Yeni Başlangıç

1634 Kelimeler
Kapının yumruklanmasıyla gözlerimi açtım. Korkuyla hemen Yağız'a baktım. Çoktan uzandığı yerden kalkıp kapıya doğru gitmeye başlamıştı bile. Kapı deliğinden kim olduğuna baktıktan sonra yanıma doğru yaklaştı. "Kalk, kalk. Mehmet burada, seni görmesin." Hızlıca koltuktan kalkıp gösterdiği odaya doğru yürüdüm. "Sakın sesini çıkarma, burada olduğunu öğrenmemeli." Başımı sallayıp odaya girdim. Bu oda onun yatak odası olmalıydı ama içeride bir sürü kutu vardı. Kocaman da bir giysi dolabı vardı. Kapakları açık olduğu için içeriyi rahatça görebiliyordum. Yine içinde bir kaç kutu ve kıyafetleri vardı. Kapıya yaslanıp neler konuştuklarını duymaya çalıştım. "Ne oldu Mehmet? Neden bu saatte buraya geldin?" "Kız hakkında bir kaç gelişme var, aslında sizi aradım ama açmayınca yanınıza gelmek istedim." "Neymiş gelişmeler?" "Kızın üniversiteden arkadaşlarıyla konuştuk amirim. Kızı tanıyan eden yok. Sınıf çok kalabalık zaten ama bir kişiyle bile konuşmamış hiç. Bir kaç kez ise Selin'le kavga ettiğini söylediler." "Yani? Bunları zaten biliyorum." "Nereden biliyorsunuz amirim? Yoksa siz önceden gitmiş miydiniz üniversiteye?" "Hayır. Ben olay gecesi kızla konuştum. Kavga ettiğini kendisi söyledi." "Çok tuhaf değil mi? Neden bir cinayet şüphelisiyken maktülle kavga ettiğini söylersin ki? Bu onu bizzat zanlı yapar." "Hayır, aksine bu onu masum yapar. Gerçekten bu cinayeti o işlemiş olsaydı onunla kavga ettiğini söyleyip okları kendine çevirmezdi. Bu aptallık." "Mina da aptal diyorsunuz yani." "Aynen öyle." şuna bak. Utanmadan aynen diyor. Sadece korktuğum için öyle bir şey demiştim. Aptal değildim. Sadece dürüsttüm. "Hadi o zaman amirim. Hazırlanın da gidelim. Beni de atarsınız değil mi?" "Bırakırım, üstümü giyip geliyorum." "Tamam amirim." Yağız ayağa kalkmış olmalıydı, ayak sesleri benim odama doğru yaklaşmışken bir ses onu durdurdu. "Vay canına amirim! Bu da ne?" ne olmuştu yoksa yakalandık mı? "Bu iç çamaşırı size ait değil sanırım." Mehmet'in kahkahası salonu doldururken Yağız tekrar adımladı. "Ver şunu Mehmet." "Amirim sizin böyle biri olduğunuzu bilmezdim." "Nasıl biri Mehmet?" Yağız'ın ses tonu ciddileşmişti. "Yani istediğiniz her kadını elde edebilirsiniz ama siz cidden bir hayat kadınıyla mı beraber oldunuz?" "Evet Mehmet, bir sorun mu var?" "Hayır amirim hayır." Mehmet gülmemeye çalıştı. "Siz giyinin en iyisi, ben bekliyorum." Yağız bir şey demeden odaya doğru yürüdü. Kapıyı açacağı sırada geriye doğru gittim. Elinde benim siyah sutyenim ile içeri girdi. Bu çantamdaydı ama nasıl düşmüş olabilirdi ki? Sutyeni kaldırıp bana gösterdi. "Bu ne?" hızlıca elinden çektim. "Ver şunu, çantadan düşmüş olmalı." İşaret parmağını dudaklarıma bastırdı. "Bağırarak konuşma Mina." yavaşça parmağını geri çektiğinde başımı salladığımda geriye doğru gitti. Kıyafet dolabından bir tişört aldı. Hızlıca üstündeki tişörtü indirdiğinde sırtındaki yara izleri dikkatimi çekti. İki büyük kesik izine benzer iz vardı. Kendime engel olamadan ona doğru yaklaştım. Tişörtü giymek için arkasını döndüğünde çarpıştık. "Ben... Özür dilerim bu kadar yaklaştığımın farkında değildim." Uzaklaşmak üzereyken bileğimden tutup kendine çekti. "Gitme." "Ne?" başımı kaldırıp yüzüne baktım. "Ne oldu?" tekrar başımı eğdim. Yüzüne bakmak beni utandırmıştı ama şu an vücuduna bakmak daha utanç vericiydi. Ne çok kaslıydı ne az. İçimden bir hisse ona dokunmak için yanıp tutuşuyordu. "Yerdeki şişeye basmak üzereydin. Seni bu yüzden durdurdum. Ses çıkarma." Başımı sallayıp elinden kurtuldum. "Tamam." Hızlıca ondan uzaklaşıp arkamı döndüm. Bu doğru değildi. Ona bu kadar yakın olmam doğru değildi. Bu delilikti. Ondan uzak durmalıydım. "Biz çıktıktan sonra odadan çıkarsın. Bugün evden çıkmak yok. Seni bir kez daha uyarmayacağım." Başımı salladım. "Hıhım." "Kapıyı kimseye açma." "Tamam, tamam her gün söylemek zorunda deği...!" Eliyle ağzımı kapattı. "Delirdin mi neden bağırıyorsun sen?!" Bağırdığımı fark etmemiştim bile. Mehmet de sesi duymuş olmalıydı. "Amirim iyi misin?" "İyiyim Mehmet. Benim kız biraz sorun çıkarıyor." kafasını çevirip yüzüme baktı. Sinirlenmişti. "Vay amirim, kızın odada olduğunu söylesen çıkardım ya." Mehmet kıkırdarken Yağız derin bir nefes aldı. "Şimdi çözelim o sorunu bakalım." elini yavaşça dudaklarımdan çekti. "Uslu dur. Eve geldiğimde seni evde bulacağım." Bu sefer hiç konuşmadan sadece başımı salladım. Kapıyı aralayıp çıktı. Mehmet'le beraber dışarı çıktığında odadan çıktım. "Şuna bak ya, iki dakikada hayat kadını etti beni. Senin koynuna girer miyim ben hiç aptal adam!" Sanki tek sorun buydu Mina. Adamın ağzının içine düşücektin neredeyse. Yok olmaz, daha fazla burada kalamam ben. Hızlıca banyoya gidip kısa bir duş alıp getirdiğim kıyafetleri giydim. Yağız çıkma demişti ama evde durdukça daralıyordum. En azından deniz kenarında biraz hava alabilirdim. Kapüşonlumu kafama geçirip dışarı çıktım. Hava mis gibiydi. Bir kaç saat önce yağmur yağmış olmalıydı. Toprak kokusunu içime çekip adımlarımı denize çıkan yola doğru yönlendirdim. Deniz kenarındaki banka oturup dalgalarıyla köpüren hırçın denizi izledim. Katil kim olabilirdi? İlk önce nereden başlamalıydım? Kime sormalı, kimden uzak durmalıydım? Ya Yağız'a da bir şey olursa? "Telefonum da yok ki kimseyi arayamıyorum?" oflayıp elimi ceplerime yerleştirdim. Ne yapacağım ben şimdi ya? Yanıma oturan birinin varlığıyla ayağa kalktım. Yüzümü görmemesi iyi olurdu. "Otur Mina." İsmimi nereden biliyordu? Başımı çevirip yüzüne baktım. Kesinlikle bu kadını tanımıyordum. "Sen kimsin?" "Otur da konuşalım." Tereddüt de etsem banka tekrar oturdum. "Kimsin?" "Selin'in teyzesiyim." "Ne?" etrafa bakındım. Polis neredeydi? Benimle ne konuşmak istiyordu? "Korkma, polis yok. Tek başımayım." "Ne istiyorsunuz benden?" "Ben senden bir şey istemiyorum. İstediğim tek şey yeğenimin katilini bulmak." Ne? Bu kadın katilin kim olduğunu bilmiyor muydu? Benim tek şüpheli olduğumu bilmiyor muydu? "Anlamadım?" Derin bir nefes aldı. "Senin katil olmadığını ve asla olamayacağını biliyorum." "Nasıl bundan bu kadar eminsin?" "Elimde suçsuzluğunu ispatlayacak kanıtlar var." "Ne kanıtı?" "Bunu seninle işim bittikten sonra göstereceğim sana. Suçsuzluğunu ispatlamak istiyorsun değil mi?" "İstiyorum, her şeyden çok." "O halde..." çantasından bir poşet çıkardı. "İçinde telefon var. Biraz da para. Kağıtta da gelmen gereken adres var. Bu gece 12'de o adrese gel. Bundan sonra o evde kalacaksın. Benimle beraber." "Bunu neden istiyorsunuz? Amacınız ne?" "Seni yanımda tutup gerçek katile yakın olmak istiyorum. Onu istiyorum." "Bu çok saçma. Katili bulsanız ne olacak?" Ayağa kalktı. "Sen teklifimi düşün Mina. Bu gece seni bekliyor olacağım." Bir şey demeden arkasını dönüp gittiğinde onu dikkatlice izledim. Neden katili bulmak istiyordu? Amacı ne olabilirdi ki? Kafamdaki düşüncelerle beraber ayağa kalkıp evin yolunu tuttum. Yağız'dan uzaklaşmam doğru olurdu. En azından benim yüzümden ona da zarar gelmezdi. Kapı deliğine anahtarı yerleştirdiğim an kapı birden açıldı. Yağız elindeki ceketiyle önümde duruyordu. "Kızım sen yine mi kaçtın?" Cevap vermek üzereyken başındaki bandajı fark ettim. "Başına ne oldu?" "Geç içeri." kolumdan tutup beni içeri soktu. "Sen soruma cevap ver. Neredeydin?" "Hava almaya çıktım." elimi başındaki yaranın üstünde gezdirdim. "Sana ne oldu?" "Ben sana dışarı çıkma demedim mi? Hiç söz dinlemez misin sen?" "Ya bunaldım ne yapayım! Hem sen benim soruma cevap ver önce. Ne oldu sana?" "Bağırma bana!" "Sen de bana bağırma o zaman." sesli bir şekilde nefes alıp salona geçti. "Ne oldu söylesene?" Peşinden gidip yanına oturdum. "Kaza yaptım." "Başka bir şeyin var mı?" Yarayı dikkatli bir şekilde kontrol ettim. "Yok, küçük bir kazaydı." Derin bir nefes alıp kafasını arkaya atıp gözlerini kapattı. "Biraz dinlenmek istiyorum." Bakışlarım kollarına kaydı. Kollarında ufak tefek çizikler vardı. Küçük bir kaza diyor ama küçük olmadığı belliydi. "Kim yaptı?" Gözlerini açmadan mırıldandı. "Ne?" "Benim yüzümden oldu bu kaza değil mi?" Kafasını kaldırıp yüzüme baktı. "Hayır." "Yalan söylüyorsun." "Yalan falan söylemiyorum." "Yalan. Sana inanmıyorum." Hiçbir şey demeyip ayağa kalktı. "Ben banyoya gidiyorum. Kuruntularını bırak." Ayağa kalkıp kolundan tutup kendime çektim. "Benim yüzümden, değil mi?" Nefesi yüzüme çarptı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Evet. İstediğin cevap buysa evet." Nefesimi tuttum. "Anladım." Elini yavaşça bıraktım. "Sen gidip banyonu et." "Sen de uslu dur Mina." Başımı salladığımda Yağız banyoya doğru gitti. Montumdaki poşeti çıkarıp nottaki adrese baktım. Buraya oldukça uzaktı. Gidersem Yağız beni bulamazdı. Onun canının tehlikeye girmesindense ben ondan uzak olmayı tercih ederdim. Hızlıca bir kağıt çıkarıp oturup yazmaya başladım. "Yağız... Yanımda olduğun için teşekkür ederim. Ama benim yüzümden sana bir şey olmasına izin veremem. Bu yüzden gidiyorum. Hem suçsuz olduğumu ispatlayacağım hem de sana bir şey olmayacak." gözyaşlarımı silip devam ettim. "Beni arama. Ben güvende olacağım bir yere gidiyorum. Sen de kendine dikkat et. Çok az zamandır beraberiz ama... Bana iyi baktığın için teşekkür ederim. Sana minnettarım." Kağıdı masanın üstüne bırakıp montumu giydim. Yavaşça kapıyı açıp dışarı çıktım. Özür dilerim Yağız. Senin için bunu yapmak zorundayım. ~ Evin önüne geldiğimde bir kez daha adresi kontrol ettim. Doğruydu. Geldiğim ev çok lüks bir yerdi. İki katlı dubleks bir evdi. Kapısında iki tane de koruma vardı. Kadının ismini sormayı bile unuttuğum için bir süre korumalara baktım. İçlerinden biri ne kadar uzun süre dikildiğimi fark ettiği için olacak ki yanıma geldi. "Ne izliyorsun evi?" "Ben buraya geldim çünkü..." elimdeki adresi gösterdim. "Bunu sarı saçlı bir kadın verdi. Gece buraya gelmemi istedi. Tabi ben biraz erken geldim ama. İsmimi söylerseniz beni hatırlayacaktır. Mina geldi diyin lütfen." "Bekle sen burada." Korumanın biri içeri girdikten beş dakika sonra çıktı. "Gelin içeri." Başımı sallayıp içeri girdim. Ev o kadar büyüktü ki daha önce böyle bir yer görmediğimden emindim. Havuzu bile benim evimden daha büyüktü. "Hoşgeldin Mina." Sabah gördüğüm kadın bana yaklaşırken elini uzattı. "Hoşbuldum..." Tereddütle elimi uzattım. "Adım Çiğdem. Bana Çiğdem diyebilirsin." "Memnun oldum Çiğdem hanım." "Gel şuraya otur." bahçedeki masaya doğru yöneldik. Sandalyeye oturduğumda bir hizmetçi yaklaştı yanımıza. "Bize iki kadeh şarap getir Aysel." "Peki efendim." "Sormadım ama içersiniz herhalde değil mi?" Başımı salladım. "İçebilirim. Ama merak ediyorum neden burada olduğumu." "Buradasın çünkü beni katile götürecek tek kişi sensin." "Neden korkmuyorsunuz? Sonuçta eli kanlı bir katil peşimde." "Korkmuyorum çünkü..." Aysel gelip kadehleri bıraktı. Çiğdem hanım içeceğinden bir yudum daha aldı. "Ben de onun kadar tehlikeliyimdir belki de." "Ve ben o tehlikeli kadının evindeyim." diyip içeceğimden bir yudum aldım. "Korkma. Bana lazımsın sana bir şey yapmam. Ayrıca masum olan kimseye elimi sürmem." "Tamam anlıyorum. Ama bunu neden yapıyorsunuz? O katili bulunca ne yapacaksınız?" "Yeğenimin intikamını alacağım." Bu kadın gerçekten tehlikeliydi. "Bu süreçte katille burun buruna gelme ihtimalin olduğu için bundan sonraki her gün eğitim alacaksın. Yakın dövüş eğitimlerinin yanında sana silah kullanmayı da öğreteceğiz." "Silah kullanmak istemiyorum." "Zorundasın. Her zaman yanında olmayacağız. Bunu bilmek zorundasın. Katilin seni öldürüp öldürmeyeceğini bilemezsin." Nefesimi bırakıp şaraptan bir yudum daha aldım. "Peki, ona da tamam." Gülümseyip ayağa kalktı. "Evime hoşgeldin Mina." Uzattığı elini sıktım. "Hoşbuldum Çiğdem hanım." Benim için yeni bir dönem başlıyordu. Peşimde bir katil vardı ve benim aklımdan geçen tek şey Yağız'dı. Daha şimdiden onu özlemeye başlamıştım bile. Keşke burada olsa ve azarlayıp dursaydı beni.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE