Kedidir Kedi

2409 Kelimeler
Dışarıda Tülay abla vardı. Üzerinde gri eşofman takımı, bir elinde kek tabağı, diğer eliyle de tekrar zile basmaya hazırlanıyordu. “Sakin ol Luna” dedim kendi kendime. Derin derin nefes aldım. Asaf odadaydı ve Tülay ablayı hızla evden gönderirsem bir sorun olmadan bugünü bitirebilirdim. “Allah’ım bu kuluna bitmeyen gün mü yarattın. Bu nasıl bir gün Allah’ım. Ne olur Allah’ım bugünü kazasız belasız tamamlayayım. Çok âmin” dedim içimden ve duamı yüzüme sürdüm. Hemen kapıyı açtım ve ağzıma elimi götürerek abartılı bir esneme hareketi yaptım. “Aaaa, abla… Hoş geldin,” dedim, sesimi kasıtlı olarak uykulu çıkarmaya çalışarak. Tülay abla hızla içeriye girdi ve kek tabağını mutfağa bırakıp koridora yanıma geldi. Bizim evde tüm odaların kapıları koridora bakıyordu ve Tülay abla benim odamın kapısından sadece iki adım uzaktaydı. İçimdeki tehlike çanlarını siz düşünün. “Niye bu kadar geç açtın kapıyı kız” dedi bana sarılırken. “Tuvaletteydim abla. Anca çıkabildim. Bende tam yatmak üzereydim. Sen keki getirmeye mi gelmiştin?” dedim bir an önce gitmesini istiyordum. Öyle bir haldeydim ki elimi kolumu nereye koyacağımı bilmiyor, deli deli hareketler yapıyordum. “Kek bahane. Konuşmamız lazım. Hadi sen bize iki kahve yap da anlatayım” dedi azimli ve kararlıydı. Pek gidecek gibi durmuyordu. Yine de şansımı denemek istedim. “Abla yarın konuşsak olur mu. Benim gerçekten çok uykum var. Sabah işe gideceğim” dedim tekrar esneme hareketi yapıp, gözlerimi de yorgun göstermeye çalışarak. “Anlatmadan şuradan şuraya gitmem. Ben akşamdan beri senin eve gelmeni bekliyorum. Moralin bozuk diye seni biraz yalnız bırakayım dedim. Çocukları uyuttuğum gibi de dayanamadım geldim” dedi gerçekten de çok heyecanlı görünüyordu. Beni de bir merak salmıştı. “Ne söyleyecektin abla merak ettim bak şimdi” dedim “Sen kahveleri yap detaylı konuşuruz ama azıcık ucundan çıtlatayım. Sana talip buldum” dediğinde bıkkın bir bakışla Tülay ablaya baktım. Bakışlarım “Yine mi?” diyordu. Tülay abla mütemadiyen bana böyle uygun talipler bulurdu. Ben de beğenmedim diyerek geçiştiriyordum ve konu kapanıyordu. Yine öyle olacaktı. Ben bıkkın bir yüz ifadesiyle Tülay ablaya bakarken, o anda odamdan çat diye bir ses geldi. Ses ile birlikte gözlerimi sıkıca kapattım. İçimden “şimdi yandın Luna. Anlat durumu anlatabilirsen” diye geçirirken beynim refleks olarak hemen tepkiye geçti. Tülay abla duyduğu sesle odaya bakmak isteyince hemen önüne geçtim. Beynim yalanı benim düşünmeme fırsat vermeden üretmişti. Zor zamanlar insana ne yetenekler kazandırırmış öğrenmiş oldum. Benim yetenekler yanlış yönde gelişiyordu ama şu an bunu düşünecek durumda değildim. Denize düştüm yalana sarılıyordum. “Abla bugün sokakta yaralı bir kedi gördüm. Onu dayanamayıp eve getirdim. Biraz yabani bir şey saldırıyor. O düşürmüştür. Kim bilir ne kırdı. Ama sakın anneme söyleme. Biliyorsun kedi alerjisi var diye eve kedi almama çok kızar. Ben de birkaç gün bakacağım. İyi olunca tekrar doğasına salarım” “Azıcık sevseydim kız. Çocuklardan kedi köpekte sevemiyorum. Kıskanıyorlar” dedi yalvarır bir halde. Bilse içeride seveceğinin kedi değil de koca bir öküz olduğunu. Ne yapardı acaba. Allah’ım yine olmadık zamanlarda olmadık düşünceler aklıma geliyor. “Yok abla. Aşısı falan da yok. Bakarsın seni tırmalar. Çocukların var. Olmaz ben seni böyle bir riske sokamam” dedim çok düşünceli davranmaya çalışarak. “Allah’ım sen günah yazma” dedim içimden “Öyle diyorsan kalsın madem. Yine de bir baksaydın. Bir yerini falan kesmesin hayvancık” dedi kararlıydı. O odaya girecekti. Başka çarem kalmamıştı. “Olmaz abla. Sonra bakarım. Ben yeni talibimi çok merak ettim. Bak heyecandan ellerim titriyor. Hemen anlatman lazım” dedim korkudan titreyen ellerimi göstererek. Yağmurdan kaçarken doluya tutuluyordum. Atasözleri ve deyimler sözlüğü gibi olmam an meselesiydi. Sanki atalarımız benim bu durumumu önceden görmüşte tüm bu sözleri bana ithafen söylemiş gibiydi. “İnanamıyorum. Gerçekten mi? Tamam hadi sen kahveleri yap ben bekliyorum” dedi heyecanla salona doğru ilerlerken. Bende hızla mutfağa gittim. Elimi kalbime koydum. Daha ne yaşayabilirim dedikçe daha beteri geliyordu. Panik atak hastası olmam an meselesiydi. Acaba Asaf içeride ne kırmış olabilir. İki dakika rahat duramadı. Onun dışında bana son söylediği cümle. Ne demek istemişti. “Sana karşı bir şeyler hissediyorum ve Fatih’in yanında olmasından rahatsız oluyorum mu?” yok canım. Daha dün bir bugün iki. Ne zaman bir şeyler hissedecekte bana böyle bir şey söyleyecek. Bence örnek vermek için söylemiştir. Başka türlüsü mümkün değil. Evet Luna. Başkası mümkün değil. Her sözün altında bir ima arama. Sana örnek vererek anlatmak istedi. Hepsi bu. O anda kahveleri hazırlamış fincana koyuyordum. Bir an sadece bir an Asaf’ın bana baktığı o etkileyici bakış aklıma geldi. Beni içine çeken o derin bakışları. Normal miydi o bakışlar. Herkese öyle mi bakıyordu. Yoksa ben mi çok saftım da etkilenmiştim. Aman Luna. Şu an ki durumuna bakmadan neleri düşünüyorsun. “Sen şu halinden bir kurtul da bunları düşünecek çok zamanın olacak” dedim kendi kendime ve kahve fincanlarını tepsiye alıp salona doğru ilerledim. Ellerim titremesin diye üstün çaba sarf ederek. Kahveleri sehpanın üzerine bırakıp hemen yanına oturdum. Gözlerimi ona diktim. Heyecanlı gibi görünerek bir an önce anlatıp gitmesini istiyordum. Nasılsa gösterdiği çocuğa bahane bulup beğenmedim diyecektim. “Anlat abla. Seni dinliyorum” dedim meraklı bir şekilde gözlerine bakmaya çalışarak. Tamamen bana dönüp kanepede bağdaş kurdu. Kısa bir iç çektikten sonra heyecanla gözlerime bakarak anlatmaya başladı. “Baştan başlıyorum” dedi eliyle omuzuma hafifçe dokunarak. Bu herhalde benim dinleme modumu aktif etme dokunuşuydu. “Hakan’ın iş yerinde çok yakın bir arkadaşı var ismi Eren. Bunlar yemek molasında muhabbet ederken, Eren o ara yeni doktor olmuş kardeşinden bahsetmiş. “İşte bizim birader bizim gibi yapmadı. Adam doktor oldu, girdi özel hastaneye benden fazla maaş alıyor” demiş. Hakan’ın aklına da sen gelmişsin. O da “Benim hanımın kuzeni var. O da atanmayı bekliyor. Hemşirelik okudu” derken muhabbet ikinizin de bekar olmasına gelmiş. Onlar aralarında bunları baş göz etsek mi diye şakalaşırken tekrar ofise gelmişler. Tam o anda ziyarete kim gelmiş bil bakalım” dedi yine omuzuma hafifçe vurarak. Şimdi de cevap verme düğmem aktif edildi sanırım. “Kim gelmiş abla” dedim yine heyecanlı gibi davranarak. İçimden bitse de kurtulsam dediğim bir sohbet olmasına rağmen. “Eren’in kardeşi Melih gelmiş. Abisine eski arabasının anahtarını getirmiş. Kendisine yeni araba aldığı için” “Eee abla araba muhabbeti mi yapmışlar sonrasında” dedim dalga geçerek. “Sözümü kesme de dinle. Ben burada senin kısmetin için uğraşıyorum” dedi sitem eder bir şekilde. “Tamam abla sustum” dedim ağzıma fermuar çeker gibi bir hareket yaparak. Tülay abla tekrar heyecanlı anlatma moduna döndü ve yine gözlerime bakarak devam etti. “İşte çocuk lafının üzerine gelince onlarda aralarında konuştukları konuyu söylemişler. Aslında maksatları gülüp eğlenmekmiş ama çocuk birden demesin mi “Kızın resmi var mı? Birbirimizi beğenirsek neden olmasın” demiş” Tam bu anda şaka malzemesi olmama mı üzüleyim, yoksa çocuğun bu şaka muhabbetini ciddiye alıp beni düşürdüğü duruma mı üzüleyim bilemedim. İçeride Asaf var. Tülay abla anlatıyor da anlatıyor. Ben onu evden kimseye göstermeden nasıl çıkarırım onu düşünüyorum. Yazık bana gerçekten yazık. Genç yaşımda kalp krizinden ölmezsem iyidir. “Hakan da telefonundan hep birlikte çekindiğimiz resmi göstermiş. Çocuğun görür görmez gözleri parlamış. “Ben kendisini çok beğendim. Siz de ona benim resmimi gösterin. Beğenirse ve kabul ederse buluşup birbirimizi tanırız. Bu zamanda güvenilir ve düzgün birini bulmak çok zor” demiş. Sonra da Hakan’a birkaç resim atmış. Sana göstermesi adına. Hakan bana anlatınca ben sana söylemeden önce Hakan’a tekrar Melih’i arattırdım. Kâğıda tüm soruları yazdım. Hakan okuyup sordu, hoparlör açıkken ben de tüm cevapları kâğıda yazdım. Onu da getirdim. Sanırım biraz abarttım. Çünkü en son soruda Melih, “Cv hazırlasaydım ve gönderseydim daha kolay olurdu yenge” dedi ama olsun. Bu zamanda hiçbir şey kolay değil. Adli sicil ve sabıka kaydı istemediğime dua etsin” dedi ve cebinden dörde katladığı kağıdı çıkarıp bana uzattı. “Bunlar çocuğun bilgileri” dedi ve sonra telefonunu eline alıp bir şeyler aradı ve görüntüyü bana gösterdi. “Bu da çocuğun kendisi. Bize çok yakın oturuyorlar. Eğer beğenirsen görüşürsünüz. Numaranı verdirmedim” dedi telefonu elime tutuşturmaya çalışarak. İçim bıkkın ama dışım meraklı bir şekilde telefonu elime aldım. Acaba hangi kusurunu bahane etsem diye düşünürken resme bakınca küçük çaplı bir şok yaşadım. “Bu neydi böyle” Efsun’un “Allah bunu taş etmiş” dediği tipte bir çocuk vardı karşımda. Bunu manken yapmayıp nasıl doktor olmasına izin vermişler hayret etmiştim. Uzun boylu, kumral, ela gözlü ve hafif kirli sakallı. Sportif giyimli bir resimdi elimdeki. Deniz kenarında çekildiğine göre sabah yürüyüşünde çekilmiş olmalıydı. Denizi sevdiği belliydi. Çocuğa kusur ararken hayran kaldığım için hiçbir kusur söyleyemedim. O yüzden ağzımdan şöyle saçma bir şey çıktı. “Çok yakışıklı. Fazla yakışıklı” cümlemin devamında “bana gelmez” diyecektim ki. Yine odamdan bir ses geldi. Hay ben böyle işin içine. Bu adam neden rahat durmayıp beni daha zor duruma sokar ki. Tülay abla ayaklandı odaya bakmak için. “Abla sen boş ver kediyi. Çocuğu konuşuyorduk” dedim çok meraklı ve istekli gibi görünerek. Ahh Asaf senin yüzünden bu çocuk başıma kalacak. “Yani hiçbir kusuru yok çok yakışıklı. Ben yine de bir düşüneyim. Bana zaman ver. Şöyle bir iki ay sürer benim düşünmem” dedim mahcup bir şekilde. “Oha kızım sende. O çocuğu iki aya on kız kapar. Senin haberim var mı?” Ağzımın içinden “Keşke” diye mırıldandım ama Tülay abla duymadı. “Abla evlenmek kolay mı? Enine boyuna düşünmem lazım. Bir kere bu çocuk çok yakışıklı. Ya beni aldatırsa demi. Üstelik doktor. Bunun çalışma saatleri de uzundur. Hem benim tayinimin nereye çıkacağı belli değil çocuk benimle oraya gelmek ister mi?” “Siz bir tanışın bu konular sonra düşünülecek konular” dedi Tülay abla, kararlı bu kadın beni evlendirmeden rahat durmayacak. “Abla ben bir düşüneyim. Sonra sana kararımı söylerim. Bir hafta on güne karar vermiş olurum. Bak 2 aydan on güne düşürdüm. Daha ne yapayım” “İyi madem. En azından bunu direkt beğenmedim diye kestirip atmadın. Bu da bir gelişme” “Abla bu çocuğu beğenmedim dersem Allah beni çarpar. Göz var nizam var yakışıklı çocuk” dediğimde bizim odadan yine bir ses duyuldu. “Sen git bir bak odaya. Ben kedi için korkmaya başladım. Belki bir sıkıntısı vardır” “Haklısın abla. Ben gidip bakayım şu kediye” dedim içimden sinirli dışımdan sakin görünerek. Çift karakterli olma yolunda da ilerliyordum ya hayırlısı. Oda kapısını yavaşça açıp hızla içeriye girdim. Arkamdan kapıyı yine hızla kapatıp Asaf’a baktım. Kapının hemen arkasındaydı. “Ne yapıyorsun sen. Evde olduğunu belli etmeye mi çalışıyorsun” dedim sessiz ve sinirli bir şekilde. “Ne yapmışım. Talibine mi engel oldum. Hani şu yakışıklı, fazla yakışıklı olan talibine” dedi yine sessizce. Sessiz kavga nasıl oluyor onu da görmüş oldum. “Sen bizi mi dinliyorsun” dedim şüpheyle gözlerine bakarak. “Dinliyorum tabi. Fatih’iyle ayrı uğraş, talibiyle ayrı uğraş. Bu nedir ya” “Ne saçmalıyorsun sen” dedim suratına merakla bakarak. O an birden elimi tuttu ve gözlerime baktı. Beni kapının arkasına doğru yaklaştırdı. Aramızda çok az mesafe vardı. Çok yakındık. Bir eli elimde. Gözleri gözlerimde. Beni yine kendine hapsetmişti. Kalbim hızlanırken, onun bakışları kısa bir an dudaklarıma kaydı. Sonra hızla gözlerime geri döndü. “Luna!” dedi sessizce ve o karizmatik ses tonuyla. “Ben. Ben Galiba” dediği an kapı tıklatıldı. “Luna. İyi misin canım. Her şey yolunda mı” dedi Tülay abla kapının önünde benden cevap bekliyordu. Asaf’ı hızla ittim ve duvara yapıştırdım. Kolumu yan bir şekilde göğsüne bastırdım. Gören Asaf’ı dövüyorum sanırdı ama ben sadece uyarmak istemiştim. “Bak sakın ben bu odaya girene kadar ses çıkarayım deme. Tülay abla gidince konuşuruz” dedim tehdit eder bir şekilde. Beni başıyla onayladı. Bende hızlıca kapıyı azıcık açıp sanki kedi kaçacakmış gibi odadan çıktım. Tülay abla şüpheli gözlerle bana bakarken. Ben sakin ve rahat bir ifade kullanmaya çalışıyordum. “Kimle konuşuyordun sen. Odadan fısıltılar geliyordu” dedi Tülay abla merakla gözlerime bakarak. “Ne konuşması abla. Kediyi çağırıyordum. Yatağın altına girmişti. Sana öyle gelmiş” dedim onu tekrar salona götürerek. Daha sonraki konuşmalarımız bir süre daha Melih üzerine devam etti. Daha sonra Tülay abla muhabbeti kendi çocuklarına getirdi. İçimden “yandık” dedim. Bu muhabbet hiç bitmez. Doğumlarından, başlayarak tek tek özel yeteneklerini sayacak ve anılarını anlatacak. Tekrar tekrar aynı anıları dinleyip her seferinde şaşırarak kuzenlik vazifemi yerime getirecektim. Aradan 2 saat geçmişti. Saat gece 1 olmuştu ve ben artık gerçekten uykudan gözlerimi açamıyordum. Bu halimi gören Tülay abla bana acıdı ve telefonuna baktı. “Ayy saat kaç olmuş. Luna ya, niye söylemiyorsun. Sabah işe gideceksin. Hadi ben gideyim” dedi ve ayaklandı. “Tamam abla” dedim onunla birlikte kapıya doğru ilerlerken. Tam kapıya geldiğinde. “Telefon numaranı versin mi Hakan” dedi yine aynı konuya dönerek. “Vermesin abla. Ben bir düşüneyim. Kararımı söylerim sana” dedim kapı önünde de sohbete devam ediyorduk. “Tamam. Hadi iyi geceler” dedi ve kendi evinin önüne gidip anahtarla kapıyı açtı. İçimden derin bir nefes aldım. Çok şükür kazasız belasız bitmişti günüm. Aklıma gelenle hemen odama gittim. Kapıyı açtığımda Asaf’ı, benim yatağımda, benim yastığımla, benim peluş tavşanıma sarılmış uyurken buldum. “Heh bir bu eksikti. Asaf beyimiz uyuyakalmış” dedim içimden. Sonra dolaptan bir battaniye alıp yavaşça üzerine örttüm. Masamdaki sandalyeye oturup, kısa bir süre uyurken onu izledim. Bana ne söylemeye çalışıyordu. Tahmin ettiğim şey miydi? Öyle bile olsa doğru söylediği ne malum. Ona güvenmiyorum. Ama işte onda tuhaf bir şeyler var. Bir bakışı beni başka alemlere sürüklüyor. Her yakınlaşmam küçük bir kuş gibi kalbimin çırpınmasına neden oluyor. Korkuyorum. Ona kapılmaktan korkuyorum. Tekrar üzülmekten. Uyurken ne kadar da sakin görünüyor. O egolu ve ukala tavırlarından eser yok. Masum bir çocuk gibi görünüyor. “Sen kimsin. Nereden girdin hayatıma” dedim içimden onu izlerken. O an içimden gelen ve benim bile bilmediğim bir sebeple hafifçe yanağına dokundum. Teni sıcaktı. Hafifçe kıpırdanınca hemen elimi çektim. Sonra pijamalarımı alıp hızla annemin odasına geçtim. Bu akşam burada uyuyacaktım. Tabii ki uyuyabilirsem. Zihnimde bin bir düşünce ile uyumaya çalıştım. Zor da olsa uyumuşum. Sabah uyandığımda saat 10 olmuştu. İşe geç kalmıştım. Hızla yataktan kalkıp odamın kapısına geldim. Kapıyı tıkladım ama ses gelmedi. Tekrar tıkladım. “Bak geliyorum” dedim ve tekrar tıklayıp yavaşça kapıyı açtım. Odaya girdiğimde odada kimse yoktu. Yatağım düzeltilmiş, üzerine örttüğüm battaniye katlanmış, odanın camı havalandırmak amaçlı açılmıştı. O an yastığın üzerinde bir not gördüm. Hemen yatağa oturup nota baktım. “Günaydın. Kusura bakma uyuyakalmışım. Çok acil işim çıktı. Saat çok erkendi ve seni uyandırmak istemedim. Çok güzel uyuyordun. Her şey için teşekkür ederim. Asaf” yazmıştı. Ben bir süre daha nota bakakaldım. Tekrar tekrar okudum. Odaya girip beni uyurken mi izlemişti. Kim bilir hangi komik halimi gördü. O an işe ne kadar geç kaldığımı hatırlayıp hızla hazırlanmaya başladım. Birkaç lokma bir şeyler yiyip, çantamı alıp, hızla evden ayrıldım. Neredeyse koşarak kitapçıya doğru ilerledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE