Bölüm 1 – Camdaki Sis, Gözdeki Işık
Trabzon – Maçka Yolu, Saat 17:45
Yağmur sabahtan beri devam ediyordu ama akşamüstüne doğru gökyüzü daha çok sisle dolmuştu. Elif, yeni tayin edildiği köy okulundan lojmana dönüyordu. Henüz yolları ezberleyememişti, ama içindeki heyecan her sabah olduğu gibi yine ayakta tutuyordu onu.
Dağ yolunun kıvrımlarında ilerlerken, camların buğusunu kolunun tersiyle sildi. Arabasının içinde hafif bir müzik çalıyordu. Dışarıda ise sileceklerin ritmik sesi ve sisin içinden geçerken gelen hafif rüzgâr uğultusu vardı.
Tam bir virajı dönerken yolda beliren küçük bir kaya parçasını fark edemedi. Araba hafifçe sağa kaydı, ardından kontrol tamamen gitti. Bir çarpma sesi, ardından motorun hırıltısı ve… sessizlik.
Elif’in kafası direksiyonun yanına yaslandı. Bilinci yerindeydi ama bacağı sıkışmıştı. Arabanın kapıları açılmıyor, telefon çekmiyordu.
Dakikalar geçerken sisin içinden bir siren sesi duyuldu. Ardından ayak sesleri… Ve sonra net, güven veren bir ses:
“İçeride biri var mı? Sesimi duyuyorsan cevap ver!”
Elif zorla seslendi:
“Buradayım… yardım edin…”
Siren kesildi. Sonra kapının dışından bir el camı hafifçe tıklattı. Elif gözlerini yukarı kaldırdığında bir çift gözle karşılaştı. Sakin, kararlı, biraz yorgun ama sıcacık…
“Adım Mert. İtfaiyeciyim. Şimdi seni çıkaracağız, tamam mı? Sadece bana güven.”
Mert, camdan içeriye son bir kez baktı. Elif’in gözlerindeki tedirginliği fark etti ama aynı zamanda onun güçlü kalmaya çalıştığını da… Yanındaki genç itfaiyeciye döndü:
“Kesme aletini getir, sağ kapıdan gireceğiz. Ama dikkatli olacağız, içeride panik yok.”
Ekip sessizce, ama hızla çalışmaya başladı. Önce kapının altına destek yerleştirildi, ardından makasla kapı menteşesinden kesilmeye başlandı. Elif, her metal sesi duyduğunda biraz daha sıkıldı ama Mert’in arada bir camdan içeri uzattığı bakışları onu sakinleştiriyordu.
“Bak, buradayım. Az kaldı, seni çıkarıyoruz,” dedi bir ara. Sesi, yağmurun arasından bile güvenle ulaşıyordu.
Sonunda kapı hafifçe açıldı. Mert öne eğildi, yavaşça Elif’in emniyet kemerini çözdü. Dizinin sıkıştığı yeri kontrol etti, yüzünde ciddi ama sabırlı bir ifade vardı.
“Sadece sol dizin sıkışmış. Şimdi seni dikkatlice çekeceğim, sonra ambulansa. Tamam mı?”
Elif başını hafifçe salladı.
Mert, onu incitmemek için bir süre daha etrafı temizledi. Ardından yavaşça Elif’i kollarının arasına aldı. Elif’in başı istemsizce Mert’in omzuna yaslandı. O an, ikisinin de zihninde zaman biraz durdu.
İtfaiye aracı ve ambulans farları sisin içinde bulanık bir ışık gibiydi. Etrafta sadece doğanın sessizliği, uzaklarda bir köpeğin havlaması ve Mert’in ayak sesleri vardı.
Mert, Elif’i dikkatle ambulansa taşıdı. Sedye yerine kucağında taşımıştı çünkü hem zamandan kazanmak istiyordu hem de içinden bir ses onu bırakmaması gerektiğini söylüyordu.
Ambulansın kapısı açıldığında sağlık görevlisi bir battaniye uzattı.
“İyi misiniz öğretmen hanım?” dedi kadın paramedik.
Elif sadece bir cümle kurabildi:
“Ben… bu sesi bir daha duymak isterim.”
Elif gözlerini kapatmadan önce sadece tek bir şey düşündü:
“Bu sesi… bu yüzü… bir daha unutmamam gerek.”
Mert göz göze gelmemeye çalışarak hafifçe başını eğdi. Ambulans yola çıkarken, dışarıda puslu yolun kenarında Mert, yağmur altında hareketsiz bekledi bir süre. Sonra telsizinden bir ses geldi:
“Şef, dönüşe geçiyoruz mu?”
Cevap gecikmedi:
“Geçiyoruz. Ama bir şey farklı bu sefer.”