Ben şok olmuştum, onun da şaşkın olduğu her hâlinden belliydi. "Gel benimle," diyerek yürümeye başladı. Ben de arkasından ilerledim. Biz böyle ilerlerken Edis, arkasına döndü ve bana uzunca baktı. "Senin sekreter olacağını hiç düşünmezdim." dedi. "Ben de düşünmezdim ama hayat sürprizlerle dolu," dedim bilmiş bir ifadeyle. Gülümsedi ve elini uzattı.
"Aramıza hoş geldin gömlek canavarı." Elini sıktım ve "Hoş bulduk," dedim mahcup bir ifadeyle.
"Gömlek canavarı!" adam haklıydı. İkidir onun gömleğini
mahvetmiştim. Zaten canavar olduğumu biliyordum gömlek de bu lakaba cuk diye oturdu. Beraber bir kapının önüne geldik ve tabelayı okuyunca ben şok oldum. "Gökmen İpeksoy," yazıyordu. Edis, eliyle kapıyı işaret etti:
"İşte genel müdürümüz Gökmen bey bu odada. İlk gün sana çok iyi davranır ama ikinci gün disiplin başlar. Gökmen bey çok disiplinli ve kuralcıdır. Ne derse itiraz etmeden yap itirazlardan hoşlanmaz. Hayır sözünden hoşlanmaz, geç kalmandan hoşlanmaz. Her sabah işe ondan erken gel. Bahanelerden hoşlanmaz. Dediği işi vaktinde yapmalısın. Benden bu kadar. Şimdi derin bir nefes al ve içeri gir."
Edis, bunları söyledikten sonra koridorda kayboldu. Çok heyecanlıydım. Bu müdür, eli sopalı biriydi anlaşılan. Elimle kapıyı tıkladım. "Gir!" sesini duyunca kapıyı açıp içeri girdim. Kumral, mavi gözlü genç bir adam masada oturmuş bekliyordu. Beni görünce istifini bozmadan, "Otur," dedi. Oturdum. Gökmen Bey, ellerini masada birleştirip bana baktı:
"Alev Hanım..."
"Evet buyurun," dedim çekimser bir tavırla.
"Onca aday arasından neden işe seni aldığımı merak etmiyor musun?"
"Etmem mi?" dedim merakla. Gökmen bey sesini ciddileştirdi."Seni işe aldım çünkü diğerlerinden farklısın. Mülakatta herkesi solladın. Bu, işi ne kadar ciddiye aldığını gösterir. Mülakatı geçtiğin için seni aldım. Ben etrafımda süs bebeği istemiyorum, işini ciddiye alan, çalışkan, azimli birini istiyorum. Bu konuda sana güvenebilir miyim?"
"Gözünüz arkada kalmasın, beni aldığınıza çok memnun olacaksınız, dedim.
Gökmen bey, " inşallah,"dedi ve devam etti. "Özel asistanım her şeye yetişemiyordu. Onun iş yükünü hafifletmek için sekretere ihtiyaç duydum ve seni aldım. Umarım bu işi ciddiye alırsın. Kaç sekreter değiştirdim bu yüzden. Anlıyorsun beni, öyle değil mi?"
"Anlıyorum,"dedim. Gökmen bey, "beni takip et" diyerek ayağa kalktı. Peşinden yürüdüm. Kapıyı açtı ve odadan çıktık. Kapının hemen dibindeki masaya vurdu ve bana döndü. "Burada oturacaksın ve gelen telefonları bağlayacaksın. Her geleni içeri almayacaksın. Önce bana haber vereceksin, anlaştık mı?"
"Anlaştık" deyince "Güzel" diye sayıklandı ve öksürerek devam etti." Bu, ilk günün olduğun için fazla bir işin yok. Asıl işin yarın başlıyor. Benden sonra itaat edeceğin kişiler yardımcım Edis bey ve özel asistanım Duru hanım. Özellikle Duru hanım. Onun verdiği her işi yap. Üç aylık deneme süresindesin, yani stajyer sekretersin. Üç ay sonra işin kesinleşecek. Haydi sana iyi günler." dedikten sonra odasına girdi. Ben de masaya oturdum. Masada bir kağıt vardı. #10 Gökmen bey, #11 Edis bey, #12 Asude hanım. Gökmen beyin numarasını kırmızı kalemle işaretledim Telefonun çalmasıyla telefonu açtım. "Buyurun."
"Beni genel müdüre bağla."
Derhal deyip #10'u tuşladım ve telefonu kapattım. Bu kadar basitti.
Telefonu kapattığımda, karşımda dikilen kadını fark ettim. Uzun boylu, siyah saçlı mavi gözlüydü. Dolgun dudakları vardı. Siyah düz bir elbise giymişti. Beni şöyle bir süzdü:
"Yeni sekreter sen misin?"
"Evet,"diyince kadın bana elini uzattı. "Ben Duru, Gökmen'in özel asistanıyım. Yeni işin hayırlı olsun. Bu arada, ismin neydi?"
"Alev,"dedim. Kadın gülümsedi. "Seninle çok iyi anlaşacağız Alev,"dedi ve kırıtarak Gökmen Beyin odasına yürüdü. Son bir kez geriye baktı ve "bizi rahatsız etme, gelene de Gökmen'in meşgul olduğunu söyle,"dedi ve kapıyı çarparak içeri girdi. Bu kadar önemli ne işleri vardı ki? Ayrıca, bu Duru'dan hiç hoşlanmamıştım. Kendini beğenmiş kokoşun tekiydi.
Telefonun çalmasıyla açtım. "Kızım, beni acil Gökmen Bey'e bağla." Hemen bağladım ve telefonu kapattım. İlk iş günüm gayet kolaydı. Telefon bağlamak. Ama asıl iş yarın başlıyordu. Birazdan Duru, Gökmen Beyin odasından çıktı ve koridorda ilerleyip yandaki odaya girdi ve kapıyı kapattı. Ben de tekrar önüme döndüm ve önümde boş bir kağıdı karalamaya başladım. Sıkılmıştım. Ben böyle dalarken bir anda masama vuran elle irkildim. Bir baktığımda bu Edis'ti. Rahat bir şekilde masama oturdu ve bana döndü. "İlk iş günün nasıl geçiyor?"
"İyi geçiyor, rahat,"dedim ciddi bir tavırla. "İlk gün diye sana yüklenmemişlerdir, ama yarın çok yorulacaksın,"dedi dudaklarını bükerek. "Senden önce altı tane sekreter değişti. Bakalım sen ne kadar dayanacaksın?"
"O kadar zor mu işler,"dedim merakla. Gözlerime baktı ve konuşmaya başladı.
"Sen Duru'yu tanımıyorsun. Kendi işini sekreterlere yüklemeye bayılır. Gökmen Bey zaten Duru'nun ağzına bakıyor. Yazık olacak sana."
"Duru neden bu kadar önemli ki? Altı üstü bir özel asistan,"dedim. Edis devam etti.
"Duru'yu patron Bey işe aldı. Yani işten çıkarılması zor. Hem çalışkan bir kız. Bir de, aramızda kalsın bu Duru, Gökmen Bey'den hoşlanıyor. Onun gözüne girmek için yapmadığı kalmaz. Gökmen Bey ondan çok memnun ama kızı ben biliyorum. Yeni gelen sekreterlere yapmadığını bırakmaz. Sesimi çıkaramıyorum, o başka."
"Anlıyorum,"dedim başımı öne eğerek. "Ama katlanacağım. Maaşı iyi, yemek var. Yükselme şansım var. Rahat, daha ne olsun?"
Edis, "sana kolay gelsin o zaman,"dedi ayağa kalkarak. O uzaklaşırken bu Duru'dan daha çok nefret etmiştim. Birazdan sarışın, saçları atkuyruğu bir adam yanıma geldi.
"Alev ince."
"Buyurun benim,"dedim.
"Benimle geliyorsunuz, kimlik için fotoğrafınızı çekmem lâzım" dedi. "Benim kimliğim var,"diyince adam kahkaha attı. "Hahaha, bu iş kimliği."
Ayağa kalktım ve "Gökmen Bey'e haber vereyim" deyip odanın kapısını tıklattım.
"Giiir."
Odaya girdiğimde Gökmen Bey bilgisayarda bir şeyler yazıyordu. Başını kaldırmadan "Ne var Alev?" dedi. "Fotoğrafçı gelmiş de kimlik fotoğrafı çektirmeye gidiyorum, size söyleyeyim dedim."
"Git Alev" dedi umursamaz bir tavırla.
Ben de odadan çıkıp kapıyı kapattım ve adama "Gidelim," dedim. Birlikte ilerleyip asansöre bindik ve -1. katta indik. Burası çok değişik bir yerdi. Koca bir salondu ve askılarda kıyafetler asılıydı. Adamı takip ettim ve bir odaya girdik. Burası stüdyoydu. Adam, karşıdaki makyaj aynasını işaret ederek bana döndü.
"Saçını düzeltip makyaj yapmak istersen beklerim."
"Gerek yok, çekilelim." dedim. Adam, "Sen bilirsin." dedi. Topuzumdan taşan saçlarımı kulağımın arkasına atıp oturağa oturdum. O anda içeri bir kız girdi.
"Çağrı Bey, mankenlerin çekimi var. Acil gelmeniz lâzım." Adam, o kıza döndü. "İşim bitsin hemen geliyorum." dedi ve fotoğraf makinesini eline alarak bana döndü.
"Dik dur ve gülümse. Dimdik durdum ve başımı yukarı kaldırıp gülümsedim. Flaş patlayınca tek gözüm istemsizce kısıldı. Adam bana döndü.
"Tamamdır, çok güzel oldun."
"Cidden mi?" dedim. Adam gülmemek için kendini zor tuttu.
"Şimdi ben gidiyorum. Kimlik kartın öğleden sonra çıkar. Danışmadaki kızdan alırsın." diyerek hızla odadan çıktı.
Ben de arkasından çıktım. Fotoğrafın güzel çıkmadığını biliyordum. Ben
böyle yürürken kadının birine çarptım. Başımı kaldırdığımda beyaz elbiseli, 180 boylarında sarışın bir kadındı.
"Ay dikkat etsene geri zekalı." demez mi? Kadına saç baş dalasım geldi ama kendimi tuttum. Hızla asansöre doğru ilerleyerek düğmeye bastım. Asansör açıldığında içeri girdim ve tekrar düğmeye bastım. Asansör durduğunda koridorda yürüdüm ve masama oturdum. Birazdan Asude Hanım, yanında bakır kızılı saçlı genç bir kızla geldi. Ayağa kalktım.
"Sen hâlâ çalışıyor musun? Öğle molası oldu. Gel bizimle aşağıya yemek yiyelim. Onları takip ettim ve asansöre bindik. Zemin katta indik ve yürümeye başladık. Uzun koridorda yürümeye başladık. Cam bir kapıdan kocaman bir restauranta girdik. Asude Hanım ve yanındaki kız kimlik kartını çıkarıp bastılar ve geçtiler. Ben arkada kalakaldım. Asude Hanım bana döndü. "Gelsene."
"Kimliğim yok,"dedim. Asude Hanım kimliğini bastırdı ve bana dönüp
"Geç, " dedi. "Bu seferlik benden olsun."
"Sağ olun," dedim minnettarlıkla. Birlikte tabldotlarımızı, çatal, kaşık ve ekmeklerimizi aldık ve sırayla yemeklerimizi koydurduk. " Menü süperdi. Domates çorbası, tas kebabı, mantı, salata, kazandibi tatlısı. Masaya oturduğumuzda etrafa bakındım:
"Gökmen Beyle Edis Bey nerede?" diye sordum. Asude Hanım gülümsedi. "Onlar müdür ve yardımcısı. Yemekhanede takılmazlar pek. Dışarıda pahalı restaurantları seçerler. Duru da onlardan ayrılmaz. Ben de insan kaynakları müdürüyüm ama cebimin hesabını bilirim. Buranın yemekleri çok şükür güzel. Ne diye dışarıda masraf edeyim? Erdal Bey sağ olsun bize yemek hizmeti sağlıyor."
"Erdal Bey kim?" diye sordum. Asude Hanım "patronumuz, yönetim kurulu başkanı,"dedi. "Anladım,"dedim. Kızıl saçlı kız, "Tuzu uzatır mısın?" dedi. Tuzu uzattım. Asude Hanım kızın omzuna dokundu. "Bu Rüya, iki ay önce işe başladı. Ofis elemanı." Kıza "memnun oldum,"diyerek elimi uzattım. Kız elimi sıktı. "Ay ben de memnun oldum."
Birlikte yemeğimizi yemeye başladık. Ben yemeklere saldırdım tabii. Birazdan temizlikçi kız gelip boş tabakları aldı. Başka bir kız çay getirdi. Çaylarımızı alıp yudumladık. Rüya, bir anda ceplerini aramaya başladı. Çantasını karıştırdı. Merakla sordum.
"Ne arıyorsun?"
"Ay cep telefonum yok, onu arıyorum gördün mü?"dedi. "Masada duruyor." dedim. Rüya telefonu eline aldı. "Ay buradaymış görmemişim,"diyip ayağa kalktı.
"Ay benim bir lavaboya gitmem lâzım yerimi koruyun."diyince Asude Hanım ona baktı.
"Kız yemek bitti, masalar boşaldı. Daha kim oturur buraya? Haydi sen git."
Rüya giderken Asude Hanım bana döndü. "Rüya benim kız kardeşimin kızı. Biraz dalgındır. Zar zor onu işe aldırdım."
Bizim katta danışmada çalışıyor. Getir götür işleri falan yapıyor ama çok temiz kalplidir. Bir gram kötülük düşünmez."
"Önemli olan da bu değil mi?" dedim. "Öyle," dedi başını sallayarak. Birazdan yanımıza siyah küt saçlı esmer zayıf beyaz gömlekli siyah etekli bir kız geldi ve masaya oturdu. Asude Hanım, beni işaret ederek kıza döndü. "Zehra, bu kız Alev. Gökmen Bey'in yeni sekreteri." deyip bana döndü. "Alevciğim, bu Zehra. Benim asistanım, sağ kolum. Elim ayağım."
Kız gülümsedi ve elini uzattı. "Tanıştığımıza memnun oldum Alev."
"Ben de memnun oldum." dedim elini sıkarak. Asude Hanım kıza döndü:
"Sen nerelerdeydin Zehra?"
"Dışarıda yedim kusura bakmayın. Normalde sizden ayrı yemezdim ama arkadaşım çağırdı mecbur kaldım."
"Ne demek Zehracığım ne kusuru?"dedi ve bana döndü Asude Hanım. "Zehra çok saygılıdır, benden ayrı yediği yemeği bile gelip söyler. Üstelik çok çalışkandır."
"Teveccühünüz Asude Hanım,"diyerek gülümsedi kız. Birazdan Rüya yanımıza geldi. Asude Hanım Rüya'ya döndü. "Rüyacığım, çek bir sandalye otur."
Zehra, "Ben kalkardım Asude Hanım," dedi. Asude Hanım onu kolundan tuttu. "Kalkmana gerek yok. Rüya sandalye çeker, öyle değil mi Rüya?"
"Evet efendim,"diyerek sandalye çekip oturdu Rüya. Görünüşe bakılırsa biraz rahatsız olduğu belliydi.
Asude Hanım saatine baktı ve ayağa kalktı. " Acele edin kızlar, çok oyalanmışız mola bitti." Koşarak asansöre bindik ve 3. kata bastık. Kapı açılınca Rüya danışmadakî yerine oturdu. Asude Hanım ve Zehra odalarına girdi. Ben
de ilerleyerek masama oturdum. O
anda akhma kimlik geldi. Onu almayı unutmuştum. Tam ayağa kalkmıştım ki beyaz gömlekli siyah pantolonlu bir kız yanıma geldi ve "Alev Hanım kimliğiniz,"diyerek elindeki kimliği bana uzattı.
Elimdeki kimliğe bakar bakmaz kalp krizi geçirecektim. Allah'ım o nasıl resim? O nasıl bir tip? Gözümün biri açık, biri kısılmış, başımı o kadar yukarı kaldırmışım ki burun deliklerim selam veriyor. Saçlarım toplu olduğu için suratım kartopu gibi çıkmış meydana. Suratıma tüküresim geldi bir an. Ben şimdi bu kimliği yakama assam Alev diye, gülmezler mi bana bir taraflarıyla? Ulan fotoğrafçı Çağrı, hani çok güzel çıkmıştım lan, beni salladın. Ben de seni sallamam mı? Seni fotoğrafçı diye işe alanı bilmem ne edeyim ben. Münasip yerime kaş göz çizsem bundan daha güzel olurdum. Tüküreyim senin fotoğrafçılığına.
Ben böyle kimliğe bakarken kapı açıldı ve Duru, kapının önünden seslendi. "Gökmen Bey seni çağırıyor." koşarak Gökmen Beyin odasına girdim. Ciddi bir tavırla bana döndü.
"Bak Alev, benim dışarıda işim var. Edis ve Duru da gelecek. Bu durumda senin bugün işin kalmadı, gidebilirsin?"
"Teşekkürler,"dedim gülümseyerek. Gökmen bana dikkatlice baktı. " O elindeki ne? "
"Hiiç," dedim kimliğimi arkama saklayarak. Duru, " nasıl hiç?" diyerek kimliği elimden aldı ve baktı. Bir anda kahkaha attı. "Ahahaha! Bu sen misin?" Gökmen Bey, "Ver şunu bakayım," diyerek kimliği eline aldı."
"Şey, fotoğrafçı biraz kötü çekmiş,"dedim mahcup bir şekilde. Gökmen bey, "olabilir, insanlık halidir,"diyince ne düşünceli bir adam dedim kendime. Gökmen bey, "ama bu çok komikmiş, diyerek kahkaha attı. Duru da gülmeye başladı. Öyle dakikalarca güldüler. Ah be müdür, sana düşünceli diyende kabahat. Rezil kepaze oldum resmen. Gökmen bey, elindeki kimliği bana uzattı. "İyi günler Alev, ilk günden bizi güldürdün ya, Allah da seni güldürsün,"dedi. Sinirlenmiştim, "Size iyi günler," dedim ve hızlı adımlarla yürüyerek asansöre doğru ilerledim ve düğmeye bastım. Kapı açılınca içeri girip düğmeye bastım. Asansör açılınca koşarak kendimi dışarı attım. Merdivenlerden inerken dengemi kaybedip yere yapıştım. Başımı kaldırdığımda Edis, bir kaç kızla gülüşüyordu. Edis yanıma geldi ve elimi tuttu. "Hanfendi, yardım edeyim." İstemem, diyip elimi geri çektim ve ayağa kalkıp yürümeye başladım. Edis yanındaki kıza döndü. "Düşen bir bayan görsem yardımcı olurum, müdür yardımcısı olsam da centilmen olmalıyım. Bayanlar bir çiçektir."
"Çok kibarsınız Edis Bey."
"Çok tatlısınız."
Seni çapkın, bana yardım edip kızlara prim yapmak. Lan yer miyim ben bunu? Sinirle bahçeden dışarı çıktım ve yürüye yürüye bir hal oldum. Ayaklarım acıyordu. Bir daha topuklu giyersem ne olayım? Sonunda durağa gelmiştim. Az sonra otobüs geldi bindim ve koşarak yaşlı bir kadının yanındaki boş yere oturdum. Telefonumun kulaklığını takıp Ferdi Tayfur açtım. "Ben de özledim ben de resmin var şu an elimde." Sonra Müslüm baba, Orhan baba, Ümit Besen devam ettim. Otobüs de o kadar sıcak ki, bir de milletin ter kokusu. Zor dayandım. Nihayet Sarıyer'de durdu. Ben de indim ve mahalleye doğru yürümeye başladım. Gizem, apartmanın önünde arkadaşlarıyla çekirdek çitliyordu. Beni görünce sesini yükseltti. "Ayol kızlar, bugün bir belgesel izledim var ya şok oldum."
Yanındaki kız, "Ne izledin ki?"diye merakla sordu. "Ayının biri holdinge girmişti çok komikti." Üçü birden kahkahalar attı. Benim de tepem attı. Ayağımdaki topukluyu çıkardım ve "şerefsizler,"diyerek üstlerine yürüdüm. Kızlar kaçmaya başladı, ben de kovalamaya. Yetişemedim daha da sinirlendim. Bu Gizem bir gün elimde kalacak ama, neyse. Ağır adımlarla geri döndüm ve ayakkabılarımı elime aldım ve apartmana girdim. Merdivenleri çıkacakken omzuma dokunan elle arkamı döndüm. Bu, Fahriye teyzeydi:
"Kız Alev, o ayağının hâli ne?"
"Ne varmış ayağımda?" dedim bıkkınlıkla. "Kız sen onu boş ver de nişanınız hayırlı olsun,"demez mi? Çok şaşırmıştım. "Ne nişanı?" dedim merakla.
"Ay kız senin dünyadan haberin yok.
Mahalle çalkalanıyor. Bu akşam deden nişanlanıyormuş."
"Ne?" diyerek kapıya koştum ve zile bastım. Birazdan kapı açıldı. Annem moralsiz bir sesle "Hoş geldin kızım,"dedi.
"Anne bu doğru mu? Dedem nişanlanıyormuş."
Annem, "Doğru kızım." dedi moralsizce. "Bu akşam Farah abisiyle nişan takmaya gelecek. Haftaya da nikah kıyacaklarmış."
Nikahı duyunca daha bir şok olmuştum. Ah dede ah. Senin bu evlenme merakın hepimizin başına dert olacaktı.