20. BÖLÜM "Güç mü Makam mı?"

680 Kelimeler
OY VERMEYİ UNUTMAYIN TATLI CADILAR'IM Arsız yağmur gökyüzünden kurşun gibi yağarken huysuzlanarak beklemeye devam etti genç adam. Beklemekten nefret ediyordu. Uyarmaktan gına gelmişti fakat elçisi bir türlü akıllanmayacaktı. Onun da bahanelerininde canı cehennemeydi. Bilgi istiyordu! Bir an önce! Çok geçmeden ıslak zeminde şapırdayan güçlü ayak seslerini duydu genç adam. Pelerininin şapkasını çıkarmadan sesin geldiği yöne kulak verdi. Beklediği havadisin kendisine adım adım yaklaştığını hissettikçe içi kıpırdandı ve dudakları heyecanla kıvrıldı. Tarihten kalma park'ın, eski kamelyasının altında yağmur suyundan bir nebze saklansa da, deforme olmuş çatı az bir miktar sızdırıyordu. Bu yüzden, tüm çabalarına rağmen, resmen kuru kalamamıştı fakat elçisi ona kıyasla bir balıktan daha ıslak görünüyordu. Yağmurdan nefret ediyordu genç adam. Huzursuzca burun kıvırıp mesafeyi iyice kapatan elçisine kendisi de bir kaç adım atarak yaklaştı. Bu gün pelerininin şapkasını açmayacaktı. Yağmur suyunun tenine değmesi en son istediği şey bile değildi. Elçi saygıyla selam durdu efendisine. Genç adamın kendisine saygı gösterilmesine ihtiyacı yoktu şuan. Hızlı bir el hareketiyle geçiştirdi hizmetkarı "Anlat" dedi vakit kaybetmeksizin, sadet'e gelerek. Elçi usulca doğrulttuğu sırtını Eski kamelya'nın, geçen zamana hor düşmüş sütununa dayadı yavaşça. İfadesi keyifliydi. Gül cemalinin neşeli sureti, grnç adamı da keyiflendirmişti fakat genç adamın tam anlamıyla keyiflenebilmesi için bir tebessümden ve iki güleryüzden fazlasına ihtiyacı vardı. Sabırsızlanıyordu. Bir an önce lafa girmezse o elçinin ümmüğüne oturabilirdi. Adeta sınırda yürüyordu. "Konuş! O mu?" diye sordu genç adam sabırsız bir sesle. "Sana hiç bir vakit net konuşmadım." dedi elçi. Efendisinin keyifli ifadesini gölgelendirmeye yetmişti bu cümlesi. Genç adam tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki, "Fakat, yanıldığım olduysa söyle?" diyerek hızlı davrandı elçi. Hızlı davrandığı hayırlı olmuştu... Genç adamın zehirli dili çıkmakta olan deliğine yavaşça geri sokulurken keyfi suretine memnuniyetle yeniden yayıldı. "An geldi." diye mırıldadı inanamayarak. An gelmişti. Tarih tekerrür edene dek biraz daha saklanacaktı. Gün ışığına çıkacağı vakit yaklaşıyordu. Karamsarlığını iliklerini ilmek ilmek işlediği mahzeninde kısa bir süre daha saklanacaktı. Yalnızca kısa bir süre daha geceye gölgelik edecek ve o gün, son güneş doğduğunda şafağı gören gözlerini doyasıya şenlendirecekti. Seher vakti geceyi ikiye ayırdığında bir yemin bozulacak ve gün ilelebet battığı an, güneşe sonsuza dek veda etmeyi unutmayacaktı. Bunu aklının en ücra bir köşesine tırnaklarıyla kazımıştı. Kendine haram kılınan ışığın bir daha kimseye doğmayacağı günü iple çekiyordu. "İssstiyorum onu" dedi. 's' harflerinin baskın tınısı elçinin kulaklarını tırmalıyordu. Genç adamın çatal dili gittikçe gelişme kaydetsede 's' harfleri bir türlü iflah olmuyordu. "Islanmayın... Dönün siz." dedi elçi yumuşak bir sesle. Genç adam derin bir nefes aldı. Gece de olsa gün yüzüne çıkmak ona iyi gelmişti. Bu yağmurda bile kalabilirdi. "Şafak sökmek üzere." dedi elçi uyarıcı bir tonlamayla. "Gitmeniz gerek." Genç adam. Dişlerini birbirine bastırdı. Elçisi canını sıkmaya başlıyordu! Hadsizliği boyunu gittikçe aşıyordu oysa dikkat etmeliydi, zira efendisinin tatlı dili, bulundukları evren üzerindeki, en zehirli dildi. "Tavırlarına dikkat et." diye tısladı genç adam. "Kıyamet gününden önce ölmeni isssstemem." hatasını anlayan elçi mahçup bir edayla boynunu bükerek başını yere eğdi. Ne manidar bir laf etmişti genç adam. Kıyamet, ezelden bu yana hep yakındı fakat son alameti yer yüzüne ayak bastığında yer altının karamsar sürüngeninin sabırsız bekleyişleri sona yaklaşıyordu fakat buna rağmen, genç adam rahatlaması gerektiği yerde, daha da sabırsızlanıyordu. Gün yüzünü son kez görebilmek için kıyameti iple çekmişti. Kehanet tekerrür ederken alameti gün gibi doğmuştu nihayet. Bir çağı başlatacak kudret, bir çağı öyle bir kapatacaktı ki; Kainatta, ayan beyan hep ortada olmuş bir alemin izini ebediyyen silecek mutlak güç, Kıyametin yegane alameti olan; İris tohumu nihayet çiçek açmıştı. Genç adamın pelerini adımlarıyla birlikte havalanırken elçinin yanından hızla geçti. Pelerinin yerleri süpüren eteği elçinin ayakkabılarını temizleyerek kamelyadan ayrıldı. Ardından uzunca baktı elçi efendisinin görünmeyen yüzüne. Bu savaşta hangi safı tutacağı konusında kafası epey karışıktı. Bulunduğu yerin başta en doğru yer olduğunu düşünmüş olsa da, İris'in tohumu, incir ağcından daha güçlü köklere sahipti. Biliyordu ve bilmesi kafasını oldukça karıştırıyordu. Kendi içinde fazlaca çeliştiği birilerinin gözüne çarpmadan karar verse iyi olurdu! O bir ulaktan fazlasıydı.. Ve biliyordu ki, şimdi bulunduğu yerde daha farklı bir muamele görmeyecekti.  Güç mü? Makam mı?  Diye sordu kendine.   Güç mü seni makam sahibi yapardı yoksa, makam mı seni güçlü kılardı. ...DEVAM EDECEK... Oy sınırı 80   Yeni bölüm Taslakta oy sınırını geçer geçmez bölümü yayınlayacağım
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE