14.BÖLÜM

1493 Kelimeler
Bir haftayı doldurmuşum. Karargâha nihayet dönmüştüm. Öyle bir özlemişim ki... Sanki artık evim burasıymış gibi geldi. Elbette operasyonlara bir süre daha çıkamayacaktım ama bu süreçte teknik serviste, bilgi işlemde yer alacak, timimle iletişimde kalacaktım. Karargâha girdiğimde bizimkiler henüz görevden dönmemişti. Yüzbaşıdan izin alıp teknik ekibin odasına yöneldim. İçeri girer girmez, ekip beni görünce ayağa kalktı. Her biri geçmiş olsun dileklerini sundu; yüzlerindeki samimiyet, içimi biraz olsun rahatlattı. Ama... aslanlarımı özlemiştim. Dayanamadım. Telsiz numarasını arayıp kendinden emin bir tonla seslendim: “Kılıç Timi, durum bildir.” Anında karşıdan Timsah’ın sesi yükseldi: “Geliyoruz komutanım, yoldayız!” Yüreğim yerinden fırlayacaktı ama dışarıya çaktırmadan, odadan usulca çıktım. Memleketten getirdiğim ne varsa, Bursa’ya özgü tüm lezzetleri çıkarıp bir masa kurdum onlara. Geriye kalanları da nöbetçi askerlere verip karargâha dağıtmalarını söyledim. Cam kenarına geçip dışarıyı izlemeye başladım. O sırada içeride bir hareketlenme oldu. Kapıdan bir uğultu yükseldi. Arkamı dönmemle Timsah’ın boynuma sarılması bir oldu. “Deli çocuk! Bırak beni,” dedim gülerek. Ardından Soylu, Hafız, Gölge ve en son Kılıç… Her biriyle tek tek sarıldım, sıcacık bir sevgi, tam bir ekip ruhu. Biraz sohbet ettikten sonra Hafız’a yaklaştım. Sohbetin hararetinden faydalanıp sessizce kulağına eğildim: “Alınmadın değil mi bana?” Diğerleri kendi arasında konuştuğundan bizi duyamazlardı. Hafız gözlerimin içine baktı, bakışlarında tanıdık bir güven vardı: “Senin kararlarını hiçbir zaman sorgulamadım.” Bu söz, içimi derin bir huzurla doldurdu. Hafifçe gülümsedim. Tam o anda Kılıç konuşmaya başladı, belli ki duymuştu: “Ee, geldiğine göre emir-komuta sende olur.” Başımı hafifçe iki yana salladım. “Yok, bu ara teknik ekipteyim. Size sadece koordinat veririm,” dedim. Gülümsedi. “Duramazsın sen,” dedi. Sadece bir cümle ama içinde koskoca bir iddia, bir tanım, bir his vardı. Başımı yana eğip hafifçe kıkırdadım. “Yapacak bir şey yok. Boş ver, sen söyle: Operasyona çıkmayı özledin mi?” Gözlerini kaçırmadan, bir an duraksadı, düşünür gibi yaptı. Sonra kısa ama net bir cevap verdi: “Evet.” İçim sevinçle doldu ama belli etmeden devam ettim: “Kendi timine geçebilirsin o zaman.” Gözlerini kıstı, bakışlarını üzerime kilitledi: “Beni göndermeye mi çalışıyorsun?” Gülerek başımı salladım. “Evet. Yaşlandın bizim time göre,” dedim. Bu sözümle hep birlikte kahkahaya boğulduk. Kılıç bile gülmüştü. Sonra bir anda ciddileşti, bedenini dikleştirip bana döndü. “Hani sana gelen kurşunun önüne atlayacaktım? Ne oldu o iş?” Hafız anında lafa girdi: “Ooo...” Tüm tim dikkat kesildi. Gözler üzerimizdeydi. Kendimi tutamayarak gülümseyip cevap verdim: “Kurşunumu paylaşmaktan vazgeçtim.” Hep birlikte oturduk sofraya. Sohbet koyulaştıkça kahkahalar yükseldi, sohbetin sıcaklığıyla yüreklerimiz ısındı. Bursa’dan getirdiğim her şey büyük bir iştahla tüketiliyordu; pideler, kestane şekerleri, cevizli lokumlar... Ama bu sofrada sadece yemek değil, hasret, yorgunluk ve özlem de paylaşılıyordu. Tam her şey neşeli bir tonda ilerlerken, Kılıç bir anda sessizleşti. Bakışları uzaklara, kimsenin göremediği bir zamana kaydı. Gölge hemen fark etti bunu. Hafifçe koluna dokundu, omzunu dürttü: “Ne oldu komutanım? Nereye gittin yine böyle?” Kılıç gözlerini yere indirdi, dudaklarını birbirine bastırarak bir an sustu. Sonra neredeyse fısıltıya dönüşen bir sesle cevap verdi: “Yaprak sarması… Canözüm’ün en sevdiği yemekti…” O an sofradaki kahkahalar yerini sessizliğe bıraktı. Sanki zaman durdu. Hepimiz aynı anda başımızı öne eğdik. İçimizden bir yer burkuldu. Her ne kadar konuşulmasa da, bu adamın yüreği hâlâ oradaydı... Bir kadında, bir kayıpta, bir geçmişte. İçimden derin bir nefes aldım. “Bu adamı nasıl normalleştireceğiz?” diye geçirdim. Kaç operasyon, kaç başarı, kaç gülümseme geçmişti aradan ama kalbindeki sızı hâlâ ilk günkü kadar taze duruyordu. Artık bu işi onunla aynı dünyada yaşayan adamlar halletmeliydi. Hafifçe döndüm ve Soylu’ya göz kırptım. “Komutanım,” dedim sesimi alçaltarak, “Bu adamı yeniden hayata döndüreceksiniz. Normalleşecek... ve kendi timinin başına geçecek. Görevi siz alıyorsunuz.” Soylu gözlerimin içine baktı. Gözlerinde sessiz bir 'tamam' parladı. Anlamıştı. Bazen kelimeler gereksizdi, çünkü tim içi bağlar konuşmadan da anlaşırdı. Tam o esnada bir haber geldi. Nizamî bir sesle, karargâhın girişinde nöbet tutan asker yaklaştı: “Komutanım, Albay sizi makamına çağırıyor.” İçimde hafif bir kıpırtı oluştu. Çekirdek timime göz ucuyla baktım, sonra başımı dik tutup hızla toparlandım. Albay her zaman net konuşurdu, belli ki ciddi bir mesele vardı. Kapısını tıklattım. İçeriden tok bir ses yükseldi: “Gir, Umay kızım. Geç otur.” Yavaşça içeri girip masasının yanındaki koltuğa oturdum. Ceketini çıkarmış, önünde bir dosya açık şekilde oturuyordu. Gözleri dikkatliydi. Gülümserken bile ciddiyetini koruyordu. “Öncelikle geçmiş olsun, Doğa.” “Teşekkür ederim Albayım.” Cümlesinin devamında ses tonu biraz daha derinleşti. “Şimdi kızım, asıl konuya gelelim. Sizi Ankara’ya, Merkez Komutanlık’a gönderiyoruz. Askerî akademideki kızların eğitimine katılıp, belli konularda ders vermenizi istiyoruz.” Kaşlarım hafifçe kalktı. Bu, bir cezayla ödül arası bir görevdi. Firaz vakasından dolayı beni hem biraz kenara alıyorlar, hem de bilgi ve deneyimimi başka bir alanda değerlendiriyorlardı. Cezam tatlıya bağlanmıştı anlayacağınız. “Ne kadar süreyle Albayım?” diye sordum. “İki hafta. Yarın sabah Ankara’da olmanız gerekiyor. İlk ders ertesi gün başlıyor. Herkes kendi alanına göre eğitim planını hazırlasın. İki hafta sonra tekrar buraya döneceksiniz. Burada sizi bekliyor olacağım.” Başımı hafifçe salladım. “Emredersiniz Albayım.” İçimden bir ses “Bu sadece bir mola,” dedi. Ama başka bir ses... “Mola gibi görünen şey, bazen oyunun yönünü değiştirir, Umay. Yeni bir hamle başlıyor.” Odaya girip kapıyı arkamdan kapattım. Hepsi bir aradaydı; kimi sırtını sandalyeye yaslamış, kimi pencereden dışarıyı izliyordu. Sessizlik bir anda üzerime döndü. Göz göze geldik sırayla. Sonra sesim net ve kararlı şekilde odada yankılandı: — Arkadaşlar, emir geldi. İki haftalığına Ankara'dayız. Askerî eğitimde genç tim adaylarına ders vereceğiz. Hepinizin görev dağılımı belli, detayları birazdan bildiririm. Bir an için odada sessizlik oldu. Gölge kısık bir sesle, “Yani tatil değilmiş bu sefer ha,” diye mırıldandı. Hafifçe gülümsedim ama ciddiyetimi bozmadım. — İki saatiniz var, aslanlarım. Hazır olduğunuzda dışarda buluşuruz. Konvoy sabah üçte yola çıkıyor. Hep bir ağızdan net ve tok seslerle: — Emredersiniz komutanım! Dediler. İçimde bir gurur dalgası yükseldi. Her biri ayrı ayrı yaralıydı, ama birlikte olduklarında bir ordu gibiydiler. Soylu çantasını toplamaya koyulurken yan gözle Kılıç’a baktı, “Seninle Ankara’da aynı sınıfa düşersem not vereceğim,” diye laf attı. Timsah, “Ben de öğrencilerle çember yapıp dövüş eğitimi veririm artık,” diyerek kol kaslarını gösterdi, gülüşmeler oldu. Gölge tam çıkarken, “Benim için kıyafet önemli. Kamuflaj mı giycez, sivil mi?” deyip kafasını uzattı. Ben de yarı ciddi, yarı şaka bir tonla: — Kamuflaj ama seninkini ters giy lütfen, dikkat çekmeyi seviyorsun zaten. dedim. Hafif bir kahkaha yankılandı odada. Ardından herkes toparlanmak üzere dağıldı. Ben ise kısa bir anlığına odada tek kaldım. Gözüm duvardaki saate takıldı. Zaman hep ilerliyor ama bazı yaralar aynı kalıyor. Derin bir nefes alıp sırt çantamı aldım. Yeni bir görev, yeni bir şehir ve belki biraz olsun değişim… 🎯 UMAY (Üsteğmen / Teknik ve Taktik Uzmanı) Ders: Telsiz ve İletişim Güvenliği & Kriz Anında Stratejik Karar Alma Tarzı: Net, kararlı, duygusal zekâ odaklı Detay: Umay öğrencilere hem teknik telsiz kullanımı, hem de çatışma sırasında iletişimde şifreleme, acil frekans yönetimi, telsiz disiplini gibi konularda eğitim verir. Ayrıca ani çatışma anlarında doğru karar verme üzerine vaka analizleriyle interaktif dersler yapar. Etkisi: Öğrenciler, özellikle kadın asker adayları üzerinde hayranlık ve güven hissi oluşturur. --- 🗡 KILIÇ (Yüzbaşı / Tim Komutanı) Ders: Liderlik Psikolojisi & Operasyonel Yöneticilik Tarzı: Az konuşur, öz anlatır. Sert ama adildir. Detay: Liderlikte duygularla değil akılla karar almayı, tim psikolojisini yönetmeyi, emir-komuta zincirini ve operasyonda moral bozulduğunda nasıl toparlanacağını anlatır. Ders sonunda her zaman "Lider önce düşer ama en son kalkar" cümlesiyle bitirir. Etkisi: Katılımcılar onu bir idol olarak görür, dersi ciddiyetle ve saygıyla takip ederler. --- 🕶 GÖLGE (İz Sürme ve Sessiz İlerleme Uzmanı) Ders: Keşif, Sessiz İlerleme ve Kamuflaj Teknikleri Tarzı: Alaycı ama bilgili, deneyime dayalı konuşur. Detay: Ormanlık alanda iz sürme, düşman mevzisine fark edilmeden sızma, gece görevlerinde kamuflaj ve sessizlik üzerine uygulamalı eğitim verir. Arada yaptığı esprilerle gerginliği azaltır ama sahaya geçince göz açtırmaz. Etkisi: Katılımcılar Gölge’nin teknik becerilerine hayran kalır, onu "saha sihirbazı" gibi görür. --- 🧠 SOYLU (İstihbarat ve Sorgu Uzmanı) Ders: Psikolojik Operasyonlar ve Düşman Analizi Tarzı: Soğukkanlı, zekice sorularla düşündürür. Detay: Düşmanın davranışlarını analiz etme, sorgulama teknikleri, istihbarat toplama ve bilgi sızdırma konularında detaylı teorik ve pratik bilgiler verir. İfade çözme konusunda rol oyunları yapar. Etkisi: Öğrenciler Soylu’nun zekâsından etkilenir, onunla sohbet etmekten çekinirler ama saygı duyarlar. --- 🐊 TİMSAH (Yakın Dövüş ve Fiziki Eğitim Uzmanı) Ders: Yakın Temas ve Savunma Taktikleri Tarzı: Enerjik, hareketli, öğrencileri gülerek terletir. Detay: Birebir dövüş, silahsız etkisiz hale getirme, dar alanda savunma teknikleri, düşmana karşı hızlı tepki verme konularında uygulamalı ders yapar. Dersin sonunda “Bana karşı kim dayanacak?” diyerek teke tek dövüş ister. Etkisi: Öğrenciler onu çok sever, ama aynı zamanda ondan çekinirler. Onun dersi en yorucu ama en eğlenceli derstir. --- 📖 HAFIZ (Keskin Nişancı / Maneviyat ve Dayanıklılık) Ders: Nefes Kontrolü, Keskin Nişancılık ve Zihinsel Dayanıklılık Tarzı: Sakin, derin konuşur, metaforları bol kullanır. Detay: Nefesle nişan alma, uzun süre hareketsiz kalabilme, stres altında sabit kalma, manevi güçlenme konularını işler. Kendi keskin nişancı hikayeleriyle zihinsel dayanıklılığın önemini anlatır. Etkisi: Öğrenciler Hafız’ın konuşmalarından sonra sessizce düşünmeye başlar. Onu bir nevi ruhsal eğitmen gibi görürler.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE