4. BÖLÜM

2110 Kelimeler
Atilla'nın ardından yıkılmıştım ama dik durmalıydım. Gözyaşlarımı silerek apartmana doğru yürüdüm. Merdivenleri çıkıp zile bastım. Annemin kapıyı açmasıyla yüzünün düşmesi bir oldu. "Kızım, sen ağlamışsın. Ne oldu sana?" Ağlayarak anneme sarıldım ve aklıma babaannem geldi. "Babaannemi çok özledim anne. Biz onun lokmalarını da mı dağıtacaktık? " Annem, saçlarımı okşayarak bana baktı: "Ah kızım, ölenle ölünmüyor ki. Hem bu ilk lokma dağıtman değil ki." "Bu seferki başka,"diye ekledim. "Birden gözümün önüne geldi kadıncağız, içim cız etti." Annem, yanaklarımı okşadı ve o kara gözlerini, gözlerime dikti. "Başka bir şey yok değil mi kızım?" Omuz silkip, "yok" diye cevap verdim ve odama doğru yürüdüm. İçeri girince kapımı kapatıp kendimi yatağa attım. "Ah annem, bilmesin bir erkek için ağladığımı. Bilmesin bu acizliğimi. Kızının aşk acısı çektiğini görmesin. O güzel yüreğine keder olmak istemem. Babaanneciğim, seni bahane ettiğim için de affet beni. İnan seni de çok özlüyorum. Odanın tıklanmasıyla Canberk içeri girdi. "Abla, sana ne oldu böyle?" "Babaannemi özledim,"diye cevap verdim. Canberk bana sarıldı. "Üzülme abla. Babaannem cennette mutlu. Haydi gel dondurma yiyelim. Kakaolusu hep senin olsun ben vanilyalıya razıyım. Yeter ki sen üzülme." Gözyaşlarımı silip "yiyelim,"dedim ve daha sonra mutfağa geçtik. Canberk, dondurmaları koydu ve birlikte balkona çıkıp yedik. Bu ailede depresyona falan girilmez. Hele ki böyle güzel bir kardeşiniz varsa. Millet kardeşiyle kavga eder, biz bal şeker gibiyiz. Allah bozmasın, kardeşimin kıymetini bilmeliyim. O gün geç saatlere kadar balkonda oturduğumu bilirim. Gece geç yatmıştım. O sabah kalkıp mutfağa girdim. Tavaya iki yumurta kırıp yedim. Daha sonra da bulaşıkları toplayıp paramı aldım ve markete indim. Çikolata, cips, abur cubur ne varsa aldım. Parayı ödeyip eve doğru yürüdüm. "Alev, parti mi var kız?" Bu, Pelin'di. Gülümseyerek "yok,"diye cevap verdim. Daha sonra da eve çıktım. Kapıyı açıp odama girdim ve pijamalarımı giydim. Daha sonra mutfağa girip suyu ocağa koydum. büyük salata kasesi çıkarıp cipsleri döktüm ve bir sürahi su ve bardak aldım ve tepsiye koyup odama götürdüm. Tekrar mutfağa girip kupaya kaynar suyu koyup poşet kahveyi ekledim ve odama girip kapısını kilitledim. Laptoptan arabesk müzik açtım. İşte şimdi hazırdı. Depresyon modu. Orhan baba, batsın bu dünyayı söylüyordu. Gerçekten de batsın be bu kahpe dünya. "Batsın." Kahvemi yudumlayıp cipsleri atıştırdım. Biraz da çekirdek. Şu keki de açıp yiyim. Dünya varmış. Aşk benim neyime. "Verdiğim emeklere yazıklar olsun." Ne güzel de demiş Orhan baba. Helal sana. Ben böyle takılırken saatin nasıl geçtiğini anlamadım hâliyle. Arada bir tuvalet molası da verdim. Orhan babanın tüm şarkılarını dinledim neredeyse. "Bak yüzüme gül diyecek yüzün kalmadı, sana aşkı anlatacak sözüm kalmadı, senin için ölmeye lüzum kalmadı, yemin ettim aşka tövbeler olsun." Gözlerim, şarkının etkisiyle kapandı. Kendimi, bir anda bir salonda buldum. Atilla ve Çağla nikah masasına oturmuş, herkes de onları tebrik ediyor. Atilla, beni görünce yanıma geldi. "Sana beni unut demedim mi? Nikahıma gelme, istemiyorum seni." Gözyaşlarıyla haykırdım ona: "Senin için ölmeye lüzum kalmadı, yemin ettim aşka tövbeler olsun." Allah'ım, ben neler saçmalıyorum? Bu bir kabus olmalı. Kolumu çimdiklememle uyandım. Annem kapıya vuruyordu. "Kızım, iyi misin? Odan neden kilitli. O müzik niye açık?" Ayağa kalkıp Orhan babayı kapattım. Bu nasıl müzik? İnsanın rüyası da arabesk oluyor. Kapları dolabıma koyup kapattım ve daha sonra kapıyı açtım. Kapıyı açmamla Pelin'in bana sarılması bir oldu. "Kanka, az konuşalım mı?" "Tamam,"diye yanıtlayıp kapıyı kapattım. Pelin bana döndü. "Bu hâlin Atilla yüzünden değil mi? Dün gece sana yalan söyledim, evde yok diye. Ama annem her şeyi berbat etti. Evde olduğunu söyledi. Sen de onu sevgilisiyle gördün." Var gücümle Pelin'e sarıldım. "Evet kanka. Ama sadece bu olsaydı beni üzen." Pelin, gözlerini bana dikti: "Daha ne var ki?" "Dün gece Atilla yanıma geldi ve onu unutmamı söyledi. Bir de sözlenecekmiş. Biz ayrı dünyaların insanıymışız. Öyle dedi bana." "Ayrı dünyaların insanı ne demek? Bunu nasıl yapar sana? Üzüleceğini bile bile nasıl söyler bu cümleyi? "diyerek ayağa kalktı Pelin. "Ben ona sorarım." Pelin'i kolundan tuttum: "Boş ver Pelin değmez kızmana. İnan değmez." Pelin, yaşlı gözlerle bana bakıp elimi tuttu: "Senin de gözyaşlarına değmez be güzelim. O senin tırnağını hak etmiyor be. Sen, en iyilerini hak ediyorsun. Üzülme kanka. Senin kısmetin senin gibi güzel kalpli insan olacak, ben inanıyorum." Bunları söylerken o kadar ciddiydi ki. Ah benim güzel Pelinim. Ne güzel de teselli ediyor arkadaşını. "Takmam artık,"dedim. " Biz ayrı dünyaların insanıyız." "Bunu da mı sana o dedi?" "O dedi be Pelin, artık takmıyorum. Cips yiyelim mi? Çikolata da var. Dolaptan çıkarayım." "Şahane olur be kanka. Arkadaş partisi. Ama arabesk müzik yok. Neşeli bir şeyler açacaksın." "Neden olmasın?"dedim ve laptoptan mezdeke açtım. Biz Cipslerimizi tıkınırken Canberk yanımıza geldi. "Abla, ben de size katılabilir miyim?" "Gel,"dedim. Canberk yanımıza oturdu. Daha sonra, mezdeke eşliğinde dansettik. Biz böyle oynarken kapı açıldı. Dedemdi bu. "Bunlar zırdan delirdi,"diyerek kapıyı kapattı. Hep beraber kahkaha attık. Parti bitince hep beraber akşam yemeği yedik. Hem de o kadar cipsin üstüne. Pelinim, iyi ki varsın bir tanem. Canberk, sen de iyi ki varsın canım kardeşim. Beni bu kadar seven insan varken sevmeyeni kafama takıp üzülmeme değer mi diye düşünüyorum. Ama şu kalbime söz geçiremiyorum ki. O gece Pelin gidince ben de erkenden yatağa girdim. Kapı açıldı. Bu, Canberk'ti. "Abla." "Efendim ablam." "Bugünkü parti çok güzeldi. Bir daha yaparız değil mi?" "Neden olmasın?"diye yanıtladım. Canberk, " abla sen bir tanesin ,"diyerek odadan çıktı. Ben de gözlerimi kapattım. Sisli bir yolda yürüyorum. Atilla ve Çağla, kol kola yanımdan geçiyorlar. beni umursamadan. Ben de arkalarından hüzünle bakıyorum. O esnada sırtıma biri dokundu. Baktığımda bu, babaannemdi. Şakınlıkla, "Babaanne,"diyiverdim. Bembeyazlar içinde o kadar güzeldi ki. "Boş ver kızım. Değmez boş sevdaya,"diyerek saçlarımı okşadı. O esnada uyandım. Saat henüz sekizdi. Allah'ım, bu rüya nasıl bir şeydi böyle. Döktüğüm gözyaşlarım ta babaannemin ruhuna ulaşmış. O da beni teselli etmeye gelmiş. Canım babaanneciğim. Ruhuna ne kadar Fatiha okusam az. Üstümü giyinip mutfağa girdim. Herkes kahvaltıdaydı. Annem beni görünce şaşırdı. "Kızım, sen bu saatte kalkar mıydın?" Tabii alışmışlar benim manda gibi uyumama. Tuhaflarına gitti vesselam. Sofraya oturup çayımı koydum ve çatalımı elime aldım. Anneciğim, mis gibi patates kızartmış. Canberk'le saldırarak yedik. Annem dedeme döndü: "Baba, sen fazla yeme. Kolesterolün var." "Taş gibi delikanlıyım, dokunmaz,"diye atarlandı dedem. "Ama baba, dikkat et biraz." "Lokmalarımı mı sayıyorsun gelin? Bulmuşken yiyeyim." İlahi dede ya. Benim dedem çok komiktir. Yani çocuk gibidir. Babaannemden sonra iyice çocuklaştı. Kahvaltıyı bitirince annem ve Canberk, evden çıktılar. Canberk, çıkmadan önce beni öptü. Erken kalkmak iyiymiş ya. Tüm aile üyeleriyle ortak kahvaltı yapmak çok güzel. Ben, masayı toplayıp bulaşıkları makineye koydum. Daha sonra da çayımı alıp balkona çıktım ve yudumlamaya başladım. Atilla, Çağla denen kızla kol kola apartmana girdiler. Onları görmemek içeri geçtim ve televizyon karıştırmaya başladım. Ah şu diziler. Kız, onca eziyetine rağmen neden bu adamla evli kalır ki? Hiç anlamıyorum. Ah şu Hintliler. Biriniz de gönüllü evlenin be. Hep zoraki evlilikler. Kanalı değiştirdim. Çocuk kanalı açtım. Arı maya. Oh ne güzel arı olmak. Daldan dala konup bal toplamak. Aşk acısı yok, yürek yangını yok. Bir arılar kadar mutlu olamadık vesselam. Zilin çalmasıyla kalkıp kapıyı açtım. Pelin'i görmemle şaşırdım. "Pelin, sen işte değil miydin?" "Hayır, izinliyim canım." Pelin, içeri girdi ve kapıyı kapattım. Oturma odasına girdiğimde Pelin, bana döndü. "Kanka, sen çizgi film mi izliyorsun? İyice kafayı yiyeceksin evde. Bak ne diyorum, seninle bugün alışveriş yapalım mı?" "Oluur, ama benim kıyafete ihtiyacım yok." "Bana alırız kanka, senin zevkin iyidir. Bana yardımcı olursun." Pelini kıramazdım. Zira o benim en iyi arkadaşım. Hemen odama girip üstüme bol bir tişört ve ince kumaşlı yazlık, bol pantolon geçirdim. Saçlarımı da topuz yapıp deodorant sıktım. Hazırdım, bu kadar basit. Bazı kızların ayna karşısında çok oyalanmasını anlayamıyorum. Giyindikten sonra mutfağa girip Mahmut'un kabına mama koydum. Dedem ortada olmadığı için balkona çıkmak yasak Mahmut efendi. Tabii saldırdı mamaya bizim tosun paşa. Suyunu da koyup salona geçtim. Pelin beni bekliyordu. "Gidelim kanka,"dedim. Pelin'le evden çıktık ve yürümeye başladık. Biz köşeyi dönünce, Atilla ve Çağla'yı duvarın önünde konuşurken gördüm. Atilla, Çağla'nın saçlarını okşuyordu. Bizi farketmemişlerdi. Dünya umurlarında değildi. Pelin, omzuma dokundu: "Boş ver kanka, değmez." "Takmıyorum ki,"diye cevepladım. Pelin, gözlerime baktı. "Peki o gözlerinin hâli ne? Kızarmış." "Polen alerjisi,"diye geçiştirdim. Pelin, inanmadı tabii ki. "Bugüne kadar yoktu, nereden çıktı bu alerji? Sen bana yalan söylüyorsun. Besbelli ağlamışsın." "Boş ver Pelin,"dedim ve yürümeye başladık. Yürüye yürüye avmye varmıştık. Avmdeki bir mağazaya girdik. Direkt üst kata çıktık. Genç kız reyonu. Pelinim, sıfır beden olduğu için oradan giyiniyor. Kim inanır onun yirmi üç yaşında olduğuna? Oradan pembe bir bluz ve siyah pantolon seçti ve kabine girdi. Ben de o sırada, bir pantolon beğendim. Pelin'e çok yakışır. Az sonra Pelin, kabinden çıktı. "Nasıl olmuş kanka?" "Güzel olmuş,"diye yanıtladım ve elimdeki kot pantolonu gösterdim. "Bunu dene kanka. Sana çok yakışır." Pelin, elimdeki pantolona baktı ve "olmaz,"diye başını salladı. "Bu pantolon dar paça. Dar pantolon benim bacaklarımı çöp gibi gösteriyor. Biz sıfır beden kızlar, dar pantolonu pek sevmeyiz,"dedi ve giysileri karıştırmaya başladı. Kırmızı, çiçekli, askılı uzun bir elbise çıkardı. "Bu olur kanka, tam benlik,"dedi ve kabine girdi. Ben de kabinin dışında onu bekledim. Pelin, kabinden çiçek gibi çıktı. "Nasıl olmuş kanka?" "Harika olmuş,"diye yanıtladım. Gerçekten de çok güzel olmuştu. Canım arkadaşım, elbiselerin en güzeli senin olsun. Sen yeter ki yanımda ol. Başka ne isterim ki ben. Pelin, gülümseyerek elimi tuttu. "Kanka, başka bir mağazaya gidip sana da elbise alalım. Parasını ben ödeyeceğim." "Yok kanka,"dedim. "Ben anca hamilelik reyonundan giyinirim. Oradaki kadınlar da kaç aylık diyip sinirlerimi bozar." Pelin, kaşlarını çattı. "Olmaz öyle şey, doğruca benimle geliyorsun. Sana da elbise alıyoruz." Pelin'i kıramadım ve "peki,"dedim. Aldıklarımızı kasaya ödedikten sonra büyük bedenlerin satıldığı bir mağazaya girdik. Daha doğrusu bir mağazanın hamilelik reyonuydu. Pelin, elbiseleri karıştırdı ve acı yeşil bir elbise çıkardı. Kısa kollu, v yakalı ve uzun bir elbiseydi. "Bunu giy kanka, acayip yakışacak." Hemen kabine girip elbiseyi giydim ve aynaya baktım. Gerçekten çok yakışmışmıştı. Dışarı çıktığımda Pelin, "şahane olmuşsun kanka,"dedi. Daha sonra kasanın yanına gittik. Kasiyer kız yakamdaki alarmı çıkardı. Pelin, parasını ödedi. Tamı tamına yüz liraydı.Pelin'in omzuna dokundum. "Çok teşekkür ederim. Bugün de bana moral oldun. Sen olmasan ben depresyondan çıkamazdım." Pelin, "önemli değil kanka,"dedi. "Daha kuaföre gideceğiz,"diye de ekledi. Birlikte kuaföre girdik ve oturduk. Kuaför kız yanımıza geldi. "Ne yapayım size?" Pelin cevapladı. "İkimizin saçlarına bir fön çek." Kuaför kız benim, öteki kız da Pelin'in saçlarına fön çekmeye başladı. Fön işi bitince kuaför kız bana döndü: "Kaşlarınızı da düzelteyim mi?" "Düzelt," diye cevapladım. Kız, hemen kaşlarımı cımbızla düzeltmeye koyuldu. Kaşlarım fazla dağınık olmadığı için işi çabuk bitmişti. Aynaya baktığımda kaşlarım, yay gibi duruyordu. "Çok güzel olmuş,"dedim. Kuaför kız, "Sizin kaşlarınız zaten çok güzel. Çıktıkça bana aldırabilirsiniz, mutlaka beklerim." dedi. Pelin, kuaför masraflarımızı da ödedi. Kuaförden çıktığımda Pelin'e dönüp dedim ki: "Elbise aldın, kuaför masrafımı karşıladın, sıra bende. İkimize de hamburger menüsü ısmarlıyorum. İtiraz istemem." Pelin, "harikasın kanka,"diyerek boynuma sarıldı. Birlikte asansöre binip üst kata çıktık ve masaya oturduk. İki büyük menü söyledik. İçinde et ve cheddar peyniri vardı. Yanında da patates kızartması ve kola vardı. Ekstradan soğan halkası da söyledim. Pelin'le ikimiz, masadakilere saldırdık. Yiyince çok mutlu oluyorum be. Hele ki böyle lezzetli şeylerse. Parayı ödedim ve kalktık. Avmden çıktığımızda saat üçe geliyordu. Pelin'le mahalleye dönerken çok mutluydum. Benden size öneri, eğer mutsuzsanız ve depresyondaysanız önce bir alışverişe ve size en yakışacak giysiyi alın. Kuaföre gidip bakım yaptırın ve daha sonra canınızın çektiğini yiyin. Depresyon kalmayacaktır. Bu arada, yanınızda can ciğer kankanızın olması yüz kat daha etkili olur. Her şeye sahip olabilirsiniz ama iyi bir arkadaşa sahip olmak çok zordur. Pelin, o yüzden çok değerli benim için. Oturma odasından gülüşme sesleri geliyordu. İçeri girdiğimde annem, Aliye Teyze'yle mantı yiyordu. Annem beni görünce, "Hoşgeldin kızım," diyerek ayağa kalktı. "Sen otur, sana mantı getireyim." "Biz Pelin'le yedik,"diye cevapladım. Annem tekrar oturdu ve mantısını yemeye başladı. Annemi dürttüm. "Anne, bana bir baksana." Annem, bana baktı. "Ne var kızım?" "Bende bir değişiklik görüyor musun?" "Elbisen yakışmış." "Peki anne." dedim. "Bende başka bir değişiklik görüyor musun?" Annem, beni bir müddet süzdü. "Kızım, hasta mısın? Rengin solgun biraz." Bu cevaba şok olmuştum. Ben kuaförde kaş aldırtmışım, saçlarımı fönletmişim, dediği cümleye bak, pes valla. "Ay ben bildim vallahi? Söyleyim mi?" diye atladı Aliye teyze. "Kız sen kilo almışsın. Ama sana da kilo yakışıyor." demez mi? Yok artık. Kuaföre gitmem kimsenin dikkatini çekmiyor ama neden? O kadar mı silik bir kızım yani? Ben böyle otururken içeri kim girse beğenirsiniz? Harun, geldi ve şak diye yanıma oturdu. Beri kaydım. Harun geldi yapıştı. O çarpık dişleriyle gülümseyerek, "Bugün çok güzelsin." dedi. Durumu farkeden annem, ayağa kalktı. " Kızım, sen buraya gel istersen. Harun rahatsız olmasın." Aliye teyze atladı hemen. "Ay ne rahatsız olması? Rahatsız olmaz benim oğlum değil mi?" Harun, "Valla olmam," diyerek sırıttı. İtici şey, bir de sırıtıyor utanmadan. Ayağa kalkıp odama doğru yürüdüm. Zira daha fazla katlanamayacağım. Tam odama girecekken zil çaldı. Canberk olmalı. Koşarak kapıyı açtım. Kapıyı açmamla şok olmam bir oldu. Dedem, yanında genç ve güzel bir kadınla duruyordu. Kadın, uzun boylu ve yeşil gözlüydü. Başında da yeşil bir şal vardı. Üstünde kırmızı, uzun bir elbise vardı. "Dede bu kim?" dedim. Ne derse beğenirsiniz? "Cici babaannen." Allah'ım, sana geliyorum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE