Dolan gözlerimden yaşlar usul usul akarken hâlâ pencerenin önünde onun penceresine bakıyordum. Normalde ne kadar yorgun olursa olsun hemen benim yanıma gelirdi. Sarılır, uyurduk. Onu uzun bir süredir görmemiştim ve deli gibi özlemiştim.
Gözyaşlarımı silerken bir anda onu pencerede görmemle gözyaşlarım hızlandı.
Uyuyamamış mıydı?
Hiç zorlanmadan kendi penceresini açıp çatının üstüne çıktı. Sanki düz yolda yürüyormuş gibi hızlı adımlarla benim çatımın üzerine geçti. O içeri rahatlıkla girsin diye pencerenin dışını kilit yapmıştım. Şu an rahatlıkla sürgülü camı kenara itip içeri girdi. Gözlerini üzerimden çekmeden pencereyi kapattıktan sonra perdeyi de kapatıp kapıya ilerledi.
Buraya ne zaman gelse her zaman aynı şeyleri yapıyordu. Önce perdeyi kapatıyor sonra kapıyı kilitliyor. Her ne kadar çatı katında kalsam da abim ya da annem yukarı çıkabilirdi.
"Uyuyacağını söylemiştin."
Yanıma gelip kollarını belime doladı. O, o çok garipti.
“Özledin mi beni?”
Başımı aşağı yukarı salladım. “Çok özledim, iyisin değil mi?”
“İyiyim.”
“Ama durgun gibisin.”
“Gerçekten çok yorgunum, ses tonun hüzünlü olduğu için dayanamayıp buraya geldim.”
Gözyaşlarım akarken yatağa oturup sağ dizinin üstüne oturttu beni.
“Benim vahşi Zeynep’ime ne yaptın sen? Normalde üzerime atlayıp, seni aşağılık herif kaç ay oldu neden gelmedin demen gerekirdi.”
“Geldin ya, Rabbime şükürler olsun.”
“Ha sen beni çok özlediğin için sakinsin.”
“Şimdilik öyle, yarın eski Zeynep’ini göreceksin.”
Tebessüm edip, “Her halini deli gibi arzuluyorum, “ dedi boğuklaşan sesiyle. “İzin verirsen sana doya doya dokunmak istiyorum, kalbim özleminden patlayacak.”
“Abim bu gece çok sinirli. Sanırım yengemle kavga etmiş arada bir bana çatıyor.”
“Bir bok yapamaz o.”
“Sanki bizden şüpheleniyor gibi hissediyorum.”
“Şüphelensin, ben ona ima ediyorum. Lan herkes benim seni sevdiğimi biliyor o herifin bilmemesi imkânsız.”
“Peki neden bir şey demiyor?”
“Bir bilsem.”
Yağmurdan ıslanan tişörtünü kolaylıkla çıkarıp yere bıraktı. Sırtı yatağa değdiğinde bacaklarımı iki yana açıp karın kaslarının üzerine oturduğum da dudaklarını diliyle ıslattı.
“Dudaklarını ve dilini tenime değdir sevgilim. Seni çok özledim.”
En az onun kadar ben de onu deli gibi özledim. Sol göğsünün üzerinde Zeynep’im yazan kısma dudaklarımı bastırdığımda ikimiz de derin bir nefes aldık.
Bu gece nasıl sessiz olacaktık bilmiyorum. İkimizin de gözlerinden alevler çıkıyordu.
Özlemimden öpüp durduğum adamın artık zor dayandığının farkındaydım. Gözlerini yummuş iki eli belimi sıkı sıkı kavramıştı. Onu daha fazla zor duruma sokmamak için dudaklarını öpüp karnının üzerinde oturdum. Geri çekilmemle gözlerini açıp yatakta doğruldu. Sırtı yatağın başlığına değerken gözleri üzerimdeydi.
“Ben yokken ne yaptın?”
“Sadece çalıştım. Aklım sen de olduğu için eve gelmek istemedim. Ne zaman bu odaya gelsem şu camın önünde saatlerce seni bekliyordum. Yokluğun zor geldi. Normalde gitmelerine alışık olan bedenim bu sefer kaldıramadı.”
Parmakları saçlarımın arasında dolaşırken başım omzuna düştü.
“Yarın ilk işim abinle konuşmak olacak. Daha fazla uzatmanın bir anlamı yok, gittiğim yerlere seni de götürmem için karım olman lazım. Karım olmadan adım atmak istemiyorum.”
“Konuşalım, inan senin kadar ben de üzülüyorum bu duruma. Ben eminim abim biliyor bizim ilişkimizi, bir şey bekliyor ama ne onu çözemedim.”
“Yarın öğreneceğiz. Bakalım bizi onca ay neden süründürüyormuş.”
Başımı geri çekip sıkıntıyla yüzüne baktım.
“Kavga etmezsiniz değil mi? Evime girip çıkıyorsun, kardeşime göz mü koydun derse sakın sinirlenme.”
“Kendisi de karısının evine girip çıkıyordu. Babası kızı vermeseydi kaçıracaktı. Eğer seni kaçırmamı istiyorsa istediğini söyleyebilir.”
“Lütfen kavağa etmeyin, ikinizi de çok seviyorum. Bunca yıllık dostluk benim yüzümden bitmesin.”
Kaşlarını çatıp saçlarımın arasında olan parmaklarını yanağıma indirdi.
“Öyle bir şey olmayacak, biz onunla kardeşiz. Ben kötü bir şey yapmadım Zeynep, seni sevdim sadece. Sevdayı yaşayan abin hislerimi anlar. Onunla aramızdaki bağ kuvvetli bir bağ kolay kolay kopmaz senin gönlün rahat olsun.”
“İnşallah,” diyerek tekrar başımı göğsünün üzerine koydum. Geldiğine göre huzurla uyuyabilirdim. Uyuyamadığım günlerin acısını sevdiğim adamın kokusunu içine çekerek çıkarmanın tam zamanıydı.
“Uyuyacak mısın?”
“Hım, yokluğunda çok uykusuz kaldım. Bu gece sana sarılarak uyumak istiyorum. Kaçan huzurum geldi.”
“Uyuyalım. Benim de bu huzura ihtiyacım var!”
Gözlerimizi kapatıp hasret kaldığımız uykuya kendimizi teslim ederken içimde tarifi imkânsız bir heyecan vardı. Yarın için sabırsızdım. Umarım abim ikimizi de üzmezdi.
***
Hep birlikte yapılan kahvaltının ardından babam Poyraz’ın babasıyla yürüyüş yapacağım diyerek gitmişti. Annemle Sevinç teyze ise mutfağa girmişler sesleri çıkmıyordu.
Bahçede abim, ben, yengem ve Poyraz vardı. Abim tıka basa doymuş olan yengeme zorla bir şeyler yedirmeye çalışırken kollarımı sıvazladım.
“Hava soğuk, neden dışarıda oturuyoruz?”
“Ben yanıyorum ne soğu kız?” diyen yengeme tebessüm edip şiş göbeğini okşadım. Doğuma az kalmıştı bu yüzden sürekli stresliydi, durduk yere sıcak diyerek hepimizi bahçeye çıkarıyordu. Kendi gibi bizimde yandığımızı düşünüyordu sanırım.
“Hayırlısıyla doğsun cimcime. Yoksa ailedeki herkes hasta olacak.”
Kahkaha atan abim, “Aynen öyle,” dediğinde yengem kaşlarını çatıp ona baktı.
“İçimdeki senin çocuğun farkındasın değil mi?”
“Tamam tamam, şaka yapıyorum sinirlenme.”
“Selim seninle konuşmak istediğim bir konu var.”
Poyraz’ın konuşmasıyla geri çekilip abimin yüzünden bakışlarımı çektim. Vereceği tepkiden çekiniyordum. Ayağıma vuran yengeme bile bakamıyordum.
“Dinliyorum.”
“Ben Zeynep’i seviyorum.”
Oha, alıştıra alıştıra söyleseydin vicdansız. Adamın kalbine inecek.
“Çocukluğumdan beri hem de. Ona karşı asla yanlışım olmadı, sevgimi hep içimde yaşadım. Onun da beni sevdiğini öğrendiğimde seninle konuşmak için hep fırsat kolladım. Sen hep kaçtın, bil abi. Ben kardeşini çok seviyorum.”
Sesi çıkmayan abimin yüz ifadesini merak ettiğim için başımı kaldırıp yüzüne baktım. Düz bir şekilde Poyraz’a bakıyordu.
“Senin Zeynep’i sevdiğini biliyorum Poyraz, tıpkı on yıl önce bildiğim gibi.”
Şaşkınlıktan gözlerim büyürken abim çayından bir yudum alıp bakışlarını bana çevirdi.
“Ben senin sevgini biliyorum ama kardeşimin sana olan sevgisini bilmiyordum. Zeynep hayatı pek önemseyen biri değil, senin onu sevdiğin gibi seni sevmez sanıyordum. Bu zamana kadar seninle konuşmamamın nedeni buydu. Beraber olduğunuz dönem onu da seni de gözlemledim. İkiniz de benim kardeşimsiniz, ikinizi de kaybetmek istemem. Bu yüzden de bilmiyormuş gibi yapıp seninle konuşmadım.”
“Poyraz’ı seviyorum abi,” dedim gözlerimi gözlerinden çekmeden.
“Bunu şimdi görebiliyorum Zeynep, o görevdeyken ne hale geldiğini gözlerimle gördüm. Benden size izin var. Poyraz çok sevdiğim bir kardeşim, canımın diğer yarısını ona emanet etmekten korkmam. Biliyorum ki sana değer veriyor. Sen de biliyorsun ki Poyraz değer verdiği insanları asla üzmez.”
Gözlerim dolu bir şekilde abime bakarken, “Sağ ol kardeşim,” diyen Poyraz’ın sesi de toktu.
“Evlenmek istiyorsanız evlenin. Sevdiğinden ayrı olmanın acısını çok iyi bilirim. Ben sizi hiçbir zaman engellemem.”
Yengemin elini tuttuğunda ağır bir şekilde ayağa kalktılar. Birlikte içeri giderken bakışlarımı Poyraz’a çevirdim.
“Bu adam sahip olduğum en değerli dost. Bir gün oğlum olursa adını Selim koyacağım.”
“Abim çok sevinir.”
Elimi tutup, “Annemle konuşacağım,” dedi sabırsız bir şekilde. “Yarın akşam seni istemeye gelelim, ertesi akşam söz, ondan sonraki akşam kına, diğer günde düğün olur. Valla bir gün bile bekleyecek halim yok.”
Başımı iki yana sallayıp, “Sabırsız adamım,” dedim. “Sana bol tuzlu kahve içirmek için sabırsızlanıyorum.”
“Bir damla bile bırakmayacağıma emin olabilirsin. Unutma elinden zehirde olsa içerim.”
**
Buz gibi havada bütün pencereleri açmış şarkı söyleyerek evi temizliyordum. Akşamüzeri Poyraz ve ailesi beni istemeye geleceklerdi. Hayalini kurarken utandığım anı yaşamak ayaklarımı yerden kesiyordu.
“Kızım azıcık sessiz ol,” diyen annemi dinlemiyordum. “Baban sana bakıyor az oturaklı ol,” diyen yengemi duymuyordum. “Hasbin Allah,” diyen abimi görmüyordum.
Sevdiğim adamla sözleniyordum benden mutlusu yoktu. Onunla kahvaltı yapacak, onunla uyanacaktım. Her ne kadar bunları şimdide yapsak da evli olduğumuz zamanki gibi aynı olmayacaktı.
Nereye giderse yanında olacaktım beni en çok mutlu eden buydu. Doğuda görev yaptığı zaman tek başına kalmayacaktı, akşam evine gelecek beni görecekti. Belki görev yaptığı yerde çalışabilirdim. Oradaki insanlara yardımım dokunur, Poyraz gibi ülkeme hizmet ederdim.
“Donduk burada. Bu kızın bir yerleri yanıyor.”
Annemin sesiyle irkilip tozunu aldığım sehpayı yerine koydum.
“Yanan kişi yengem anne, ben henüz yanmıyorum.”
“Seni edepsiz,” diyerek terliği bacağıma fırlattığında salondan çıktım.
“Duş alıp hazırlanacağım siz de hazırlanın.”
“Gelmelerine daha beş saat var Zeynep, niye acele ediyorsun bu kadar?”
“Bana ne, zaman çabuk geçiyor hazırlanın.”
Merdivenleri koşarak çıkıp banyoya girdim. Oyalanmadan duşumu alıp odama geçtiğimde kapının kilitli olması kaşlarımın havaya kalkmasını sağladı.
“Benim,” deyip parmağımı kapıya vurdum. Bornozumun önünü sıkı sıkı kapatırken kapı ağır bir şekilde açıldı. İçeri süzülüp kendi odası gibi rahatlıkla gelip giden adama adım attım.
“Bir gün ya babama ya da abime yakalanacaksın. Annem seni burada gördüğünde neler oldu biliyorsun, babamla abim görürse daha kötü şeyler olur.”
Kolunu belime dolayıp beni kapıya yasladığında kapının kilidini çevirdi.
“Çok güzel kokuyorsun.”
Burnunun ucunu saçlarımın arasından gezdirirken yutkunup sırtımı geri yasladım.
Eli bornozumun kuşağında gezerken, “Hazırlanmam gerekiyor,” dedim kısık sesimle.
“Aklımı oynatmak üzereyim.”
“O yüzden bir an önce odamdan çıksan iyi olacak.”
Sanki bana yakın ol demişim gibi bedenimi kucağına alıp yatağa doğru ilerledi.
“Şimdi olmaz, annem her an gelebilir odaya.”
“Sadece beş dakika.”
İtiraz etmeme fırsat vermeden beni yatağa yatırıp dudaklarımı öpmeye başladı. Yakalanma korkusunu yaşarken ona karşılık veremiyordum. Üzerimde bornoz vardı annem görse kemiklerimi tek tek kırardı.
“Gevşe biraz.”
Demesi kolaydı. Dayağı yiyecek olan benim.
“Dudaklarını aralasana yavrum.”
Dudakları göğsüme doğru indiğinde başını tutup engel oldum. İtiraz eder gibi sesler çıkarıyordu ama onu duymuyordum. Daha doğrusu ne dediğini anlamıyordum.
“Kalk Poyraz, hazırlanmam lazım.”
“Hazırlanırsın, biraz serbest bırak kendini. Kapı kilitli biri gelirse hemen gideceğim.”
Kollarımı boynuna dolayıp, “Sadece beş dakika,” dedim dudaklarına doğru fısıldayarak.
Bunu dememi bekleyen dudakları dudaklarımı bulduğunda kendimi ona teslim ettim. Sevdi, öptü ama asla beni utandırmadı. Bornozumun önünü açıp gözleri mahrem yerlerime değmedi. Kollarının arasında mayışırken üzerimden kalkıp az önce çıkardığı tişörtü giydi.
“Hadi hazırlan, bir saat sonra geleceğim.”
“Akşam gelmeyecek miydiniz?”
“Akşama kadar sabredemem.”
Dudağımı öpüp pencereye doğru ilerlediğinde onu izledim. Görevden geldiğinden beri çok garip davranıyordu. Nedeni sorsam da bir şey yok diyerek geçiştiriyordu ama vardı bir şeyler farkındayım. Her şeyi alelacele yapıyordu. Ve bir şeylerden korkuyor gibiydi.
Söylediği gibi bir saat sonra ailesini alıp kapımıza gelince başta babam olmak üzere herkes ona şaşkınlıkla baktı. Yengemin arkasından yüzüne aval aval bakarken babamın elini öpüp bana doğru geldi. Çiçekleri kollarımın arasına bırakırken siyah kalem elbisemi inceledi.
“Çok güzel olmuşsun. Ben bu akşam ne dersem onayla tamam mı?”
“Ne diyeceğine bağlı.”
Yüzünü kulağıma yaklaştırıp, “İkimiz için,” diye mırıldandı tok sesiyle. Kemal’in koluna vurmasıyla geri çekilirken ayaklarımın üzerinde zor duruyordum.
Hep birlikte salona geçerken kızlarla birlikte mutfağa doluştuk.
“Poyraz abi çok sabırsız, bir an seni öpecek sandım Zeynep abla.”
Elimi yüzümün önünde sallayıp, “Ben de,” dedim İrem’e.
“Adam yanıyor kız, kaç yılın yükü var üzerinde atması için ha bu bizim zilliye ihtiyacı var.”
Gözlerimi belertip, “Yenge,” dedim ayağımı yere vururken. “Biri duyacak.”
“Duymazlar merak etme. Baksana akşama kadar birlikte olmalarına rağmen hararetli bir şekilde konuşuyorlar. Hayır, anlamıyorum ne buluyorlar da bu kadar çok konuşuyorlar.”
Kapının köşesinden içeriyi gözetlerken arkamdan araya kaynak yapmak isteyen Sevgi’yi geri itmeye çalışıyordum.
“Kocam çok yakışıklı, baksana şunun boyuna posuna.”
Omzumun üzerinden açık ağzına bakıp geri ittim onu.
“Bana ne senin kocandan. Bu gece benim gecem, azıcık destek olsanıza bana.”
Sanki konuşmamışım gibi içeri geçtiklerinden arkalarından hainler diyerek çekingen adımlarla salona geçtim. Yengemin yanına oturup bunca yıllık komşularımızın yüzüne çekinerek baktım.
Ben hariç herkesin keyfi yerindeydi. Özellikle Poyraz’ın, abimin yanında oturduğu yetmiyormuş gibi beni izliyordu. Ayıp denen bir şey var, kaş göz işaret yapacağım ama abime yakalanma durumum oldukça yüksek olduğunu için kıpırdayamıyordum.
Onu incelemeyi bırakıp anneme baktım. Başıyla mutfağı gösteriyordu. Kahveleri yapma zamanı geldiği için derin nefes alıp ayağa kalktım. Ellerim titriyordu, nasıl yapacaktım bilmiyorum.
Bu halimi fark eden canım yengem, “Ben yaparım,” diyerek beni kenara çekti.
“İnşallah dökmem.”
“İnşallah Zeynep, gözlerini Poyraz’ın üstünden çekmiyorsun. Bak valla rezillik çıkarmayalım.”
“Aşk olsun yenge, en çok Poyraz bakıyor. Benim suçum yok.”
“İkiniz de kuduruksunuz.”
Oflayıp fincanları düzelttim. Poyraz’ın fincanına az bir şey tuz koyup tepsiyi elime aldım.
“Dikkatli ol,” diyen kızları duymamaya çalışarak içeri girdim. Sessizleşen ortam beni gerse de kahveleri sırayla dağıttım. Sevdiğim adamın kahvesini uzatırken yüzüne bakmamaya çalıştım ama Poyraz’ın parmağıma dokunasıyla gözlerimi ona çevirdim.
Dudağı kıvrılmış göz kırpıyordu zalim adam.
Nefes nefese kalmış gibi geri çekilip annemin yanına tekrar oturdum. Karşımda oturan adam rahatlıkla kahvesini içerken ona olan sevgim daha fazla çoğaldı bu gece.
“Efendim susup da iki genci daha fazla bekletmek istemiyorum. Sizler bizim komşularımız değil kardeşlerimizsiniz. Yıllardır aynı sofraya oturmuş insanlarınız. Benim oğlum senin kızın birbirine sevdalanmış Necmettin. Allah’ın emri peygamberin kavli ile kızını oğluma istiyorum.”
“Onlar birbirini sevmişler, Poyraz oğlumuzu da çok severiz. Kızımın rızası ile hayırlısı olsun.”
Nefesimi bırakıp gülümserken benim gibi rahatlayan Poyraz ayağa kalkıp babamın elini öptü.
Onun babasıyla annesini öptükten sonra sırayla herkese sarıldım. Yüreğim yerinden çıkacaktı neredeyse. Yanıma gelip gözlerimin içine bakan adam bundan sonra hayat arkadaşım oluyordu.
“Seninle uzun yıllarımız olsun Zeynep, yaşayamadığımız günlerin acısını her saniye her dakika çıkaralım.”
“Bunu her şeyden çok istiyorum. Seninle el ele tutuşup sahilde gezmeyi, birlikte tatile gitmeyi çok istiyorum.”
Yüzüklerin ardımda yerimize oturduğumuzda babası, “Düğünü ne zaman yaparız?” dedi.
“Bir ay içinde düğün olacak,” diyen Poyraz’la gözlerimiz ona kaydı.
“Bir ay mı? Oğlum neyin acelesi bu?”
“Her şey hazır. Ben asker adamım biliyorsunuz aniden göreve gitmem gerekiyor. Bu bir ay içinde rahatım bu yüzden düğün olsun istiyorum. Evimizi tuttuk mu hızlı bir şekilde eşyalarımızı da ayarlarız.”
Bir ay çok erkendi.
Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde elimi tuttu.
“Zeynep de benim gibi hemen istiyor.”
Neden bu kadar acele ediyordu?
Bu paniğinin sebebi neydi?
“Zeynep de istiyorsa tamam o zaman.”
Ne yapıyorsun Poyraz sen?