Berfîn ♥️
Ben Berfin Demir. İlkokul öğretmeniyim. Annemi babamı trafik kazasında kaybettim. 25 yaşında, 167 boylarında, hayat dolu bir genç kızım. Omuzlarımda biten kömür karası saçlarım, geniş omuzlarım ve oldukça iri göğüslerim vardı. Badem gözlerim ve kaşlarıma kadar uzanan uzun kirpiklerim var. Mardin’de benim kadar beyaz tenli biri daha yoktur. Babaannem annemin de öyle olduğunu söylerdi. Annem Antalyalı, babam Mardinliydi. Babam Antalya’ya çalışmaya gittiğinde annemle tanışmış, âşık olmuşlardı. Annemin ailesi babam Kürt diye istememiş. Annem de babama kaçmıştı. Evet ben meleztim, hem Türk hem Kürt kanı vardı damarlarımda. Bu ayrı bir gurur kaynağıydı. Babaannem ve dedemle yaşıyorum. Hayatımda en ihtiyacım olduğu zamanda annemi, babamı ve abimi trafik kazasında kaybettim. Hayat bana daha çok küçükken darbesini vurmuştu. Dedem ve babaannem bana sahip çıkmışlardı. Hayattaki tek akrabam onlardı. Babaannem ve dedemin tek çocuklarıymış babam. Elbet teyzelerim, dayılarım vardı ama beni almak istedikleri için babaannem ve dedem onlarla görüşmemi istemedi. Onların tek sığınağı, tek tutunduğu bendim. Çünkü tutunacak tek dalları ben kalmıştım. Her zaman onlara göre yaşadım. Benim dünyamın merkezi ikisiydi. Her zaman bana iyi baktılar. Hiçbir şeyimi eksik etmemeye çalıştılar. Beni okutup büyütüp öğretmen ettiler.
Biz üç arkadaştık. Ben, Mevsim ve Arjin ilkokulu, ortaokulu ve liseyi birlikte okuduk. Mevsim her zaman en çalışkanımızdı, kafası zehir gibiydi. O kadar çok dil biliyordu ki. Hiç okumadan da o diller sayesinde istediği yerde çalışabilirdi. Buna rağmen o azmetmiş, okumuştu. Arjin’le ben de çok çalışkandık ama Mevsim kadar değil. Üçümüz aynı liseye gitmek için Mevsim’le birlikte oturmuş sınava çalışmıştık. Hepsini zehir gibi bilmemize rağmen sınavda kopya çekmiştik. Üçümüz aynı liseye girmezsek diye ödümüz kopuyordu. Ama üniversitede yollarımız ayrılmıştı. İstesem ben de onlarla İstanbul’a gidebilirdim, puanım bayağı yüksekti. Ama babaannem ve dedemi burada yalnız bırakmaya içim el vermedi. Mardin’de okuyup öğretmen oldum. Arjin’in abisi Akif abi sayesinde görev yerimi Mardin’deki bir köye aldırdım. Ama hayat beni hiç istemediğim bir yerden vurmaya hazırlanıyordu.
O köyde bana takıntılı olan bir adam vardı. Ne kadar istemesem de peşimi bırakmıyordu. Ona bir sevgilim olduğunu ve yakında evleneceğimi söyledim. Ama o bana inanamadı. Yakın zamanda karşısına çıkartmazsam beni kaçıracağını söyledi. Okula gidip gelirken çok korkuyordum. Sağıma soluma bakıp tedirgin adımlarla okuldan içeri giriyordum. Sabah vaktinde gidip akşam hemen okul çıkışında okuldan kaçarcasına gidiyordum. Bir süre böyle devam ettikten sonra bu defa başka bir sorunla karşı karşıya kaldım. Tayinim başka bir şehre çıkmıştı. Dünya başıma yıkılmış gibi hissettim. Tam da babaannemin hastalığının nüksettiği bir anda Mardin’den gitmek zorundaydım.
Ne yapıp ne edip burada onların yanında kalmam lazımdı. Ama nasıl bir çare bulacağımı ben de bilemiyordum. Gitmeme zaten birkaç ay vardı. O zamana kadar bir çare bulmam gerekiyordu.
Akif abiyi aramış, onunla konuşmuştum. O da bana sadece evlenirsem eş hakkımdan yararlanıp burada kalabileceğimi söylemişti.
Bunları düşünürken dalgın dalgın yürüyordum. Fark etmeden köyün deresine gelmiştim. Babaannemle dedemi yanıma almak istesem hayatta gelmezlerdi. Ya mesleğimi bırakacaktım ya da evlenecektim. Ama benim aklımda kimse yoktu ki. Kiminle evlenecektim? Öyle pat diye evlilik olmazdı ki. Benim bırak sevgilim olmasını, biriyle flört bile etmemiştim. Ben sadece kitaplardan okumuştum aşkı. Peki şimdi ne yapacaktım? Kiralık koca bulabilir miyim diye düşünüp kendi kendime gülüyorum. Sonra düşüncelerime sesli olarak cevap verdim.
“Yok ebeninki, daha neler. Ciddi ciddi bir de düşünüyorum. Off Allah’ım ne yapacağım ben şimdi, nereden bulacağım kocayı. Ben işimi bırakırsam ölürüm.”
Tam o anda arkamdan biri kolumu tuttu, beni çekerek ona dönmemi sağladı. Bu Hasan’dı, takıntılı pislik yine peşime düşmüştü.
“Oo öğretmen hanım, ne ararsın dere kenarında? Yoksa sevdiğin adam buraya mı gelecek?”
“Bırakın kolumu Hasan Bey. Sizi ilgilendirmez burada ne yaptığım.”
“Yalan söylediğini biliyorum, seni araştırdım. Kimse yok hayatında. Şimdi seni kendime mecbur bırakınca…”
Gözlerim kocaman olmuştu. Ne demekti bu şimdi? Kolumdan çekerek beni daha kuytu yerlere götürüyordu.
“Bırak Allah aşkına bırak, sevdiğim var. Yalan söylemedim.”
“Seninle işim bittiğinde göreceksin bana yalan söylemenin ne demek olduğunu.”
Ben ağlayıp bağırıyordum. Kalbim deli gibi atıyordu. Eğer düşündüğüm şeyi yapacaksa ölmek daha iyiydi. Kimse duymuyordu beni. Kolumu kopartırcasına beni sürükleyerek götürüyordu. Koca bir ağacın altına geldiğimizde ağlamamı umursamadan beni ağacın dibine fırlattı. Yanıma yaklaşıp anlamadığım bir anda gömleğimi tutup iki yana çekti, bütün düğmeler etrafa saçıldı. Onu itiyordum, yumrukluyordum ama gücüm yetmiyordu. Hasan çok uzun değildi ama iri bir adamdı. Bir eliyle beni yutup ağaca dayayıp bir eliyle de kemerini çözmeye başladı.
“Rahat dur. Ne kadar debelenirsen canın o kadar fazla yanar. Tabii eğer bakireysen.”
“Bırak, Allah belanı versin bırak. İmdat, kimse yok mu?”
“Kes sesini, kimse seni duymaz. Bu arada bakire değilsen seni ellerimle gebertirim.”
“Takıntılı pislik!” deyip yüzüne tükürdüm.
Benim yüzüne tükürmem hiç hoşuna gitmedi. Ellerimi bırakıp yüzünü koluyla temizledi. Ben de hemen ellerimle göğüslerimi kapattım.
“Sana öyle şeyler yapacağım ki bu yaptığına bin pişman olacaksın.”
Dedikten sonra yüzüme öyle bir tokat attı ki kafamı ağaca çarpıp gözlerimin kararması bir oldu. Tek hatırladığım şey üzerimdeki pis herifin nefesiydi.