AMARE 2 | 8

1342 Kelimeler
Herkes telaşlı bir şekilde eşyaları toplarken ne yapacağımı bilemez bir şekilde duruyordum. Gözlerim dolmaya başlamıştı. Korkuyordum. Bana bir şey olur diye değildi... Kızıma, sevdiğim adama bir şey olur diye korkuyordum. "Neler olduğunu anlatın bana" Titrek bir şekilde konuştuğumda ikiside durmadı. Hala delirmiş gibi eşyalarını topluyorlardı. "Allah kahretsin biri bir şey söylesin!" Bağırdığımda ikiside anında durdu. Gözlerimden yaşlar akıyordu ve ben buna engel olamıyordum. Poyraz elindekileri bırakıp yanıma geldi ve ellerini yanaklarıma koydu. "Güzelim, sakin ol ne olur. Vakit kaybedemeyiz, bana güven. Hemen eşyalarımızı toplayalım ve gidelim buradan" Dudaklarımı birbirine bastırıp başımı salladım. Elimle yüzümü sertçe sıvazladıktan sonra bir bavul alıp Alin'in kıyafetlerini ona koydum. Üzerime tayt, üstüme de mavi bir sweat giydikten sonra saçlarımı at kuyruğu yaptım. Botlarımı giydikten sonra Alin'i sıkıca giydirdim. Yarım saate herkes hazırdı. Mete de dahil herkes bavullarıyla bizim evimizin önündeydi. Levent de biliyor olmalıydı, şaşkın görünmüyordu. Mete'yle Mira ise ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Ben de bu gruba dahildim. "Hadi, gidiyoruz" Evdeki önemli şeyleri almıştık. Sadece eşyalar kalmıştı. Yeni yaptığım mamayı soğumaması için cebime koydum. Yolun ne kadar süreceğini, nereye gideceğimizi bilmiyordum. "Abi neler ol-" "Mira, sus! Hepiniz susun ve ne diyorsam onu yapın, bana güvenin. Oturup anlatacak vakit yok!" Poyraz dayanamayıp bağırdığında herkes bakışlarını kaçırmıştı. Bağırmakta haklıydı çünkü herkes soru sorup duruyordu. Arabaya binecekken Poyraz bir anda durdu. "Devran?" Devran hızla yanımıza gelirken ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. "Ne oldu?" "Biz apar topar çıktık da, nereye gidiyoruz?" "Otele gidemeyiz. Ben bir yer biliyorum, beni takip et" "Nereye?" Dedi Poyraz anlamayarak. "Ankara'ya" "6 saat sürer gitmemiz, dalga mı geçiyorsun?" "Bizi bulamayacağı bir tek orası var Poyraz" "Niye? Ne var orada?" "Hiç kimsenin bilmediği bir yer var" Anlayamıyordum. Poyraz kaşları çatık bir şekilde Devran'a bakarken Devran Poyraz'ın omzunu sıktı. "Bana güveniyor musun?" Poyraz sinirle nefes verdi. "Şu an senin yüzünden bu haldeyiz Devran. Şunu unutma; sevdiklerimin başına bir şey gelirse, seni kimse elimden alamaz" "Üzgünüm..." Devran'ın gözleri dolduğunda Poyraz'ın bakışları yumuşadı. Sinirliydi belli ki, ama kızamıyordu işte ona. "Kıyamıyorum ki pezevenk!" Devran yaşlı gözleriyle burukça gülümsediğinde Poyraz sıkıca sarıldı ona. "Korkma, tamam mı? Senin bir suçun yok, sinirli olduğum için öyle söyledim. Hiç kimseye bir şey olmayacak, duydun mu kardeşim?" "İzin vermeyeceğiz" diye sayıkladı Devran Poyraz'a sıkıca sarılırken. Abisinin özlemi hala ağır basıyordu, bunu itiraf etmezdi biliyordum ama Poyraz için canını bile verirdi. "Gitmemiz gerekiyor, hadi" Mete, Devran, abim ve Mira bir arabada, biz bir arabada gidiyorduk. Poyraz arabaya bindiğimiz gibi klimayı açarken Alin'e daha sıkı sarıldım. Hala uyuyordu. Poyraz uzanıp Alin'in saçlarına öpücük kondurduktan sonra elini yanağıma koyup hafifçe okşadı. "İyi misin?" "İyiyim, merak etme" Güçlü olmaya çalışıyordum. Kızım için, sevdiklerim için güçlü olmak zorundaydım. Alin uyandığında biberonu cebimden çıkardım, hala sıcaktı. Uyanır uyanmaz mamasını içmeyi çok seviyordu. Biberonu dudaklarına değdirdiğimde hemen ağzını açtı. Hafifçe gülümseyerek sütünü içirmeye başladım. "Babası yesin o minik ağzını" Poyraz gözünü yoldan ayırmadan Alin'i severken ona döndüm. "Ankara da nereye gideceğiz acaba?" "Hiç bilmiyorum..." "Annemler ne olacak? Onlara hiçbir şey söylemedim. Ya başlarına bir şey gelirse?" "Ben babamla konuştum güzelim, onlara hiçbir şey olmayacak güvendeler" "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" Cevap vermek yerine biraz daha gaza bastı. Başım tutmuştu. Elimi başıma götürüp ovaladığımda Poyraz bana döndü. "Başın mı ağrıyor yine?" "Geçmiyor ki!" "Hadi güzelim, uyuyun biraz" "Yorulduğunda söyle, ben sürerim" Poyraz hafifçe gülümseyip başını salladığında koltuğu yatırdım. Alin sütünü bitirmişti. Biberonu kenara koyup onu dikkatli bir şekilde üstüme yatırdım ve gözlerimi kapattım. "Bir insana annelik bu kadar mı yakışır kardeşim!" Kıkırdayarak Alin'in üstüne battaniyeyi örttüm. Uyumayacaktım, sadece gözlerimi dinlendirmek istiyordum. 3 saat uyumuşum! Gözlerimi açtığımda saat dörde geliyordu. Zorlukla yattığım yerde doğrulup Poyraz'a baktım. Kızarmış gözleriyle yola bakıyordu. 3 saat araba sürmek değil de uykusuzluk yormuştu onu. "Poyraz?" Poyraz sesimle irkilip bana döndü. "Güzelim, ne zaman uyandın?" "Şimdi. Hadi arabayı çek sağa, ben süreyim biraz da" "İyiyim ben" "Poyraz gözlerin kızarmış uykusuzluktan. İnat etme işte, ben süreyim" "Başın geçti mi?" "Evet" Hafifçe başını sallayıp dörtlüleri yaktı ve arabayı sağa çekti. Alin'i kucağıma alıp arabadan indim ve Poyraz'a verdim. Sürücü koltuğuna geçtikten sonra kemerimi taktım. "Dikkatli sür, tamam mı?" Sesinden uyku akıyordu. "Merak etme sen" Poyraz Alin'in yanaklarına öpücük kondurduktan sonra sarıldı ve gözlerini kapattı. Muhtemelen beş dakika sonra uyuya kalacaktı. Navigasyon açık olduğu için bir sorun yaşamayacaktım. Koltuğu öne çektikten sonra gaza bastım, ayağım anca yetişmişti. Sessizlikle süren üç saatin ardından Ankara'ya yaklaşmıştık. Belim ve götüm ağrıyordu, karnım da çok acıkmıştı. Telefonumu alıp Devran'ı aradım. "Alo, Devran?" "Efendim Lalin?" "Çok acıktım ben, yemek yiyelim mi?" "150 metre ileride tesis var, orada buluşalım" "Tamam" Poyraz hala mışıl mışıl uyuyordu. Uzanıp mıncırmamak için kendimi zor tutuyordum. Devran'ın bahsettiği tesise geldiğimizde arabayı park edip kemerimi çıkardım. Yan koltuğa uzanıp Poyraz'ın saçlarını hafifçe okşadım. "Poyraz, hadi uyan" Fısıldayarak konuştuğumda yavaşça gözlerini açtı. Önce ne olduğunu idrak etmeye çalıştı. Bakışları Alin'e kaydığında gülümsedi, ardından bana baktı. "Geldik mi?" "Daha değil, yemek yiyeceğiz" "Kurt gibi acıkmışım" Gülerek arabadan indim. Adımımı dışarı atar atmaz esen rüzgarla donakalırken hızlıca arka koltuktan montumu almıştım. Senelerdir İzmir de yaşayıp, Antalya'dan Ankara'ya cam dahi açmadan gelmiş bir insan olarak donmuştum. Çok soğuktu. Kar yağmıyordu, kuru bir soğuk vardı. "Ananı- bu ne soğuk!" Poyraz anında Alin'e sarılırken hafifçe güldüm. İzmir'li olduğumuz çok belliydi. Arabadan montları aldıktan sonra tesise girdik. "Isıtıcı falan var mı?" Dedi Poyraz direkt. "Hoş geldiniz, köşedeki masaya geçebilirsiniz" "Eyvallah" Bizimkiler de tesise girdiğinde hepimiz köşedeki masaya yerleştik. "Donduk ya, bu ne!" Dedi Mete sandalyeye otururken. "Siz bir de gideceğimiz yeri görün" "Bana bak, ben dağ başına falan gitmem. Kızım hasta olur, seni yakarım ısınsın diye" Devran gülerek sandalyesine oturduğunda Poyraz çok ciddi bakıyordu. "Gülme, ben ciddiyim" "Şömine var, bir şey olmaz" "Uyarımı yapayım dedim." Yemekleri söylemiştik, yarım saat içinde hepsi gelmişti. Herkes çok acıkmış olmalı ki herkes ses çıkarmadan yemeğini yiyordu. Alin'in sütünü içiren Poyraz'a bakıp yemeğini işaret ettim. "Alin aç değildir daha, sen yemeğini yesene" "Olsun, tam doysun" Devran'ı takip ederek geldiğimiz eve şaşkınca bakıyordum. İki katlı, ahşap bir evdi. Ormanlık bir alandaydık ve burası o kadar yüksekti ki, muhtemelen dağın tepesindeydik. Kar yağıyordu, dizimize kadar kar vardı. Arabadan inmeye korkuyordum, burası eminim ki çok soğuktu. Telefon bile çekmediğine emindim. Çok tenha bir yerdi, bir Allah'ın kulu yoktu. "Devran yapacağın işi sike-" "Şişt, çocuk var!" Poyraz susup battaniyeyi Alin'in üstüne kapattı ve kapıyı açtı. Montuma sıkıca sarıldıktan sonra kapıyı açıp indim. Vücudum anında titrerken gözlerimi kapatmaya çalıştım. Rüzgar ve kar karışmıştı, tipi yağıyordu. "Hadi, çabuk eve!" Devran bağırdığında koşar adımlarla eve girdik. Evde çok soğuktu. "Devran burası neresi?" "Anlatırım, hadi şömineyi yakalım" Abim ve Devran şömineyi yakarken Poyraz'ın yanına gittim. Alin kucağında sessizce duruyor, etrafı izliyordu. Her yer toz içindeydi, nasıl bir yere düşmüştük böyle? Akşam olduğunda hepimiz üstümüzü sıkıca giyinmiş, şöminenin etrafına dizilmiştik. Kimseden çıt çıkmıyordu, herkes çok gergindi. "Evet, geldik. Güvendeyiz artık. Anlatacak mısınız?" Dediğimde herkesin bakışları bana döndü. Devran titrek bir nefes alıp arkasına yaslandı. "Bundan senele önce... Birini kaybettim. Çok sevdiğim birini" "Abin mi?" "Hayır, başka biri" dedi Devran bakışlarını kaçırarak. "Benim yüzümden, beni kurtarmaya çalışırken ölmüştü. Abimden sonra verdiğim en acı kayıptı" Bu adam nasıl ayakta kalabiliyordu böyle? "Kin tuttum, onun kanını yerde bırakmak istemedim. O adamı... O adamı öldürdüm ben" Çenesi titriyordu. Elim şaşkınlıkla ağzıma giderken afallamış bir şekilde Devran'a bakıyordum. Devran... Katil miydi? "Ailesi, ortağı beni öldürmek için her şeyi yaptılar. Geçen seneye kadar dokunulmazdım. Bana yaklaşamıyorlardı bile. Salih olayından sonra ben... Ben düzelince, savunmasız kaldım. Beni buldu" "Buldu mu?" Dehşetle konuştuğumda Devran kızarmış gözleriyle başını salladı. Poyraz ayağa kalkıp odanın içinde tur atmaya başlamıştı. "Beni öldürmedi. Sevdiğim, değer verdiğim herkesi elimden alacağına yemin etti." Devran konuştukça korkum git gide büyüyordu. Yutkunamıyor, nefes dahi alamıyordum. "Benim değer verdiğim başka birisi yok ki..." Ağlıyordu. Suçluluktan, pişmanlıktan, korkudan karşımızda ağlıyordu. "Çok üzgünüm... Ben, ben böyle olsun istemedim. Sizin başınıza iş açmak istemedim, çok üzgünüm." Ne diyeceğimizi hiç birimiz bilemiyorduk. Herkes korkuyla birbirine bakıyordu. "Ben böyle bir hayat istemedim, ne olur affedin beni. Geçmişim yakamı bırakmıyor, elimden hiçbir şey gelmiyor. Korkuyorum Lalin, çok korkuyorum... Size bir şey olacak diye çok korkuyorum" Çenem titremeye başladığında hızla ayağa kalkıp yanına gittim ve dizlerimin üstünde çökerek Devran'a sarıldım. Küçük bir çocuk gibi başını boynuma koyup ağlamaya devam ederken hala sayıklıyordu. "Ben... Ben bu hayatta sevdiğim herkesi kaybettim. Sizi de kaybedemem, bir daha bu acıya dayanamam. Ne olur... Ne olur affedin beni"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE