Kızların birbiriyle fısıldaştığını gördüm. Sonrasında o Asaf’a bakan kız, podyumda yürür gibi yanımıza geldi. Ben hiç yokmuşum gibi, Asaf’ın gözlerine bakıp, koluna hafifçe dokunarak,
"Şey... Ben bowling oynamayı pek bilmiyorum da. Bana öğretir misiniz?" dedi ağzını yaya yaya konuşarak. Bu nasıl bir cesarettir arkadaş. Yanında sevgilisi olan (numaradan da olsa) adamdan, hangi akla hizmet böyle bir şey isteyebiliyordu. Aklım almıyordu.
Asaf ise kızdan bir adım geri çekilerek direkt benim gözlerime baktı.
Kızın o yılışık halini görünce bana bir hırs geldi. Asaf’ın beline sıkıca sarıldım. Buna Asaf bile şaşırdı. Sonra da kızın suratına sahte gülümseme ile bakarak.
"Öğretemez! Tatlım” dedim onun gibi ağzımı yaya yaya konuşarak. “Sen kendine başka hoca bulsan iyi olur. O benim sevgilim ve ancak bana öğretebilir," dedim, Asaf'ı resmen sahiplenerek.
Efsun ise benim bu halime şaşırıp kalmıştı. Koltukta ağzını eliyle kapatmış, kıs kıs gülüyordu, Asaf'ın keyfi de iyice yerine gelmişti. Etrafa gülücükler saçıyordu.
Kız "Tamam, öyle olsun" diyip sinirle yanımızdan uzaklaşırken, Asaf kulağıma eğildi. O dayanamadığım, tüylerimi diken diken eden ses tonuyla;
"İşte benim sevgilim! Böyle koru beni diğer kadınlardan," dedi gülümseyerek.
"Seni var ya..." diyip tam onu itecekken kızların hala bizi izlediğini fark ettim ve yine o "ay ne tatlıyız" gülümsemesini yerleştirdim yüzüme.
Oyun başladığında Efsun ilk atışı yaptı. Sekiz labutu birden devirdi. Sonra Asaf atış yaptı. On labut birden devrildi. Sıra bana gelmişti. Ben ise zor taşıdığım topu, yanlışlıkla birinin ayağına düşürmeyeyim diye çabalayarak piste girmiştim. İlk atışım hüsranla sonuçlandı. Bir tane bile labut deviremeden, top kenardan süzüle süzüle gitti. Kızların bana bakıp kıs kıs güldüğünü görünce, sinirim tepeme çıktı.
Sıra tekrar bana geldiğinde Asaf’a “Hadi öğret bakalım. Şu kızların gülüşlerini boğazlarına gömeyim” dedim kararlı ve iddialıydım. Asaf, ise sırıtarak sessizce "Gel bakalım acemi," diyerek arkama geçti. Topu nasıl tutmam gerektiğini göstermek için iyice yanıma yaklaştı. Aramızda mesafe diye bir şey kalmamıştı. O etkileyici sesiyle tam kulağımın dibinde "Topu parmaklarına böyle yerleştir, hedefe odaklan" diye fısıldarken, kalbim benden habersiz maratona çıkmış gibi atmaya başladı. Sonrasında elimi tutup kolumu nasıl hareket ettirmem gerektiğini anlattı. Nefesimi tutmuş ve ondan etkilenmemek için kendimle çatışıyordum. O bana bu kadar yakınken, ben bir tuhaf olurken, o topu nasıl doğru bir şekilde atabilirdim ki.
Aklım "Kaç oradan Luna!" diyordu ama bedenim yere çivilenmiş gibi kıpırdamıyordu. Bu yakınlık bana hiç iyi gelmemişti. Kendime gelmeye çalıştım. Derin nefes aldım, "Tamam anladım ben," diyerek Asaf’ı o yakınlıktan hafifçe uzaklaştırdım. Başka türlü topu labutlara değil de onun ayağına atacaktım. Tüm tüylerim yine diken diken olmuş ve elim ayağım tutmamaya başlamıştı. İçimde neden olduğunu bilmediğim bir heyecan vardı. Benden bir adım uzaklaşarak atışımı izlemeye başladı. Nefesimi düzenledim ve Asaf’ın anlattığı gibi odaklanıp atışımı yaptım. Top labutlara doğru giderken nefesimi tutmuş bekliyordum. Top labutlara çarpıp on labutu birden devirdiğinde sevinçle Asaf’a sarıldım. Başarmıştım. Hepsini devirmiştim. Göz ucuyla yandaki kızlara baktığımda hepsinin yüzündeki neşe sönmüştü. Keyfim yerine gelmişti.
Tam sevinçle Efsun’a dönecektim ki Fatih’in acı dolu yüz ifadesiyle bize doğru baktığını gördüm. Hemen Asaf’a sarılı olan kollarımı çektim. Sevincim kursağımda kalmıştı. Ne ara gelmişti. Ben neden onu hiç görmemiştim.
Hemen yanına gittim ve sanki her şey normalmiş gibi Fatih’e sarılıp
“Hoş geldin. Asaf da bana bowling oynamayı öğretiyordu” dedim kendimi açıklamak zorunda hissederek. Fatih’ten ayrıldığım sırada Asaf, Fatih’e elini uzatarak. “Hoş geldin” dedi. Aralarında yine o gergin bakışma oldu ve Fatih, Asaf’ın elini sıkmadan beni belimden yönlendirerek koltuklara doğru ilerledi. Asaf’ın eli öylece havada kalmıştı.
Ben Fatih’in yanında otururken Asaf’ta diğer tarafıma gelip kolunu omzuma attı. Bunu gören Fatih, önce bir afalladı. Emin olmak istercesine birkaç saniye Asaf’ın omuzumdaki koluna baktı. Sonra birden ayağa fırladı ve “Sen ne yaptığını sanıyorsun lan!” dedi Asaf’a sert bakışlarla bağırarak.
Ben ise Fatih’in kolundan tutup onu sakince yanıma oturttum. Göz ucuyla da kızlara bakıyordum. Pür dikkat bizi izliyorlardı. Fatih bana bakarak. “Ne oluyor burada Luna” dedi sinirli bir şekilde.
“Lütfen biraz sakin olur musun?” dediğimde derin bir nefes aldı ve
“Tamam sakinim. Anlat” dedi gözlerime bakarak.
“Yandaki kızlardan biri Asaf’a asılıyordu. O yüzden onlardan kurtulmak için sevgili rolü yapıyoruz. Hepsi bu” dedim sanki çok normal bir şey yapıyormuşuz gibi.
“Luna sen ne söylediğinin farkında mısın? Sana mı kaldı onu asılan kızlardan kurtarmak” dediğinde bu defa Asaf sinirlendi.
“Sana ne oluyor Fatih. Alt tarafı Luna’nın arkadaşısın. Luna kabul ettikten sonra bu seni ne ilgilendirir” dediğinde Fatih ayağa fırlayıp Asaf’a yumruk atacaktı ki Asaf yumruğunu eliyle tuttu.
Ben ve Efsun ne yapacağımızı şaşırmış bir şekilde onları ayırmaya çalışıyorduk. Ben Asaf’ı uzaklaştırdım, Efsun ise Fatih’i. Günüm resmen berbat olmuştu. Asaf’a yaklaştım.
“Sakin ol. Lütfen” dedim yumuşak bir sesle. Öfkeden hızlı hızlı aldığı nefesini düzene sokup gözlerime baktı. “Sakinim” dedi bana gülümsemeye çalışarak.
“Senden bir şey rica edebilir miyim?” dedim koluna dokunarak. “Tabii dinliyorum” dedi yeşil gözlerini gözlerime kilitleyerek.
“Eve döner misin? Lütfen. Daha fazla tatsızlık çıkmasını istemiyorum. Eve dönünce sana her şeyi anlatacağım” dedim onu ikna etmeye çalışarak.
“Tamam” dedi iç çekerek. “Öyle istiyorsan öyle olsun ama söz verdin. Eve gelince anlatacaksın”
“Söz” dedim gülümseyerek.
“Bugün çok güzeldi. Her şey için teşekkür ederim” dedi ve bir süre gözlerime baktı.
“Önemli değil” dedim etkilenmeye başladığım gözlerinden gözlerimi kaçırarak. Yem yeşil bir orman gibi beni içine çekiyordu. O gözlere bakmaktan kendimi alamıyordum ama baktığımda da durdurmaya çalıştığım hisler üzerime üşüşüyordu.
“Görüşürüz” dedi ve birden yanağımdan öpüp hızla yanımdan uzaklaştı. Ben şaşkınlıktan ağzımı açıp tek kelime edemedim. Elim istemsizce yanağıma gitti. Orada öylece kalakaldım.
Asaf gidince Fatih ve Efsun’un yanına gittim. Fatih sinirden yumruğunu masaya vurmuş ve eli kanıyordu. Hemen oradaki çalışanlardan ilk yardım malzemelerini istedim. Gelen batikon ve gazlı bez ile Fatih’in elini sardım. Tüm bu süreçte hiçbirimiz konuşmadık.
O sırada yandaki kızların konuşmalarına kulak misafiri oldum.
“Ece kabullen artık. Sen adamı tavlayamadın. İddiayı kaybettin. O yüzden ikimizin parasını da ibana at bakalım” dedi kızlardan biri.
“Off tamam. Sevgilisi olmasaydı çoktan bana kul köle olurdu da maalesef kız çok güzel. Adamda ona aşkla bakıyordu. Başka sefere sizi yenerim artık” dedi ve bu duruma kahkahalarla güldüler.
İnanamıyorum ya. Vay be! Şaka mı bu şimdi? Ben bütün gün "Aman Asaf beyimiz hayranlarından kurtulsun, aman borcumu ödeyeyim, aman rezil olmayalım" diye ecel terleri dökeyim, meğer her şey üç tane süslünün "tavlar mısın, tavlayamaz mısın" iddiası yüzündenmiş! Şaka gibi, yemin ederim şaka gibi!
Sinirden gülmek istiyordum ama Fatih bu durumdayken gülemiyordum bile. Ne insanlar var. Pes doğrusu.
Efsun da kızların konuştuklarını duymuş, aynı hayretle bana bakıyordu. Ne olacaktı. Olan bana ve Fatih’e olmuştu. Bir de bu kadar yakınlaşmadan sonra Asaf’a karşı değişen hislerim. Sahi ben ne zaman kabullendim bu hisleri. Adam bana sanki ilanı aşk etti. Belki de o da bu sayede benimle eğlendi. Ona ne kadar güvenebilirdim ki.
Fatih’e baktım. Yüzündeki o hayal kırıklığını ve öfkesini anlıyordum. Bana olan hisleri ortadaydı. Ben ne kadar dostluğumuz bozulmasın desem de o duygularını bir çırpıda silip atamazdı. Öfkelenmekte haklıydı. Hele ki benim Asaf’a karşı kalbimin farklı atmaya başlaması, durumun daha da kötüye gideceğini gösteriyordu. Hoş ortada fol yok yumurta yok. Olsa sanki Fatih’in karşısına çıkıp, “Biz sevgili olduk” diyebilir miydik?
Ben artık Fatih’i üzmemek için ne bir başkasıyla olabilirdim ne de Fatih’in hislerine karşılık verebilirdim. Ben birini seçersem, birini kaybedeceğim. Onu üzmektense kendimi üzmeyi tercih ederdim. Yine de onun bu sevdadan vazgeçmesi için bir silkelenmesi gerekiyordu. Sonuçta Fatih ile olmayacaksam elbet gün bir sevdiğim olacaktı. Yaşlanana kadar Fatih üzülmesin diye herkesten uzak duramazdım ki. O benim için çok değerliydi ve ben onun dostluğunu aşka tercih etmekten korkuyordum.