Hızlıca arkamı dönüp tekrar Selim'in yanına gittim. Yavaşça eğilip kulağına fısıldadım. "Buradan gitmem lazım."
Selim masadakilere gülümseyip ayağa kalktı. Göz ucuyla Yağız'a baktım tekrardan. Buraya geleceğini düşünmüştüm ama hala yerinde oturuyordu. Buraya gerçekten kumar oynamaya gelmediğine göre kesinlikle gizli görevdeydi. Belki de bu yüzden yanıma gelemiyordu. Ama o buradaysa başka polisler de burada olmalıydı. Buradan çıkmam lazımdı.
Selim yavaşça kulağıma eğildi. "Neler oluyor Mina?"
"Ben yapamayacağım. Gitmem lazım."
"Bu kadar yaklaşmışken olmaz. Mert'in hangi masada olduğunu öğrendim. Şimdi onun yanına gideceğiz ve sen sana verilen görevi yerine getireceksin."
Başımı olumsuzca salladım. "Olmaz. Gitmek istiyorum, yapamam."
Selim kolumu hızlıca tuttu. "Sana ne diyorsam onu yap Mina. Hadi." yavaş adımlarla Yağız'ın masasına doğru yürümeye başladık. Neden ona gittiğimizi anlamazken Selim nihayet Yağız'ın yanında durup konuştu. "Merhaba Mert bey." derin bir nefes alıp kolumu Selim'den kurtardım.
"Selim Dağcı." Yağız elini uzattığında Selim de onun elini sıktı. "Memnun oldum."
"Sizinle bir oyun oynama şerefine nail olmak isterim Mert bey."
Yağız gülümsedi. "Tabi, buyrun." eliyle karşısını işaret ettiğinde Selim de oraya oturdu. Ben de hızlıca Selim'in arkasına geçip mümkün olabildiğince Yağız'a bakmamaya çalıştım.
"Namınızı çok duyduk Mert bey. Sizinle aynı masada oturmak benim için büyük bir onur." Selim'in bu sahte tavrı beni sinir ediyordu. Burada olmamalıymışım gibi hissediyordum. Ben böyle bir oyunda olmak istemiyordum.
"Ne duydunuz da bana bu kadar hayransınız acaba? Hayranlık aptalların işidir zira."
Selim'in yüzü düşerken belli etmemek için boğazını temizledi. "Konuştu en büyük aptal." diye fısıldadığımda Yağız'ın bakışları beni buldu.
"Bir şey mi dediniz hanımefendi?" çenesini sıktığında kendimden emin durup yüzüne baktım.
"Size katılmıyorum. Hayranlık aptallık işi değildir. Hayranlık, saygı duymaktır. Sadece saygın insanlara yakışır. Sizin gibi insanlara değil yani." elimi Selim'in omzuna attığımda Yağız'ın gözlerinden alev fışkırıyordu. Sanırım onu sinir etmiştim. Ya da şu an gizli görev için rol yaptığı Mert denen adamı.
"Kadının seni her zaman böyle korur mu Selim?" Selim uzanıp elimi tuttu.
"O bir tanedir Mert bey. Tanısanız siz de seversiniz."
Selim kocaman gülümserken Yağız başıyla yanındaki kadınları gönderdi. "O halde tanımama izin verirsin değil mi?"
Selim onu başıyla onayladı. "Tabi ki." başını kaldırıp bana baktığında kafamı olumsuzca salladım. Olmaz. Onun yanına gidemezdim. Selim kaşlarını kaldırdı. "Hadi Bade."
Pes edip Yağız'a yürürken Yağız ismimi fısıldadı. "Bade." içim titredi. Bana Mina diye seslenişi daha sert olurdu genelde. Ama Bade derken o kadar yumuşaktı ki ses tonu...
Yavaşça arkasına geçmek üzereyken belimden tuttu. Nefesim kesilmişti. "Oraya değil." elini karnıma sarıp beni bacağına oturttu. "Buraya."
Nefes almaya çalışırken ona karşı koymam gerektiğini hatırladım. Ne yaptığını sanıyordu? Yavaşça kıpırdandığımda Yağız elini karnıma daha çok bastırıp beni göğsüne yaslayıp kulağıma fısıldadı. "Uslu dur Mina."
Hiç kıpırdamadım. Ellerini vücudumda hissederken bunu yapmam çok zordu.
Diğer eliyle kartları açtı. Bir süre bakındıktan sonra kartları serdi. Bu oyundan hiçbir şey anlamıyordum. Hoş şu an beyin hücrelerimin çalıştığını bile düşünmüyordum.
Selim bir kez daha hile yaptığında gülümseyerek kartlarını açtı. Yağız onu bu şekilde asla yenemezdi.
Kartlar tekrar dağıtılırken Yağız önümdeki içeceğe uzanıp bir yudum aldı. Göz ucuyla ona baktığımda adem elmasının inip kalktığını fark ettim. Başımı hızla geri çevirdim. Sadece şu hareketi yüzünden bile ondan etkilenmeden edemiyordum.
Oyun bir kaç tur daha devam ederken Yağız elini çekmek şöyle dursun gevşetmemişti bile belimdeki elini. Nefes almak bile çok gericiydi.
"Son." Yağız kartlarını açıp gülümsediğinde bunun zafer gülüşü olduğunu anlamıştım.
Selim mahçup bir şekilde gülümsedi. "Her zamanki gibi yine kazandınız."
"İşim bu."
"Artık gidelim mi Selim?" Selim bunu beklemiyor olacak ki gülümsemesi soldu. Boğazını temizledi.
"Bu nasıl soru Bade? Mert bey seni beğendi, sen bu gece onunla kal."
Ağzımı açmak üzereyken Yağız konuştu. "Bu sorun olmayacak mı senin için? Sonuçta senin kavalyen?"
Selim tekrar o sahte gülüşünü yerleştirdi yüzüne. "Hayır efendim ne sorunu."
Adi. Burası böyle işliyordu işte para için kadınları satıyordu bir çoğu. Ve ben de bu gece o kadınlardan biri olmuştum.
"Pekala." Yağız bana döndü. Nefesini yanağımda hissettiğimde yavaşça ona döndüm. O kadar yakındık ki bu yakınlık beni korkutuyordu. Bir yanım kokusunu içime çekmek, onu öpmek istiyor diğer yanımsa buradan koşarak kaçmak için elinden geleni yapmak için hazır bir şekilde bekliyordu. Ve ben ikisini de yapamadan sadece duruyordum.
Masadakiler yavaşça kalktığında Yağız yüzüme daha çok yaklaştı. Burnu yanağımda gezinirken fısıldadı. "Seni böyle bir yerde bulacağımı hiç düşünmemiştim."
Korkuyla gözlerimi kapattım. "Gitmem lazım. Beni bırak."
Gülümsedi. "Asla. Bu kez gitmene izin veremem."
"İşim var. Suçsuzluğumu kanıtlamam lazım."
Yavaşça yüzünü uzaklaştırdı. "Burada ne aradığını söyle."
Kızıp bağırsa daha az korkardım. Ama bu sakinliği beni deli gibi korkutuyordu.
"Senle yani daha doğrusu gerçek Mert Soydaş'la görüşmek için geldim. Ondan öğrenmem gereken bir şey var."
Bir süre yüzümü inceledikten sonra ayağa kalktı. Belimdeki elini çekip ellerimizi birleştirdi.
"Nereye gidiyoruz?"
Hiçbir şey demeden kalabalıktan sıyrıldık. Bir kaç dakika sonra bir kapının önündeydik. Kapıyı cebinden çıkardığı kartla açtıktan sonra içeri girmem için bana yer verdi. İçeri adımımı attıktan sonra kapının kapanma sesiyle arkamı döndüm. Yağız tam önümde durup bana yine o kızgın bakışlarını lütfetmişti. İşte şimdi kaçacak hiç yerim yoktu.
"Bak şimdiden söylüyorum gitmem gerek. Beni burada tutamazsın."
"Buna sabah karar veririm Mina."
"Sabah mı?"
Güldü. "Unuttun mu? O sahte sevgilin seni bana verdi. Sabaha kadar sence ne yapabiliriz?"
Göğsüne sertçe vurup arkamı döndüm. "Pislik gibi davranıyorsun."
Bileğimden tutup kendine çevirdi. Bakışlarını vücudumda gezdirirken nefes nefese konuştu. "Bunu bu elbiseyi giymeden önce düşünecektin."
Derin bir nefes alıp ellerimi göğsüne yerleştirip onu ittim. "O elbise de rol icabı."
Yavaşça ondan uzaklaştığımda tekrar konuştu. Bu kez nefesini düzene koyabilmişti. "Ne rolü? Bana her şeyi anlat."
Derin bir nefes alıp anlatmaya başladım. "Sana her şeyi anlatamam. Sadece bu gece buraya geldim çünkü Mert Soydaş'tan malı nereye sakladığını öğrenmem lazımdı. Bunun içinde böyle giyinmemin gerektiğini, eğer Mert' i baştan çıkarabilirsem bana her şeyi anlatacağını söyledi."
"Ha yani siktiğimin kaçakçısını etkilemek için böyle giyindin!"
"Evet, ne olmuş!"
Yağız hızla üzerime geldiğinde geriye doğru gittim. Yatağa çarptığımda artık gidecek yerim yoktu.
Yağız hızla gelip kollarımdan tuttu. "Mert Soydaş tam karşında işte. Beni baştan çıkarmak için ne yapacaksan yap şimdi."
"Delirdin mi sen?"
Kollarından kurtulmaya çalışırken yavaşça yatağa oturttu beni. "Dediğimi yap. Elin adamını baştan çıkarmak için böyle giyindin madem. Yap şunu da ne öğrenmek istiyorsan öğren!"
"Sen biliyor musun?" diye sordum nefes nefese.
"Mert elimde. Tabiki biliyorum."
"Söyle o halde."
Yağız elini yumruk yapıp yatağa geçirdi. "Elalemin adamını etkilemek için böyle giyiniyorsun ve benden söylememi mi bekliyorsun?! Hay sikeyim böyle işi!"
"Zoruna giden ne? Söyle işte."
"Bak kızım, sana bu akılları kim veriyor bilmiyorum ama bu gece buradan gidiyoruz ve bir daha dışarı çıkmıyorsun. Böyle salak saçma ajanlık oyunlarına da bulaşmıyorsun!"
"Olmaz Yağız. Bunu öğrenmem lazım. Katili benim bulmam lazım. Senin yanında olursam sana da zarar gelir. Bunu yapamam."
"Bok zarar gelir. Bunun için korkacağına aklını başına al da nerede olduğuna bir bak. Bu gece burada ben olmasam başka bir adamın koynuna girecektin. Farkındasın değil mi?"
"Farkındayım. Ama sana zarar gelmesindense başka bir adamın koynuna girerim daha iyi!"
Yağız hızla ayağa kalkıp volta atmaya başladı. Ellerini saçından geçirirken küfürler ediyordu. Boynundaki damarlar belirginleşmişti.
Ayağa kalktım. "Bana kızma. Sadece katili bulmak istiyorum. Ve bunu yaparken sana zarar gelmesini istemiyorum."
Kollarımdan tutup kendine çekti. Başımı kaldırıp ona baktığımda kafasını eğip dudaklarıma yaklaştı. Bir an öpecek sandım ama öfkeyle solumaktan başka bir şey yapmadı.
"Söylersem bir daha böyle bir şey yapacak mısın?"
"Bilmiyorum."
"Bil. Bana bunu yapmayacağına dair söz ver."
Nefesi dudaklarıma çarparken gözlerimi kapattım. Zaten bir başkasını nasıl öperdim? Nasıl bir başkasıyla beraber olabilirdim?
"Söz veriyorum. Kimseyle bu kadar yakın olmayacağım. Ama lütfen bana söyle. Bırak kendimi ben kurtarayım."
"Nerede kaldığını bana söyleyeceksin."
Başımı onaylamak için salladığımda dudaklarım dudaklarına değdi. Bir kaç salise sürmüş olsa bile nefesim kesilmişti.
Yağız'ın bakışları dudaklarıma kaydığında daha fazla kendimi tutamayacağımı anlamıştım. Yine de ilk hamleyi onun yapacağını beklemiyordum işte.
Yağız hızla dudaklarını dudaklarıma bastırdığında kollarımdaki baskı azalmış ellerini belime dolamıştı. Kollarımı boynuna dolayıp onu kendime çektiğimde dudaklarını kabul etmiş ve acemi bir şekilde onu öpmeye başlamıştım. Dudakları dudaklarımdaki gezintiden memnun olacak ki diliyle dudaklarımı aralamaya kalkıştığında bu daveti hızla kabul etmiştim. Dili dilimle buluştuğunda tüm vücudumda bir kıvılcımla hissettiğim o yangın giderek büyümeye başlamıştı.
Geriye doğru yürüyüp tekrar yatağa çarptığımda bir kez olsun durmadı. Üst dudağımı emerken alt dudağını yanlışlıkla ısırmıştım ama bu hoşuna gitmiş olacaktı ki gülümsediğini hissettim.
Nefessiz kalana kadar beni öperken elleri yavaşça aşağı doğru kaydı. Belimden inip kalçamı sararken daha fazla dayanamayacağımı anladım.
Ellerimi göğsüne yerleştirip onu nazikçe ittim. Dudakları benden ayrılıp boynuma gittiğinde fısıldadım. "Yağız..." boynuma küçük ve ıslak öpücükler bırakırken kafamı geriye attım. Bu an asla bitsin istemiyordum ama kendimden de emin değildim. Onun duygularından emin değildim. Her şeyin bu kadar hızlı olup bir bu kadar hızlı bitmesinden de deli gibi korkuyordum.
"Yağız, korkuyorum."
Durdu. Boynumdan çekilip yüzünü yüzüme yaklaştırıp elini yanağıma yerleştirdi. "Neyden korkuyorsun?"
"Her şeyden." omuzlarımı düşürdüm. "Ama en çok da seni kaybetmekten. Bu hızla gidip her şeyi kaybetmekten çok korkuyorum." anlayışlı bir şekilde yanağımı okşadı.
"İstediğin gibi olsun kaçak." gülümsedi. "Biz de ağırdan alırız."
Gülümsedim. "Uyuyalım mı?"
"Senin için uygunsa?"
Başımı salladım. En azından bunu rahatça yapabilirdim.
Üzerimizi değiştirecek kıyafetimiz yoktu. Bunu ikimiz de önemsemedik. Yağız kravatını ve kemerini çıkarıp yanıma geldi. Yavaşça ben yatağın sol tarafına o da sağına geçti. Beni kendine çekip göğsüne yatırdığında kendimi huzurlu hissettim. Bu gece uzun zaman sonra huzurla kapayacaktım gözlerimi.