Arabayı Halil İbrahim sürüyordu, yanında koltukta ben oturuyordum. Gömleğini kırışmıştı ve yakası eğrilip bükülmüştü. Sağ eli direksiyonu sımsıkı kavramıştı, sol kolunu camı açarak yarısı dışarıda kalacak şekilde dayamıştı. Kaşları her zamanki gibi çatılı, dudakları gergindi. Arada sırada bana bir şeyler söyleyecekmiş gibi dönüyor, sonrasında dikiz aynasından arka koltuktaki insanların varlığını fark edip susuyordu. Cihat, Tuğrul, Işıl ve Akif yan yana oturmuşlardı, arada dar değildi fakat erkeklerin cüssesi geniş geniş oturmaya pek müsait değildi. O yüzden Işıl’ın rahatsız olmaması adına kocaman adamlar omuzlarını içe eğmişti hatta Tuğrul neredeyse Cihat’ın kucağındaydı. Işıl’sa durumdan hiç rahatsız görünmeyerek öne kayık halde oturup iki dirseğini bizim koltuğumuzun başlık kısmının al

