Çiğdem hanım bana kalacağım odayı gösterdiğinde onu başımla onaylayıp iyi geceler dileyip kapıyı kapatmıştım. Yarın yeni bir gün başlayacaktı ve ben artık eskisi gibi olmayacaktım.
~
İlahi Bakış Açısından Devam
Yağız Amir banyodan çıktıktan sonra gözleri Mina'yı aradı. Genelde salonda olurdu. Ev zaten küçüktü. Mutfakta yemek yapıyor olmalı diye düşünüp mutfağa yöneldi. Boş mutfakla beraber saçını kuruladığı havluyu bir kenara atıp kıyafet odasına yöneldi. Burada da yoktu. Nereye kaçtı kim bilir yine bu kız diye düşünürken belindeki havludan kurtulup hızlıca kıyafetlerini giydi.
Cebine silahını yerleştirip odadan çıktığında sehpanın üstündeki notu fark etti. Hızlıca notu alıp okumaya başladı. Notu buruşturup fırlatırken bir küfür savurdu. "Delirmiş bu kız!"
Ceketini giyip dışarı çıktı. Şimdi bitmişti Mina. Ona gözünün önünden ayrılmayacağını söylemişti. Üstüne basa basa söylemişti üstelik. Onu bulup parmaklıklar ardına tıksın da görsün dünya kaç kucak diye düşünüp merdivenleri hızla indi.
Merkeze bir hışımla girip bağırdı. "Bana hemen Mina denen kızı bulun! Hangi deliğe girdiyse çıkıp arayın onu! Hemen!"
Odasına girip kapıyı çarptığında Mehmet de içeri girmişti. "Amirim, kızı aramayı bırakın d diyen siz değil miydiniz? Şimdi ne değişti?"
"Sen dediğimi yap Mehmet. Bul onu bana. Tekrar evine bakın."
"Neden evine gitsin ki?"
Yağız Amir masaya sertçe yumruk attı. "Gitsin ya da gitmesin evinin önüne bir ekip yerleştir!"
Mehmet onun bu haline bir anlam veremedi. Belli ki çok öfkeliydi. Bu yüzden daha fazla bir şey söylemeden dışarı çıktı. Yağız Amirin dediklerini yapmak için görev arkadaşlarına seslendi.
Yağız ise odasında öfkeli bir şekilde oturuyor, masaya yumruklar atmaya devam ediyordu. Sadece banyoya girip çıkmıştı ve kız kaçmıştı. Ona güvenmişti. Onun kaçmayacağından emindi. Tam bir aptal gibi davranmıştı. Ellerinden kayıp gitmişti.
~~~
Mina'nın anlatımından devam
1 Ay Sonra
Su şişesini yarıya indirip kapağını kapatıp yere çöktüm. Yorulmuştum. Bir kaç saattir spor salonundan çıkmıyordum ve kum torbasında boks çalışıyordum. Yumruklarımı kullanmayı öğrenmiştim artık. Günümün çoğunluğunu burada geçirir olmuştum. Onun dışında her gün de silah kullanma eğitimi alıyordum yaklaşık bir saat kadar. Artık her açıdan kendimi daha güçlü hissediyordum. Ama yine de korkuyordum. Bunu ne kadar saklasam da korkuyordum. Katille yüz yüze gelirsek ne yapacağımı bilmiyordum. Gerçekten birine saldırabilir miydim bilmiyorum. Sadece korkuyordum.
Üstelik bu bir ay boyunca Yağız'ı da merak etmiştim. Beni göremeyince deli olmuştur. Burada da asla bulamazdı. Evden bile çıkmıyordum zaten nasıl bulsun ki?
Ayağa kalktım.
Onu özlemiştim. Yağız amiri özlemiştim.
Spor salonundan çıkıp merdivenlere yöneldiğimde hizmetçi Aysel ile karşılaştık. "Ben de size geliyordum Mina hanım."
"Bir şey mi oldu Aysel?"
"Çiğdem hanım sizi salında bekliyor."
"Tamam, hemen geliyorum."
O önümden giderken ben de hızla merdivenleri çıkıp salona yöneldim. Çiğdem hanım her zamanki yerinde oturuyordu. Yine her zamanki gibi çok şıktı. Gözlerimi bazen ondan alamıyordum. Oldukça güzel bir kadındı. Ve onun bu kadar kötü biri olduğuna bazen şaşıp kalıyordum.
"Beni çağırmışsınız Çiğdem hanım."
"Otur Mina." gösterdiği yere oturup ellerimi dizimde birleştirdim.
"Artık hazırız ve başlayabiliriz. Bu gece ilk görevine çıkacaksın?"
Şaşkınlıkla gülümsedim. "İlk görev derken?"
"Oturup katilini bekleyeceğini düşünmedin değil mi?"
"Hayır ama..."
"Aması yok Mina. Ben ne diyorsam onu yap. Korkma hiçbir şey seni tehlikeye sokmaz. Sadece dediklerimi yap ve sözümden çıkma."
"Anlıyorum ama ne yapacağım ki?" açıkçası bu bir ay boyunca bana çok yardımı dokunmuştu bu yüzden şu an ona sırt çevirmek istemiyordum ama ne olacağı da beni korkutuyordu. Yasa dışı bir şey yapmak istemiyordum.
"Bir kumarhane açılışı olacak. Sen de oraya gideceksin. Korkma. Tek başına değil. Selim de seninle olacak."
"Selim kim?" ve katilimi bulmak için neden bir kumarhane açılışında olmam gerekiyor. Tabi bunu ona soramadım.
"Selim benim en has adamlarımdan biri. Onun kadını olacaksın."
"Kadını?"
Güldü. "Sadece rol icabı. Bu kadar endişelenme. Kavalyesi olacaksın sadece. Ama o an senden istediğim şey başka birini ayartmaya çalışman."
"Çiğdem hanım ben neden bunları yapıyorum? Neden birini ayartmak benim görevim? Bunun katili bulmakla ne alakası var?"
"Yapma Mina. Göz önünde olman için sana bir iş veriyorum sadece."
"Evet göz önünde olacağım ama katilin görevi yanımda olan herkesi öldürmek. Selin de bu yüzden öldü zaten unuttunuz mu?"
"Korkma. Selim çok dikkatlidir. Ona kimse bir şey yapamaz."
"Ya ayartacağım adam?"
"O ölse de olur."
"Ne?"
Sehpanın üstündeki kahvesine uzanıp bir yudum içti. "Bu seni katile bir adım daha yaklaştıracak. O adamın ölmesi de sorun değil. İyi biri sayılmaz zaten."
"Ben daha fazla kişi ölmesin diye yanınıza geldim."
"Ne sanıyorsun Mina? Birileri ölmeden katili nasıl bulacaksın?"
"Başka bir yolu mutlaka olmalı."
"Ama yok. Başka yolu yok Mina."
Nefesimi tuttum. Aklıma artık cidden başka bir şey gelmiyordu.
"Şimdi odana çık. İyice düşün taşın. Kararını verdiğinde banyonu edip yatağının üzerine bıraktığım elbiseyi giy. Kızlar sana yardım eder."
Ayağa kalktım. "Peki. Düşüneceğim. Şimdi biraz dinlensem iyi olur."
"Umarım en doğru kararı verirsin Mina."
Başımı sallayıp salondan çıkıp merdivenlere yöneldim. Ayartmamı istediği adamın ölmesini istemiyordum açıkçası. Ama katile götürecekse bu beni, bunu yapmaya hazırdım da.
Odamın kapısını açtığımda yataktaki elbiseyi fark ettim. Ya da bir bez parçası. Straplez bir modeldi. Siyah, ultra mini bir elbise desem yanlış olmazdı. E tabi bir adamı ayartmam isteniyorsa böyle giyinmem daha doğru olacaktı.
Kendimi yatağa fırlatıp bir süre tavanı izledim. Ayartıp ne yapmamı isteyecekti ki? Umarım bu süreçte kimseye zarar vermezdim.
Gözlerimi kapatıp akşama kadar biraz dinlenmek istedim.
~~~
Elbiseyi üzerimde çekiştirmeyi bırakıp odadan çıktım. Boynum tamamen açık kaldığı için saçlarımı su dalgası yapıp açık bırakmıştım. Yüzüm içinse sade bir makyaj yapmak istemiştim ama daha sonra oraya neden gittiğimi hatırlayınca kırmızı bir rujla hazırlığıma son vermiştim.
Giydiğim topuklu ayakkabı merdivende tıkır tıkır ses bırakırken geldiğim anlaşılıyor olacak ki Çiğdem hanım ayağa kalkıp merdivenlere yaklaştı. Beni baştan aşağı süzdükten sonra gülümsedi. "Çok güzel olmuşsun Mina. Bu işi yapabileceğinden eminim."
"Teşekkür ederim. Ama hala bana tam olarak ne yapacağımı söylemediniz."
"Adamın adı Mert Soydaş. Nasıl biri olduğunu biz de bilmiyoruz. Senden istediğim onu ayartıp ondan malları nerede sakladığını öğrenmek."
"Ne malı?"
"Uyuşturucu."
"Siz uyuşturucu işiyle mi uğraşıyorsunuz? Ben bunu yapamam."
"Hayır Mina. Biz değil, Mert Soydaş uğraşıyor. Onun yerini öğrenip polise bildireceğiz. Sen sadece yerini öğren ve yarın haberlerde yapılacak vurgun haberini izle. Bana inanmıyorsan yarın ki haber sana güven verecektir."
Derin bir nefes aldım. "Peki öyle olsun bakalım." saçlarımı arkaya atıp tekrar konuştum. "Selim dediğin adam ne zaman gelecek?"
"Geldi. Kapıda seni bekliyor. O ne derse onu yap. Sözünden çıkma."
Başımı salladım. "Tamam."
"Sana güveniyorum. Git ve hallet şu işi."
Gülümseyip kapıya doğru yürüdüm. Önümdeki koruma kapıyı açtıktan sonra dışarı çıktım. Dışarıda çok lüks bir araba bekliyordu ve önünde sarışın bir adam elindeki telefonu ile uğraşıyordu. Geldiğimi anlasın diye boğazımı temizledim ama oralı bile olmadı.
"Sen Selim olmalısın."
"Çiğdem sana ne yapacağını anlattı mı?"
Başını kaldırıp yüzüme bakmadı bile. "Anlattı."
"Ben oyun oynarken arkamda dur. Bunu yapabilirsin herhalde."
"Yaparım."
"Sonra Mert'e sırnaşacaksın."
Nefesimi bıraktım. "Şuna sırnaşmak demesek."
Telefonu cebine bırakırken konuştu. "Ya ne desek bayan..." başını kaldırıp yüzüme baktı. Baştan aşağı beni süzdükten sonra cümlesini tamamladı. "Mina?"
"Bu sadece bir görev."
Dudakları yukarı kıvrıldı. "Güzel. Hadi gidelim o halde."
Elini uzattığında tereddüt etsem de elimi eline bıraktım. Ne de olsa kumarhanede oldukça yakın olacaktık. "Gidelim."
Araba hareket ettiğinde ellerimi birleştirdim. Gerginliğimi üzerimden atmam gerekiyordu. Sakin ol Mina. Bu iş hemen bitecekti. Halledebilirdim.
Araba durduğunda geldiğimizi anlayıp yüzümdeki ifadeyi değiştirdim. Evet şimdi eski Mina değil yeni birine ihtiyacım vardı. Selim inmek üzereyken elini tuttum. "Bekle. Bu ismi kullanmak istemiyorum. Bana yeni bir isim lazım." düşünürken Selim konuştu.
"Bade olsun."
Hiç düşünmeden başımı salladım. "Olsun." Mina gitmişti ve yerine Bade gelmişti artık.
Arabadan indiğimde Selim tekrar elimi tuttu. Gülümseyip parmaklarımı kenetledim. Oyun başlasın bakalım artık.
İçeri girdiğimizde ilk bakışta her şey normal gibiydi. Hatta giriş katında bir restoran vardı.
Arka kapıdan girdiğimizde kumarhaneyi görmüştüm artık.
"Hoşgeldiniz Selim bey. Masanız hazır buyurun lütfen."
Selim ile masaya ilerlerken elbisemin eteklerini düzeltiyordum. Yürüdükçe daha çok yukarı çıkıyordu. Saçlarımı arkaya atıp masanın önünde durdum. Selim tam önümdeki sandalyeye otururken ben de arkasına geçip elini omuzlarına yerleştirdim. Masada dört kişi vardı ve hepsinin arkasında güzel ve genç kadınlar vardı.
Herkes oyuna daldığında etrafı incelemeye başladım. Mert denilen adamın nasıl biri olduğunu bilmiyordum. Çiğdem hanım çıkmadan önce onun oldukça görkemli biri olduğunu söylemişti. Kimse karşısında duramaz, ona tek kelime laf söyleyemezmiş. Etrafında kadınlar pervane olurmuş. Bu yüzden onu etrafındaki kadınlardan aramaya çalıştım.
Sırtı bana dönük etrafında yedi kadın olan bir adam gördüğümde bunun Mert Soydaş olabileceğini düşündüm.
"Kadının da güzelmiş Selim."
Laf bana döndüğünde gülümseyerek önüme döndüm. Selim lafı ağzımdan aldı. "Öyledir Bade."
Elimle omzunu sıkıp onaylarcasına ona destek oldum. "Teşekkür ederim."
Selim ve masadakiler tekrar oyuna döndüğünde Selim'in elindeki kağıtlara baktım. Ceketinin kolundan başka bir kağıt çıkarırken onun hileye başvurduğunu anlamıştım. Onu önemsemeyip Mert olduğunu düşündüğüm adama bakındım.
Yavaşça elimi Selim'in omuzlarından çekip bir adım geriye attım. Selim ne yapacağımı anlamış olacak ki hiç sesini çıkarmadı. Elbisemi bir kez daha düzeltip yavaşça Mert'e doğru yürüdüm.
Yanına yaklaştığımda başını sağa doğru çevirdi. Yanındaki sarışın kadın onun dudaklarına dudaklarını bastırdığında yüzünün yarısını görmüş olsam da onu tanımıştım. Bu kişi Mert Soydaş değil Yağız'dı.
Nefesimi tutup bir adım geriye doğru gittiğimde Yağız kadından ayrıldı. Başını arka tarafa doğru çevirdiğinde bakışları beni buldu. Artık kaçacak şansım yoktu. Yağız amir beni bulmuştu.