Akşam olmuştu. Annemler eve dönmüşlerdi. Mete de eşyalarını kendi evine yerleştiriyordu. Alin uyumuştu, biz de balkonda sigara içiyorduk.
Sessizdik.
Sabah ki gerginliği atmamız uzun sürmüştü. Poyraz derin bir nefes alarak bana döndü.
"İyi misin?" Başımı salladığımda hafifçe gülümsedi ve alnıma bir öpücük kondurdu.
"Hiçbir şey olmayacak, izin vermeyeceğimi biliyorsun. Korkma"
O yanımdayken nasıl korkabilirdim ki?
"Korkmuyorum"
Sigaralarımız bitirince havanın soğuk olmasını umursamadan salıncağa ilerledik. Poyraz oturup yayıldı ve kollarını açtı. Gülerek kucağına yan bir şekilde oturdum ve başımı göğüsüne yasladım.
Saçlarımla oynarken uykum gelmişti. Gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektim, her an uyuyabilirdim.
"İçimde kötü bir his var" diye mırıldandı. Titrek bir nefes aldım, ona söylememiştim ama benim de vardı.
"Ne hissediyorsun?"
"Bilmiyorum... Sadece kötü hissediyorum"
Bana daha sıkı sarıldı ve saçlarıma öpücük kondurdu. Bir şey olmayacaktı. Defalarca bunu söyledim içimden.
Bir şey olmayacaktı.
"Hadi güzelim içeri geçelim, üşüdün" dediğinde başımı olumsuzca salladım ve kucağında iyice yayıldım. Poyraz hafifçe gülerek kollarını sıkıca sardı bana.
Dakikalar, saatler geçmişti. Bacaklarım buz kesmişti ama o kadar huzurluydum ki kalkıp içeri girmeye üşeniyordum.
Poyraz'ın telefonu çaldığında biraz kıpırdanarak cebinden telefonu çıkardı, Devran arıyordu. Poyraz bir anlık şaşırda da telefonu açıp kulağına yasladı.
"Efendim kardeşim?"
Devran'ın ne dediğini duyamıyordum.
"Evdeyiz, hayırdır?"
İçimde ki his git gide büyüyordu.
"Tamam gel, bekliyorum"
Başımı kaldırıp Poyraz'a baktığımda kaşları çatık bir şekilde telefona baktığını fark ettim.
"Ne oldu?"
"Ben de anlamadım, geliyormuş"
"Bir şey yoktur, değil mi?" Dedim korkuyla. Poyraz eliyle kolumu ovuşturdu ve yanağıma bir öpücük kondurdu. Koyu kumral, dalgalı saçları daha çok dağılmıştı. Gergindi ama yine de gülümsüyordu.
"Yoktur, sen merak etme" Nasıl merak etmeyeyim adam!
"Poyraz bir şey varsa ve benden saklarsan, seni döverim" dedim kaşlarımı çatarak. Güldü ve burnumu sıktı. Ben ciddiydim!
"Saklamayacağım"
"Belaya falan bulaşma, artık iki değil üç kişiyiz" dediğimde içinde ki korku gözlerine vurdu. Çenesini sıkarken yutkunup bana döndü.
"Hiç kimse ne sana, ne de Alin'e dokunamaz." Biliyordum ama insan korkuyordu işte...
Kapı çaldığında ayağa kalktım, Poyraz da benim arkamdan içeri geliyordu. Kapıyı açtığımda Devran'ın bembeyaz olmuş yüzüyle karşılaştım.
Bu içimde ki korkuyu daha da büyüttü. Devran hızla içeri girdiğinde direkt Poyraz'a döndü.
"Abi çok üzgünüm, affet beni" Kızarmış gözleri ve titreyen çenesiyle yıkılmış görünüyordu. Hızla kapıyı kapatıp yanlarına gittim.
"Ne oluyor Devran?" Poyraz korkuyla Devran'ın omuzunu tuttuğunda Devran sol eliyle yüzünü sertçe kapattı.
"Devran?" Poyraz endişeyle ona bakarken Devran bir anda geri çekilip salonda ileri geri yürümeye, delirmiş bir şekilde korkuyla konuşmaya başladı.
"Ben... Ben seneler önce. Duru, Duru vardı. Adam vardı bir tane, abimin öcünü alacaktım ben. Gelmiş, takip etmiş, görmedim... Yapma dedim, kovac-"
"Devran!" Poyraz sinirle bağırdığında irkildim. Devran o kadar korkmuş görünüyordu ki... Yeşil gözleri kızarmış, yüzü hayalet kadar beyazdı ve odanın içinde dönüp duruyor, anlamsız sözler söylüyordu.
"Benim yüzümden, benim yüzümden oldu hepsi. Daya-dayanamıyorum ben, Allah belamı versin!"
"Devran, bir sik anlamadım!"
"Yaşayamıyorum bununla... Ben öleyim!" Devran çıldırmış gibi konuşurken Poyraz Devran'ın yanına gidip sağ yanağına bir yumruk attı. Bu benim çığlık atmama sebep olurken şok içinde Poyraz'a bakıyordum.
Devran sendeleyip durdu. Aklı yerine gelmiş gibiydi. Sakinleşmişti.
Yumruk cidden bu işe yarıyor muydu?
"İyi misin? Fazla kaçtı biraz, buz getireyim bekle" dedi Poyraz ve mutfağa ilerledi.
Devran hala donakalmış bir şekilde kapıya bakıyordu. Başını iki yana sallayarak bana baktı. Kızarmış gözleri beni bulduğunda dudakları titredi.
"Ne olur affet beni" dedi ve hızla kapıya yöneldi.
"Devran dur gitm-" Kapı kapanmıştı. Ayakta öylece kalakalmıştım. Poyraz geldiğinde şaşkınca bana bakıyordu.
"Devran nerede?"
"Gitti" dedim şaşkınca. Poyraz telefonunu aldı, birkaç saniye sonra cebine koydu.
"Kapalı, sikeceğim ya!"
"Poyraz... Devran neyden bahsediyordu?"
"Hiçbir şey anlamadım, yarın evine giderim. Ne olduğunu anlarım. Sen korkma, tamam mı?" Dedi ve buzu masaya bıraktı.
Devran'ın o halini hatırladıkça korkuyordum. Elimde değildi.
Koltuğa oturup ellerimle yüzümü kapattım ve düşünmeye çalıştım. Duru kimdi? Devran bize hiçbir şey anlatmamıştı daha önce, bu yüzden Duru'nun kim olduğunu bilmiyordum.
Poyraz da yanıma oturduğunda büyük bir sessizlik içinde düşünmeye başladık. Hiçbir sonuca varamıyordum.
Devran'ı bu kadar korkutan şey neydi?
Birkaç dakika sonra Poyraz ayağa kalkıp elini bana uzattı. Elini tutunca merdivenlerden çıktık ve odamıza girdik. Üstümüzü değiştirip yatağa yattığımızda hala tek kelime konuşmamıştık.
"Korkuyorum" diye fısıldadım. Poyraz bakışlarını tavandan çekip bana baktı.
"Korkma, halledeceğim" Titrek bir nefes alıp başımı göğüsüne koydum.
Alin beşikte mışıl mışıl uyuyordu. Geçen sene de Devran tarafından bir sürü şey yaşamıştık ama hiç bu kadar korkmamıştım. Artık korkmam için iki sebebim vardı.
Kızımın başına bir şey gelmesine izin vermeyecektim, sevdiğimin de.
Bu yaşadıklarımız beni güçlendirmişti ve kolay yıkılmazdım, bunu biliyordum. Sonuna kadar savaşırdım ama sevdiklerimin kılına zarar gelmesine izin vermezdim.
Devran'ın da öyle. Artık o da bizim ailemizdendi. Onun başına gelen şey, bizim de başımıza gelmiş demekti ve bu sorun her neyse beraber çözecektik.