4. Bölüm

2001 Kelimeler
Gözlerimi açtığımda yatağımdaydım. Saate baktım daha 16:18 di. Annem daha gelmemişti. Yataktan kalkıp banyoya doğru ilerledim ama bacağım sızlıyodu. Düştüğüm sırada kanamışlardı ama kim pansuman yapmıştı. Acaba olayların sütünden 1 gün mü geçmişti. Telefonumu alıp tarihe baktım. Daha 2 saat geçmişti. Dizlerimi koruyucu meleğim mi pansuman yapmıştı. Acaba hala burda mıydı. Aşağı inip onu aradım ama yoktu. "Nerdesin?" Ses yoktu sanırım gitmişti. Duşa girsem iyi olurdu. Duştan çıkıp kıyafetlerimi giydim aynanın karşısına geçip kendime baktım ama aynanın üzerine yapıştırılmış not vardı. 'Akşam camını açık bırak' Kimdendi bu not? Koruyucu meleğim mi bırakmıştı. Notu masama bırakıp saçlarımı kuruttum. Hüsnü abinin yanına gidip tabloları bırakmam gerekiyodu. Telefonumu alıp Hüsnü abiyi arıyacaktım ki telefonumdaki 100 tane bildirim gelmişti. Hepsi Arel'e aitti ama hepsini silip engelledim. Yaptığı şey iğrençti, yüzünü dahi görmek istemiyodum. Gözlerim doldu ama kendime gelmeliydim. Hüsnü abiye mesaj atıp tabloları almaya gittim. "Ee nasıllar?" "Kız sen neler yapmışsın böyle. Şu tabloyu açık arttırmaya koyalım hemen valla büyük kazanıcaz bundan eminim." Gülümsedim. "E diğerleri nasıl?" "Onlarda çok güzel ama buna bayıldım valla. Bir örneğinide ben istiyorum." "Ne demek Hüsnü abi." Hüsnü abiyle tabloları açık arttırmaya koyduk. Veda edip eve geçtim hemen. Annem akşam yemeği için sevdiğim yemekleri yapmıştı. "Nasıldı günün?" dedi. "Kötüydü." Annem aldırış etmedi. Çünkü hep bu cevabı verirdim. Saat 9 a geliyodu. Odama çıkıp pencereyi açmam gerekiyodu sanırım. "Benim aşırı uykum var. İyi geceler annecim." "İyi geceler canımın içi." Annemi öpüp odama çıktım. Kapıyı açmamla hemen içeri girip kapıyı kilitledim. Burdaydı. Nasıl girmişti buraya? Üstelik camda açıktı. "Nasıl girdin buraya?" "Annen odanı havalandırmak için camı açık bırakmış. Nasıl oldun?" Yatağımın üzerinde rahatça oturuyodu. Sokak lambasının ışığı odaya loşluk katmıştı ama yüzünü göremiyordum. Işığı açmak için elimi kaldırdığım sırada konuştu. "Açma" yüzüne baktım, bu sefer açıktı ama karanlıkta görünmüyordu. "Adın ne?" "Jace" "Yüzünü görmek istiyorum." Jace'e yaklaşıp yanına oturdum. Gözleri karanlıkta bile çok güzeldi. Şifonyerimin üzerindeki lambayı açtı. Jace çok.. çok yakışıklıydı. Saçlarıda gözleri gibi siyahtı yüzü soluktu kırmızı dolgun dudakları vardı. Üzerindeki bütün kıyafetler siyahtı. Sırıttı. "Çok beğendin sanırım." Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım. "Bugün beni kurtardığın için teşek.." "Teşekkür etme" "Neden bu bir nezaket kuralıdır bilmiyomusun." Kaşlarını çattı. Aniden sarıldım ona. "İyi ki çıktın karşıma." Bu hareketime şaşırmıştı sanırım. Beni kendinden uzaklaştırdı. "Ellerin buz gibi üşüyomusun?" dedim. "Hayır" "Peki. Bugün soru yanıtlama günün sanırım. Başka soru sorabilir miyim?" Etrafı inceliyordu. "Ormanda evim var demiştim. Seni çok aradım ama bulamadım. Nasıl bu..." "Şu tabloyu nereden buldun?" Duvarda asılı olan tablomu gösteriyodu. Ben çizmiştim onu. "Ben çizdim onu" Bana baktı, kaşları çatıktı. "Nerde gördün o sembolü?" "Babamın bana bıraktığı kolyenin üzerindeki sembol. Neden?" Kaşları mümkünmüş gibi dahada çatıldı. "Nerede o kolye!?" Neden bağırıyodu ki sorularını cevaplıyodum zaten. Boynumdaki kolyeyi kazağımın altından çıkarıp gösterdim. Kolyemi boynumdan çıkarıp eline aldı. "İzin alsaydın keşke." Beni umursamadı bile. Kolyemin içindeki fotoğraflara baktı. "Kahretsin" "Noldu?" Bana baktı. "Annen nerede?" Sinirliydi. "Neden sordun?" "Annen nerede!?" "Alt katta" "Baban?" "Öldü." Sorularının nedenini sorgulamıyodum artık. Çünkü cevap vermiyodu. Kolyemi alıp camdan atladı. Arkasından çığlık atıp aşağı baktım ama yoktu. Kolyemi alıp gitmişti, işte şimdi sinirleniyodum. Hızlıca montumu alıp ormana doğru koştum. Annem çoktan uyumuştu. "Jace!" Etrafa bakıyodum ama kimse yoktu. "Jace!" Hırlama sesi duydum, arkamdan geliyodu sanırım. Daha hızlı koştum. "Jace!" Kurt uluma sesleri geliyodu. İşte gerçekten korkmuştum. Daha hızlı koş Arya daha hızlı. Arkamdan 4 ayaklı bir şey koşuyodu. Aramızda 1 metre bile yoktu belkide. Gözlerimi kapatıp bana saldırmasını bekledim ama çoktan birisi beni kucağına almıştı. Kurt sanırım eşofmanımın paçasını koparmıştı. Gözlerimi açtım ama.. çok hızlıydık. O kadar hızlıydık ki etraf görünmüyordu bile. Dünya üzerinde bu kadar hızlı bir şeyin olmadığına eminim. Ağacın tepesinde durduk birden. "Bu saatte burda ne arıyosun!" Jace cidden beni azarlıyomuydu. Kolyemi alıp kaçan kendisiydi. "Kolyemi alıp giden sensin!" "Salak mısın kızım sen ölüyordun az kalsın." "Sahi ya sen nasıl o kadar hızlı koşuyosun sakın bana atletiğim falan deme çıldırtma beni!" Üzerime doğru yürüdü. Ağaçta üzerime nasıl bu kadar rahat yürüyordu bilmiyorum ama bende geriye doğru yürüdüm. Nasıl olsa düşsemde tutar beni. "Çıldırsana" sinsice gülüyodu. Ağzımı açıp kapattım. "Nesin sen uzaylı falan mı?" Kahkaha attı. "Güzel teori ama uzaylı olamıyacak kadar yakışıklıyım." "Nesin o zaman?" "Vampire ne dersin?" Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Vampirler sadece masallarda olurdu. Ona inanmıyordum. "İnanmıyor musun? İzle o zaman" Beni kucağına alıp koşmaya başladı. O kadar hızlıydık ki gözümü bile açamıyordum. Gerçekten vampir olabilir miydi? Beni büyük modern bir evin önüne getirdi. Burayı daha önce hiç görmemiştim. Kucağından indirip kolyemi bana uzattı. Şaşkın şaşkın yüzüne bakıyodum. Halime gülmüştü sanırım, elimi tutup eve kadar bana eşlik etti. "Burası neresi?" Korkuyor muydum? Hayır. Jace beni hep korumuştu, bana zarar vermezdi. Salak mısın Arya vampir demek ne demek? İnsanların kanını içmesi demek. Ve sen şuan bir vampirle aynı eve giriyosun. İçermiydi ki kanımı, içmezdi umarım. "Kanını içmicem Arya. Ayrıca aklından geçenleri duyabiliyorum." Ne? Benim onun hakkında düşündüğüm her şeyi duymuş muydu? İşte bu tam rezillikti. "Benimle kafamın içinden nasıl konuştun peki?" "Vampirlerin özel yetenekleri vardır. Benimkide zihin okuma ve konuşma Vampirlerin ortak yetenekleride var" "Neresi burası?" "Evim." Belimden tutarak yukarıya yönlendirdi beni. İçerde 7 kişi vardı ve hepsi beni yiyecekmiş gibi bakıyordu. Bunlarda vampir miydi acaba? "Evet" sorumu yanıtlamıştı. İşte şimdi tam olarak.. neyse Jake beni duyuyor. Düşünme Arya sakin ol. "Jace ne zamandır evimize insan kabul ediyoruz!?" Kırmızı saçlı bir kız Jace'e bağırmıştı. Jace koltuğa genişçe oturdu, bense hala ayaktaydım. "Hiçbir zaman?" dedi Jake. "Ne oluyor Jace?" Kumral orta yaşlı bir adam konuştu. "Samuel ve Daphne'nin kızları." Hepsi bir ağızdan 'NE' diye bağırdı. Annemin adı defneydi, daphne değil. Babamın adıysa Sancar'dı. Yanılıyordu. "Türkçe isim kullanmışlar, sahte yani." Sorumu cevaplamıştı. Kaşlarımı çattım. Neden peki? Neden böyle bir şey yapsınlar ki? Kumral adamın yanındaki orta yaşlı kadın konuştu. "Samuel idam edildi, Daphne'nin güçleri elinden alındı ve bebek öldürüldü Jace. O bebek doğmadı." "Karşınızda ama." Bu sefer bizim yaşlarımızda kumral bir kız konuştu. "Böyle bir şey varsa bile duyulmamalı Jace. Büyük bir savaş çıkabilir, saklamalıyız onu." Kırmızı saçlı kız tekrar konuştu. "Neden!? Neden onu saklayalım ki. Yücelere verelim ve kurtulalım. Samuel ve Daphne'nin hataları yüzünden neden kendimizi riske atalım?" "Onlar hata yapmadılar Kendall. Aşık oldular, o çok güçlü ve onun gücünü kötülük içim kullanmak istiyecekler. Buna izin veremeyiz." Bu kumral adamı çok sevmiştim. Kızılın adı Kendall dı demek. Orta yaşlı kadın konuştu. "18. Yaş gününe ne kadar kaldı tatlım?" 2 Eylül. Bugün 28 Kasımdı. Toplamda 302 gün vardı. "302 gün" dedim. "Güzel. Vaktimiz var güçleri henüz ortaya çıkmamış. Onu eğitmeliyiz." dedi kumral abimiz. Kendall sinirle topuklu ayakkabısını yere vura vura gitti. İri yarı bir çocuk yanıma gelip elini uzattı. "Kevin ben. Merak etme insan yemiyoruz, ayrıca özel gücümde duvarların arkasını görmek." Ensesini kaşıdı. "Şey kız arkadaşımın kusuruna bakma. Yeni birileriyle tanışmaktan hoşlanmaz." Sanırım Kendall'dan bahsediyodu. Elini sıktım. Daha sonra kumral kız geldi. Çok sevimliydi. "Clara bende. Özel gücümde geleceği görmek. Aramıza hoş geldin." Boynuma sarılmıştı. Bu kızı gerçekten çok sevmiştim. "Bu da benim sevgilim David." Aynı sevimlilikteki sarışın çocuk bana yaklaşıp elimi sıktı. "Aramıza hoş geldin" dedi Daha sonra kumral adam ve kadın geldiler. "Bizde Tom ve Layla. Buradaki en bilgili ve yaşlı kişileriz. Ayrıca buranın doktoruyuz." Sanırım evlilerdi, çünkü alyansları aynıydı. Ve en son sarı saçlı bir çocuk geldi. "Aramıza hoş geldin güzellik. Valla ne yalan söyliyim son 200 yıldır gördüğüm en güzel kadın olabilirsin. Alec ben bu arada. Özel gücüm elektrik falan." Gülümseyip elini sıktım ama anında geri çektim. Elime elektrik akımı vermişti. Herkes kahkaha atıyodu ama Jace hariç. "Bu da hoşgeldin şakasıydı." "Ee Jace bize Arya'yı nasıl bulduğunu anlatmicak mısın?" Jace kolyemi alıp onlara uzattı. Hikayeyi en baştan anlattı. Annem ve babam melezlermiş. Yani annemin babası Kurtadam, annesi ise Vampirmiş. Babamın babası ise Vampir annesi Elf miş. Kurtadamlar, Vampirler, Elfler ve avcılar. Hala bu olanlar bana saçma geliyodu, yada hala olayın şokundaydım. İki farklı türün bir araya gelip çocuk yapmaları yasakmış. Bu yüzden anne ve babamı öldürmemeleri için saklamışlar. Çünkü melezler bu dünya üzerindeki en güçlü varlıklarmış, bu yüzden yasaklanmış. En güçlü melez türü Elf ve Vampir birleşimiyle oluyomuş. Ama dünya üzerindeki ilk ve tek iki melezin birleşimiyle oluşan tür bendim ve Tom'un demesine göre çok güçlüydüm. Annem hamile kaldıktan sonra babamla ayrılmışlar ve annem bir kurtladamla evlenmiş. Annemi hamileyken bulmuşlar. Babam idam edilmiş, annemse babasından gizli evlenip hamile kaldığı için cezalandırılmış. Alfa'nın kızı olduğu için sadece güçleri elinden alınmış ve bebeğini öldürmüşler. (Alfa: Kurtadamların lideri) Herkes annemin beni evlatlık olarak aldığını sanıyordu ama ben bir şekilde yaşıyordum. Eğer benim doğduğum öğrenilirse bütün ırklar beni kendileri için kullanmak istiyebilirmiş. Bu yüzden 18 yaşıma kadar saklanmalı ve 18 yaşımdan sonra herkesin benden korkup yaklaşamayacağı için rahatlayabilirmişim. Geriye tek sorun avcılar kalıyodu. Avcılar bu aşağı dünyanın düzenini sağlayan polisler gibi düşünün. Suçlu vampir, kurtadam ve elfleri avlıyolar, ama Layla'nın demesine göre kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyolarmış. 18.yaş günüme kadar Tom ve Layla beni koruyacaklardı. Jace, Alec, Clara, David ve kevin benimle okula geliceklerdi. Okuldan sonrada eğitim programı hazırlayacaktı. Kendall okula gelir miydi bilmiyorum ama Tom geliceğini söyledi. Kolyemin içinde gizli bir anı videosu vardı. Babam bunları bu kolyenin içine saklayıp büyücüye doğduğum zaman bana vermesi için vermiş. Ağlamak istiyodum ama tutuyodum kendimi. Jace bana baktı. Duymuş muydu beni? Off şu zihin okuma işi kötü olmuştu. Tom ve Layla büyücüyü bulmak için kısa bir yolculuğa çıkacaklardı. Pazartesi gününden itibarende Jace ve diğerleriyle aynı okulda okuyacaktık. Herkese veda edip Jace ile birlikte yola çıktık. Yürümek istiyordum, temiz havada kafamı rahatça dağıtabiliyodum. "Neden korkmuyorsun?" "Şu zihin okumayı engelleyen bir büyü falan varmı?" Jace kahkaha attı. Gülmek ona çok yakışıyodu. "Hayır, ayrıca merak etme alıştım bu duruma 250 sene oldu utanmana gerek yok." Bende güldüm. Anneme üzülüyordum, sevdiği adamı hatırlamıyodu bile. Aşk ne garipti insana her türlü acıyı yaşatıyordu. Acaba Jace bu 250 senede hiç aşık olmuşmuydu? "Hayır olmadım." Ona baktım şaşkınca. "Hey en azından eve gidene kadar okumasan olmazmı?" Sırıttı. "En yaşlı vampir kaç yaşındadır?" Bana baktı. "Bilmem. Vampirler ölümsüzdür, ama sanırım en yaşlısı yüceler konseyindeki Harry'dir." "Bende ölümsüzmüyüm?" "Sen dünyadaki tek türsün Arya. Senin hakkında bir varsayımda bulunamam ama büyük ihtimalle ölümsüzsün. Annen ve baban vampirler ailelerden geliyor, ve yine büyük ihtimalle vampir özellikleri daha baskın." "Bana gösterir misin?" Ne demek istediğimi anlamıştı. Beni kucağına alıp koşmaya başladı. Çok hızlıydık. Nasıl avlandığını merak etmiştim. Durdu birden, beni yere indirdi. "İzle ve öğren" göz kırpıp aniden 5 metre arkamızdaki tavşanı yakaladı. Nasıl bu kadar hızlı görmüştü ki. "Nerede avlanıyosunuz?" "Buraya biraz uzakta büyük bir orman var. Genelde orada daha vahşi hayvanlar var." Tavşanın kafasını koparıp kanını içti. Bu cidden iğrençti. Montumun iç cebindeki ıslak mendili ona uzattım. Tekrar beni kucağına alıp koşmaya başladı. Eve gelmiştik. Canım yanıyordu, yatağa girip sabaha kadar ağlamak ve okulada gitmek istemiyodum. Arel ve diğerleriyle karşılaşmak istemiyodum. Saat 3 e geliyodu. Jace rahatlıkla odamın penceresinden girmişti. Kucağından indirdi beni. Jace'e sıkıca sarıldım. Gözlerim şuan dolmamalıydı.. hayır lütfen. "Teşekkür ederim Jace." bir şey demesine izin vermeden hızla arkamı dönüp banyoya gittim. Soğuk suyun altına attım kendimi. Hayat ne garipti, daha düne kadar sıradan ve sıkıcı bir hayatım vardı. Hatta dün taciz edilmiştim ama bunun şokunu atlatamadan hayatımın alt üst oluşuna şahit olmuştum. Aşk dünyanın en tehlikeli duygusuydu, aşık olmak istemiyordum. Kimseye. Kalbim sadece kan pompalamalıydı. Keşke babam yaşasaydı, annemle ayrı olsalarda yaşasaydı keşke, içimdeki yarım kalan boşluk dolardı. Birde bunlar yetmezmiş gibi kurtadamlar elfler ve vampirlerin beni öldürmemeleri için kendimi korumalıydım. Ha birde avcılar vardı tabi. Kendimi korumak bir yana dursun düz yolda bile yürüyemeyecek kadar sakardım da. Kendime kıza kıza bornozumu giyip saçımı havluya sardım. Aynaya baktığımda ağlamaktan gözlerimin şiştiğini farkettim. Ne ara bu kadar ağlamıştım? Dolabıma gidip beyaz şortlu pijamalarımı giydim. Saçlarımı tarayıp kurutma gereği duymadan yatağıma doğru gittim ama yatakta birisi yatıyodu. Işığı kapattığım için görünmüyordu, komodinin üzerindeki lambayı açtım. Jace sırıtarak yatağımda yatıyodu. NE YANİ ÜZERİMİ GİYERKEN GÖRMÜŞMÜYDÜ BENİ? Jace kahkaha atmaya başladı. "Merak etme fazla bakmadım." "Fazla bakmadım derken?" Daha çok kahkaha atmaya başladı. "Hem senin burda ne işin var gitsene sen" "Ağlıyacak bir omuza ihtiyacın vardır diye düşünmüştüm." "Sağol ama ben hallederim" Jace birden bileğimden tutup beni göğsüne yasladı. Ah pardon.. kaslarına. Üzerimize yorganı çekip lambayı kapattı. "Düşüncelerimi sana nasıl kapatabilirim?" "Bu imkansız" "Hiç mi şansım yok?" "İstersen düşüncelerini duymayabilirim." "Gerçekten mi?" Kafa salladı. "Bak güveniyorum sana" Jace bir şey demedi. Jace çok güzel kokuyodu. Ten kokusunun parfümüyle karışımı çok büyüleyiciydi. Kaslarıda çok rahattı. Güvende hissettiriyordu bana kendimi. Gözlerim ağırlaşıyodu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE