayatımın... Başrolü... Başrolü olamamış mıydım yani? Beni değil. Melisa'yı tercih etmişti. Ve ben ağzımı açıp herhangi bir itirazda bulunamamıştım. Ona... Kendisini sevdiğimi söyleyememiştim. Aşkımı bir ömür gizlemekten başka... Başka hiçbir çarem yoktu. -Vişne baş! Sana diyorum, hişt! Yüzümü gizlediğim ellerimi çektim yavaş yavaş. -Hişt... Mi? Tamamen afallamıştım bu seslenişle. Asil Selçuk'tu bu. Acaba... Pencereden bakarken ağladığımı gördüğü için endişe mi duymuştu? Güçlükle yutkunarak konuşmak için ağzımı açtığımda, çantasıyla hafifçe yana ittirdi beni. -Arabamı çizeceksin. Varoluşsal sancılarını başka yerde yaşa.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE