5. Bölüm

3846 Kelimeler
Merhaba arkadaşlar, keyfi okumalar... 5. Bölüm Sabaha karşı beş gibi uyandım. Zaten pek de uyku tutmamıştı. Ne yapmam gerektiğinden emin olamıyordum. Neticede buraya gelişimin çeşitli sebepleri vardı; Alina gibi. İş gibi. Ama her ikisinin de bağlantılı bir durumda olması canımı sıkıyordu. Kendimi dolandırıcı gibi hissediyordum. Tamam, işler benim inisiyatifimle gelişmemişti ama sonuç itibariyle buraya gelip Hazan'la yüzleştikten sonra şimdi bir de onunla anlaşmak için masaya oturmam gerekiyordu. Bunlar tesadüf olamayacak kadar büyük rastlantılardı ve ne yazık ki olmuştu. Bana inanmaması ihtimal dâhilindeydi. Gerçi bana zaten başından beri inanmıyordu ama bu durum onun inançsızlığına benzin atabilirdi. Öte yandan... Hiçbir şeye inanmamış bir olarak Alina'yı çok çabuk sahipleniyordu. Bir an için Hazan'ın kısır olduğunu ve bu yüzden çocuğumun üzerine konmaya çalıştığını düşündüm ama o zaman Alina nasıl olmuştu? Belki karısının doğurganlığı yoktu... Ama öyle bile olsa Hazan bir aşiret mensubu olarak gayri meşru kız çocuğunu meşrulaştırmaya çalışır mıydı? Kafam ciddi anlamda karışmıştı. Koltukta iki büklüm yatan Havin'e baktım; aklımdaki bin bir düşünceden birinin müsebbibi de Havin'di. Dün hemşire bana Hazan'ın karısı muamelesi yaparken hiçbir şey söylememişti. Bunun sebebi ağasının yanında konuşmama adabına sahip olması mıydı yoksa başka bir şey mi? Hazan evli olmayabilir miydi? Alina'nın altında ezilen kolumu çekerek hastane yatağında doğruldum. Evli olmasa ne olacaktı ki? En fazla vicdan azabı çekmeden yardım dilenebilecektim ondan. Onu daha derinden tanıdıkça hayaline sığındığım ev olmadığını görmemiş miydim zaten? Sinirlerim laçkalaşıyordu iyiden iyiye. Gözümü karartıp yola çıkmıştım ama beni en yalın haliyle görmüş adam bile nasıl muamelelerde bulunmuştu? Çocuğun Hazan'dan olması ve Hazan'ın Alina'yı nüfusuna almak istemesi onun aşiretince nasıl karşılanacaktı acaba? Hem Yiğit ne olacaktı? Hamileliğimin altıncı ayında onunla paylaştığım sır bugün bizim yalanımızı doğurmuştu. Alina Yiğit'in nüfusuna kayıtlıydı ve onu kızı kadar çok seviyordu. Alina için Yiğit dayıydı ama Yiğit için Alina... Alina onun kızı sayılırdı. Ayrıca bir komando olarak bu çapraşık ilişkiler yumağına hemen adapte olabileceğini de sanmıyordum. Hazan'ı dövme potansiyeli vardı. Üstelik bu potansiyele Hazan'la yaşadığımız geceyi anlatır anlatmaz ulaşmıştı. Şimdi olanları duysa Hazan'ı öldürebilirdi bile. Saate baktım bir kez daha. Neredeyse altıya geliyordu ve yedi buçuk gibi Ebru Mardin'e inecekti. Bu olan biteni bir şekilde Yiğit'e anlatmam gerektiğini biliyordum ama şu an için o sınır ötesinde harekâttaydı ve benim önceliğim Hazan'dan o araziyi kapmaktı. O yüzden aklımdaki bin bir çapraşık düşünceyi dolaba kilitleyip banyoya geçtim. Aslan ve Tahir beyle kahvaltı ayarlamıştım. Tahir Bey kesin bir yatırımcı ve Aslan Bey de müstakbel arazimizin sahibi olduğundan Ümit Bey ilişkileri sıkı tutmamızı istemişti. Hazan'la... Daha sonra bir toplantı ayarlamam gerekiyordu. Hızlıca duş alıp çantamdan kırık beyaz bir bilek pantolon seçtim. Üzerime belinde şeritler olan mavi bir buluz tercih ederek sabah soğuğuna ve Mardin sıcağına uygun, yetim kol ve yine kırık beyaz bir blazer ceket alarak kombinimi tamamladım. Saçlarım doğuştan düzdü ama bana yakıştığını düşünüyordum. Özellikle de sırtımdan dökülmelerine bayılıyordum. Yine de bu sıcakta açık saçlarla dolaşmam cehennem azabı olacaktı. O yüzden bir beyaz yakalı geleneği olan tepede topuzla hazırlığımı tamamladım. Saatim, yüzüklerim ve hafif makyajım derken telefonum çaldı. "Kahretsin." Diye mırıldandım. Ebru inmeden hastaneden çıkmış olmayı planlıyordum ama geç kalmıştım. "Alo." "Günaydın kuzum." Dedi Ebru uykulu bir sesle. "Günaydın." Dedim makyaj malzemelerimi toplarken. "İndiniz mi?" "Evet." Dedi Ebru kısacık. "Şimdi otele geçiyoruz. Duş aldıktan sonra kahvaltıcıda buluşuruz." "Tamam." Dedim. Benim aksime Ebru çok daha hızlı hazırlanabiliyordu. O yüzden en fazla bir saatimin olduğunu düşündüm. Telefonu kapattıktan sonra hazırlık işlemlerime çok daha fazla hız vermem gerekti. Neyse ki bilgisayarım yanımdaydı ve ön hazırlık raporlarımın hepsi tamdı. Ebru'nun yanında baş mimar olarak kimi getirdiğini bilmiyordum ama Cengiz'i getirmiş olmamasını diliyordum. Elbette bu karar ona ait değildi ama umudum Cengiz olmaması yönündeydi. Cengiz... Biraz yavşak bir tipti ve işin doğrusu ortak iş yaptığımız her seferinde ekipteki ne kadar kız varsa hepsine yazmıştı. Hatta durumu şöyle özetlemem gerekirse adam bir beyaz yakalı tacizcisiydi ve ne yazık ki Ümit beyin yeğeni olduğundan yaptığımız tüm şikâyetler boşluğa fısıldamaktan öteye gidememişti. "Havin," Havin'in omzunu hafifçe okşayıp minik minik sarsarak onu uyandırmaya çalıştım. Kendi kendime yeterim mavrasından sonra ikinci kez Havin'den yardım istemem acınasıydı ama sanırım burada kalıcı bir düzen oturtana kadar Hazan'a ve bana sunduklarına muhtaçtım. "Havin, uyan." Damak çatlatarak koltukta dönmeye çalıştı ama hemen ardından "Anam anam anam..." serzenişleriyle belini tutarak doğruldu. "Oy anam..." İç geçirerek gözünü açmaya çalışıyordu. Koltukta yatmaktan iki büklüm olmuş olmalıydı. "Abla." Dedi iki eliyle beline tutunarak. "Bir şeye ihtiyaç var?" Başımı sallayarak omuzlarından geri ittirdim koltuğa. "İş toplantım var." Diyerek terliklerimi çıkardım. Ucu sivri stilettolarıma çıkarken özellikle Havin'e bakmaktan kaçınıyordum. Tüm sorumluluklarımı ona yıkmışım gibi geliyordu ama mecburdum. En kısa sürede bir ev ve düzenli bir bakıcı ayarlayacaktım ama o güne kadar Havin'in bana yardım etmesine muhtaçtım. "Önce kahvaltı ve sonra bir öğle yemeği." Diye açıkladım. Öyle yemeğinden emin değildim çünkü Hazan'dan randevu almamıştım ama herhalde beni kırmazdı. Hem... Onun illegal yollardan yaptırdığı test sonucu da bugün çıkacaktı ve... Bence o, benimle konuşmaya benden çok hevesli olacaktı. "Ama Alina'yı sık sık arayacağım. Bir şey olursa beni bu numaradan ararsın." Diyerek not defterime yazdığım numarayı henüz ne dediğimi algılayamayan kıza uzattım."Gün içinde uğramaya da çalışacağım. Doktor akşam üçte muayeneye geleceğini söylemişti. Sonra taburcu olacağız zaten." "Abla, ağam?" Duraksadım. "Ne olmuş Hazan'a?" "Haberi var çıktığından?" Afallayarak gözlerimi kıstım. Ondan izin almam gerektiğini bilmiyordum. "İşlerim var Havin." Dedim tane tane konuşmaya özen göstererek. "Ağan anlayış gösterecektir." Kıza kızmamaya çalışıyordum. O böyle görmüş, böyle öğrenmişti. Onun dünyasında erkeklerden icazet almadan nefes dahi alamazdı kadın ama ben Hazan'ın karısı ya da kadını değildim. Onun bende hiçbir hükmü yoktu. "Sorarsa ne diyeyim?" Ayaklanıp peşimden gelmeye kalktığında ben Alina'nın şakağına bir öpücük kondurmakla meşguldüm. "İş başı yapmış dersin." Dedim sabırla. "Sorarsa." Ve arkama bakmadan çıktım. Topuklarımın sert zemini döven sesi boş koridorda yankılanıyordu. Bir de sabah servisinin tekerlek sesi. Kahvaltı vakti başlamıştı. Saati kontrol ettim bir kez daha. Sekize geliyordu. Saat on gibi toplantıya başlardık ve o süreçte ben de Ebru'ya inşaatla ilgili ön çalışmalarımı aktarırdım. Ve tabii olan biteni konuşurduk. Ah... Bir de Ebru'dan bir ricam olacaktı. Benim gıyabımda Hazan'dan öğle yemeği randevusu koparmasını isteyecektim. Bunu ben yapsam komik olurdu. Kimi kandırıyorum? Randevuyu alan ben olmasam da yemekte karşı karşıya geldiğimiz an durum saçma ve gülünç olacaktı zaten. Taksiye atlayıp dün akşam rezerve yaptırdığım kahvaltı salonunun adresini buldum. Burası modern lezzetler sunan bir kahvaltıcıydı ve yatırımcımızın bundan hoşlanacağını umuyordum. Bir süre yol aldık. Hastane şehrin dışındaydı ve belli ki seçtiğim kahvaltıcı şehrin öbür ucundaydı. Ne yazık ki ben oraya ulaştığımda Ebru çoktan kahvaltıcıdaydı ve bizim hiç vaktimiz kalmamıştı. Hızlı bir sarılıp öpüşmenin ertesinde masamıza oturduk ve ben hemen ön hazırlık raporlarımın brifini yeni baş mühendisimize anlatmaya koyuldum. "Sakin ol." Dedi Ebru garson çaylarımızı servis ettiğinde. "Bu bir tanışma kahvaltısı. İşle ilgili prosedürleri daha geniş bir zamana bırakmak istiyor Tahir Bey." "Olur mu canım öyle şey?" Dedim. Adam milyon dolarlar akıtacaktı bu projeye. Hangi yatırımcı boşa akan zaman isterdi ki? "Bu adam proje proje diye gırtlağımıza basmadı mı ne zamandır?" "Öyle de uçaktan iner inmez iş konuşmak istemiyor herhalde. Bunun ekibi tanıma toplantısı olmasını istedi. Mühendisler, mimarlar falan." Mimar demişken... "Baş mimar kim?" diye soludum. Ebru'nun bakışlarını kaçırmasından belliydi. Kâbusumuz gelmişti. "Gerçekten mi?" "Bu büyük bir proje ve biliyorsun. Ümit bey ne kadar adil biri olsa da mevzu büyük balık olduğunda yeğenini kayırmayı tercih ediyor." İç geçirerek sandalyemde geriye yaslandım. "Ümit beyin sevmediğim tek yönü." Diye mırıldandım memnuniyetsiz bir şekilde. Yeğeninin ne mal olduğunu bilmesine rağmen onu başımıza cehennem zebanisi gibi dikmekten vazgeçmiyordu. "Adil biri ama şerefsiz bir yeğene sahip." "Şşt." Ebru hızlı bir manevrayla dirseğini belime geçirip kâkülünü düzeltti. Attığı hızlı bakıştan kapıyı gösterdiğini anlamıştım. Cengiz o her zamanki yavşak gülümsemesiyle kapıyı tutuyor ve birinin Tahir diğerinin Aslan Bey olduğunu düşündüğüm iki adama yol veriyordu. Birisi oldukça boylu poslu, esmer ve yakışıklı diğeri daha kısa boylu, kumral iki adam arka arkaya kahvaltı salonuna girerken ben ve Ebru karşılama komitesi olarak ayağa kalktık. Cengiz hepimizi tanıyan ortak küme olduğundan tanıştırma görevini üstlenmiş, bizleri birbirimize taktim etmişti. "Yatırımcımız Tahir Bey," Diyerek bana baktı. Elbette onu daha önceden tanımam gerekirdi ama mevcut durumlar sebebiyle Tahir beyle aramızdaki iletişim her zaman için online olmuştu. Şimdi bu boylu poslu, esmer adam kocaman eliyle benim elimi sıkarken gülümsedim. "Mühendis ekibimizden İzmir Hanım." "Memnun oldum." Dedim zarif bir şekilde. "Ebru hanımı zaten tanıyorsunuz; projemizin baş mühendisi." Ebru da benzer bir şekilde gülümseyerek adamla tokalaştıktan sonra sıra daha minyon boya sahip, kumral adamla göz göze geldik. "Müstakbel arazimizin sahibi Aslan Nebioğulları." İsimlerimiz daha önce lanse edilmiş olduğundan tekrar taktim edilmeden adamla tokalaşarak yerlerimize yerleştik. Tahir Bey oldukça zengin ve zeki bir yatırımcıydı. Mardin'in uzun yıllardır aktif olan alışveriş merkezinin yenilenme haberini aldıktan sonra bunu bir fırsat bilerek eski alışveriş merkezinin yenilenmesine yatırım yapmak istemiş ama yenileme dâhilindeki ek binaların tasarımı kabul görmediğinden yatırımını tamamen başka bir şekilde değerlendirmeye karar vermişti. Aslında kemik bir kitleye sahip eski bir alışveriş merkezinin karşısına yeni bir yapıyla çıkmak yürek istiyordu ama Mardin her geçen sene sınırlarını genişletiyordu ve Tahir beyin yatırımcılık teklifini ret eden alışveriş merkezi kendine yeni bir yatırımcı bulamadığından eski dâhilinde dökülüyor ve çürüyordu. Aslında bu riskli yatırımı bu kadar değerli kılan yegâne şeyler de bunlardı. "Aslında benim arazim 145000 m2." Dedi Aslan Bey kahvaltının ortalarına doğru. "Ama Tahir beyin aklındaki proje 15000 m2'lik bir alanı kapsıyor." Kaşlarım çatıldı. Ümit bey Hazan'ın arazisinin 400 m2'lik bir alanı kapladığını söylemişti ama şimdi bahsedilen m2 çok daha fazlaydı. "Etraftaki küçük alıcılardan arada kalan arazileri toparladık ama bir satıcı işi yokuşa sürüyor." Diye tamamladı Tahir Bey Aslan beyin lafını. Anlaşılan mevzu bahis satıcı Hazan'dı. Fıstık ezmesini çikolatalı milföy böreğime sürerek koca bir ısırık aldım. Fazladan şekere ihtiyacım varmış gibi hissediyordum nitekim. "Ümit Bey bu konuda İzmir Hanıma tam yetki verdi." Dedi Ebru kocaman bir gülümsemeyle. "Onun satıcıyı ikna edeceğine eminim." Ciğerlerimi dolduran bir nefes aldım. Aslında mevzu Hazan olmasa ben de kendimden şüphe etmezdim ama Hazan'la aramızda mana veremediğim saçma bir durum vardı ve bu iş meselesi durumu daha da karmaşık hale getirir diye çok korkuyordum açıkçası. "Elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsiniz." Dedim özgüvenli bir sesle. Elimden gelen her şeyi hatta! Mevcut durumlar yüzünden bunu başarıp başaramayacağımdan emin değildim ama buna rağmen emin olduğum bir şey vardı; işimi kaybetme lüksüne sahip değildim. Cengiz beni ilk taciz ettiğinde buna pabuç bırakmamış ve soluğu Ümit beyin yanında almıştım. Hemen akabinde ise mobinge uğradığımı belirterek polise başvurmuştum. Babam bize evde cehennem yaşatıyor olabilirdi ama aynı zamanda topluma karışabilecek kadar düzgün işlevli bir sosyopattı. Demek istediğim; babam emekli olmuş olsa bile hala işine devam eden saygın pek çok komiserle iletişim halindeydi ve babamın polis arkadaşları beni severdi. Daha önce kimse Cengiz'i şikâyet edecek kadar yürekli davranma cesaretine sahip olamamıştı. Benden başka... Bu bir maçsa kadınların tacizci spora karşı attığı ilk gol olabilirdi ama İzmir - Ümit spor arasında golü yiyen bendim. Şirkette tüm kadınlar arasında kahraman ilan edilmiştim ama Ümit beyin nezdinde bu durum ipimi çekmeye yetiyordu. Yine de şanslıydım; o an şirketi iflastan kurtaran projeyi ben yönetiyordum ve Ümit beyin adaletini ilk defa o zaman tatmıştım. Beni kovmadı ama böylesi bir durumla bir daha muhatap olduğu takdirde işten atılacağımı ve referans da vermeyeceğini söyledi. Bu benim hata çizelgemdeki ilk çentikti. İşleri online yürütüp hiçbir aksama olmayacağına dair teminat vermeme rağmen geçen gece Ümit beyin bana ulaşamaması ise ikinci çentik. Hazan'ı ikna edemezsem bu da üçüncü çentik olurdu ve... Benim bu işe ihtiyacım vardı! İşin kötüsü, Cengiz'le çalışmak zorundaydım ve üçüncü çentik Hazan'ı ikna edememek olmayacaksa bile Cengiz'in tacizi olacağına emindim. "Aslında Hazan biraz kibirli biridir." Aslan bey olduğum tarafa eğilerek konuştuğunda bir gizden bahsettiğini anlamıştım. "Gönderdiğimiz hiçbir elçiyi kabul etmedi." İçime soğuk sular serpiliyordu doğrusu. "Ben oldukça ikna ediciyimdir." Çayımdan bir yudum alıp gülümsedim. "En azından onu konuşmaya ikna edeceğimi düşünüyorum." "İyi şanslar İzmir Hanım." Dedi Tahir Bey nezaketle. "O adamla daha önce çalışmıştım. Çok iyi bir mimar ama çok zor bir adamdır." Dudaklarımı birbirine bastırmakla yetindim. Zorluğunu tattığımı söyleyemem. Hazan'ın şefkatini, samimiyetini, erkekliğini ve inadını tatmıştım ama zor tarafıyla henüz tanışmamıştım. Aslında tanışmayı çok isterdim çünkü bahsettikleri Hazan iş adamıydı ve bir iş adamı olarak Hazan'ın beni ciddiye alması işi başardığım anlamına gelirdi. "Hazan'ın toprak ağası olduğunu sanıyordum." Diye araya girdi Cengiz merakla. "Mimar mı bir de?" "En iyisinden." Dedi Tahir Bey övgüyle. "Onunla daha önce bir tatil köyü tasarlama fırsatı yakaladım. Şu an da o tatil merkezinin en iyi geliri sağlayan yatırımlarımdan biri olduğunu söyleyebilirim." Cengiz kıskançlıkla alay arası bir sırıtış kondurdu dudaklarına. "Geniş bir vizyonu olmalı." Cengiz'in sesindeki kıskançlığın iş sebepli olduğuna emindim. İçinde kendisinin de olduğu bir arenada bir başka mimarın övülmesini hazmedemediği açıktı. "Öyle." Dedi Tahir Bey kendinden emin bir tavırla. "Eğitimini Bartlett'te tamamlamış." İçtiğim çay boğazıma takıldı. Bartlett? Hani şu Birleşik Krallıktaki? Hani dünyanın en iyi mimarlık üniversitelerinden biri olan Bartlett? Minik yumruklarla kursağımı dövüp hafifçe öksürdüm. Hazan Bartlett mezunu muydu? Oraya girebilmek bir başarı, mezun olmak bir mucize sayılırdı. "Üstelik dereceyle." Kirpiklerimi kırpıştırmadan edemedim. Dereceyle bitirmişti bir de? Önümdeki şişeye uzanıp bardağımı doldurdum. Hazan'ı keşfedemiyordum. Daha doğrusu keşfet, keşfet bitmiyordu adam. Baş ağa mıydı bilmiyorum ama aşiret mensubuydu. Doğuluydu ama İzmir'de teknesi vardı. Toprak ağasıydı ama Bartlett mezunu bir mimardı. Daha bilmediğim ne özellikleri vardı acaba? "Aslında bu projede bize eşlik etmesini çok istedim ama kabul etmedi." Cengiz çayının hatırı sayılır kadarını tek hamlede içtikten sonra güçlükle gülümsemeye çalıştı. "İlk tercihiniz Hazan beydi o halde?" Aptal herif. Bunu sadece bir soru tonuyla telaffuz etmemiş, sesine kınayan bir ifade de yüklemişti. "Aslında ilk tercihim Hükümran inşaattı." Dedi Tahir Bey ise hiç gocunmadan. Tebrik ettim sesindeki gücü. Saçma suçlamalara pabuç bırakmayacak güçte birine benziyordu. "Mardinli bir inşaat firması bana çok daha ucuza mal olurdu tahmin edersiniz ki ancak kişisel birkaç sebepten ötürü sizi tercih ettim." Cengiz'in tekrar ağzını açtığını fark eder etmez ayağımla Ebru'nun dizine vurdum hafiften. Belli ki Hazan'ın mimarlık becerileri ve Hükümran inşaatın Tahir Beyin tercih listesinde bir numarada olması Cengiz'in erkeklik onurunu zedelemişti; susamıyordu bir türlü. Ebru'nun ipleri eline alması şarttı bu yüzden de. Ebru dikkat çeken bir boğaz temizlemeyle Cengiz'in konuşma hamlesini absorbe ederken tabağımı önümden ittim. "Elimizden gelenin en iyisini ortaya koyacağımıza eminim." Dedi Ebru özgüvenle. "Cengiz en iyi mimarlarımızdandır ve İzmir de şirketimizin yükselen yıldızlarından. Sizi hayal kırıklığına uğratmayacağımıza emin olabilirsiniz." "Öyle olmasını umuyorum." Dedi Tahir Bey benim gibi sandalyesinde geriye yaslandığında. "Size inanıyorum. Özellikle İzmir Hanıma. İstanbul'daki eğlence merkezinde ortaya koyduğu iş sizi tercih etme nedenlerimden birisi nitekim." Gülümseyerek Tahir beyin bakışlarını yakaladım. Oldukça genç ama başarılı bu adamın her bir mantıklı cümlesi karşısında etkilendiğimi söylemek doğru olurdu. Nitekim fikirlerini korkmadan savunacak özgüvene ve akıllı yatırımlar yapacak bir zekâya sahipti. Dar çenesinin üstünde ince dudaklara, sert biçimli ancak düz inen karakteristik bir buruna sahipti. Yusyuvarlak kürelerinin içinde ise yeşil mi yoksa ela mı olduğu anlaşılmayan gözleri vardı. Hoş bir adamdı esasında. "Elimden geleni ile karşınızda olacağım Tahir Bey." Başını sallamakla yetindi. Ebru bunun üzerine konuyu daha soft bir tarafa çekerken gözümün ucuyla saate baktım. Neredeyse on ikiye geliyordu. Masanın altından Ebru'nun dizine dokunup müsaade istedim. Alina'nın doktoruyla randevusu öğleden sonraydı ama vizitte kontrol edilip edilmediğini merak ediyordum doğrusu. Ayrıca Hazan'la bugün konuşacaksam bir randevu ayarlamam da şarttı. Zarif hareketlerle masadan kalkarken Ebru'nun kulağına hızlıca fısıldadım. "Alina'yı kontrol edeceğim." Başını salladı anlayışla. "Müsaadenizle." Diyerek masadan uzaklaşırken kahvaltı salonundan çıktım. Havin'i görüntülü arayacaktım. Malum, birkaç gündür fazlasıyla tempolu bir düzen içerisindeydik ve aslında Alina ile çok vakit geçirememiştim. Geçirdiğimiz zaman dâhilinin çoğunda ise uyumuştu. Onu hem çok özlemiştim hem de benim yokluğumda yalnız hissetmesini istemiyordum. Gerçi Alina babasına ve babasının eşrafına çok hızlı adapte olmuştu ama... Sonuçta o henüz üç yaşındaydı ve ruh halinin ne zaman çark edip milletti canından bezdireceğini önceden kestiremiyordum. "Abla," "Havin, nasılsın?" "İyiyiz abla." Dedi Havin kamerayı Alina'ya çevirirken. Gülümsemem genişledi. Yanakları pembeleşmişti ve bu uzun süredir olmuyordu doğrusu. Saçları taranmış olmamasına rağmen topluydu ve küçük parmaklarıyla boya kalemi tutuyordu. Uzun zamandan sonra onu böylesi keyifli görmek içimi gıdıkladı. "Bebeğim." Dedim içten bir sesle. "Oynuyor musun Havin ablayla?" Başını sallayıp gözünün önüne düşen bebek saçlarını çekti. Tüm dikkati önündeki boya kitabındaydı ama bir şekilde benle de iletişim kuruyordu. "Bir şeyler yedin mi?" "Şeftali yedi abla." Dedi Havin araya girerek. Şimdi o da ekrandaydı. "Az biraz da süt içti." Hiç yoktan iyiydi. "Sen ne yaptın Havin? Doktor vizite geldi mi?" "Geldi." Havin ekranı kendine çevirip konuşmaya başladı. "Ateşine baktılar, bir de tahlil için kan aldılar. Öğleden sonra da tahlilde bir sorun yoksa çıkartacaklarmış." Durumlar beklediğim gibiydi. "Bir de ağam geldi. Seni sordu." Derken sesi mahcuplaşmıştı Havin'in. Onun cephesinden mahcup olmasına mana verebiliyordum ama diğer tüm açılardan bu durum saçmaydı. "Dedim ben de işi varmış diye ama biraz sinirli gibiydi." Kaşlarım kalktı havaya. Sinirli haliyle hastaneye geldiyse bu direkten bizi ilgilendiren bir konu olmalıydı. Test çıkmış olmalıydı. Kan aniden bedenimden çekildi. Ben sonuçtan emin olsam da onun bu sonuca vereceği tepkiyi düşünmemiştim hiç. "Ee... Tamam Havin." Dedim gergin bir sesle. "Ben sonra tekrar ararım sizi." "Tamam abla." Havin son bir kez ekranı kızıma çevirirken gülümsemeye gayret ettim. "Hoşça kal bebeğim." Dedim. Mümkün olan en cıvıltılı sesimle. Ekrana öpücük attım ve aramayı sonlandırdım. Yutkunamıyordum bile. Elimle boynumu baştan aşağı sıvayarak dudağımı dişledim. Hazan hakkında gözlemlerim ve öğrendiklerim doğrultusunda şunu rahatlıkla söyleyebilirdim; istediğini alan bir adamdı ve istediği benim bebeğimdi. Titreyen elimle kalbime baskı yapıp en azından bu süreçte benimle bu kavgaya girmemesini umdum. Sonrasında da girmesini istemiyordum ama en azından şimdi endişelenmek istediğim tek şey hastalıktı. Çocuğundan kopartılan Aliye sendromu yaşamak istemiyordum. Emin olamadan ve hatta korkarak rehbere girdim. Şimdi iş ile ilgili önceliğimin hiçbir hükmü kalmamış gibi hissediyordum ama aslında o da çok önemliydi! Birkaç derin soluk alıp Hazan'ı tıkladım. Gergin geçen birkaç aramanın ardından açtı telefonu. "Ben de seni arayacaktım." Sesi sertti. Bunun gündelik işlerindeki herhangi bir aksamanın yansıması olmasını umdum. Gerçeği bile bile hem de. "Hm?" Dedim minnacık bir iniltiyle. "Bir sorun mu var?" "Yüz yüze konuşalım." Sesi sadece sert değil, mesafeliydi de. Kalbim yemin ediyorum ki koçbaşı gibi çarpıyordu kafesime. "Tabii." Dedim sakin kalmaya çalışarak. Belki bunu değerlendirebilirdim. Çok fırsatçı gibi görünüyor olabilirdim ama en azından bu teklifi iş toplantısı için kullanabilirdim. Ağzını bile açtırmaz ve belki nüfus meselesini öylece ortadan kaybedebilirdim. Hazan yemez, dedi beynim çaresizce. Bence de yemezdi ama en azından denemiş olurdum. "İş toplantısındaymışsın." "Evet." Dedim sakin bir sesle. "Ama birazdan bitecek." "Tamam. Sana bir konum atacağım; oraya gel." "Peki." Dedim uysalca. Telefonu kapatırken artık sadece ellerim değil, tüm bedenim titriyordu. Alır mıydı? Peki Alina? Zaten hastaydı. Karşısına çıkıp baban Hazan işte kızım, mı diyecektik? Zaten hasta bedenine bir de psikolojik travma mı yükleyecektik? Üvey annesi olacaktı bir de? Yo. YO! Hızla salona dönüp lavaboya attım kendimi. Bunu ona yapamazdık. Ben ne olacaktım? Alina bensiz yapamazdı! Nefes alamadım. Ciğerlerime giden borularda tıkanmış gibi kesik hıçkırıklarla klozetin tekine çöküp ağlamaya başladım. Bize bunu yapamazdı! Önce piç dediği ardından neden aldırmadığımı sorduğu çocuğu şimdi sahiplenemezdi. Ayrıca ondan çocuğu falan saklamamıştım. Ben onun bebeği istemeyeceğine emin olduğum için... O sadece bana ait gibi hissetmiştim. Allah'ın bana özel bir lütfu... Telefonumun mesaj bildirimi çaldı. Mesajı atan Ebru'ydu. 'Kalkmak için seni bekliyorlar. -Ebru' Oraya çöküp hönküre hönküre ağlamak istiyordum ama ne fayda? Hayat devam ediyordu. Sen oracıkta can da çekişsen bir yerlerde insanlar devam etmeyi başarıyordu! Ne sinir bozucu... Elimi ve yüzümü yıkayıp dağılan makyajımı toparlayarak içeri geçtim. Benim yokluğumda masa toplanmış kahveler bile içilmişti. "Biraz uzun sürdü, üzgünüm." Dedim yerime yerleşirken. Ebru anlayışla başını sallasa da Cengiz'de patronun yeğeni olma özgüveni vardı ve bakışlarındaki tırpanla bana saldırıyordu. "Sorun değil İzmir." Dedi Tahir Bey. "Bu arada biz burada ortak çok iş yapacağımız için aramızdaki hanımlı beyli hitabı bir kenara bırakalım dedik, umarım senin için de sorun olmaz." "Kesinlikle sorun değil, Tahir." Dedim özellikle adamın adına vurgu yaparak. "O halde İzmir Hazan'dan arsayı almayı başarır başarmaz yeniden bir masa toplantısı ayarlayalım." Onayla salladım başımı. Hangi birine yetişecektim bakalım? İçimden bir ses öğleden sonra çok fena bir kariyer çakılması yaşayacağımı söylüyordu ama onu dinleyen kim? İçimdeki diğer ses çığlık çığlığa konser veriyordu nitekim. Çocuğunu alacak. Çocuğunu Alacak! ÇOCUĞUNU ALACAK! "Bu arada," Herkes ayağa kalkmış ve vedalaşmaya hazırlanmıştı ama belli ki Tahir Beyin son bir isteği vardı. "İzmir, ihtimalin küçük olduğunu biliyorum ama Hazan'ın bu projede bizimle çalışmasını çok isterim." Gergin gülümsemem dudaklarımı yırttı. Tabii, neden olmasın? Bir de o konuda denerdim şansımı. Nasıl olsa hiçbirini başaramayacak gibi hissediyordum. Bir mağlubiyet daha belimi bükmezdi ya. "Sorarım ama bir inşaat firması olarak dışarı mimar vereceklerini sanmam." "Denemekten zarar gelmez." Gülümsemem genişledi ama nedense suratımda sırıtma değil Çernobil faciası var gibi hissediyordum. İçim bin tane endişeyle harmanlanmış, iğrenç bir bulamaç çorbası gibiydi. Dertler tek tek gelmez zaten. Grup indirimiyle biner sırtınıza. "Hazan'a bu teklifi yapmayacaksın!" Dedi Cengiz, Tahir ve Aslan kapıdan çıkar çıkmaz. Kolumu tutmuş ölçüsüzce sıkıyordu. İçimdeki tüm endişeyi öfkeye çevirerek kolumu savurdum sert bir şekilde. "Çekil." Dedim sertçe. Cengiz'in dünyasında patron olmak bambaşka bir başlıktı. O Ortaçağ'da bile değil, karanlık öncesi devirde yaşıyordu; patron değil, Firavundu kendince. Biz de onun piramitlerini yapan köleler. O yüzden bize dokunmak, taciz ya da istismar etmek konusunda hiçbir çekincesi yoktu primatın. "İzmir!" Diye parmak kaldırdı bana öfkeyle. Bir mimar olarak tercih listesinde ikinci gelmek onun canını sıkıyor olabilirdi ama Ümit Beyden öğrendiğim bir şey vardı; biz müşteri ne isterse onu yapmakla mükelleftik. Ha, bana soracak olursanız seve seve bu tekliften vazgeçerdim ama bu Cengiz'in tehditleri yüzünden olmayacaktı. "Cengiz lütfen!" Diye araya girdi Ebru. "Bu müşterinin isteği." "Olmaz öyle şey! Bizim firmamızı tercih ettiyse bizim kurallarımızla yapılacak bu iş. Biz ne zaman dışarıdan mimar ya da mühendis aldık?" "Ümit beyle tartış bu konuyu." Dedim sertçe. Çantamı omzuma takarken ona bakmıyordum bile. Esasında aramızda yaşananlardan ötürü benden ve potansiyelimden çekiniyordu ama karşımda kuyruğu dik tutma çabaları çok acınasıydı. Karşısındaki ben değil de başka biri olsa çoktan üzerine yürümüş ve korkutarak bu işten vazgeçirmiş olurdu ama karşısındaki bendim. "Nereye?" Diye gürledi bu kez önümü keserken. Tüm salon an be an yükselen seslerimizden dolayı bize dönmüş ve tiyatromuzu izlemeye başlamıştı. Dudaklarımı ıslatıp sakin olmaya çalıştım. Gerçekten bin tane derdimin ortasında bir de bu saçma oyuna katılamayacaktım. "Hazan Beyle toplantım var." Dedim sakin bir sesle. "Durdurmak ister misin?" "Cengiz otur şuraya!" Diye sinirlendi Ebru iyiden iyiye. "Yoksa Ümit Beyi arayacağım ve çok güzel bir toplantının ardında çıkarttığın rezaleti anlatacağım." "Ara!" Dedi Cengiz hiç kısmadığı sesiyle. "Ara ve o adamın toplantı boyunca yeğenini nasıl küçük düşürdüğünü anlat!" Dudaklarımı ıslattım. Egoist sosyopat. Her şey onun etrafında dönüyormuş ya da gerçekleşen her olay ona kasıtlı şekilde yapılıyormuş gibi davranmaktan ne zaman vazgeçecekti? "Kimsenin seni küçük düşürdüğü falan yok Cengiz. Adam daha önce Hazan'la çalışmış ve çıkan işi beğenmiş. Hepsi bu." Ebru Cengiz'i sandalyesine çekerken bana kaş göz işareti ile kapıyı gösterdi. Minnettardım doğrusu. Cengiz'in küçük beyefendi kaprislerini daha fazla çekmek istemiyordum. Özellikle de başımda bunca dert varken. Caddeye çıkıp taksi çevirdim. Hazan'ın şirketine daha önce gitmiş olsam da lokasyon olarak oraya ne kadar uzakta olduğumu bilmiyordum ama telefonuma gelen yol tarifinde buraya pek de uzak görünmüyordu. Taksiciye telefonu gösterip adres tarifini verirken Hazan'a da yola çıktığımın mesajını attım. 'Yola çıktım. -İzmir' Ve bir mesaj geldi. Hayatımda aldığım en ürkütücü mesaj olabilirdi. 'Alina'nın nüfus cüzdanını getir. -Hazan' - - - Bu bölüm pek fazla Hazan sahnesi yoktu ama önümüzdeki bölüm çok merak ettiğiniz düğümlerden biri çözülecek ve onun ön hazırlığını yaptık aslında. Ayrıca 6. Bölüm Hazan'a hayran olacağınız sahneler sizi bekliyor :D O yüzden hevesiniz kursağınızda kalmış gibi hissetmeyin, sabredin güzellerim. Bu arada Cengiz'e sinir olanlar kulübü başkanıyım desem yeridir :D Peki siz nasıl buldunuz bölümü? Yorum eleştiri ve teorileriniz bekliyorum. Ha bir de, unutmadan. Benim hikaye editlerimi, hikayelerle ilgili ön okuma ya da fragmanları takip etmek için beni i********: ve t****k hesabımdan da takip edin bu arada bebişler :* i********: hesabımın linkini dış bağlantıya ekliyorum, hepinizi bekliyorum :* 6. Bölümde Görüşürüz bebeklerim :*
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE