Güneşin ışıklarının aynadan yaptığı yansımalar, Deniz'in yüzüne vurunca uyanmıştı. Her ne kadar rahat yatağından çıkmak istemese de bugün halasıyla vakit geçirmeliydi.
Tembel bir şekilde yataktan kalkıp odasında bulunan lavaboya gitti. Daha sonra dolabın önüne geçerek giysi seçti. Üzerine ince krem bir kazak altına bordo bir pantolon giymişti. Siyah dalgalı saçlarını tarayıp düzelttikten sonra salona geçti.
Orada kimseyi göremeyince aşağıdaki mutfağa indi ve halasının, evin bitişiğinde yer alan atölyede olduğunu öğrendi.
Dış kapıdan çıkarak rengarenk çiçeklerin çevrelediği atölyeye doğru ilerledi. Atölyenin önüne geldiğinde açık olan kapıdan bir süre halasını izledi.
Yaylı çalgılardan olan klasik müziğin doldurduğu geniş oda, duvarlarında her birinin farklı duygular yaşattığı resimleri barındırıyordu. Huzurlu bir şekilde, usta fırça darbelerini tuvalin üzerine bırakan halası yaptığı işi tutkuyla yapıyordu. Ne kadar yaptığı işten halasını ayırmak istemese de "Günaydın." diyerek seslendi.
Başını hafifçe yan çeviren Derya hala Deniz'in geldiğini görünce elindeki fırçayı önüne bırakarak ayağa kalktı. "Ahh sonunda uykucumuz kalkmış." dedi gülümseyerek..
Deniz ise yanıt vermeden halasına ilerleyip sıkıca sarıldı. Derya hanım önce şaşırsa da aynı şekilde karşılık verdi. Kendilerine yeterli gelinceye kadar öyle kaldılar.
Deniz halasından ayrılıp "Özür dilerim." dedi. Onun ne için özür dilediğini anlamayınca açıklamaya başladı.
"Veda bile etmeden gittiğim için. "
Aşırı duygusal olan kadının gözleri hemen dolsa da Deniz bütün pişmanlıklarını sonuna kadar anlatmak istedi.
"Uzun süre sizi habersiz bıraktığım için. Ve şimdi geldiğimde sizinle doğru düzgün görüşmediğim için. Hepsi için özür dilerim." Titrek çıkan sesinin yanında usulca yanağından süzülen yaşları, halası elleriyle sildi. Onu yönlendirerek koltuğa oturttu.
Deniz'i rahatlatmaya çalışarak "Sen benim için hiçbir zaman Ege'den de Eda'dan da farklı olmadın. Kendi kızım gibi gördüm. Deniz gitmene burayı terk etmene gerek yoktu. Yaşadıklarının kolay olmadığını biliyorum. Hepimiz için sarsıcıydı." dedi yumuşak ses tonuyla.
Deniz'in konuşmasını beklemeyip devam etti " Ama bizler vardık Deniz, biz de senin ailendik! Biliyorsun asla abimin ve Suna'nın yaptıklarını onaylamadım. Çok hatalar yaptılar. Ama bunun cezasını kendini yalnızlaştırarak katlanman gerekmiyordu." dedi. Tüm düşüncelerini söyleyerek.
Deniz' in gözyaşları usulca akarken sadece dinledi.
Halası konuşmanın yeri gelmişken en önemli şeyi söylemeden edemedi. " Eğer gerçekten bu özrün bir anlamı olmasını istiyorsan kal Deniz. Bunu hepimiz istiyoruz!"
Deniz halasının ne demek istediğini çok iyi anlıyordu. Buraya gelince onları ne kadar özlediğinin de farkına varmıştı. İşte tam da bu yüzden gitmek istiyordu. Kaldıkça ayrılmak daha zor olacaktı.
"Bunu çok düşündüm çokta isterdi hala ancak kendime kurduğum bir hayat var ve ona devam etmeliyim."
"Burada da yeniden başlayabilirsin. Tek başına tüm zorlukların üstesinden gelmek zorunda değilsin. Farkındaysan bizler yaşlanıyoruz. Bak seni en son gördüğümde genç bir kızdın şimdi çok güzel bir kadın oluşsun olmuşsun. Zaman hızla akıp gidiyor."
Halasına hak verse de Deniz'in hissettikleri çok başkaydı."Öyle olsa da baş etmek çok zor. Burada kaldığım her saniye canımı acıyor." Halasının kırgın bakışları onu üzse de derin bir nefes aldıktan devam etti.
"Bir kaç güne gitmeyi düşünüyorum .Ve ben aklınızın bende kalmasını istemiyorum. Orada daha mutluyum hala. Burada olmak bana iyi gelmiyor."
"Kim nereye gidiyor?"
Her ikisi de sesin geldiği yöne baktı. Deniz'in diğer halası Ayla gelmişti.
"Ben, yakında gidiyorum." Dedi Deniz ayağa kalktıktan sonra.
Gideceğini herkese söylemişti ama pek olumlu tepkiler alamayıp engelleneceğini anlayınca habersiz çekip gitmişti.
Şimdi bir öncekinde yaptığı gibi kimseden habersiz gitmeyi istemiyordu. O günden beri asla gelmemişti. Bazı zamanlar Ege iş için Amerika'ya gittiğinde görüşmüşlerdi.
"Bir de sen uğraş istersen ben bir türlü kabul ettiremedim." Diyen kardeşine gecikmeden cevap verdi Ayla.
Deniz'i kolunun altına alıp "Seve seve uğraşırım. Hiçbir yere gitmiyorsun küçük hanım çünkü yakında düğünümüz var." dedi heyecanla ve başına bir öpücük bıraktı.
Deniz küçük çocuk gibi sevilmesine takılmayıp ilk akla geleni sordu. "Ne düğünü? Kim evleniyor?"
Şaşkın şaşkın halalarına bakarken iki kadın gülümsedi.
"Aslıhan evleniyor. Abim rahatsızlanınca daha önce söyleyemedik. 2 hafta sonra. Baya şaşırdın tabi ama bizim için de ani oldu. Abim de iyileştiğine göre kaldığımız yerden hazırlıklara devam ediyoruz."
"Aslı'nın adına çok sevindim hala. Umarım çok mutlu olur."
"Aslıhan zaten şuan bulutların üstünde hiçbirimizi gözü görmüyor. Ama burada olduğun halde düğününe gelmeyeceğini duyarsa dünya'yı başına yıkar Deniz haberin olsun. Daha yeni bir gelinlik krizi atlattık. O yüzden gidişini düğünden sonraya ayarlamalısın."
"Ben gerçekten kalmayı is-
"İtiraz istemiyorum. Düğünden sonra gidiyorsun."
Deniz itiraz cümlelerini sıralarken karşısında, hiç de ikna olmaya çalışmayan iki kadın bütün itirazları bertaraf ediyorlardı. Düğün mevzusu araya girince bütün o kötü ruh halinden sıyrılmıştı. Üç kadın arasında gitme kalma meselesi tartışılmaya başlanınca bambaşka bir havaya bürünmüştü. Sonunda düğünden sonra gitmeye karar veren bir adet Deniz vardı.
"Evet, sonunda uzlaştığımıza göre artık kahvaltı yapalım mı? Kurt gibi acıktım."
Derya hanımın söylediği sözle ayaklanıp masaya ilerlerken yeni bir konu ortaya çıkmıştı.
"Hem Deniz bize bu arada Tom'dan bahseder."
"Tom mu? O da kim?"
"Ya Deniz'ciğim Tom mu? John mu? Sen söyleyeceksin bize. Bir an önce gitmek istediğine göre seni bekleyen beyaz atlı bir prens var herhalde? Değil mi Ayla?" Diyerek kardeşinden destek bekledi.
Halası her zaman olduğu gibi arkası sıra kurduğu cümlelerle konuşmaya başlamıştı.
"Kesinlikle katılıyorum. 6 yılda neler olmuştur neler."
Diğeri de ona katılınca sorguya çekilmesi kaçınılmazdı. Plan yapmak için artık çok geç kaldığını anlayarak mecburen kahvaltı masasına oturdu.
Kendisi ve Amerika'daki yaşantısı hakkında birçok soruya yanıt verdikten sonra nihayet bittiğini düşündüğü sırada, düğünde giyilecek kıyafetler, orkestra, yemek ve daha birçok konunun konuşulduğu gün kararmaya başladığında Deniz hazırlanmak için odasına çıktı.
Siyah deri pileli etek, siyah büstiyer ve altına uyumlu topuklu ayakkabılarıyla hazırlanan Deniz saç ve makyajını da tamamladıktan sonra çantasını ve deri ceketini alarak evden çıktı.
Başak'ın isteği üzerine gece kulübüne gideceklerdi. Taksiye bindi ve arkadaşının gönderdiği adresi şoföre tarif etti. Bir süre sonra kulübün önüne geldiğinde taksiciye parasını verip indi.
Kendisini bekleyen arkadaşını görünce onun yanına gitti. Birlikte içeriye girdiler.
Renkli ışıkların çeşitli şekillerle etrafı aydınlattığı kulüp, çalınan tekno müzikle dış dünyayla bağlantıyı kesiyordu. İki arkadaş yuvarlak bar tezgahına doğru ilerledi. Hafif bir başlangıç olarak birer kokteyl aldılar.
"Eee doktor hanım, yoğun iş hayatından böyle mi sıyrılıyorsunuz?" Deniz Başak'ın tarzını bildiği bu mekanı istemesini tuhaf bulmuştu.
Başak yüzüne düşmüş bir tutam saçı geri itip "Her zaman değil. Uzun zamandır gelmemiştim. Bende biraz değişiklik iyi olur diye düşündüm. Arkadaşlardan biri tavsiye etti burayı." diye yanıt verdi.
Deniz, Başak' ın alkolü giderek arttığını fark ederken "Evet güzel yermiş." diye geçiştirdi. "Biraz yavaşla istersen, daha yeni geldik." Diye de ekledi.
Başak barmenden istediği meyve aromalı viskiyi de bir dikişte bitirdi. Deniz bardağın dibinde kalan buzlara baktı. Başak henüz sarhoş olmasa da böyle devam ederse çok yakındı.
Tam tekrar içki isteyeceği sırada Deniz'in engeline takıldı. "Tamam bu kadar yeter başka içmiyorsun."
"Ama çok hafifti. Hem sarhoş değilim." Diye itiraz etti.
"Yakında olacaksın." Dedi Deniz, biraz bakışlarını kısıp "Bir derdin mi var senin?" diye sordu.
Başak gayet net "Hayır, sadece kafamı boşaltmaya çalışıyordum. Madem içmiyoruz o zaman dans edelim. Sonuçta eğlenmeye geldik!" dedi gözleriyle bir yandan pistte uygun bir yer arayarak.
Deniz arkadaşına hem hak verdi hem de dans etmesi sarhoş olmasından iyiydi. Başak'ın uzattığı elini tutup piste yürüdü. Kendisini izleyen bir çift mavi gözden habersiz müziğin ritmine uygun dans etmeye başladı.
Kaç müzik değiştiğini fark etmeyen Deniz ağzının kuruduğunu hissedince durdu ve biraz önce yanında olan arkadaşını göremeyince etrafa göz gezdirdi. Kalabalığın arasında Başak'ın kumral saçlarını gördü. Başak'ın ilk başta eğlendiğini görüp yalnız gitmeyi düşünse de dans ettiği adamın fazla yakınlaşması arkadaşını rahatsız etmişti. Deniz Başak'ın tavırlarından hoşnut olmadığını fark edip duruma müdahale etmek istedi ancak kalabalığın arasında ilerlemek güçtü.
Tam o sırada tanıdık birinin yüzünü görür gibi oldu. Adam Başak'ın konundan tutup öpmek için kendine çekmişti Başak ise bunun gerçekleşmemesi için kendini geri çekmeye çalışıyordu.
Deniz onlara yaklaşınca bir anda yanlarında Ege bitiverdi. Adamın kolundan tutup kulağına bir şeyler fısıldadı. Bakışları sertti.
Ege duruma el koyduğu için Deniz, Başak'a "İyi misin?" diye sordu. Yaşanan durumdan rahatsız olan Başak'ın suratı asılmıştı. "İyiyim sıkıntı yok!" diyerek arkadaşının içini rahatlatmaya çalıştı.
Ege her ne dediyse adamı öfkelendirdiği kesindi. Müziğin sesinden onları duyamasalar da gerilmeye başlamışlardı. Ege elini havaya kaldırıp güvenliğe işaret verdi ve adamı dışarı atmasını istedi. Onlar giderken Ege, Deniz ve Başak'a yol göstererek kendisinin bulunduğu locaya getirdi.
Sinirle Başak ve Deniz'e bakıp "İkinizin burada kız başınıza ne yaptığını sorabilir miyim?" dedi.
"Biraz eğlenmek istemiştik ve buraya geldik." Diyen Deniz'e daha çok öfkelendi.
"Öyle mi? Neden benim haberim yok?"
Kuzeninin korumacılığına alışkın olan Deniz "Senden izin mi almamız gerekiyordu Ege? Kaç yaşındayız biz 17 mi?" diye cevap verdi.
Ege daha da sinirlendi."Öyle mi Deniz hanım buradan bakılınca tam da dediğin yaşta görünüyordunuz!" Sonra Başak'a dönüp "O adamın elinden nasıl kurtulmayı düşünüyordun?! " dedi.
Başak kaşlarını çatıp cevap verecekken Deniz ondan önce söze girdi.
"Sen nasıl oluyor da o adamı buradan attırabiliyorsun?" Diye sordu.
Ege omuzlarını silkip gayet rahat "Burası arkadaşımın yeri." deyince Deniz hafif alayla "Yani sırf arkadaşının yeri diye istemediğin kişiler buraya giremez öyle mi? Fazla inandırıcı gelmedi." dedi. Hemen ardından "Hem bu kız kim?" diye koltukta oturan geldiklerinden beri konuşmaları dinleyip içkisini içen esmer kadını gösterdi.
Ege hiç beklemediği zamanda kuzenini ve onun arkadaşına askıntı olan adamı görünce on dakika önce gayet samimi muhabbetler içerisine girdiği kadını unutmuştu.
Kadının yanına gidip ondan kibarlıkla özür dileyip gitmesini istedi.
O gidince "Şuan konumuz ben değilim. Sen benim sorduğum soruya cevap versene! O adamdan nasıl kurtulmayı planlıyordun?" Tekrar Başak'a dönen kuzeni sabırsız bir şekilde cevabın gelmesini bekliyordu.
Başak hararetle "Sen kimsin de bana karışıyorsun?" deyince tartışmaya başlayacaklarını anlayan Deniz lavaboya gittiğini söyleyerek ayrıldı. Şu an bunu yaşamak istemiyordu. Zaten Başak ve Ege'nin onu duymadığından emindi.
Çok bunalan Deniz elini yüzünü yıkadıktan sonra lavabodan çıktı. Ege ve Başak daha fazla birbirini yemeden onları ayırmayı düşünürken üst kata çıkan bir merdiven gördü. Çatının açık olması ümidiyle biraz hava alabileceğini düşünerek yukarıya çıktı. Ortaya doğru ilerlerken bir erkek sesi duydu ve ona döndü.
"Demek bu gece yalnız olan tek ben değilim." Adamın sarhoş olduğu her halinden belliydi. Deniz bir olay daha yaşamadan buradan gitmeyi aklına koymuştu
Cevap vermeden arkasına döndü ancak adam beklenmedik atik bir hareketle Deniz'i tuttu.
Alkol kokan nefesiyle konuşmaya başlayınca Deniz'in midesini bulandı. "Söylesene güzelim bu geceyi yalnız geçirirsen bana yazık olmaz mı?"
Deniz bir hayli iri olan adamı oyalamak adına baştan aşağı süzdü. Sonrasında adamın ayağına hızlı bir şekilde bastı ve canı acıyan adamın karnına dizini geçirdi.
Alkolün etkisiyle adam kendini toparlayamayıp yere kapaklandı ve "Asıl şimdi yazık oldu." dedi. Tam gideceği sırada adamın ayak bileğini tutup kaldırmasıyla yere düştü.
Ne olduğunu anlamaya çalışıp kalkacakken adam üzerine çıktı ve sertçe çenesini kavradı. Deniz bir yandan canının acısını düşünüyor bir yandan da adamı savuşturmak için bir yol arıyordu. Tam o sırada üzerinden ağırlığın kalkınca rahat bir nefes aldı.
Hızla bedenini dikleştirip başka birinin sarhoş adamı bir kaç yumrukla yere yığışını izledi. Bu gece neler oluyordu? Anlamlandıramadı.
Kendine uzanan ele baka kalan Deniz başını kaldırınca adamın buz mavi gözleriyle karşılaştı. Şaşkınlıkla uzanan eli tuttu. Adam Deniz'i sıkıca kavrayarak ayağa kaldırdı.
"İyi misin?"
Deniz mahcup bir şekilde "Evet." dedi. Teşekkür edecekken adamın alaylı yüzünde ukala gülümsemesiyle "Sanırım yalnız takılmak pek de iyi fikir değilmiş." dediğini duyunca hemen vazgeçti.
"Bende teşekkür edecektim ama oda iyi bir fikir değilmiş." Dedi sertçe. Adamın kendini beğenmiş havasına sinir olmuştu. Ve iğnelemekten uzak duramamıştı.
Adam "Genelde kurtardığım kızlar bana öpücük vererek teşekkür eder." dedi aynı tavırla.
Deniz nereden geldiğini bilmediği bir cesaretle adamın yüzüne yaklaştı. Gözlerinin içine bakarak "O kızlar çok akılsızmış." dedi ve anında adamdan uzaklaşarak çıktığı merdivenlerden geri indi.
Yaptığına inanamıyordu. Tanımadığı birine nasıl o kadar yakın durabilmişti. Daha kötüsü bir an kendini beğenmiş o adamın gözlerinde kaybolacağını sanmıştı. Neyse ki çabuk toparlamıştı.
Locaya döndüğünde Ege'yi tek başına otururken gördü.
Kendini görmeyen kuzenine "Başak nerede?" diye sordu.
Ege içinde çok az kalmış içkiyi içtikten sonra cevap verdi.
"Hastaneden aradılar. Acil bir durum varmış gitti. Sen neredeydin?"
Deniz eve gidince Başak'ı aramayı düşünerek "Lavabodaydım." dedi. Ardından kuzenine "Gidelim mi?" diye sordu. Ege başını sallayınca oradan ayrılıp eve gittiler.