AVM’den çıktığımızda hepimiz fazlasıyla gergindik. Otoparka inip arabaya binene kadar hiç kimse konuşmadı. Konuşursak, kırılır kırarız diye korkuyorduk. Efsun her zamanki gibi çıt çıkarmadan arka koltuğa oturdu. Onu mutlu etmeye çalışırken, elimde olmayan sebeplerle güzelim gününü berbat etmiştim. Aslında ben değil. Fatih mahvetmişti ama bu benim hatamdı. Fatih ile daha önce konuşmuş olsam, belki çoktan başka birine âşık olacaktı. Bu konuşmayı ertelemem şu an beni daha da zor bir durumun içine sokmuştu.
Onu sevebilmeyi o kadar çok isterdim ki. O benim her şeyimken, ona bir de âşık olmuş olsam, ne kadar da mutlu olurduk. Ama olmadı işte. O kardeşlik sevgisi öyle bir yapışmış ki ruhuma, silip atamadım. Canımdan çok sevdiğim adam, Asaf’ın bana sarıldığında hissettiğim kalp atışını bana bir kez bile hissettirmedi. Çünkü abim bana sarıldığında ne hissediyorsam, Fatih sarıldığında da aynısını hissediyordum.
Bir seçim yapmam gerekiyordu. Fatih ile konuşmama kararı mı almalıydım. Onu kaybetmekten bu kadar korkarken mi? Hayır. Bunu asla yapamazdım. Ama bu durum bizi yıpratıyordu. Onu öyle görmek beni kahrediyordu. Asaf gelene kadar hiçbir sorunumuz yoktu. Onu rakip olarak gördüğü için mi bu kadar deliriyordu, yoksa benim Fatih’e karşı kardeşlik dışında hislerimin olmadığını söylememin aynı zamana denk düşmesi mi?
Peki diğer mesele ne olacaktı. Ben Asaf’a karşı bir şeyler hissetsem, sanki onunla olabilir miydim? Olamazdım. Hakkında hiçbir şey bilmiyorum. En kötüsü ona güvenmiyorum. Fatih dışında hiçbir erkeğe güvenmiyorum. O yüzden kapatmadım mı kalbimin kapılarını. Şimdi kapıyı tekrar açmak kolay mı? Hayır. Tekrar aynı acıları istemiyorum. Ben kendimle mutluyum. Bu böyle de kalmalı.
Kendimle konuşmam o kadar uzun sürmüştü ki Efsun’un evinin önüne ne zaman gelmiştik hiç anlamamıştım. Efsun arabadan inerken omuzuma elini koyup “İyi geceler canım” dedi. Omzuna elini koymasının sebebi, yapacağım konuşmanın ağırlığını bilmesinden dolayı, teselli dokunuşuydu. “Bol şans Lunacığım” demekti.
Bizim evin önüne geldiğimizde (zaten Efsun ile evlerimiz çok yakındı) üzerimdeki yorgunluktan dolayı bu konuyu hiç açmadan bir an önce eve gitmek istedim. Tam kapıyı açıp bu gerginlikten kurtulacaktım ki Fatih’in kısık sesini duydum.
"Özür dilerim."
Duraksadım. Elim kapı kolunda asılı kaldı. Ona dönüp baktığımda mahcup bir şekilde bana bakıyordu.
"Böyle yapmamalıydım biliyorum ama kendimi tutamadım Luna," dedi. Sesi o kadar pişman geliyordu ki, bir an dönüp ona sarılmak istedim ama yapmadım.
Ben ise kafamdaki asıl sorunun cevabını öğrenmek istiyordum. Ciddi bir ifadeyle ona döndüm.
"Sana bir şey sormak istiyorum" dedim olabildiğince sakin bir ses tonuyla.
"Tabii sorabilirsin" dedi o da aynı ciddiyetle beni dinliyordu.
"Asaf'a karşı neden böylesin, herhangi bir sebebi var mı?" dedim sorar gözlerle ona bakarak.
Fatih ise sorduğum bu soruyla afalladı. Gözlerini benden kaçırıp dışarıya baktı. Sanki sorunun cevabı camın arkasındaymış gibi.
"Yok. Sadece… Ondan hoşlanmıyorum" dedi birdenbire.
"Emin misin?" dedim. İnanmaz gözlerle onu sorgulamaya devam ederek. Cevap gelmedi. Sadece sustu.
"Fatih" dedim olabildiğince yumuşak bir ses tonuyla ve devam ettim.
"Bizim yanımızda olan, bizimle zaman geçiren ve eğlenirken bize eşlik eden bir sürü erkek arkadaşımız oldu. Sen Asaf'a yaptığının hiçbirini onlara yapmadın. Asaf ile ilgili bizim bilmediğimiz ve senin bildiğin bir şeyler mi var" dedim. Bu sorudan sonra bana bir açıklama yapmalıydı. Belki de haklı sebepleri vardı ve bizi korumak için ona karşı böyle sert bir tavır alıyordu.
"Hayır. Dedim ya. Sadece ondan hoşlanmıyorum. Şu ya da bu diyeceğim bir sebep yok" dedi yine gözlerini kaçırarak.
Doğru söylemediğini onun yüz ifadesinden ve gözlerini kaçırmasından anlayabiliyordum. Bir nedeni vardı ama bana söylemiyordu.
"Tamam. Anlatmak istemiyorsun anladım" dedim yan camdan dışarıya bakarak.
"Tekrar özür dilerim Luna. İnan böyle bir şeyi nasıl yaptım ben bile bilmiyorum" dedi kendini açıklama ihtiyacı duyarak. Bu aynı zamanda diğer konuyu kapatmak ve ört pas etme çabasıydı. Eğer bunu Fatih'ten öğrenemiyorsam, Asaf'tan öğrenebilirdim. Nasıl olsa ona durumu açıklamak için onunla konuşacaktım. Fatih'e döndüm ve;
"Önemli değil, ama gerçekten bunu yapmana gerek yoktu. Daha önce de anlattığım gibi. Aramızda sandığın gibi bir durum yok," dedim olabildiğinde düz bir sesle konuşarak. Sonra da ağzımın içinden “İstesem de olamaz” dedim ama bu cümlemi duyup duymadığına emin değildim.
Fatih sadece, "Öyle diyorsan, sorun yok," dedi ama gözlerindeki o 'inanmıyorum' ifadesini anlayacak kadar onu iyi tanıyordum. Tekrar kapı kolunu tuttum.
Tam inecekken, içimde tutamadığım o konuşmayı yapma kararı aldım. Bir yol ayrımı yapmalıydım. Bu ikimiz içinde en doğrusu olacaktı. Kapı kolunu daha sıkı tutup ona döndüm.
"Hani olurda bir gün birine gerçekten güvenip âşık olursam, ne yapmam gerekiyor. Bunu senden saklamalı mıyım?" dedim sorar gözlerle ona bakarak.
Fatih’in bir anda rengi attı. Bakışlarını benden kaçırıp direksiyona dikti. Direksiyonu o kadar sıkıyordu ki elleri beyazlamıştı. O sessizlik sanki saatlerce sürdü. En sonunda gözleri dolarak, "Hayır saklama. Saygı duyarım. Yapabileceğim başka bir şey var mı?" dedi. Sesi titriyordu ve o titreme benim ciğerimi yaktı.
"Benim de elimden fazlası gelmiyor Fatih. Bu böyle devam edemez. Eskiden böyle değildin. Ne değişti. Ben seni tanıyamıyorum. Eğer kalbime hükmetme hakkım olsa yemin ederim ki sana âşık olması için kullanırdım ama yok. Olmuyor”
“Hiç mi şansım yok Luna” dedi birdenbire. Gözlerine baktım.
“Yok Fatih. Sana âşık olmayı her şeyden çok isterdim ama yok. Artık bir seçim yapman gerekiyor. Bu seninle benim ilerimizi belirleyecek. Aşk mı, dostluk mu? Birini seçmelisin. Aşk dersen..." dedim ve bir an durup sustum. O sessizliğimin altında "Her şey biter" yatıyordu. Sonra gözlerine baktım ve "Bu gece düşün ve yarın kararını bana söyle. Ona göre bir yol izleyelim," dedim ve o daha cevap veremeden arabadan indim.
Apartman kapısından girerken kalbim küt küt atıyordu. Ne yapmıştım ben? Resmen Fatih’e “ya bana aşkını sil ya da beni unut” demiştim ama bunu artık yapmak zorundaydım. Başka türlü eski dostum hiçbir zaman geri gelmeyecekti.
Kendi katıma çıktığımda Tülay abla, sanki kapı arkasında pusuya yatmış gibi şak diye açtı kapıyı. Yüzümdeki moral bozukluğunu görünce "Luna ne oldu?" dedi bana sarılarak.
"Sonra konuşsak olur mu abla? Çok yorgunum," dediğimde
“Tamam canım. Ne zaman istersen ben buradayım” dedi yalnız olmadığımı hissettirmek adına.
“Tamam ablacığım. İyi geceler” dedim gülümseyerek ve kendimi eve attım. Elimi yüzümü yıkayıp biraz sakinleşmek için salonun balkonuna çıktım. Temiz havaya ihtiyacım vardı. Derin bir nefes aldım. Yüzüme çarpan hafif rüzgâr yanağımı okşuyordu. Keşke aynı rüzgâr dertlerimi de alıp gitseydi.
Sonra başımı gökyüzünden aşağı çevirdim, sokağa baktım. Saat 22 olmuştu ve yoldan pek araba geçmiyordu. Fatih'te gitmişti. Sokaktaki belirgin tek ses Müjgan teyzenin çamaşır asarken mandallarından çıkan çıt sesiydi.
Müjgan teyze, apartmanımızın ikinci katında oturan annem yaşlarında bir kadındı. Kocası 5 sene önce vefat etmişti. Şimdi kızı çalışırken torununa bakıyordu. O da Fadime teyze gibi bütün gün camdan dışarıyı izler, mahallede ne var ne yok bilirdi. Ben ona mahallenin ayaklı mobesesi diyordum. Mahallede olan tüm haberleri, olayları ondan rahatlıkla öğrenebilirdin. Hoş mahallede onun gibi çok fazla ayaklı mobese vardı. Müjgan teyzenin diğer teyzelerden farkı, haberlerin üzerine abartma tozu eklemeden, sade bir şekilde olduğu gibi anlatmasıydı. Ben düşüncelerimle boğuşurken,
Üst kattan gelen sesle yerimden sıçradım.
"Gelmişsin... Hani bana uğrayacaktın?" dedi Asaf, mutfak balkonundan aşağı sarkmış, sitemli sitemli bana bakıyordu.
Aşağıda Müjgan teyze vardı ve benim Asaf’la balkondan balkona konuştuğumu görmesi, ona yeni bir dedikodu gündemi yaratabilirdi.
"Şşşt!" dedim hemen parmağımı dudaklarıma götürerek. Sonrasında da korkuluklardan biraz içeriye doğru gelip, parmağımla aşağı işareti yaptım. Asaf hemen söylediğimi anladı ve alt katların balkonuna baktı. Müjgan teyzeyi görünce kafasıyla onayladı. O anda ne olduysa, Asaf hemen telefonunu çıkarıp kulağına götürdü.
“Yine beni ektin yani. Alacağın olsun” dedi sanki benimle değil de telefonla konuşuyormuş gibi yaparak. Bu haline içten içe gülümsedim.
Elimle Asaf’a bekle işareti yapıp içeriye girdim. “Tamam bekliyorum” dedi yine telefonda konuşuyormuş gibi yaparak.
İçeriden tabletimi aldım. Hızla balkona geri döndüm. Tabletimin yazı bölümünü açtım, devasa harflerle "SEN BİZE GEL" yazdım ve tableti Asaf’ın görebileceği şekilde yukarı doğru tuttum. Asaf yazdıklarımı görünce kaşlarını kaldırıp gülümsedi ve “Tamam. Hemen geliyorum” dedi ve balkondan içeriye geçti. Ben de hızla balkondan çıktım.
Dış kapının önüne gittim ve bekledim. Asaf’ın kapısının açılma sesini duyduğum an kapıyı sessizce açıp, dışarı çıktım. Parmak uçlarımla Tülay ablanın dairesine gidip sağ elimle dürbünü kapattım. Merdivenden inen Asaf’a önce parmağımı dudaklarıma götürerek sessiz ol işareti yaptım. Sonra da sol elimi sallayarak “içeri gir” dedim. O da söylediklerimi anladı ve başıyla onaylayarak hızla bizim evin kapısına yönlendi. Onun içeriye girdiğini gördüğümde, dürbünden elimi yavaşça çektim, hızla eve doğru parmak uçlarımda adımladım.
İçimden "Allah'ım sen beni ne hallere düşürdün? Resmen eve adam attım" dedim. İçeriye girip kapıyı hızla ama sessizce kapattım. Sırtımı kapıya dayayıp derin bir nefes aldım. Asaf ise elleri cebinde, sanki çok normal bir şey yapıyormuşuz gibi koridorun ortasında durmuş şaşkınlıkla beni izliyordu. Heyecandan hızlı hızlı aldığım nefesimi düzenlemeye çalıştığım sırada.
“Niye böyle panikliyorsun ki. Hiç anlamadım. Alt tarafı komşuma kahve içmeye geldim” dedi Asaf yine rahat bir tavırla.
“Tabii canım. Ben niye panikliyorum ki” dedim onun gibi rahat tavır takınmaya çalışarak. Sonra devam ettim. “Sen bizim mahalleyi henüz tanımıyorsun. Müjgan teyze bizi görse yarın mahalle gazetesinin manşetinde biz olurduk. Luna ve gizli aşkı başlıklarıyla” dedim elimle haber manşetini gösterirmiş gibi bir salınma hareketi yaparak.
“Haber başlığını sevdim. Güzelmiş” dedi gülerek. “Ama aramızda hiçbir şey yok ki” dedi gülümseyerek.
“Aramızda bir şey yok ama durumuzda var. Resmen eve erkek attım” dedim bıkkın bir şekilde. Asaf duyduklarıyla kahkaha atmaya başladı.
“Şşşt. Napıyorsun sen delirdin mi? Kıs şu sesini” dedim Asaf’ı susturmaya çalışarak. İki elini yana açarak, teslim olmuş gibi bir hareket yaptı.
“Tamam tamam. Sustum” dedi ciddi bir şekilde. “Seni dinliyorum. Benimle ne konuşacaktın” dedi merakla bana bakarak.
“Böyle ayak üstü konuşulacak bir konu değil. Sen salona geç. Ben birer kahve yapıp geliyorum. Seninki sadeydi demi” dedim “Evet. Unutmamışsın” dedi gülümseyerek.
“Unutulacak bir durumda öğrenmemiştim malum” dedim imalı bir şekilde ve mutfağa gidip hızla iki fincan kahve hazırladım.
Fincanları alıp salona geçtiğimde Asaf’ı ayakta ve kitaplığımı incelerken buldum.
“Bunların hepsini okudun mu?” dedi şaşkınlıkla bana bakarak.
“Evet, bir o kadarı da odamda var. Seviyorum kitap okumayı” dedim fincanları sehpaya koyarken.
“Maşallah. Bende okumayı seviyorum ama senin yarın kadar bile okumamışımdır” dedi hayretle bana bakarak. Onun karşısına oturdum ve oturmasını bekledim. Kısa süre sonra o da yerine oturdu. Fincanından bir yudum aldıktan sonra
“Ellerine sağlık. Çok güzel olmuş” dedi gülümseyerek.
“Afiyet olsun” dedim bende.
Bir yandan kahvesinden ikinci yudumu alırken diğer yandan “Benimle ne konuşacaktın” dedi merakla bana bakarak.
Derin bir nefes aldım. Önce aklımdaki soruyu sormalıydım. Bu nedeni Asaf’tan öğrenebilirdim. Tabii ki o da biliyorsa.
“Fatih ile aranda benim bilmediğim bir mesele mi var?” dedim ciddi bir şekilde konuşarak. Asaf ise düşünür gibi yaptı. Aynı Fatih gibi gözlerini kaçırdı.
“Hayır. Yeni tanıştım. Ne olabilir ki” dedi gayet rahat bir tavırla.
“Bilmiyorum. Normalde yapmayacağı hareketler yapıyor sana karşı” dedim şüpheli bakışlarımı üzerine dikerek.
“Yani…Belki ben çok yakışıklıyım ya. O yüzden benden etkilenmenden korkmuş olabilir sanki” dedi yine o gıcık ukala ve egolu tavrını takınarak. Ben ise küçük bir kahkaha atarak karşılık verdim.
“Senden çok daha yakışıklı arkadaşımız vardı. Profesyonel mankenlik yapıyordu. Bazı markaların kataloğunda görebilirsin bile. Efe idi çocuğun ismi. Geçen yıl her hafta sonu Efsun ve benimle takılırdı. Arada Fatih de bize katılırdı ama o çocuğa sert bir bakış attığını bile görmedim. Neden sana karşı böyle davranıyor gerçekten merak ediyorum” dediğimde Asaf’ı bir kaşı havada hafif sinirlenmiş olarak buldum.
“Bu bahsettiğin Efe…Hala görüşüyor musunuz?” dedi meraklı ve sorgulayıcı gözlerle bana bakarak.
“Hayır, yaklaşık 6 aydır yurtdışında. İtalya’da çalışıyor. O yüzden de görüşemiyoruz maalesef” dediğimde rahatlamış bir şekilde nefes aldı.
“İsabet olmuş” dedi birdenbire.
“Neyse” dedim konuyu değiştirmek adına. Yoksa beni kıskandığını düşünmeye başlayacaktım ve bunu hiç istemiyordum. O yüzden de ona asıl anlatmak istediğim konuya geri döndüm.
“Şimdi beni dikkatle dinle. Anlatacaklarım kolay değil ve lütfen sonuna kadar dinle” dedim ve Asaf başıyla onayladı ve ciddiyetle beni dinlemeye başladı.
Ona bunları neden anlatacağımı da bilmiyordum. Belki Fatih’in yaptığı hareketi anlayabilmesi adına, belki ona kızmaması adına anlatmak istedim.
“Fatih ve ben biliyorsun ki çocukluk arkadaşıyız. Abim, ben, Efsun ve Fatih hep birlikte büyüdük. İki yıl öncesine kadar her şey yolundaydı. İki yıl önce Fatih’in bana tavır ve davranışları değişti. Âşık olduğunu açık bir şekilde belli etmeye çalıştı. Ben anladım. Ona bir şeyler hissetmeye çalıştım ama olmadı. Bu yüzden de bana açılmasına hiç fırsat vermedim. Hep bir bahane bulup kaçtım. En son kafe akşamı anlattım. Sonrasında senin evinde geçirdiği akşam ki haline büründü. Bu durum beni çok üzdü. Onunla konuşup eskisi gibi kalmaya çalıştım ama onunda duygularını tek kalemde silip atması mümkün olmadı. O yüzden de seninle aramda bir şey olduğunu sanarak, sana karşı böyle bir harekette bulundu. Normalde asla öyle birisi değildir. Dünyanın en iyi insanıdır. Onu bu hale ben getirdim” dedim başım önümde mahcup bir ifadeyle.
“Şimdi anladım” dedi başıyla onaylayarak. “Şimdi Fatih’e hak verdim” dedi fincanını sehpaya koyup arkasına yaslanarak.
“Nasıl yani. Sana yaptığı hareket için ona kızmadın mı?” dedim hafif şaşırmıştım.
“Kızmadım. Bende senin gibi birini seviyor olsam, yanına başka bir erkeğin yaklaşmasını istemezdim. Tıpkı şu an Fatih’in senin yanında olmasından rahatsız olduğum gibi” dedi gözlerimin içine bakarak.
Ne demekti bu. Ben doğru mu anlamıştım. Asaf bana tam olarak ne demek istemişti. Kısa bir süre afallama yaşadıktan sonra, tam “Ne saçmalıyorsun sen” diyecektim ki
“Ding Dong” sesiyle kapı çaldı. Birden korkuyla yerimden sıçradım. Aynı anda benim kalp atışlarım hızlandı. Bu saatte kim olabilir ki. Üstelik kimin geldiğinden çok Asaf’ı eve gizlice soktuğumda gelmesinden endişelenmeliydim. Ne yapacaktım.
Asaf hala rahat bir şekilde kanepede oturmaya devam ediyordu. Hemen ayağa fırladım. Fincanını sehpadan alıp eline tutuşturdum. Kapının yanındaki ayakkabısını da alıp diğer eline verdim ve onu odama doğru sürükledim.
“Bana bak. Sakın sesini çıkarma. Ben gelene kadar da burada kal” dedim ve Asaf’ın şaşkın bakışlarına aldırmadan kapıya yöneldim. Üzerime çeki düzen verdikten sonra dürbünden baktım. Gelen Tülay ablaydı. Elinde kek tabağı ile zile tekrar basmaya hazırlanıyordu. Kalbim küt küt atarken. Gazam mübarek olsundu.