Ziyaret...

1731 Kelimeler
Hamamda kendi elleri ile yıkadığı biriciğinin saçlarını tel tel, okşaya okşaya tarıyordu Zehra. Annesi öldüğünde o da daha küçücüktü. Dört yaşında ya vardı, ya da yok. Evde sürekli ağlayan bir bebe, kenarda köşede gizli gizli ağlayan bir baba... öyle ara yerde büyümüştü. Hatırladığı yoktu da, babasının odasındaki fotoğraftan gördüğü kadarıyla aynı anasıydı Leyla. Bir de o sebepten çok severdi. Hani babası kaynınla evlendirecem demişti ya; Allah bizi el evinde de ayırmayacak diye çok sevindi o vakit.. Belli edemedi kardeşine ama çok sevindi.. "Abla, babam çok celallendi mi ben eve gelmeyince?" Leyla'nın sorusu onu daldığı yerden çıkarınca aynada kardeşinin gül yüzüne tebessümle baktı. "Korktu ablam. Çok korktu sana bir şey oldu diye. Babamı biliyosun ya, nasıl düşkündür bize." Leyla bilirdi babasını da, öyle aniden evermeye kalkmasaydı, başıma da bunlar gelmezdi diye düşünüyordu bir yerde. "Kız Leyla, mutfaktaki Seniha'dan duydum ya ben. Sevcan kaçmış evden. Mektup koymuş giderken. ' Ben İstanbul'a artist olmaya gidiyorum.' diye." Sevcan'ın adını duyunca üzülse mi, sinirlense mi yoksa meraklansa mı bilemedi. Sevcan kendi başına ne ederdi İstanbullar'da? "Haklısın tabi, kırıldın sen ona. Zaten dost dediğin yapmaz öyle bir şey Leyla. Ben sana dedim ya ablam, güvenmedim ben o kıza hiç. Pek bi havaiydi, böyle zirzop, deli bir şey." Ablasının sözlerine gülümsemeden edemedi. Üç gündür çiflik evindeydiler. Anamur'da sular bulanıkken kızlarını konağa götürmek istememişti Zakir efendi. Adamları esnafı tek tek dolaşıp işin aslını anlatacak, Lütfiye hanımın yaydığı asılsız dedikodulardan kızının izzetini kurtaracaktı. "Hadi gel güzel gözlüm. Hava çok güzel, biraz çardakta oturalım seninle. Seniha'ya da söyleriz buz gibi şerbet getirir bize." Leyla ablasının omzundaki eline sevecen bir şekilde dokunup ayaklandı. Bacağı daha iyidi. Ablası aksatmadan yarasını temizleyip merhemlerini sürüyor, ardından da temizce sarıyordu. Birlikte çardağa indikleri sıra çiftliğin kapısına bir araba yanaştı. Ardından da babalarının arabası gelip durdu. Giderken misafir getirecem dememişti Zakir ağa. Bu sebeple biraz şaşırdılar. Haberleri olsaydı hazırlık görürlerdi. Lakin arabadan inenlerle ikisi de tedirgin oldu. Önden Zübeyde hanım, ardından da iki oğluydu inen. Zehra heycanını belli ederken, Leyla nasıl davranacağını bilemedi. Biraz da o günün mahcubiyetini taşıyordu. Zübeyde hanımla böyle bir vesile ile yüz yüze gelmekten ar etti haliyle. Bakışları yeri bulduğunda onalara doğru gelenlerin gölgesi düştü önüne. Zakir ağa misafirlerini çardağa davet etmişti. "Böyle buyrun Zübeyde hanım, sizde geçin beyler. Zehra içeri söyleyiver kızım birer bardak serin şerbet getirsinler." Zehra bir an heyecanla mutfağa doğru döndü ama kaynanasını hoşlamadığı aklına gelince utana sıkıla eline vardı. "Öpeyim efendim, hoş gelmişsiniz.." Bir yandan da Leyla'yı süzüyordu. Onun da el öpmesi gerekirdi öyle ya. Leyla ablasının bakışından anlayıp vardı Zübeyde hanımın eline. Pek görmemişti Leyla'yı Zübeyde kadın, belki çocukluğunu bilirdi. Ancak çevreden duyduğundan daha da güzel olduğunu görünce göz ucuyla Faruk'u süzdü. Zaten onun da gözü Leyla'nın üzerindeydi. "Hoş buldum hanım kızlar, maşallah iyi gördüm ikinizi de." Zübeyde hanımın sevecen tavrı Zehra'nın içine su serpti. Müsaade isteyip mutfağa doğru adımladığında misafirler de çardaktaki yerlerini almışlardı. Leyla gidip babasının dizinin dibine oturdu. Ancak oturduğu yer Faruk'un tam karşısına kalıyordu. Kendisi bakışlarını ona değdirmemeye çalışsa da Faruk'un gözleri garip bir şekilde onun üzerindeydi. Tarık, ağabeyinin dalgınlığını fark edince dizine dokunup onu kendine getirmek istedi. Ortam, gerginlik oluşturacak kadar sessizken; Zehra elinde şerbet tepsisi ile çıkageldi. Herkese teker teker ikram ettikten sonra kardeşi ve kendisi için de birer tane koyduğu tepsiyi ortadaki ahşap masaya bırakıverdi. Leyla'nın kuruyan boğazına bir bardak soğuk şerbetten başka iyi gelecek bir şey yoktu şu an. Zakir efendi öğle sıcağının harareti ile koca yudumlar aldıktan sonra kızlarına döndü."Tarık oğlum arayıp geçmiş olsun ziyaretine gelmek istediklerini söyledi. Ben evden çıkarken sizi görmeye fırsatım olmadığı için söyleyemedim." Kızlar samimi bir tebessümle babalarına bakıp başlarını eğdiler. Büyükler buradayken nişanlıların birbirine işmar etmesi hoş karşılanmazdı. Zübeyde hanım, aklındaki konuyu açmak üzere elindeki boş bardağı tepsiye bıraktı ve hem Leyla'yı hem de Zakir ağayı muhatap alarak konuşmaya başladı. "Tahsin beyin İstanbul'dan ahbapları geldiği için bugün bize katılamadı, lakin çok selamı var. Eğer sizin için de uygunsa, yarım kalan işimizi tamam edelim diyorum." Leyla belki de ilk defa doğrudan Faruk'un gözlerinin içine baktı. Her şeye rağmen hala ısrarcı mı olacaklardı? Pekii neden önceki gibi isyan edesi, ben evlenmek istemiyorum diyesi gelmiyordu? Faruk da kararlı bakışlarını bir an olsun onun üzerinden çekmemişti. Zakir ağa boğazını temizleyip dikkatleri üzerine çekince Leyla da parmaklarına yaptığı işkenceye kaldığı yerden devam etti. "Zübeyde hanım bilirsiniz başımızdan geçenleri. Kızım henüz toparlanmamıştır. Onun iyiliği benim için her şeyden daha kıymetlidir. Sizden ricam bize biraz zaman verin." Zakir ağa aslında tez canlılığı yüzünden az kalsın kızını kaybedeceğini farketmişti. Bu sebebpledir ki ağırdan almak niyetindeydi ancak; Zübeyde hanımın da söyleyecekleri vardı. " Bilirim Zakir ağa. Kolay şeyler yaşamadınız. Dilerim ki; Allah kimseyi evladının yokluğu ile acısıyla sınamasın. Ancak benim niyetim tam da şehirde dönen dedikoduları susturmak üzeredir. Senin de bundan muzdarip olduğunu, niyetinin kızlarını bu meselelerden uzak tutmak olduğunu bilirim. Eğer biz niyetimizi duyurursak ağızları kapanır. Gel; bu dediklerimi bir düşün. Münasip gördüğün bir zamanda Tahsin beyle ve oğullarımla birlikte yeniden çalmak isterim kapını. Bu kez Leyla kızımı haneme katmaktır niyetim." Zakir ağa, yanında oturan ama ellerine eziyet eden kızına şöyle bir bakıp yaşlı nasırlı elini Leyla'nın narin ellerinin üzerine koydu. "Dediğin gibi biz biraz düşünelim Zübeyde hanım. Hakkımızda hayırlısı neyse o olsun." Zübeyde hanım kesin bir yanıt alamasa da, kız evinin naz evi olduğunun bilinciyle gönlünü ferah tuttu. Günlerdir sıkışan gönlü, oğlu gelip işin aslını astarını anlatınca feraha kavuşmuş, etrafta dönen dedikodulara kendince cevap verse bile en iyi karşılığın bu olduğuna kanaat getirmişti. Cemiyete duyurulan nişan haberi, kem sözleri bıçak gibi keserdi. Hem kim kalkıp da Anamur asayiş amirinin nişanlısına laf edebilirdi ki? Üstelik Nazenin'e tıpa tıp benzeyen bu kıza içi şimdiden ısınmıştı. Oğlunun da aklının karışık olduğunun farkındaydı. Umarım düşünmen uzun sürmez Zakir efendi dedi içinden. "Müsaadenizle biz artık kalkalım. Hayırlı haberlerinizi bekliyorum." Zakir efendi misafirlerini geçirmek için ayaklanırken geldiğinden beri hiç konuşmayan Faruk; "Müsaadeniz olursa Leyla ile konuşmak istiyorum Zakir ağa. Hem o gün ile ilgili soracaklarım vardır hem de niyetimi açıkça belirtmek isterim." Zakir ağa ikisini baş başa koyup gitmek istemese de onlar için yaptığı şeylerden sonra bu adamın isteğini geri çevirmedi. Zaten Tarık efendinin de sabahtan beri kıvarandığını, Zehra ile iki çift kelam etmek istediğini görebiliyordu. O da genç olmuştu, Nazenin ile gizli gizli buluştuğu zamanlar düştü aklına. Sonra da derin bir nefes alıp; "Ahırda hasta bir tay vardı ben bir ona bakayım. Kızlar sizi uğurlar." deyip uzaklaştı. Zübeyde hanım da onun ardından arabaya ilerlemiş ve çocukları yalnız bırakmıştı. Leyla ile Faruk çardakta kalırken; Zehra ile Tarık da gülistana doğru yürümeye başladı. Faruk evvela; "nasılsın?" diye sordu. O günden sonra nasıl olduğunu deli gibi merak etmişti. Bir türlü aklından çıkmayan kızı görmek için bahane ararken; annesi gelmiş ve Zakir ağanın çiftliğine gidiyorum demişti. İşi gücü erteleyip düştü ardına Faruk da. Bu fırsatı kaçıramazdı. Zira kardeşinin de ondan altta kalır yanı yoktu. Hastalarını başka bir tabip arkadaşına devredip katılmıştı aralarına. Leyla hala yüzüne bakamadığı adamın sesini duyunca kısa bir an başını kaldırıp "iyiceyim" dedi. Sen nasılsın diye sormak aklına bile gelmedi. Zaten Faruk'un da gönül koyacak kadar aklı başında değildi. Sessizlik uzayınca saatlerdir aklını meşgul eden meseleyi sormak istedi Leyla. "Sevcan evden kaçmış, başına bir hal gelmiş olmasın?" Faruk, bu soruyla kaşlarını çattı. "Seni satan kızı mı düşünüyorsun?" diye sordu. Leyla yerinde rahatsızca kımıldandı. "Tek başına ne eder İstanbul'larda? Yol bilmez, iz bilmez. Kötülüğünden etmemiştir belki, kanına girmişlerdir onun da." Faruk kızın bu kadar saf oluşuna inanamadı. Aralarında koca bir masa vardı ama bedenini öyle eğdi ki sanki Leyla ile burun buruna gelmişti. "Bu kadar iyi kalpli olursan çok üzülürsün, olma. Herkesten şüphe etmelisin. İnsan bu şaşar çünkü." Adamın lafları utanmasına sebep oldu Leyla'nın. Saf mı diyordu ona, salakça mı görmüştü biraz? "Saflık değil benim ettiğim zaten. İnsanlık. O bir kez hata yaptı, tamam büyük bir hataydı ama yine de başına kötü bir şey gelsin istemiyorum. Neler neler duyuyoruz, mecmualarda neler yazıyor, Allah korusun." Haklıydı. O da istemezdi kimsenin başına bir şey gelmesini. "Merak etme. Eşgalini, adını sanını bildiririm ekiplere. Göz kulak olurlar. İçin rahat eder mi o zaman?" Bu defa adamın gözünün ta içine baktı. Ama öyle sıradan bir bakışla değil. Yeşil gözlerinin içi gülüyordu bakarken. Sırf o merak ediyor diye koca şehrin emniyetini avara mı edecekti? Gülümsemekten yanakları acıyınca ne ettiğinin farkına varıp düzeltti ifadesini. "Neden gülümsemeyi bıraktın? Çok yakışıyordu yüzüne?" Ne ediyordu bu adam böyle. Ağzından güzel kelam çıkıyordu ama kaşlarının arasındaki kavis hiç kaybolmuyordu. İnsan seviyo mu, sövüyo mu analayamıyordu o yüzden. "Şeyy." diye bir kelam çıktı ağzından ancak gerisi bir türlü gelmedi. Faruk derin bir nefes alıp doğruldu. Zakir ağanın ona tanıdığı müsamahayı daha fazla kullanamazdı. "Kendine iyi bak Leyla. Bir an önce iyi olmaya bak. Çok yakında yeniden görüşeceğiz. Şimdilik Allah'a ısmarladık." Faruk ayaklanıp kardeşine bakındı ve artık gitmeleri gerektiğini söyledi. Kardeşinin gülen yüzü solunca bir an için üzülse de sonrasında umursamadı. Onunla dalga geçip duruyordu lakin, çok geçmeden kendini onun gibi hissederken bulmuştu. Zübeyde hanım ve oğulları çiftlik evinden ayrılınca iki kardeş odalarına çekildiler. İkisinin de ayrı ayrı hülyalara dalma vaktiydi. Babaları eve dönüp akşam sofrası kurulana kadar vakitleri vardı. Leyla ellerini karnının üzerinde birleştirmiş yatağında uzanırken az evvel çardakta olanları düşünüyordu. Hastane odasında onun kim olduğunu öğrendikten sonra aklını kurcalamaya başlamıştı zaten. Ama yine de evlilik deyince içi bir acayip oluyordu genç kızın. Daha vakti varmış gibi geliyordu ona. Daha ablasının evlenip yuvadan uçacak olmasını hazmedememişken, bir de kendinin böyle bir yola girmesi zor geliyordu. Babası vardı bir de, tümden yalnız kalacaktı. Ama sonra evlenip gittiği yerde yine ablasıyla birlikte olacağını düşündü. Bu düşünce onun fikirlerini yumuşatınca her şeyi oluruna bırakmaya karar verdi. "Görelim mevlam neyler Leyla" dedi. Belki de bahtımıza yazılan Faruk efendiden ötesi değildir. "Suratsız şey, ne olacak. İnsan latife olsun diye azıcık gülümser. Hem o kadar güzel söz söyleyen adamın hiç mi dudağı seyirmez? O dolgun, etli dudakları.... tövbeler olsun ne diyorum ben?" Kendi kendine söylenirken kapısı pat diye açılınca Zehra da "ne diyon bakalım kendi kendine?" diye sordu. Bereket ilk baş söylediklerini duymamıştı. Yoksa ömrü billah kurtulamazdı dilinden. Öte yandan hala hasta yatağında uyutulan Mehmet Yüreğirli gözünü açmak için çabalıyordu. Lütfiye hanımın bütün çabasına rağmen Asım Yüreğirli olanı biteni duymuş ve evde fırtınalar estirmişti. Zakir ağayı bir daha başına bela etmek istemiyordu. Hele ki onu başına bela eden sebeplerden biri de Lütfiye hanımken yeniden bütün hiddetini üzerine çekmiş olması hiç işine gelmezdi. Yıllar evvel hile hurda ile girdiği yatağında kendine bir imparatorluk kurmuştu bu kadın. Ama oğulları üzerinden yeni bir savaş başlatmasına müsaade etmeyecekti. Bu sebeple Mehmet uyanır uyanmaz İstanbul'a gönderme kararı aldı. Oradaki halin başına koyacak, adam olması için elinden geleni yapacaktı. Ancak Mehmet gözünü açtığında doktorların onlara verecek pek de iyi haberleri yoktu...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE