Rüzgarın esintisi tokat gibi çarparken renksiz saçlarımı da beraberinde götürebilmek için çabalıyordu. Avucumun içindeki papatya demetini göğsüme kadar çıkartıp burnumu papatyaların acı kokusunda gezdirdim... Kuyruğunun nerede bittiğini göremediğim beyaz bir elbisenin içinde bir ormanın yeşilliklerindeydim. Benim ormanım değildi. Sakindi... Baykuşum ötmüyor, kurtlarım ulumuyordu, ağaçlar bile dallarını çok yabancı sallıyordu. Ama burayı tanıyordum!
"İlda"
duyduğum bu sesle gözlerim irileşirken enseme iğne batmış gibi irkilmiştim. Bu ses.... Ona aitti...
"Dadı..." göz yaşlarım, damlalar halinde süzülmeye başladığında bacaklarımın güçsüzleştiğini hissedip dizlerimin üstünde yere çökmüştüm. Sesi her yerden gelmişti... Etrafıma bakınsam da onu göremiyordum.
"Yorma kendini güzel kızım, beni göremezsin." şefkat doluydu sesi. Hiç değişmeyen o tonundaydı, hiç yaşlanmayan.
"Beni neden bıraktın?" derken sesim çatallamıştı ama netti. Yutkunmak için fırsat bulduğumda elimin tersiyle yanağımı ıslatan gözyaşlarımı silmiştim. Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım. Hava hayal edilebilecek kadar güzel ve canlıydı.
"Senden başka kimsemin olmadığını bildiğin halde, neden gittin? Bunun mantıklı bir açıklaması yok." Kafamı darmaduman eden düşünceler, onları sakladığım odanın kilitli kapısını aniden kırıverdiğinde, yıllardır beynimin içinde gezinen seslerin hepsi şuğuruma hücum ettimişti. Gözlerimi acıyla yumdum. Beynimin odacıklarında birbirine girmiş binlerce çığlık koşuşturuyordu. Her ağızdan farklı bir melodi çıkarken buna tahammül edebilmek imkansızdı. Daha öncede konuşurlardı. Hep konuştular, onlar hiç susmamıştı ama... İlk defa hepsiyle bir yüzleşiyordum. Görmezden geldiğim duymamaya çalıştığım tüm düşüncelerim firar ettiğinde bilinç altım artık onları bastırabileceğim boyutta değildi...
"Bir şey saklıyorsun" dedim kaşlarımı çatarken "Öyle değil mi?"
"Seni bırakmadım kıymetlim. Hep yanındayım, ama bunu hissedemeyeceğin kadar uzağında." iki kaşım arasındaki belirgin çizgi varlığını korurken bir süre susmuştum.
"Neden ölmüş biriymişsin gibi konuşuyorsun?..." başımı papatyalara çevirdim. Renkleri bembeyazdı, Yağmur gibi kokuyorlardı
"Rüya görüyorum değil mi..." bir şey söylemediğinde artık kuşlar bile ötmüyordu. Orman sessizleşti, rüzgar kesildi, ağaçlar yapraklarını sallamayı bıraktı.
"Sesin zihnimden geliyor."
Elimdeki papatyalar tek tek kaybolduğunda bomboş kalan avucumun içinde küçük boşluklar oluşmaya başlamıştı. Kaşlarım seğirirken gözlerimi avuç içlerime diktim. Oluşan deliklerden güçlü ışık hüzmeleri çıkıp gökyüzüne kadar yansıdığında ellerim yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı. Aynı delikler birden bire bedenimi de kapladığında çığlığım zihnimdeki her bir duvara çarpıp tekrar tekrar yankılanmıştı. Bir elin başımı tutup bastırdığını hissettiğim an, ani bir refleksle gözlerimi açtım.
"Sakin ol, benim." Karşımda duran tanıdık surete nefes nefese bakarken alnımdaki elini yavaşça çekti.
"Sanırım sadece kabustu" başımı onaylamazca iki yana salladım. Bu bir kabus değildi, bu bir rüya da değildi. Sıradan bir uyku hali yaşamamıştım.
Ellerimle sıkıca kavradığım örtüye baktım. Parmaklarımda hafif sızılar dolaşıyordu, örtüyü hala sıkıca tuttuğumu farkettiğimde elimi biraz gevşetmiştim. Gözlerim fırsat bulup etrafı incelediğinde bulunduğum yere tamamen yabancı olduğumu farkettim. Aruz'un ifadesi hâlâ aynıydı. Üstsüz olmasını farketmemle örtüyü boğazıma kadar çekip gözlerimi ondan kaçırdım. Bu adamda da hiç âdâp yoktu! Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. Neyse ki onun farkedebileceği kadar aydınlık değildi.
"Çıplak olan benim."
İfadesi alaylaştığında, çene kemiğinde küçük bir gamze belirmişti. Sanırım kızardığımı anlaması için odanın aydınlık olmasına gerek yoktu...
"Görüyorum!" diye çemkirip sırtımı yatak başlığına yaslamak için yerimden doğruldum. Sanki onu azarlamak için böyle demesini bekliyormuş gibi bir edayla hareket ettiğimde buna anlam verememiştim.
"E sen niye kızarıyorsun"..... Yeterince aydınlıkmış.
" Senin yerine de utanıyorum sanırım!! Çıplak olan sensin... Ve bunu rahatça dile getirebiliyorsun! Yabancı bir kızın karşısında bu halde durmaktan utanmıyor musun?"
"Yo... " dedi ifadesiz bi şekilde. Ilık nefesi yüzümü yalayıp geçmişti. Şuan vaziyetimden oldukça rahatsızdım. Gözlerimi ondan kaçırıp duvara diktim.
"Umrunda olmadığına kalıbımı basarım ama gördüğün gibi iyiyim, şimdi gidebilirsin." Bakışlarımı usulca ve çizdiğim hayali yörüngede çıplak vücuduna çarpmadan yüzüne çevirdiğimde, dudaklarının aniden kıvrılmasıyla, mavilerim elimde olmadan oraya kaydı. Odanın loş ışığında elini ensesine götürüp oralarda bir yeri kaşırken sırıttığını görebiliyordum.
"Ne var? Komik bir şey mi söyledim?" sırıtışı yerinde beklerken loş ışığa rağmen kehribarlarının, bal'a çalan en açık tonlarından birini aldığı seçilebilirdi
"Burada yatıyorum" dediğinde ona şaka yaptığını düşünerek baktım. Çarpık gülüşü büyürken usulca yanıma yatıp bir kolunu başının altına aldığında,
"Ne!" diye bağırdım.
şaşkınlıkla onu izlerken son anda yataktan iki metre kaymayı akıl edip popomu bazanın en son noktasına yerleştirmiştim. Kıçım yerle bütünleşmek üzereydi. Yuvalarından çıkma deneyiminin son safhasında olan gözlerimi iki kapağının altında tutmaya çalışarak ona baktım. Yanımda yatabileceğinimi sanıyordu?
"Yanında yatacağımı mı sanıyorsun?" düşüncemi ters çevirip yönelttiğimde düzleşen dudaklarının tekrar açılmasıyla dişlerinin birazcık mükemmel olan sıralamasına tekrar şahit olmuştum. Örtüyü tek hamleyle iyice üzerime çektim. Gözlerini kısarak gerildi.
"Endişelenme örtüyü senden almayacağım, sadece yatağı paylaşmak istiyorum. " dedi. Sırıtışı sesine bile yansımıştı. Verdiğim tepkinin hoşuna gittiğini zannedebilirdim. Bakışlarımı dudaklarından çekip yüzüne diktim.
"Hayır! Kalkar mısın! Seninle uyumayacağım. " dedim büyük bir ciddiyetle. Gözlerini yumup sırıtışını büyütürken sesli bi şekilde gülmüştü.
"Yaklaşık sekiz saattir benimle uyuyorsun"
Midemle kalbimden yükselen asitli basınç boğazıma yapıştı. Buz mavisi saydam gözlerim iri iri olurken gözleri kapalı olduğu için ifademi göremiyordu. Nefesim soluk boruma takılırken Konuşamamıştım bile. Bu adam beni öldürmek konusunda çok ciddiydi...
"Şaşırman bittiyse fazla hareket etme, Rahat uyuyamıyorum" dediğinde ağzım şaşkınlıkla açıldı.
"Birde araya yastık koyacağım, doğrusu sana hiç güvenmiyorum" büyüyen gözlerime ortak olarak kaşlarımda havaya kalkarken söylediği şeye tepkim gecikmemişti
"Ne? " bu gün bu kelimeyi bir çok kez daha kullanabilirdim sanırım..
"Duydun" dedi başının altındaki yastığı ortaya alırken. "Dokunmak bile-" ateş rengi gözlerini iğne gibi gözlerime batırıp,
"Yasak " diyerek ekledi.
Bi anda Kendimi bir erkeğin yatağına zorla girmiş bir kadın gibi hissetmeme neden olan tavrı oldukça etkili olmuştu balon gibi fosalarak bir köşeye çekilen bedenim olabilecek en küçük şeklini almış ve öylece oturakalmıştım
"Seninle aynı yatakta uyumaya bende çok meraklı değilim ama nezaket edip yatağımda uyumana izin verdiğim için, rahatımdan da olacak değilim. Burada senin bana teşekkür etmen gerekirken-"
"He bir de teşekkür bekliyordun! Ah tabii! Çabuk uyuda rüyanda edeyim. " dudağının sağ kenarı iki saniyeliğine yukarı kıvrılmıştı, bir fırtınaya karşı sadece şemsiye tutuyor gibiyim. Gerdanımdan aşağı akan ılık terler soğumaya tutarken, ensem meydan okurcasına yanıyordu.
"Tekrar uyarıyorum hani uyku halini bahane falan edersen diye, yastığa dokunmadan uyu! " sırtını döndüğünde, ellerimi yumruk yapıp kafasına doğru geçirmek için hazırlanmıştım.
Yaklaştım...
Yaklaştım.....
"Aklından bile geçirme!" kasılmama neden olan tepkisiyle bir iki saniye donup kaldığım vaziyeti hemen bozarak geri çekildim. Yatağına yatan ben değildim sonuçta kendimi burada bulmuş olmam tamamen onun işiydi. Hem yatağına kendi elleriyle bırakıyordu hemde utanıp çekinmeden yanıma yatmak yetmiyormuş gibi, bana güvenmediğini söyleyerek araya yastık koyuyordu... 'E yatırmayaydın kardeşim?' Dengesiz manyak...
Bu gün olanları unutamazdım... Onunla karşılaştığımdan bugüne bana yaşattığı her şey beynimin en uç lobunda barınıyordu. Benden şüphelenen biri için yatağında uyumama kadar izin vermek ne denli mantıklıydı?? Bu insanda aklımın almadığı ve anlayamayacağım çok fazla şey vardı.
Gözlerim tekrar betondanmış gibi görünen sırtına kaydı. Üstsüz gövdesi benimle aynı yatağı paylaşırken, bu düşünce boğazımı karıncalandırmıyor değildi. yapılı bir bedeni vardı sıkıydı, ancak bir sporcu vücuduna benzemiyordu. Daha çok ihtiyaç karşılığı gelişmiş bir vücut yapısı gibiydi. Kas yapmak için kas yapmadığı ona bu açıdan bakınca çok belliydi. Bakışlarım çekingence omzunun altındaki dövmeye takıldığında başta garip bir şekle benzeyen dövmenin biraz inceleyince, birbirine ters bakan iki balık figürü olduğunu loş ışıkta seçebilmiştim. Gözlerimi sırtından kaçırıp tavana diktim. Yanaklarım ısınmıştı.
" Uyarıyormuş..." Yastığımı alıp yere koyduktan sonra battaniyeyi de çekip yataktan inerek yere uzandım.
Asıl ben sana güvenmiyorum..
******
Burnuma gelen portakal kokusunun hayali çizgisinde süzülüyordum. Bir portakal bahçesinde kahve kavuruyorlardı sanki burnum aldığı bu esrarengiz kokuyla şenlenirken dudaklarımın kıvrıldığını hissedebilmiştim. Bacağımın üzerinde hissettiğim karıncalanmayla örtünün üstündeki bacağımı biraz yukarı çektim. kesildiğinde tekrar uykunun beni çekişine ayak uydurmaya başlamıştımki bacağımda yine bir şeylerin gezindiğini hissediyordum. Huysuzca mırıldanarak gözlerimi açtım. Karşılaştığım bir çift kehribarın çatık kaşlarıyla kucaklaştığımda kalbime inen bir yumruk nabzımın yavaşlamasına neden olmuştu. Bacağımın çıplak gövdesinin üzerinde Olduğunu farkettiğimde ise göğsüne bastırarak onu aniden itmiştim. Yatağın ucunda kalan Aruz onu itmemle boşluğuna gelip yere düşmüştü. Panikle yatağın ucuna geçip Aruz'a baktım.
sırtı bazanın kenarına çarptığı için yüzünü buruşturmuştu.
"Kızım manyak mısın!" dedi elini sırtına götürürken.
"Sen napıyordun be benim bacağımla! " diye çemkirdiğimde
"Hayatım boyunca bacak görmemiştim de bir yakından inceleyim dedim" derken ifadesi sövmemek için zor duruyormuş gibiydi.
"Lan napayım ben senin bacağını? Ağzıma kadar sokmuşsun o şeyi kurtarmaya çalışıyordum kendimi" boş boş Aruzun yüzüne bakmıştım.
"Ben sana o yastığa dokunmayacaksın demedim mi? " dediğinde gözlerimi yumdum. Bi anda kendimi toparlayarak
" Ne geçeceğim be! Senden kendimi korumak için yere yattım ben gece" diye karşılık verdim.
"Niye yataktasın ozaman?" etrafıma baktığımda bunun için bir açıklamam olmadığını farkettim "Ben gelmedim geri"
"Sen gelmedinde ben mi yatırdım seni geri yatağa?"
"Sen mi yartırdın?"
"He rahat battı bana ben yatırdım. Kızım saçmalama gelmişsin işte geri yatağa. Gerçi hiç gitmediğin ne malum da.."
"Hayır! Yere geçtim ben gece!." dedim büyük bir çocuğu inandırmayan çalışan küçük bir kız çocuğu gibi.
"iyi hadi uzatma çık üstümü giyeceğim" dediğinde refleksle toparlanır gibi yapıyordum ki birden kaşlarım çatıldı.
"Gece boyunca yarı çıplak yanımda yatarken hiç rahatsızlık duymuyordunda şimdi mi rahatsızsın gerizekalı" dediğimde ifadesi muzipleşti
"Sabah uyandığım vaziyetten sonra-" sözünü bitirmeden odadan çıktığımda keşke hiç karşılık vermeseydim diye kendimi cimcirmeye başlamıştım. Nasıl yapıyorduda her seferinde beni utandırmayı başarıyordu?
Etrafı farketmemle parmaklarımı kollarımdan çekip camdan yapılmış duvara doğru ilerledim. Ağaçların örttüğü manzaradan anlaşılırsa, bir dağ evindeydik çam kokusu burnuma doluyordu evin iç cephesi tamamen çamla döşenmiş olmalıydı.
"Hadi gidiyoruz" Aruzun sesiyle arkama döndüm bana bakmadan botlarını giyerken benim ayakkabılarımında aynı rafta olduğunu gördüm. "Nereye gideceğiz?" cevap vermeden montunu giyerken ayakkabılarımı raftan çıkarıp bana doğru attı. Önüme düşen ayakkabılarıma bakıp Aruza döndüm
"Kafama atsaydın" usulca uzanarak ayakkabımın tekini sağ ayağıma geçiriken Aruz kapıyı açtı ve başını hafif bana çevirdi "Arabada bekliyorum. Uyuşma" deyip kapıdan çıktığında canım arkasından dil çıkarmak istesede hızla ayakkabılarımı giyip peşinden gittim. Çokta montluk bi hava yoktu Allahtanki. Tatil çantama mont koymayı unutmuşum malum.....
****
"Hoşgeldiniz" Lalin başında bir havlu ve makyajsız gözleriyle bizi karşıladığında, onu yalnızca sesinden tanıyabilmiştim. Makyajsızken gözleri daha güzel görünüyordu. Aruz bileğimden tutarak beni içeri çektiğinde geldiğimiz ev geçen gün uyandığım da kendimi bulduğum ev değildi. Daha mütevazi yine bahçeli, iki katlı bir eve gelmiştik. Etrafı dikkatle inceliyor olmam çok etik bir durum değildi ama benim vaziyetimdeki bir kişi için ayıpsanacak bir şey olduğunu da düşünmüyordum. Lalin "Dün gece gelmediniz" dediğinde Aruz başını çevirip Laline baktı. Bileğimden tuttuğu eliyle beni salondaki bir koltuğa oturturken. "Önemli bir şey yok. Küçük bir araştırma yapmam gerekiyordu." diye cevap verdi.
"Yani, dağ evinde miydin?" Lalinin bir diğer sorusuna ona bakmadan sadece onaylar biçimde "Hıhım" diyerek cevapladıktan sonra, orta sehpanın üzerindeki kek tabağından bir parça kek alarak ağzına götürdü. Bana acıktığımı sormayacağını düşündüğüm için kek tabağından bir dilimde ben almıştım. Neredeyse üç gündür hiç bir şey yemiyordum ve kurt gibi açtım. Ama kıtlıktan çıkmış gibi tabağa saldırmayacaktım tabi.
"Canım, sen bir şeyler hatırlayabiliyor musun. Biraz kendine geldin mi?"
Bana dönen gözlerle tanımadığım bir yüzün sorusunu cevaplama isteği duymuştum ama ne diyeceğimi bilemiyordum. Aynı kişi tekrar "İsmini hatırlayabiliyor musun?" diye sorduğunda düşünmeden
" İlda" deyiverdim. Aruzun aniden kafasını çevirip bana sertçe bakışıyla, birden ağzımdan çıkan kelimenin yanlış olduğunu anlamam çok sürmemişti, ancak, söylemiş bulunmuştum. Aruz boğazına takılan kekle öksürmeye başlayınca Lalin hemen masanın üstündeki sürahiden bardağa biraz su doldurup Aruza uzattı. Aruz normale döndüğünde "Kötüye de hiçbir şey olmuyor" diye mırıldanarak omuz silktim. Aruz'un duyabildiğini biliyordum bana attığı yan bakışıyla da bunu teyit etmiştim.
Tekrar bana dönen meraklı bakışlarla karşılaştığımda koltukta huzursuzlanır gibi istemsizce hareketlenmiştim.
Lalin"Öyle ise artık hatırlıyorsun? " diye sorunca sorusuna karşılık ağzım bir şey söylemek için aralandı ama bir Aruz'a, bir de etraftakilere bakarken ne söyleyeceğimi bilememiştim.
" Be- ee ben sadece, ismimi hatırlayabiliyorum. Bir de... Bayıldığımı" dedim. Çok fazla bilgi vermemem gerektiğini hissediyordum, Aruz'un cüssesinin hemen yanında otururken, hayati güvencem bulunmuyordu. Meraklı bakışlar tekrar düşerken biraz önce bana soru soran kız, " Bu arada ben Kendi. Aruz'un kuzeniyim, Aka'nın da ablasıyım" dedi samimiyetle. Başımı eğerek, "Memnun oldum... ben de kendimi tanıtmak isterdim ama, kendim hakkında pek bir şey bilmiyorum" dediğimde hiç de yalan söylemiyordum. Bu olanlardan sonra kendim hakkında gerçekten bir şey bilmediğimi düşünüyordum. Kapı zili sessizliği bölmüştü. Kendi yerinden kalkarak kapıyı açmak için salondan çıktı. Hepimizde gelenin kim olduğunu görmek adına merakla kapıya bakıyorduk. Nihayet merakımızı girererek, Pamir elinde kitaplarla içeri girerken direkt Aruz'a bakmıştı. Lalin başındaki havluyu bir çırpıda çıkarıp saçını savurmasıyla sıçrayan su taneleri bana da isabet etmişti ve istemsizce yüzümü buruşturmuştum. Aruz'un Lalin'e bakışından anlaşılan o ki bundan etkilenen tek kişi ben değildim. Aka ayağa kalkarak "Kızım, n'apıyorsun be? Git saçını kurut gel ben senin ıslak saçından gelen suyu içmek zorunda mıyım! " diyerek tükürür gibi yaptığında, dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım.
"Sanane be!" diye çemkirip yerinden kalkan Lalin yanımızdan ayrılarak merdivenlerin olduğu tarafa yönelmişti. Lalin'in yerine geçen Pamir getirdiği kitapları sehpanın üzerine koyduğunda hepimiz ona baktık.
" Bir şey hatırlayabiliyor musun?"
"Sadece ismini, İlda" Pamirin sorusuna benim yerime cevap veren Kendi bi an nezaket dışı bir tavır sergilemiş olduğunu farkederek "Ah çok özür dilerim İlda gittiğinden beri senin hakkında konuşuyoruz, burada olduğunu bir an unuttum kusura bakma." dediğinde önemle değil anlamında başımı iki yana salladım.
"İsmim İlda" dedim Pamire bakarak. "Yalnızca bunu biliyorum." doğruydu da. Bildiğim tek şey ismimdi zaten.
Pamir önündeki kitaplardan birini alarak bir sayfa çevirdi. Konuşmaya başladığında Aruz yanımdan Pamire doğru kayarak dikkatle onu dinlemeye başladı.
"Kitaplara göre yukarı boyutta yaşayabilmenin sadece bir yolu var. Oda tılsım. Biz o dünyaya ait değiliz yukarı boyutta tılsımsız olarak yalnızca 24 saat dayanabiliyoruz"
"Bunu hepimiz biliyoruz Pamir" Pamirin bakışları Kendi'ye çevrildiğinde "Bitirmeme izin ver lütfen" diyerek nazikçe onu uyardıktan sonra devam etti
"Ancak orada tılsımsız yaşamanın yolları var enerji kaynağı olmadan bir karabüyü ile yukarı boyutta ömür boyu yaşayabilirsin." dediğinde aruz onu keserek "Nasıl bir karabüyü?" diye sordu.
"Bir ayin. Toplamda beş kişi, ve bir de kurban." dediğinde herkes huzursuzlanmıştı.
"Kurban Kedi mi?" Lalin merdivenlerden inerek yanımıza doğru gelirken yönelttiği soruyu cevaplaması için tekrar Pamire döndük. Pamir bir süre sessiz kaldıktan sonra,
"Bebek" dediğinde söylediği şeyle tüylerim ürperirken, üzerimde hissettiğim bakışlar beni korkutmuştu. Aruz insanların ürpertici bakışlarını farkedince
"Hayır o öyle değil." dedi ellerini birleştirirken. Pamir " Nereden biliyorsun ?" diye sorduğunda, Aruz bana bakıp yutkunduktan sonra diğerlerine döndü.
"Onu bulduğum evin altında gizli bir oda vardı." dedi yutkunarak.
"Bir Ametist madeni"
************
BÖLÜM SONU
İNSTAGRAM @irisliler