3. BÖLÜM

2022 Kelimeler
Derin bir nefes alıp yürümeye başladım. Susadığımı hissedip pet şişemi açtım. Suyumu içerken merdivenleri çıkmaya başladım. Döner kapıdan içeri girdiğimde danışmadaki kıza sordum. "Sekreter mülakatı nerede yapılıyor?" Kız, eliyle işaret etti: "Koridordan sağa dönün, orada asansörler olacaktı. Üçüncü kata çıkın. Tek bildiğim bu. Oradaki danışmaya sorun. Size yardımcı olacaktır." Kıza teşekkür edip koridoru döndüm ve asansörün düğmesine bastım. Birazdan uzun boylu, sarışın bir adam arkamda belirdi. Takım elbise falan jilet gibi. Adam desen maşallahı var. Kendine gel Alev. Atilla'ya aşıksın sen. Asansörün açılmasıyla ikimiz de içeri girdik. Adam üçüncü kata bastı. Ne çok ortak noktamız var ama. Adama bakmamaya çalışırken suyumu yudumluyorum, baktığımı hissetse yanlış anlayacak. Arada bakıyorum tabii çaktırmadan. Ben böyle mal mal davranırken topuklu ayakkabıda dengemi kaybedip bir şişe suyu adamın üstüne boca ettim. "Hanfendi, ne yaptınız?"diye kaşlarını çattı hâliyle." Gülümsemeye çalışarak, "bilmeden oldu,"diyiverdim. "Hem su, leke yapmaz,"diye de devam ettim. Allah'ım bir de leke yapmaz diye üste çıkmaya çalışıyorum. Sen kimsin Alev? Bu adam ya müdürse, o zaman işi kaybettin Alev. Yok be ne müdürü? Müdür tipi yok bunda. Serseri çocuk tipi var. Sen anca kendini kandır. Adam bir de patronsa, değil işe alınmak, holdingin önünden bile geçemezsin. Geri zekalı, bir çuval inciri berbat ettin. Asansörün açılmasıyla adam, "hayret ya,"diyerek çıktı. Ben de peşinden çıktım. Adam arkasına döndü: "Kime bakmıştınız?" "Sekreter mülakatı için gelmiştim. Hangi odada yapılıyor?" "Şu karşıdaki koridordan dümdüz gidin. Sağdaki ilk kapı." "Teşekkür ederim,"diyerek yürümeye başladım. Nihayet kapıyı bulmuştum. İçeri girdim. Masasında oturan kırklı yaşlarda bir kadın, beni şöyle bir süzdü. "Mülakat için mi geldiniz?"diye sordu. "Evet,"diye yanıtlayıp dört tane artist gibi kızın yanına oturdum. Sanki sekreter ilanına değil, modellik ilanına gelmişler. Tuhafıma gitti vesselam. Bir de bana tuhaf tuhaf bakarlar. Kadın söze girdi: "Ben, insan kaynakları müdürü Asude Parlak. Seni tanıyalım." "Alev İnce,"diye söze girdim. "Demek ince" diye söylendi. kadın. Haklı tabii. Soyadım ince ama ben kalınım. Bir soyadıma layık olamadım. Tüh bana. "Sarıyer'de oturuyorum, İktisat mezunuyum. Yabancı dilim çok iyidir. Bilgisayar bilgim de öyle,"diye devam ettim. "Daha önce hiçbir yerde çalıştın mı?" "İki sene önce bir restaurantta muhasebecilik yapıyordum. Restaurant kapanınca işsiz kaldım,"diye yanıtladım. "Hobilerin neler?" Yan gelip yatmak ve abur cubur tıkınmak. Ama bunu demeyeceğim tabisi. "Kitap okumak, müzik dinlemek, spor yapmak,"diye cevapladım. "Demek spor yapmak." Kendine gel Alev. Spor yapmak nedir be? Kadın buna inanır mı sence? "Hangi sporla ilgileniyorsunuz?" diye sordu kadın. Haklı tabii. Benim gibi dombili birinin spor yapıyor olması inanılmaz. "Karate, boks, güreş,"diye yanıtladım. Güreş mi dedim? Allah'ım şimdi de kiminle güreşiyorsun diye sormazlar mı adama? Heyecanlanınca iyice saçmalıyorum. "Seni neden işe alalım?" Oh! Bildiğim yerden çıktı soru. "Pişman olmazsınız,"diye söze girdim."İnanın pişman olmazsınız. Sorumluluk sahibiyim ve azimliyim. Yorulmam, bıkmam." Kadın, gülümsedi. "Güzel. Son bir soru soracağım,"dedi. "Kendini beş yıl sonra nerede görüyorsun?" "Holdinginize değer katan bir eleman olarak görüyorum,"diye yanıtladım. Kadın cevabımı beğenmiş olacak ki, başını olumlu yönde salladı. Şimdi sizi test edeceğim,"dedi kadın. Önce bize ingilizce sorular sordu. Tam zamanında yanıtladım. Daha sonra bilgisayar bilgimizi ölçtü. Klavyede bir metin yazdırdı ve hızımızı test etti. Diğerlerini solladım tabii. En son muhasebe bilgimizi ölçtü. Onu da geçtim. Sınav bitince kadın bize döndü: "Biz sizi ararız." En sevmediğim cümle. "Bok ararsınız,"diye geçirdim içimden. "Biz sizi ararız"ın Türkçe'de karşılığı "yallah dışarı" demek. Yine de umudu kesmemek lâzım dimi ama? Mülakat bitince odadan yorgun bir hâlde çıktım. Ösym bile bu kadar zor sormuyor vesselam. Neyse kurtuldum. Asansöre bindim ve aşağıya indim. Hızla holdingten çıktım ve durağın önüne geldim. Saatime baktım. Acıkmıştım ama şimdi bir yerlerde oyalanırsam otobüsü kaçırırım. En iyisi babamın çalıştığı pideciye gitmek. Orada karnımı bir güzel doyururum. Otobüsün gelmesiyle otobüse bindim ve tek boş koltuğu kaptım. Otobüs ilerliyor falan, yaşlı bir teyze, kaşlarını çatmış başımda bekliyor. Benimle bir derdi mi var çözemedim yani? O böyle bakınca dayanamadım ve sordum. "Hayırdır teyze, ne bakıyon?" Teyze kaşlarını çattı: "Utanmaz seni. Bir de hayırdır diyor. Yaşlılara yer vermek yok." Öndeki amca, arkasını döndü tabii. "Şimdiki gençlikten hayır gelmez. Yazık ananızın emeklerine. Hemen kalktım ayağa, kadın oturdu ama bakışlar hâlâ aynı. "Utanmaz. Söylemesek yer vermeyecekti." Ne kadar da asık yüzlü teyze. Karşıma hiç normal bir teyze çıkmayacak mı acaba? Mahalledekiler ayrı bir cins. Yaşlılıktan hep bunlar. Ayakta duruyorum ama ayaklarım koptu. Seksen beş kiloyu taşımak kolay değil hâlince. Koltuğun beri tarafında oturmuş bir delikanlı gördüm. Yaşça on yedi var gibi. Diğer tarafı boş tabii. Yanına geldim ve seslendim. "Az kayar mısınız?" Çocuk, kulağında kulaklık, ağzında sakızı geverek konuştu: "What?" Bir an onu tekme tokat dövesim geldi. Bir de dalga geçiyor salak. Kulağından kulaklığı çıkardım. "Az kayar mısınız?" Çocuk, kulaklığı kulağına taktı ve cevabı şu oldu. "Kaymıyorum." İşte, o zaman sabrım taştı. O sinirle kulaklığı kulağından çıkarıp var gücümle bağırdım. "Kay laan! Yoksa seni şu cama yapıştırırım, hiç acımam." Herkes başını bize çevirdi. Çocuğun ağzındaki sakız kucağına düştü. Ürktü hâliyle zavallı. Sessizce kenara kaydı. Ben de koltuğa oturdum. Benden nasıl korktuysa zavallı, kendi yapıştı cama. O cama yapışık, ben koltuğun berisinde gidiverdik. Ama çocuk nasıl kım. Çıtı çıkmıyor. Ben adamı öyle yaparım işte. Sıradaki durağa geldiğimizde çocuk, sakince omzuma dokundu. "Abla, geçebilir miyim? İneceğim de." Yavaşça çekildim ve ona yer verdim. Ay bu ne saygı. Çocuğun psikolojisini bozdum tabii. Ondan bu saygı. Napayım? Sinirlenince kendimi kaybediyorum bir an. Otobüs Sarıyer'de durunca ben de mahallenin başındaki pideciye uğradım. Babam, lahmacunları fırına vermekle meşgul. Beni görünce sarıldı. "Hoş geldin kızım." "Hoş bulduk babacığım,"diye yanıtladım. Babam eliyle alnını silerek,"İş görüşmesi nasıl geçti,"diye sordu. "Çok güzel geçti baba. Sen onu boş verde. Bana üç lahmacun gerek çok acıktım." Babam, üç tane sıcacık lahmacunu tabağa koyup elime verdi. Daha sonra da masaya oturduk. Birazdan garson gelip masaya salata ve ayran koydu. Ayranı çalkalayıp ters çevirdim. Lahmacunun içine salatayı koydum. pul biber ekledim ve limon sıkıp dürdüm. Tam ısıracakken babama sordum. "Baba, sen de yesene." "Yok kızım,"diye cevap verdi babam. "Ben az önce yedim." İyi bari, diyip lahmacumu ısırdım. Sıcak sıcak mis gibi. Lahmacuna bayılırım zaten. Ayranımı yön çevirip pipeti batırdım ve içmeye başladım. Serin serin ne iyi gidiyor bu yaz sıcağında. "Oo Halil efendi, kızın gelmiş,"diyerek yanımıza oturdu Kadim amca. Bu arada Kadim amca, pideci dükkanının sahibi. "Alev kız, Tüm lahmacunları bitirme, müşteriye de kalsın,"diyerek gülümsedi Kadim amca. "Merak etme üç tane yiyorum,"fazla değil, diye cevapladım. Kadim amca yine devam etti: "Daha beni mi yiyecen kız?" "Takılma kızıma,"diye savunmaya geçti babam. Kadim amca ayağa kalktı ve kasaya geçti. Babam da bana döndü: "Alev kızım, çok yeme. Bak bu gidişle evde kalacaksın. Seni isteyen olmaz." "Aman, olmazsa olmasın,"dedim umursamaz bir tavırla. "Olmasın olur mu? Ben seni nasıl evlendireceğim? Benim torun sevmeye hakkım yok mu?" Ah babam. Tek derdi beni evlendirmek. Son zamanlarda taktı kafayı buna. "Benden bu kadar bıktığını bilmiyordum baba,"diyince babam sözümü kesti. "Evlattan bıkılır mı hiç a deli kız? Ben senin iyiliğin için konuşuyorum. Benden sonra sahipsiz kalma diye uğraşıyorum. Kız, yok mu sevgilin? Çekinme, söyle. Ben senin babanım." "Yok babacığım,"diye yanıtladım. Harbiden de yok yani. Adamı mutlu etmek için yalan mı söyleyim? Benim babam bir değişik. Milletin babası kızının sevgilisi olmasına kızar, benimki teşvik ediyor. Sevgilim var desem şuracıkta göbek atar, aha da buraya yazıyorum. Babam, "bir kere müjdeli haberle gel kızım,"dedi ve fırının başına geçti. Yok babacığım. O müjde bana imkansız gibi. Benim sevgilim olacak da, ohoo! Üç lahmacuna gömüldükten sonra markete uğradım. Beş paket cips ve dondurma aldım. Dondurmamı yiye yiye eve doğru yürüdüm. Merdivenleri çıktım ve ayakkabılarımı çıkarıp anahtarı çevirdim. Kurtuldum şu lanetlerden. Ayağımı mahvetti şerefsizler. İçeri girdiğimde odama girip eşofmanlarımı giydim ve kendimi yatağa attım. "Abla, abla kalk." Gözlerimi açtığımda Canberk ve Kerim, başımda bekliyorlardı. Odamın ışığı açıktı. "Sen de mi geldin bacaksız?"dedim Kerim'e. Daha sonra da Canberk'e döndüm. "Saat kaç?" "Sekiz." Oha! Resmen ayı gibi uyumuşum. Üçten sekize beş saat. Canberk ve Kerim'e döndüm. "Çıkın odamdan." İkisi odadan çıkınca esneyerek ayağa kalktım ve yorganı kontrol ettim. Aldığım cipsler duruyordu. İyi saklamışım. Canberk görse bana bırakmazdı cipsleri götürürdü hepsini. Mutfaktan mis gibi kokular geldi. Mest olmuş bir şekilde mutfağa girdim. Annem tavaya lokma döküyordu. "Anne, yine döktürmüşsün,"dedim. Annem bana döndü: "Nihayet uyanabildin Alev. Kaç saattir uyuyorsun. Kış uykusuna mı yattın kızım?" Ne var ki bunda canım? Bir ayının kış uykusuna yatması normal sonuçta. Ama benim gibi bir ayının yaz uykusuna yatması tuhaf hâliyle. Yaz uykusuna yatan bir ayı olarak türümün tek örneğiyim, tebrikler bana. "Bu lokmalar kimin için,"diye sorunca annem kaşlarını çattı. "İnsan babaannesinin ölüm yıldönümünü hatırlamaz mı?" "Hatırlamaz o,"diyerek içeri girdi dedem ve masaya oturdu. "Zahide, bana bir tabak lokma koysana. Canım çekti." Annem, "tamam babacığım,"diyerek dedeme bir tabak lokma verdi. Dedem lokmayı ağzına attı. "Ah Kamile ah! Nasıl da özledim seni." Dedeciğim, seni de anlamak çok zor be! Hem babaannemi özlüyorsun? Hem de kendine kadın arıyorsun. Büyük çelişki vesselam. Canberk da mutfağa girince annem, elimize iki leğen verdi. "Biriniz bu apartmana, biriniz de karşıki apartmana lokma dağıtacak." "Off anne,"diye sızlandı Canberk. Fırsat bu fırsat hemen söze atladım. "Anneciğim, karşıki apartmana ben dağıtırım. Canberk yorulmasın. Bu apartmana dağıtsın." Canberk, "yaşa ablam,"diyerek bana sarıldı. Annem Canberk'e döndü: "Dua et ablana." Karşı apartmanı seçmemin sebebi, Pelinim ve Atillam orada. Ay ne güzel? Lokma getirme bahanesiyle Atilla'yla konuşmak. Leğeni aldığım gibi merdivenleri hızla aşağı indim. Karşıdaki apartman üç katlı. En üst kattan başladım. Zile bastım. Kapıyı Hasan amca açtı. "Babaannemin ölüm yıldönümü için lokma döktü. Tabak getirsene,"dedim. Hasan amca tabağı getirdi ve lokma koydum. Sağ olasın kızım, dedi ve kapıyı kapattı. Bir alt kata indim. Pelin'imin dairesi. Zile bastım ve kapıyı Pelin açtı. "Aa! Hoş geldin kanka, geçsene." "Yok Pelin, tabak getirsene. Annem lokma dökmüş,"dedim. "Kızım kim gelmiş?" "Alev gelmiş anne." Vildan teyze kapıda göründü. Aa hoşgeldin güzel kızım. Hayrola. "Vildan abla, babaannemin ölüm yıldönümü için lokma döktürmüştük." Vildan abla, seslendi: "Kız Peliin, nerede kaldın? Tabak getirsene." Pelin tabağı getirdi ve ben, lokmaları koydum. Aşağıya inecekken Pelin bana seslendi: "Kanka, Atilla evde yok." Vildan abla, Pelin'e döndü: "Nasıl evde yok? Ben az önce eve girerken gördüm." "Demek ki eve gelmiş,"diye mırıldandı Pelin. Onlar kapıyı kapatınca ben de aşağıya indim ve derin bir nefes alarak zile bastım. Birazdan kapı açıldı. Ah Atilla! Ne kadar da tatlısın öyle? "Hoş geldin Alevciğim. Hayrola." Alevciğim. Ne güzel konuşuyorsun sen öyle? Ağzından bal damlıyor mübarek. Kendine gel Alev, yine daldın adama. "Babaannemin yıl dönümü için lokma getirmiştim. Tabak getir de koyayım." "Lokmaya bayılırım." Ben de sana sana bayılırım kuzum, diye içimden geçirdim. "Atilla, kim gelmiş?" Kim bu kız? Birazdan sahte sarışın, uzun, ince bir kız Atilla'nın yanına geldi. "Tabak getirir misin?"dedi kız Atilla. Ben donmuş kalmıştım. Şu an ayakta zor duyuyorum yani. Harbiden kim bu kız? Kız, tabakla geldi ve lokmaları koydum. "Biraz daha koy,"dedi kız. Atillacığıma ancak yeter. Atillacığım mı? Ne demek bu? Atilla, kıza dönerek, "sen içeri geç,"dedi. Kız, onu takmayarak bana elini uzattı. "Bu arada, ben Çağla. Atilla'nın sevgilisi." İşte o an dünyalar başıma yıkılmıştı. Gözlerim dolmuştu. Belli etmemeye çalışarak cevap verdim. "Memnun oldum." Daha sonra da arkamı dönerek aşağıya indim. Gözlerimi durduramıyordum. Yaşlar yağmur gibi akıyordu yere. Bu dolu gözlerle eve çıkamam şimdi. Merdivene oturdum ve içim boşalana kadar ağladım. Nasıl ağlamam? Sevdiğim adamın sevgilisi varmış. Bana mı bakacaktı be. Davul bile dengi dengine. Böyle kaç dakika ağladım bilmiyorum. Ben, başımı öne eğmiş ağlarken bir el omzuma dokundu. Baktım, Atillaydı bu. Gözlerimi silerek, "ne var?"dedim. "Biraz konuşalım mı,"dedi içli bir ses tonuyla. Başımla onayladım. "Gel benimle,"dedi. Elimdeki leğeni balkona bırakarak Atilla'yla yürümeye başladım. Biraz uzaklaşınca Atilla, durdu ve bakışlarını bana sabitledi ve ağzından kelimeler dökülüverdi. "Beni sevdiğini biliyorum." "Saçmalama, ne alakası var?"diye kendimi savundum. "Gözlerin,"dedi. " Gözlerin, her şeyi anlatıyor. Ne kadar gizleyebilirsin ki?" "Evet sevdim lan,"diye bağırdım. "Sevmişim ama hata etmişim. İmkansız bir şeydi benimkisi, olmayacak duaya amin demekti. Yanlış sevdaya tutulmuşum,"diye haykırdım gerçekleri yüzüne. "Alev,"diye söze başladı Atilla. "Senin üzülmeni asla istemem. Unut beni." "Ne kolay söyledin be,"dedim. Unutmak kolay olsaydı gözyaşı döker miydim senin için? Döker miydim?" "Alev,"dedi Atilla. "Ne var?"diye bağırdım. "Biz ayrı dünyaların insanıyız. Bunu kabullensen iyi olur." "Öyle olsun"dedim. "Çoktan kabullendim." "Senin üzülmeni istemem Alev. Unut beni. Biz Çağla'yla sözleneceğiz." Bunca canımı yakan kelimelerin arasında sözleneceğiz kelimesi çok ağır geldi be! Ama belli etmemeye çalıştım. Dik durmalıyım. "Hayırlı olsun,"diyiverdim zorla. Atilla, cevap vermek den arkasını dönüp gitti. O gittikten sonra gözyaşlarım yine döküldü yerlere. Engel olamıyorum ki, ağlamamak elde değil. Aynı gün sevdiğim kişinin sevgilisi olduğunu öğreniyorum, daha sonra o lafları ve sözleneceğim demesi. Çok ağır geldi bana. "Biz ayrı dünyaların insanıyız,"demişti bana. Hayır canım, ayrı dünyaların insanı değiliz, ayrı boyutların insanıyız. O small, ben x large. Hayır, iki x large.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE