Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu! Ben yanlış mı görüyordum. Adam resmen koca kafasını omzuma gömmüş, elimi de mengene gibi sıkıyordu.
"Ne yapıyorsun sen? Mal mısın?" diye sessizce çemkirdim omuzumda olan kafasına doğru. Bir yandan da elimi elinden kurtarmaya çalışıyorum ama nafile, Asaf sanki bana can havliyle tutunuyordu.
Kafasını yavaşça yukarı kaldırdı, yeşil gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Ekrana bakmaya korkar bir şekilde, "Kusura bakma Luna, refleks işte! Bir an o şey çok fena fırladı ekrandan, beklemiyordum. Boş bulundum" dedi hala elimi sıkıca tutmaya devam ederken. Sesi gerçekten korkuyormuş gibi geliyordu. İçimden “ben bayılmak üzereydim. Sen ne diyorsun” derken. Dışımdan korkusuzmuşum da ona ahkam kesiyormuşum gibi dik durarak.
"Az ötede kork Asaf! Ayrıca madem bu kadar korkuyorsun, ne işin var korku filminde? Boyundan posundan utan," dedim sessizce, sanki az önce korkudan koltuğun içine gömülen, titremekten Azer Bülbül’e benzeyen ben değilmişim gibi. Kuyruğu dik tutmak dedik ya, herhalde dünyanın en başarısız korkusuz rolünü oynuyordum.
“Maşallah sen de çok korkusuzsun” dedi. Bu cümlesinden aslında benim korkusuzluğuma inanmadığını anlayabiliyordum. Sağ olsun jest ve mimikleri imalarını çok güzel dile getiriyordu.
“Öyleyimdir” dedim ve Asaf’ın elinden elimi, başından omuzumu onu iterek kurtardım.
Efsun ise yanımızda bizim bu halimizi izlerken kıkır kıkır gülüyordu. Sanki kitapçıda dertli dertli dalan o değilmiş gibi. Sanki hiç o olaylar yaşanmamış gibi. Onu öyle görünce yaşadığım bu duruma rağmen mutluydum. Arkadaşımın keyfi yerine gelmişti ya, varsın ben burada korkudan öleyim, Asaf’a katlanayım. Meğer arkadaşlık yeri geldiğinde omzunda korkan bir gıcığa bile tahammül etmeyi gerektiriyormuş.
Filmin devamı Efsun’a bakıp onun mutluluğu ile korkularımı unutarak geçti. O mutluydu ve bu bana yeterdi.
Ara verildiğinde neredeyse koşarak kendimi dışarıya attım. Efsun, bana yetişmek için adımlarını hızlandırmak zorunda kaldı, birlikte lavaboya doğru ilerledik. Lavaboya gittiğimizde aynada yüzüme baktım, rengim kireç gibi olmuştu ama Efsun’un gözleri parlıyordu.
“Nasılsın. Film sana iyi geldi demi” dedim ona samimiyetle gülümseyerek.
“Bana iyi geldi de seni diri diri mezara sokmuşlar gibi duruyorsun. Ne bu halin. Yüzün bembeyaz. Hani bu filme gelmeyi çok istiyordun” dedi halime gülerek.
“Yoo. Ben gayet iyiyim. Sana öyle gelmiş” dedim, korktuğumu belli etmemeye çalışarak. Gerçi ben belli etmesem yüzüm beni ele veriyordu.
“Belli belli” dedi ben yüzümü yıkadığım sırada.
Soğuk su kanı çekilmiş yüzüme iyi gelmişti.
"Bu arada Asaf meselesini de unuttum sanma. Bu çocuk resmen seni takip ediyor. Sinemada, tam senin yanına oturmuş olması tesadüf olamaz demi" dedi Efsun, imalı imalı gülerek.
Ben de biliyordum bu kadar tesadüf olmayacağını. Amacını hala çözememiştim. Belli ki beni sinir etmeyi hobi haline getirmişti. Yoksa benden hoşlandığından değildi. Olabilir miydi? Olmasın.
"Saçmalama Efsun! İstemediğin ot burnunun dibinde bitermiş işte, o hesap. Allah’a yakın bana uzak olsun, ne yapıyorsa yapsın. Hem bir kere o benim tipim bile değil. Ukala, kendini beğenmiş, gıcık herifin teki!" dedim.
Bu duygularım gerçek miydi? Gerçekten ondan hiç etkilenmemiş miydim? Hayır etkilenmiştim ama şu an konumuz bu değil. O ve ben asla olmaz.
“Öyle olsun bakalım” dedi Efsun, belli ki daha fazla üzerime gelmek istemişti.
Lavabodan çıktığımızda Asaf’ı koridordaki korkuluklara yaslanmış, elleri cebinde, o çapkın sırıtışıyla bizi beklerken buldum. Ona bakıp “Ne var. Niye bana öyle mal mal bakıyorsun” şeklinde bir bakış attım ama her zamanki gibi umurunda olmadı ve bakmaya devam etti.
Tam yanından geçip gidecektim ki, bir anda kolunu ahtapot gibi omzuma atıverdi ve beni kendisine çekip sıkıca sarılırken,
“Sevgilim. Beni çok beklettin. Özledim seni” dedi sesini coşkulu ve yüksek çıkararak. Ben daha omuzumdaki kolunu idrak edememişken o bana “Sevgilim mi demişti” Yok ya, bu bir şaka olmalı. En ağır kamera şakası.
Ben tam “Hop hop, ne yapıyorsun?" diye çemkirecek oldum. O benden hızlı davranıp kulağıma eğildi, o sıcak nefesi boynumu gıdıkladı. "Çaktırma, arkadaki kız beni gözleriyle yedi bitirdi, kurtar beni şundan. O gidene kadar idare et," diye fısıldadı. Ben ise aynı onun gibi sessiz bir şekilde.
“Banane senin hayranlarından. Kendin hallet” dediğimde yine pişkin pişkin sırıtarak.
“Bana borçluydun hatırlatırım. Şimdi borcunu ödeme vakti” dedi beni kendine daha da çekerek.
Göz ucuyla arkaya baktım. Gerçekten de arkamızda fıstık gibi bir kız, hayal kırıklığı ve öfkeyle bize bakıyordu. Kıza dönüp "Bu yakışıklı kapıldı tatlım" der gibi sahte bir gülümseme yolladım. Kızın suratı iyice düştü.
Kız gözden kaybolunca Asaf’ın kolunu omzumdan sertçe ittim. "Tamam, borç kapandı. Kurtardım seni hayranından. Bir daha olmasın" dedim ona olan sinirim hala geçmemişti.
Asaf yine o sinir bozucu sırıtışıyla, "Şimdilik, kısmen" dedi ve salonun kapısını açıp önden gitmem için elini uzattı.
Şu an sinirden tepinmem gerekiyordu ve ben onu bile yapamıyordum. Üstelik yine o korku dolu anlarım başlayacaktı. “Allah’ım acı bana. Bu kadar sınav üst üste fazla bu kuluna” diye Rabbime yalvardıktan sonra yerimize oturduk, birkaç dakika sonra film tekrar başladı. Aradan on dakika geçmişti. Yine korku sahneleri başlamıştı. Ben sessizce içimden Ayetel kürsi okurken Asaf yine yanıma sokuldu ve kolunu omuzuma attı.
"Yine mi refleks Asaf? Mal mısın ya, sal artık şu omuzumu!" diye sessizce çemkirdim.
Eğilip yine kulağıma nefesini verdi. Tüm tüylerim diken diken olmuştu. Mideme hafifçe kramp girmeye başlıyordu. Ben adamı kendimden uzaklaştırmaya çalıştıkça o bana daha da yaklaşıyor, dibime kadar giriyordu.
"Çaktırma... Kız tam arkamızda oturuyor. Bize bakıyor" dedi sessiz bir şekilde. Kendisi yetmiyor gibi bir de hayranları çıkmıştı başıma. Üstelik aynı filmdeydik.
Hafifçe arkama baktığımda, o kızın gerçekten tam arkamızdaki sırada, bizi izlediğini gördüm. Filmin ani parlayan ışığında kızla göz göze geldiğimizde, hemen gözünü kaçırıp filmi izlemeye devam etti.
"Yok artık," dedim içimden. "Bir bu eksikti” Film bitene kadar ben bu adamla yapışık ikiz gibi mi duracağım yani?
Asaf ise gayet rahat bir şekilde film izliyor, bir yandan da benim patlamış mısırımdan yiyordu. Arada ona bu rahatlığı için sertçe baksam da o bana gülümseyerek bakıyordu. Bu yakınlık bana hiç iyi gelmemişti. Kalp atışlarım hızlanıyor, mideme kasılmalar giriyor, ellerim terliyordu.
Asaf'ın kolu omuzumda bir ağırlık gibi değil de sanki hep oraya aitmiş gibi duruyordu. Kendimi korku filminden çok, başrolünde olduğum tuhaf bir kurgunun içine düşmüş gibi hissediyordum. En korkunç olanı ise, bu durumun içten içe hoşuma gidiyor olmasıydı.
Arada o filmi izlerken göz ucuyla ona bakıyordum. Yüzünü hiç bu kadar yakından incelemiştim. Koyu kahverengi kirli sakalları beyaz teninde karizmatik duruyor, uzun ve gür kirpikleri yeşil gözlerini daha da öne çıkarıyordu. Yakışıklıydı. Fazla yakışıklıydı. Neden benimle uğraşıyordu ki. Neden ben. Kalbimdeki kıpırtılar beni ona doğru adım adım sürüklüyordu. Bu durum içime bir sıkıntı gibi oturmuştu. “Hayır Luna. Sakın. Hele buna, asla!” dedim içimden, artık delirmek üzereydim. Kendimle kavga etmeye de başlamıştım.
Efsun’a baktım göz ucuyla. Dikkatli bir şekilde filmi izliyordu. İzlediği korku filmi değilmiş de sıradan bir filmmiş gibi rahattı. Asaf’ın da artık korkmadığını düşünürsek bir ben diken üzerinde oturuyordum.
Film nihayet bittiğinde, "Şükürler olsun!" dedim içimden ve kendimi hızla dışarı attım. Efsun ve Asaf arkamdan geliyordu. Salonun çıkış kapısında durdum. Ben nasıl hızlı çıktıysam, bir iki dakika kapıda Efsun’u beklemek zorunda kalmıştım. Önce Efsun göründü, sonra hemen arkasından bana sırıtarak bakan Asaf. Yanıma gelir gelmez bu defa belime sarıldı ve beni nazikçe kendisine çekti. “Noluyoruz ya” diyecek oldum ama hemen arkasından Asaf beyimizin hayranı olan kızı ve arkadaşlarını gördüm.
Kız, iki kendisine benzeyen arkadaşlarıyla tam çaprazımızda durup bize bakıyorlardı. Ben ise sinirden patlarken, kızların suratına doğru sahte bir gülümseme saçıyordum.
Kız resmen kuyruğumuz olmuş, ajan gibi bizi takip ediyordu. İçimden bir "Hasbinallah" çektim. Asaf’a baktım. Hiç rol yapıyor gibi bir hali yoktu. Adam baya baya bu durumdan ve benim bu halimden zevk alıyordu. Ona bakarken yüzüme "Seni bir elime geçirirsem o kirli sakallarını tek tek yolacağım" temalı sahte gülümsememi yerleştirdim. Dişlerimin arasından, "Şu olay bir bitsin, ben sana sorarım Asaf Efendi. Sen dua et sana borcum var," dedim.
“Sor sor çekinme. Yeter ki şu kızdan kurtar beni” dedi sessizce kulağıma eğilip. Bir yandan da kızlardan uzaklaşmak için yürüyorduk.
Efsun ise halinden o kadar memnundu ki, sabahki halinden eser yoktu. Piyangodan büyük ikramiye çıkmış gibi seke seke yürüyordu önümüzde. Ben ise Asaf’a bu kadar yakın olmaktan yorulmuştum. Kendimi ateşe sarılmış gibi hissediyordum ve biliyordum ki böyle devam edersem o ateşin beni yakması çok yakındı.
Efsun’a döndüm ve tam "Hadi eve gidelim" diyeceğim sırada, Efsun benden önce davranıp,
"Şimdi de bowlinge gidiyoruz Luna!" dedi. Ben ise artık daha fazla dayanamıyordum. Bir an önce bugünün bitmesini istiyordum.
"Efsun, saçmalama! Biliyorsun ben bowlingde tam bir felaketim. Topu arkaya fırlatıp milleti hastanelik ederim, rezil olurum," diye direkt “olmaz” demeye çalıştım.
Efsun, durdu ve iki elini beline koyup o kararlı ifadesiyle gözlerime baktı. "Söz verdin Luna, bugün ben ne istersem o olacaktı!" dedi vazgeçmeyeceği belliydi. Haklıydı da ben böyle bir söz vermiştim. Ömrümden kaç yıl götürecekti acaba bu sözüm.
Çaresizce kabul ettim. “Tamam canım. Bugün senin günün” dedim gülümseyerek. Biz bu sırada da Asaf ile hala yapışık ikiz gibiydik. Asaf birden yüksek sesle “Ben sana öğretirim sevgilim. Bowlingde çok iyiyimdir biliyorsun” dedi. Ben neden böyle konuştuğunu anlamaya çalışırken. Kızların yanımızdan geçtiğini gördüm. Bak bak, nasıl da rolüne sadık! Yine yüzüme “en mutlu biziz, çok seviyoruz” gülümsememi takındım.
Kızların ilerlediğini gördüğümde de Asaf’ın yüzüne sertçe baktım.
"Sınavsın yemin ederim sınav olarak gönderilmişsin sen bana! “ dedim sert bir şekilde. Asaf ise hiç bozuntuya vermeden yine yüksek sesle, "Ben de seni çok seviyorum aşkım," diyerek belime daha da sıkı sarıldı.
Şaka gibi! Resmen romantik komedi filminin içindeydim ama benim içimde gerilim filmi oynatılıyordu. Kızlar, doğrudan bowling salonuna girdiler. Sinirim tepeme doğru ilerliyordu. Kızı dövsem ve bu olaydan sıyrılsam diye düşünüyordum ama onun da sonu pek iyi bitmezdi, soluğu karakolda alırdım.
Bowling salonuna doğru Asaf’ın belime sarılı eliyle ilerlerken, artık daha fazla dayanamadım. Asaf’a bakarak, "Ben senin hayranlarınla uğraşmak zorunda mıyım?" dedim sinirle. "Peşinden ayrılmıyorlar işte. Hadi sen bir bahane bul da evine git artık."
Sonuçta karakola düşmek istemiyorsam, kızlar yüzünden Asaf’la böyle olmak zorundaysam, en kestirme yol Asaf’ın gitmesiydi ama o kararlı bir şekilde,
"Yoo," dedi sırıta sırıta, "Ben de oynamak istiyorum. Hem bak demek ki kızlar tam ikna olmadılar. Sen böyle bana sinirli bir şekilde bakarsan da pek ikna olacaklar gibi durmuyor."
"Kusura bakma Asaf bey, benden bu kadar çıkıyor! Kendine rol yapmak için başka oyuncu bulsaydın," dedim, onu itekleyerek.
"Sen bilirsin," dedi gayet rahat bir tavırla ve sonra bana tekrar sarıldı. "İkna olmazlarsa seninle hep böyle gezeriz. Benim için sorun yok, ben halimden memnunum” dedi çapkın çapkın gülümseyerek. Tiplere bak.
Tam çok güzel bir şekilde çemkirecektim ki
“Kavganız bittiyse artık bowling oynayabilir miyiz?” dedi Efsun, oynamak için sabırsızlanarak. Ben burada ecel terleri dökerken Efsun oyun peşindeydi. Alacağın olsun canım arkadaşım. Yazık değil mi bana.
Oyun alanına girdiğimizde pistin ekranında ismimiz belirdi. İki dakika sonra bir baktım, kızlar hemen bizim yanımızdaki alanda oynamaya başlamışlar.
Yok kesin bugün benim kabul günümdü. Şeytan diyor dola o sarı saçlarını eline, bowling topu niyetine fırlat.