Kem Söz...

1963 Kelimeler
Zakir ağanın hastane koridorlarını titreten adımları, Yüreğirli'nin adamlarını görünce duraladı. Onun adının geçtiği alanda soluk dahi almak istemiyordu orta yaşlı adam. Vaktiyle ablası Hamide'ye göz koyan Asım Yüreğirli, onunla evlendikten bir süre sonra üzerine başkalarıyla düşüp kalkmış, zavallı ablası da derdinden ince hastalığa yakalanmıştı. Öldüğünde anladılar ki karnında bir de sabisi vardı. Zakir o aralar bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlıydı. Anası babası evlatlarının acısından kahrolunca bütün iş onun omuzlarına kalmış; o da bir yandan topraklarını büyütürken, diğer yandan da kinini büyütmüştü. Şimdi biricik evladı Leyla'yı da onlara yem etmeyecekti. "Varsın Leyla da sevdalı olsun" dedi kendince. "Onun yüreğinden o zehirli sevdayı söküp almasını bilirim." Çünkü şeytanı içten içe Leyla'nın bu işe rızası olduğunu fısıldıyordu. Kapının önüne geldiklerinde diğer memurlarla konuşan Faruk'u gördüler. Zehra kayınbiraderinden hala çekiniyordu. Bu vesile ile bakışlarını yerden hiç kaldırmadı. Zakir efendiyi gören Faruk, konuşmasını kesip yönünü onlara taraf çevirdi. "Hoş geldin Zakir ağa. Sen de hoş gelmişsin bacım." İkisi de başları ile hoşladılar genç adamı. Zakir ağa kapıyı açmaya yeltenince Faruk önüne duruverdi. Evvela Zakir ağa ile konuşması, aklında yanlış bir düşünce varsa silmesi gerekiyordu. "Kızınla konuştuk, ifadesini aldık Zakir ağa. Mehmet Yüreğirli'yi evvelinde tanımazmış. Bundan birkaç hafta önce Narlıkuyu'da çıkmış önüne. Konuşmaya çabalamış ama Leyla müsaade vermemiş. Dün de arkadaşı gelmiş eve. Çıkıp hava almak için ısrar etmiş, gizlice mutfak kapısından çıkmışlar. Çarşıya geldiklerinde Cuma ezanı okunuyormuş, dükkanların çoğu kapalı, esnaf da haliyle yerinde yokmuş. Bir araba yanaşmış yanlarına. İki kişi zorla arabaya bindirmiş kızını. Debelenmiş, karşı koymuş ama ensesine vurup bayıltmış Yüreğirli. Anlattıkları doktorun kontrolü ile de sabit olundu. Sonra gözünü Seyhan'da açmış. Adam sarhoşmuş, fenalık etmeye yeltenince karşı koymuş, itelemiş ve adamı düşürmüş. Kapının kilitli olduğunu fark edince de ceplerini yoklayıp anahtarı bulmak istemiş. O arada da bıçaklanmış." Zehra'nın ağzından kopan "hiii" nidası dikkatini dağıtınca her şeyi fazlasıyla açık anlattığına kanaat getirdi. Bir baba ve bir abla için bunları duymak elbette oldukça ağırdı. " Sen bana iyi dedin komiser. Şimdi de bıçaklanmış dersin. Benim kızımı görmem lazım, çekil önümden." Faruk'un sözleri henüz bitmemişti. Bu yüzden kapının önünden kımıldamadı. "Az dur Zakir ağa, diyeceklerim bitmedi. Kızın çok korkmuş. Gecenin bir vakti yaralı halde koşmuş, nehrin orada eski köprünün altına sığınmış. Biz bulduğumuzda baygındı. Bütün kontrolleri yapıldı. Vücudunda darbe izleri var, çünkü epey mücadele etmiş. Ama korkma, namusa keder bir durumu yok. Buna müsaade etmemiş. Şimdi sana diyeceğimi iyi dinle. Sakın kızın üzerine gitme. Onun şimdi her şeyden çok senin merhametine ihtiyacı var. Ben doktorla konuşacağım, ne zaman çıkmanız uygunsa alır götürüsünüz. Zaten şikayetçi oldu. Dilersen senden de alırız bir şikayet dilekçesi. Ancak bilmeni istediğim bir şey daha var. Lütfiye hanım olanların aksini söylüyor. Ona göre Leyla ayartmış oğlunu, sonra da vurup kaçmış. Belli ki kumar borcu yüzünden vurulduğunu Asım beyin duymasını istemiyor. Onun ithamları ile baş etmek de sana düşer. Sen ne edeceğini bilirsin." Zakir ağa Anamur'da dönen dedikoduların kaynağını şimdi anlamıştı. Üstelik kızı da aksini belirten bir ifade vermemişti değil mi, tanımıyordu daha önceden o deyusu. Derin bir nefes alıp omuzlarını dikleştirdi, sonra da titrek elleri ile kapıyı araladı. Huzursuz bir uykunun kollarında olan Leyla, sürekli sıçrıyor ve uykudan uyanmaya çalışıyordu. Belli ki gözünü yumduğunda hala o haysiyetsizle bir mücadele halindeydi. Babası baş ucuna gidip saçlarını okşadı usul usul. Aynı anası gibi kömür karası saçlarını. Zehra daha çok kendine benzerdi. Kumraldı, ela gözlüydü. Ama Leyla... Leyla aynı Nazenin gibi kömür saçlı, zümrüt gözlüydü. Allah sevdiğini almıştı ama suretini sanki bir ömür onunla bırakmıştı. İçi gitti berelerini görünce. Zehra'nın boğazından kopan hıçkırık Leyla'yı uyandırınca hemen gözleri doldu. Sarsılarak ağlamak için meğer ailesini bekliyormuş zavallı. "Leyla'm gözümün nuru. İyi misin kızım?" Nefesini toplamak için mühlet verdi önce kendine. Sonra da "Siz geldiniz ya, iyim babam" dedi. "Çok kolrktum Leyla. Seni evde bulamayınca bir de o kağıdı bulunca..." Kaşlarını çattı Leyla. "Ne kağıdı abla?" Zehra önce ne diyeceğini bilemez bir şekilde babasına baktı sonra da Leyla'ya çevirdi bakışlarını. "Hani yazmışsın ya; 'ben evlenmek istemiyorum, evden gidiyorum' diye. İşte o kağıt abam." Leyla'nın yüzündeki şaşkınlık görülmeye değerdi. "Abla, baba yemin olsun ben öyle bir şey yazmadım. Sevcan geldi, ona söyledim istemeye gelecekler diye. O da gidip hava al kendine gel dedi, çıktık dışarı. Yemin olsun biraz dolanıp eve gelecektim ben. Babam sana hiç böyle kötülük eder miyim, de hele? Hiç yüzünü yere eğer miyim?" Zehra zaten ezelden sevmezdi Sevcan'ı. Kağıdı bulduğunda da kardeşine konduramamıştı ama babasıyla paylaşmadan da edememişti. "O sinsi Sevcan yazmış olmasın kağıdı baba?" Zakir efendi sakalını kaşıyıp bir müddet düşündü. Bu işin altında sandığından da kirli şeyler dönüyordu. Anamur'a döndüğünde onu bekleyen şeylerin zorluğunun da farkındaydı. Ancak bu durumu kızlarına belli etmeden "siz şimdi bunları düşünmeyin, doğru neyse ortaya elbette çıkar." dedi. Hastanedeki sabit telefondan Anamur emniyetini arayan Faruk, memurlardan birine Sevcan'ın evine gidip ifadesini almasını tembihlemişti. Bir saat sonra arar neticeyi sorarım dediğinden şimdi de saatin dolmasını bekliyordu. Zakir ağa ile kızı Leyla'nın odasından hala çıkmamıştı. Bu arada vizitini bitiren doktoru koridorun başında görünce yanına doğru ilerleyip durdurdu. "201'deki hasta Leyla Saruhan ne zaman taburcu olabilir?" Doktor bir an hangi hastadan bahsettiğini düşündü ve hatırlayınca da; "Belirgin bir kafa travması yok. Bacağındaki dikişlere düzenli pansuman yapmak şartıyla bugün çıkabilir." dedi. Doktoru bir baş onayı ile gönderdikten sonra saatin geldiğini fark edip Anamur emniyetini yeniden aradı. Telefonu açan; ifadeye gönderdiği memurdu. "Komiserim Sevcan Tuğluk ile konuştuk. Söylediğine göre Leyla hanım bile isteye gitmiş Mehmet'le. O vaz geçirmeye çalışmış ama onu dinlememiş." Faruk kısık sesli bir küfür savurdu. Ne oluyordu bu siktiğimin meselesinde diye düşünmeden edemedi. "Kızın hali tavri nasıldı Sezgin? Bir şeylerden korkuyor gibi ya da ezberlemiş gibi miydi sözleri?" Karşı tarafta ufak bir sessizlik oldu, sonra Sezgin yeniden konuşmaya başladı. "Amirim aslına bakarsanız benimle konuşurken sürekli arkamda bir yerlere bakıyordu. Nereye bakmaya çalıştığını görmek istediğimde döndüm ve hızla uzaklaşan bir adam gördüm. Sanırım kız tembihlenmişti amirim. " Anlaşılan Asım Yüreğirli ya da karısı ortalığa korku salarak durumu kendi lehlerine çevirmeye çalışıyordu. Oğullarının bir işi beceremeyip yarım bıraktığı için hayıflandıklarına adı kadar da emindi üstelik. Adımlarını yeniden Leyla'nın odasına doğru ilerletip kapıyı çaldı. İçeriden Zakir ağanın sesini duyunca da usulca açıp girdi. Gördüğü gergin suratlarla bir şeyler olduğunu anlamıştı ama kendilerinin anlatmasını bekleyecekti. Önce öğrendiği şeyi söylemesi gerekiyordu. "Az evvel arkadaşının ifadesini almaya giden memurla konuştum. Sevcan Tuğluk ona; senin kendi rızanla gittiğini ve Mehmet Yüreğirli'yi tanıdığını söylemiş. Memur hareketlerinden şüphelenmiş, yalan söylediği belli. Sence neden böyle bir şey yapmış olabilir Leyla?" Leyla artık neye üzüleceğini bilmiyordu. Konuşamayacağını anlayınca babasına çevirdi bakışlarını. Zakir bey de saçlarından öpüp doğruldu. Eli cebine gittiğinde ufak bir kağıt parçası çıkardı. "Leyla'nın evde olmadığını anladığımızda odasında bu notu bulduk. Ancak Leyla'nın nottan haberi yok. Sevcan dün geldiğinde odasına kadar girmiş. Leyla bir ara banyoya gidiyor, sanırsam o ara yazıp bıraktı. Belki de daha evvelden anlaştı Yüreğirli'lerle." Zehra uzun zamandır süren suskunluğunu bozdu. "Ben zaten onu kardeşimin yazdığına inanamadım hiç. Leyla'nın yazısı inci gibidir. Ama ortada olmayınca belki aceleye geldi diye düşündüm, yalan yok. İstersen Leyla'nın defterlerine de bak ağabey." dedi. Faruk'la ilk ciddi sözlü temasıydı bu. Söz konusu kardeşi olunca kimsenin gaddarlığı ona sökmezdi. "Lüzüm yok." dedi Faruk. "Birilerinin bir şeyleri örtbas edip hedef şaşırtmaya çalıştığı belli." Hemşire gelip de artık çıkabileceklerini söylediğinde Zehra kardeşi için getirdiği kıyafetleri giydirmek için beylerden müsaade istedi. Babası ve kayınbiraderi odadan çıktıktan sonra üzgün üzgün bakan kardeşinin yanağından öpüp sıkıca sarıldı. "Sana bir şey olsaydı ne yapardım ben Leyla?" Leyla ablasının ne kadar korktuğunu fark etmişti ama kendi korkusunu yenip bir türlü ona teselli veremiyordu. "Beni o buldu biliyor musun? Kaçtığım adam bulup kurtardı beni." Zehra da zaten meseleyi açmak için an kolluyordu. Kardeşinin ellerinden tutup yatağın kenarına ilişti ve bakanı içine çeken o yeşil gözlerine sevgi ile baktı. "Çok ciddi, suratsız duruyor belki ama hakkaniyetli bir adam olduğu belli. Belki de dedikleri doğrudur Leyla'm. İnsan kaderinden kaçamıyordur." Leyla duyduklarıyla adeta sarsıldı. Sahi şimdiden sonra belki de onu istemezdi. Hakkında bu kadar şey duyduktan, gördükten sonra yine de ister miydi ki? "Belki de kaderim değildir abla. Bunca şeyden sonra ne ailesi ne de o istemez beni." Zehra çattı kaşlarını, kardeşinin ellerini de sıkıp sarstı bir güzel. "Kendine gel Leyla. Dünyan alt üst olmuş, geri dönüşü olmayan derde düşmüşsün gibi davranma. Bu hikayedeki en masum kişi sensin. Hem istemese de kendi bilir, ona mı kaldı benim dünya güzeli kardeşim?" Leyla'nın asıl tasası bu da değildi. Bütün bu olanlar yüzünden ablasının işinin de geri kalmasından korkuyordu. Bunu Zehra'ya belli etmek istemedi. Üzerine giydiği gözleri ile neredeyse aynı renk olan elbise ile ayaklandı Leyla. Ayakkabıları da o kadar koşturmaya, çamura saplanmaya batıp yıpranmıştı. Ama bir tanecik ablası her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşündüğü için onların da yenisini getirmeyi ihmal etmemişti. Saçını tarayacağı taraktan, güzel kokulu esansına kadar her şeyi atmıştı çantanın içine. Leyla'nın bunlara ne kadar önem verdiğini, kendini nasıl iyi hissedeceğini biliyordu Zehra. Adım atarken dikişleri acıdığı için topallıyordu. Ancak bunu odanın dışında belli etmemek için elinden geleni yapacaktı. Ayağını sürümesi gerekse bile kimseye düşkün gözükmeyecekti. Kapıyı açtıklarında evvela babası açtı kollarını. Gidip hemen güvenli limanına sığınıverdi Leyla. Zakir ağa da zaten hastane çıkışına kadar onu bırakmaya niyetli değildi. Etraftan onlara bakıp fısıldayanlar elbet olacaktı. Bölgenin ileri gelenlerinden biri olan Zakir ağayı tanımayan yoktu. Bir de herkes duymuştu güzeller güzeli iki kızının olduğunu. Şimdi onların yanında ard arda dizilmiş polis memurlarını görünce meraklanmadan edemiyorlardı haliyle. Hastane bahçesine çıktıklarında Zakir ağanın kahyası hemen yanlarında bitip çantalarını aldı. Faruk ile yolları burada ayrılacaktı. Zakir ağa kızlarına arabaya binmelerini söyledikten sonra Faruk'un yanına geldi. "Evvela kızımı bulup bana sağ salim getirdiğin için var ol evlat. Ne yapsam hakkını ödeyemem. Ama sen de biliyorsun ki bu olaylar yaşanmadan önce aramızda başka türlü bir münasebet kurulacaktı. Şimdi ailen ne düşünür, ne karar verirler bilmem ama benim kızlarım kıymetlidir. Hele ki hiç suçları olmayan bir meselede hor görüleceklerse buna hiç müsaade edemem. Sana kalk gel, bu işi kaldığı yerden çözelim, neticeye bağlayalım demiyorum. Leyla'nın halini gördün, biraz da ben üzerine gittiğim için bu halde. Müsaaden olursa kızımla zaman geçirmek niyetindeyim. Onları alıp çiftlik evine gideceğim. Ailen eğer gelip ziyaret etmek isterse kapım sonuna kadar açık. Ancak bir süre Anamur'da olmayacağım. En azından şu dedikoduların kaynağını bulup milleti susturana kadar." Faruk, Zakir ağanın üzgün ve yıpranmış bir baba olduğunun farkındaydı. Ancak şu son konuştuklarına kadar nedense daha dün bu kızı istemek üzere oldukları aklına pek gelmemişti. Kızın güzelliğine kapılmıştı, yalan yok. Dik başlıydı, asiydi, tam dişine göreydi ama şu sıralar başında böyle bir mesele varken ve işin aslı ayam olmamışken o da yeniden yeltenmek istemezdi. Ancak Zakir ağanın bir başka kaygısının da büyük kızının durumu olduğunun farkındaydı. Akşama kadar maşuk gibi dolaşan kardeşi aklına gelince ona güvence vermek istedi. "Siz istirahatinize bakın Zakir ağa. Çok mühim bir şey olmadıktan sonra kimsenin size ulaşmasına müsaade etmem. Ayrıca müsterih olun. Bizim işimiz olsa da olmasa da artık aile sayılırız. Aile arasında böyle şeylerin lafı olmaz. Destek istediğiniz her zaman çekinmeden arayabilirsiniz." Zakir ağa memnuniyetle başını sallayıp elini sıktı Faruk'un. Ardını dönüp arabasına girerken de bu iş olursa Faruk'un kızına ne kadar iyi geleceğini düşünüyordu. Has adamdı Faruk, ötesi yoktu. Zübeyde hanımın kulağına da çalınmıştı elbette dedikodular. Şimdi evinin salonunda bir aşağı bir yukarı yürüyor, işin aslını nasıl öğreneceğini düşünüyordu. Lütfiye hanımın methini duymuştu. Ne kadar gaddar, gözü döndü mü mazlum, yetim tanımayan biri olduğunu bilirdi. Ancak bugün o kadar çok kişiden duymuştu ki bu dedikoduyu, neyi nereye koyacağını bilemiyordu. Ortada adı koyulmuş bir söz de vardı üstelik. Oğlunun da Zehra'ya nasıl ısındığını görüyordu. Akşama kadar içtiği kaçıncı rezene çayıydı bilinmez; ev halkı gelmeye yakın uykuya daldı Zübeyde hanım. Belki dar vakitte uyuduğundan belki de korkulu uyuduğundan bilinmez; olmadık şeylerle boğuştu düşünde. Yemyeşil gözleri yaşlarla dolu bir kızın feryadını duyuyor, çaresizliğini görüyor ama ona doğru adım atmıyordu. Sanki görünmez eller tutuyordu onu. Anası çıktı geldi sonra bir yerden. Yüzüne yüzüne acıyarak baktı, "ben seni böyle mi yetiştirdim? Mazluma el uzatmayacaksan adını neden Zübeyde koydum ben?" dedi. Uyandığında soluğu gırtlağına düğümlenmişti. Selamun kavlen çekti içinden, evin çalışanından bir bardak soğuk su istedi. Çok geçmeden hanesinin erleri de birer birer teşrif etmeye başladı. En doğru havadisi Faruk'undan alacağını biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE