bc

ŞİŞMAN PRENSES

book_age16+
1.6K
TAKİP ET
20.3K
OKU
office/work place
enimies to lovers
assistant
like
intro-logo
Tanıtım Yazısı

Ben Alev, yirmi dört yaşımdayım. Alev gibi kızım.

90 60 90 beden ölçülerim var. Manken gibiyim, çok seksiyim. Ortalığı alev gibi yakıyorum. Şaka lan şaka. 160 boyum var,  85 kiloyum ama kilolarımla mutluyum. Kendimle barışık bir insanım yani. Yuvarlanıp gidiyorum. Kilolu olduğum için sevgilim olmadığı doğru ama ben kendimi beğenmezken başkalarının beni beğenmesini bekleyemem, öyle değil mi?

Her şeye rağmen, insanların tüm alaylarına rağmen kilolarımı kabullendim ve kafama takmamaya başladım.

Fakat, bir gün fena halde takacaktım. Takmalıydım da.

Bir gün her şey değişti. Hayatta mucizeler olur ya hani. Öyle oldu benimkisi.

Bu kitapta benim eğlenceli ve trajikomik hayatıma şahit olurken değişimime de şahit olacaksınız. Başlayalım mı?

chap-preview
Ücretsiz ön okuma
1. BÖLÜM
Her zamanki gibi koca popomu devirmiş, yatağımda cipsimi yiyorum. Dünya umrumda değil. Ev yansa duymam, o derece. Bacaklarıma bir şeyin değmesiyle irkildim. Bir baktım ki bu Mahmut. Hangi ara geldin sen? "Mahmut, beni rahat bırak," dedim ama dinleyen kim? Geldi yine bacaklarıma sürtündü. "Mahmuut!" diye bir bağırdım, Mahmut, odaya kaçtı. Çok korkutmuş olmalıyım ama o da aradı. Benim keyfimi ne bölüyorsun hayvan? Oh oldu sana. Evet, yanlış duymadınız. Mahmut benim kedimdir. Beyefendinin benden hiç farkı yok yani. O da şişko ve sarışın. Aynı ben. Mal sahibine çeker derlerdi ama bu kadar çekeceğini tahmin edemezdim. Onu ilk aldığımızda minnak, yavru bir kediydi. Fakat manda gibi beslemişiz. Şu an 5 yaşında ve 10 kilo. Zamanla ailem de beni manda gibi beslediği için böyle kilo aldım işte. Kedimle ortak yönlerimiz çok. Mesela o da benim gibi tembeldir. Zorlamasan koca kıçını kaldırmaz, aynı ben. Bazen ortadan kayboluyor. İşte o zaman diyorum ki, Mahmut yine çapkınlığa gitti. Çok çapkındır kendisi. Dişi kedi görmesin peşini bırakmaz. Erkek değil mi işte? İnsanı da aynı, kedisi de. Bu devirde dişi olmak zor, ama bana kolay. Şişman olduğum için rahatsız eden pek olmuyor. Tabii bir kişi dışında, Harun. Ona sonra değineceğim. Şimdi mutfakta annem neler yapmış, ona bakayım. Çok hamarat kadındır kendileri. Mutfağa girdim ve milföylerden bir tane ağzıma attım. Normalde beş tanesini ağzıma doldurup yerdim ama bugün yine insaflı davrandım. Ev halkına da kalsın dimi yani. "Minik kuşum yine tıkınıyor mu?" Ah, annem. Yüzünde o tatlı gülümseme. Bana hep minik kuşum der. Öküz kadar olduğumu ben bile kabullendim o kabullenemedi. "Milföyler çok lezzetli," dedim. Annem, yanaklarımı sıktı: "Ye benim minik kuşum. Ye de beynin çalışsın." Üniversiteyi bitirdim, kadın hâlâ beynin çalışsın diyor. Girecek sınav kalmadı ki. Eskiden ye de büyü derdi. Ben de büyürüm diye hep yerdim. İlkokulda sınıfın en uzunuydum. Fakat ergenlikte cılız pakizeler bile beni sollayınca bir şeyi çok iyi idrak ettim. Çok yemek boyu büyütmüyormuş, başka yerleri büyütüyormuş. Yalnız bunu idrak ettiğimde lise üçtüm ve artık çok geçti. Ben çoktan dombili olmuştum. Diyet girişimlerim, hep başarısız kaldı. Bir defasında beş kilo vermiştim. Sonra da dayanamadım. Bırakınca 10 kilo aldım, yani iki katını. Ben de beni seven böyle sevsin diye zayıflamaya uğraşmadım. Beni böyle seven yok, ama olsun. Ailem var, kedim var, bir de, canım kankam Pelin. Onunla tanışma hikayemiz de apayrı ama anlatacağım. Zil çalıyor, şimdi kapıya bakmam lâzım. Kankam gelmiş olmalı. Kapıyı açmamla suratımın düşmesi bir oldu. Fahriye teyze. Apartmanın ayaklı gazetesi. Beni görünce suratını ekşitti: "Ne oldu muşmula surat? Geldiğime sevinmedin mi?" "Geç," diye karşılık verdim. Büyüklere saygım olmasa daha neler diyeceğim ama, terbiyem el vermiyor. Muşmula suratmış. Kendi kaknem suratını görse bana laf atmaktan vazgeçer. Her neyse oturuyoruz. Annem çay, kısır ve milföy ikram etti. Misafir boş çevrilmez hesabı. Tabii ben de gömüldüm kısıra. Kadın bana şöyle dik dik baktı, daha sonra da anneme dönüp demez mi? "Bu kızı çok beslemişsiniz. Yiye yiye camış gibi olmuş. Bu gidişle evde kalacak." Alıştım artık bu kadının laf sokmalarına. Her gördüğünde şişmanlığımı yüzüme vuruyor direkt. Annem dedi ki: "Evde kalacaksa annesi var. Evden kovmam ya kızımı. Asıl kızımsız duramam ben. O benim her şeyim. Tabii anne olmayan bilmez evlat sevgisini." Vee kadın sustu. Annem bir sıfır önde. İyi soktu lafı. Kadın zaten dul, çocuksuz. İşi gücü millete laf atmak. Ama bu sefer dumura uğradı. Canım annem benim. Kızını hep savunur. Yine ağzının payını verdi. Valla kadına helal olsun ne diyeyim. Kadın gene boş durmadı. Yediği laflar az geldi galiba. "Kız Zahide, bak ne diyorum. Bu Alev'i Harun'a alalım. Hani şu Aliye hanımın oğlu. Bir efendi, bir terbiyeli. Senin kıza da pek yanık." "Benim kızım ona bakmaz. Harun çok şişman," diyerek söze girdi annem. Fahriye teyze koydu lafı: "Senin kız da manken değil hani. Tencere kapak, uyarlar birbirlerine." Ben, sinirle ayağa kalktım. Bu kadına daha fazla katlanamazdım. "Anne, ben odama gidiyorum," dedim. Fahriye teyze arkamdan demez mi? "Bu kız utandı da söyleyemiyor." İşte o an sinirim tepeme çıktı. Bir hırsla İçeriye girdim. "Fahriye teyze, sen fazla oluyorsun artık." Annem,"Sus kızım," dedi. Ben, anneme dönüp, "Susmayacağım anne," dedim. Daha sonra da o kadına döndüm. "Senin benimle alıp veremediğin ne? Her gelişinde laf sokuyorsun." "Kızım, ben ne dedim ki? Seni seven biri varken evlen. Yoksa evde kalırsın." "Nereden biliyorsun evde kalacağımı?," diye sinirlendim. Fahriye teyze son noktayı koydu: "Seni Harun'dan başka kimse almaz." Artık dayanamadım ve haykırdım: "Geldiğinden beri zehrini akıtıyorsun. Böyle yapacaksan gelme bize." Fahriye teyze, şaşırmıştı. "Beni evden mi kovuyorsun?" Annem, lafı değiştirmeye çalışarak "Bugün biraz morali bozuk da, ondan öyle davranıyor. Yoksa niye evden kovsun?" dedi. Fahriye teyze,"Ben anladım anlayacağımı," diyerek ayağa kalktı. Annem, Fahriye teyzeyi geçirirken ben de odama geçip kendimi yatağa attım. Annem, odaya girdi ve yanıma oturdu. "Kızım, niye böyle yaptın?" Ben, başımı annemin omzuna yasladım. "Görmüyor musun anne? Benimle alay ediyor. Ben çirkin miyim?" Annem,"Sen çok güzelsin. Takma kafana," diyerek saçlarımı okşadı. "Ama anne, kuzguna yavrusu güzel görünürmüş." "Senin çirkin olman için benim kuzgun olmam lâzım. Bak bana, ben çirkin miyim?" dedi annem. "Hayır anne. Sen dünyanın en güzel annesisin," diyerek sarıldım anneme. Annem, yanaklarımı avuçlayarak bana baktı: "Sen de dünyanın en güzel kızısın." Bunu söylerken o kadar samimiydi ki. Annem, ayağa kalkarak odadan çıktığında, kendimi dünyanın en şanslı insanı hissettim. Böyle bir annem olduğu için gerçekten çok şanslıyım. Melek o, melek. Zilin çalmasıyla annem kapıya baktı. "Aa! Hoş geldin Pelinciğim. Bu ne sürpriz?" "Hoş bulduk Zahide abla. Alev evde mi?" "Odasında." Ben, hemen ayağa kalkıp toparlandım. Pelinciğim gelmiş. O gelince akan sular durur. Çok severim kendisini. Canım kankam. Pelin, kapımı tıklattı: "Kanka, girebilir miyim?" "Gir Pelinciğim." Pelin, yüzüme dikkatlice baktı. "Canım, sen bir şeye üzülmüşsün." "Bu Fahriye teyze. Her gelişinde şişmanlığımı yüzüme vuruyor," diyerek Pelin'e sarıldım. "Alev, sen kilolarınla barışık bir kızsın. Takmaman gerekir. Çünkü senin birinci önceliğin mutlu olmak. Mutlu olmak için bazı şeyleri duymayacaksın. Haksız mıyım ama?" "Haklısın ama, söylediğini duysaydın." Pelin,"ne dedi ki? Söyle bana. Biz kardeşiz.," diyerek elimi tuttu. Kelimeler, ağzımdan dökülüverdi: "Beni Harun'dan başka kimse almazmış. Sahiden beni kimse beğenmez mi?," dedim üzgün bir sesle. Pelin, bana sarıldı. "Olur mu öyle şey? Sen çoğu plastik barbielerden daha güzelsin. Onların her şeyi estetik ama senin yüzün, burnun, saçların, hepsi çok güzel. Tek kusurun kilon ama, kilo bile sana yakışıyor be kardeşim." Bunları derken ses tonu o kadar yumuşaktı ki. "Sen var ya, dünyanın en iyi arkadaşısın," dedim Pelin'e dönerek. Pelin'in yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu: "Şimdi dizime yatıyorsun, ben de senin saçlarını okşuyorum. Arkadaş terapisi." Bu, birbirimizi rahatlatmak için yaptığımız bir şey. Çok işe yarıyor ama. Başımı, dizine koydum. Pelin, hafif dokunuşlarla saçlarımı okşadı. İnsanın böyle arkadaşı olunca hiç mutsuz olamaz ki. Canım Pelin'im. O saçlarımı okşarken dedim ki: "Bir gün öyle biriyle evleneceğim ki, herkesi utandıracağım. İnan bana." "Sende bu güzel yürek oldukça en iyisini bulursun kanka. Ben sana inanıyorum," dedi Pelin. Biz böyle konuşurken annem, odaya girdi. "Kızlar, geçin mutfağa. Bir şeyler yiyin. Çay da var." Pelin, sevinçle ellerini çırptı. "Senin sofrana bayılıyorum Zahide abla. Kısır da var mı?," "Var kızım, var." "Ben şimdi hepsini bitiririm kısırın." Pelin de benim gibi oburdur. Hatta benim iki katım yer ama, ne hikmetse kilo almaz. Ben nasıl kilo vermek istiyorsam, o da almak istiyor. Elimde olsaydı kilolarımın yarısını ona taksim ederdim. Böylece ikimiz de mutlu olurduk. Size Pelin'le tanışma hikayemizi anlatayım. Lise sondu. Apartmanın kendini beğenmiş gıcık kızı Gizem, benimle her zamanki gibi alay etmişti. O olayı da anlatayım. Ben, kardeşim Canberk ile parka girmiştim. Canberk "Abla, tahterevalliye binelim mi?" demişti. Gizem bizi duymaz mı? Patlattı espriyi. "Canberk güvenliğin için ablanla binme bence. Ablan binerse bu kiloyla seni havaya uçurur." Gizem'in arkadaşları kahkahalar attı. Fakat benim kardeş çok fena. Demez mi? "Gizem abla, sen bindir o zaman." Kan beynime sıçradı. Ona tersçe baktım. "Gizem ablanla bineceksen ben yokum. Ne hâlin varsa gör, diyerek onu orada bıraktım ve bir banka oturdum." Keşke zayıf olsaydım," diye sayıkladım. Biraz sesli sayıklamışım galiba. Yanımdaki kız beni duydu. Elinde koca bir hamburger vardı. Bana dönüp dedi ki: "Ne tuhaf dünya. Sen kilo vermek istiyorsun, ben kilo almak istiyorum." İşte bu, Pelinim'di. Canım kankam. Söze böyle girmişti işte. Daha sonra kilo aldın, kilo verdin muhabbeti sardı tabii. Al gülüm ver gülüm arkadaş oluverdik. Hele ki Pelin'in bizim karşı apartmanda oturduğunu öğrenince daha bir mutlu oldum. O günden beridir çok iyi iki dostuz. Şimdi masaya geçmem lazım, çay içeceğiz. Masaya oturduğumuzda annem sofrayı donatmıştı. Milföyler, dolmalar, kısır. Ben, ağzı bozuk kadın yüzünden kısırımı yiyememiştim. Şimdi afiyetle yiyebilirim. Zil çaldı ve annem,"Ben bakarım," diyerek ayağa kalktı. Kapı açılınca annemin bağırtısını duyduk. "Canberk, üstün başının hâli ne? Çamur banyosu mu yaptın?" "Arkadaşlarla maç yaptık." Annem, bağırarak konuştu. "Derhal o tişörtünü ve pantolonunu çıkar. Eve öyle gir." "Çoraplarını da çıkar." Canberk işte. Benim on iki yaşındaki yaramaz kardeşim. Hiperaktiftir kendileri. Cılız, sarışın bir çocuk işte. Bizim ailede herkes zayıf, ben dışında. Bazen komşular da şaka yapıyor. Özellikle de Fahriye teyze. "Kız Zahide, bu kız sizin nasibinizi de yemiş baksana şuna, manda gibi." Manda diyen tek kişi o değildi. Bir kaç teyze de manda demişti. Sorsan çoğu adımı bilmez. Bu apartmanda adım manda olarak kaldı. Her neyse daha tanıtacağım çok kişi var ama siz beni tanıyın yeter. Çünkü daha yeni başlıyoruz.

editor-pick
Dreame-Editörün seçtikleri

bc

ÇINAR AĞACI

read
5.7K
bc

AŞKLA BERDEL

read
79.1K
bc

MARDİN KIZILI [+18]

read
524.6K
bc

HÜKÜM

read
224.6K
bc

Ne Olacak Halim (Türkçe)

read
14.3K
bc

PERİ MASALI

read
9.5K
bc

Siyah Ve Beyaz

read
2.9K

Uygulamayı indirmek için tara

download_iosApp Store
google icon
Google Play
Facebook