Sabahtan beri süren hazırlıklar tamamlanmış, Sevgi’nin kına kıyafetini giydiriyordum. Kına gecesi bizim evin önünde olacağı için fazlasıyla heyecanlıydım. Sanki ben evleniyormuşum gibi hissediyordum. İnşallah yakın bir zamanda Poyraz’la benim düğünüm olur.
Arkadaşımın dalgalı saçlarını düzeltip onu kendime döndürdüm.
“Çok güzel oldun Sevgi, Kemal gözlerini senin üzerinden çekemeyecek.”
“İçimde korku var Zeynep, abim kınayı basıp rezillik çıkarır diye korkuyorum.”
Kaşlarımı çatıp, “Hiçbir şey yapamaz,” dedim emin bir şekilde.
“Poyraz ve Ömer önlemleri aldılar. O herif mahallenin başına bile gelemeyecek. Gönlün rahat olsun bu gece çılgınlar gibi eğleneceğiz.”
Tebessüm edip omuzlarını kaldırıp indirdi.
“Kalbim heyecandan durmaz inşallah. İnelim mi aşağı, bizimkiler gelmiş.”
“İnelim.”
Elbisesinin eteklerini tutup odadan çıktık. Alt kattan sesler geliyordu, herkes bizim eve toplanmıştı. Heyecandan kalbim duracaktı benim de.
Alt kata indiğimiz de annem Sevgi’ye sarılıp onu öperken koşar adım bahçeye çıktım. Erkekler Poyraz’ın evinin bahçesinde oturuyordu. O kadar kalabalığın arasında sevgilime evin arkasını işaret edip hızlı adımlarla evin arkasına geçtim. Abim Poyraz’ı arkaya çağırdığımı görse ne derdi kim bilir.
Evin arkasında olan salıncağa oturup Poyraz’ın gelmesini bekledim. Beş dakika sonra yanıma gelince salıncaktan kalkıp buz mavisi elbisemin eteklerinden tutup etrafımda döndüm.
“Azıcık bana iltifat et de kendimi daha fazla güzel bulayım.”
Başını yana eğip kollarını göğsünün üzerinde toplayınca onu inceledim. Bedenini saran beyaz gömlek altına da lacivert pantolon giymişti. Dağınık duran saçlarını arkaya doğru taramış yakışıklı yüzünü gözler önüne serilmişti.
Kaşlarımı çatıp, “Ne bu hal?” dedim bir adım ona yaklaşarak.
Gözlerini üzerinde gezdirip,” Ne varmış halimde,” dedi sırıtarak.
“Niye bu kadar yakışıklı oldun ki? Herkes sana bakacak bu da benim canımı sıkacak. Senin yüzünden arkadaşımın kınasında oynayamayacağım.”
“Oynama, sevdiğinin yanında dur ki bakmasınlar ona.”
“Sevdiğim benimle birlikte oynarsa sorun yok. Bir göreyim birine baktığını gözlerini yerinden sökerim.”
Göğsünün üzerinde duran kollarını çözüp belime sardı. Beni kendine çekip dudaklarımın üzerine dudaklarını bastırdığında gözlerim açık kaldı.
Çıldırmış olmalı, her an birine yakalanma olasılığımız yüzde yüzdü. Başımızı yakacak. Dudaklarımı bırakması için kollarını tuttum ama bunu yanlış anlamış olacak ki alt dudağımı dudakları arasına alıp emdi. Bayılacağım. Tırnaklarımı koluna batırıp nefes nefese geri çekildiğimde diliyle dudaklarını ıslatıp geri çekildi.
“Bütün gece boyunca yanımdan ayrılmana izin vermeyeceğim. Abin anlarsa anlasın, ben onunla konuşmak için çabalıyorum o kaçıyor, artık onu düşünmüyorum.”
Göz kırpıp geri gittiğinde arkasından şaşkın halde bakmaya devam ettim. Adam iki dakikada dudaklarımı yiyip bitirdi.
Kalbimle oynadı vicdansız.
Bahçeye döndüğümde herkesin yola çıktığını gördüm. Müzik çalmaya başlamıştı. Ortada oynayan çocuklardan başka kimse yoktu şu an. Abimin yanında oturan sevdiğim adama göz gezdirip Kemal’le oturan Sevgi’nin yanına ilerledim.
“Açılışı yaptınız mı?”
“Hayır, kına yakıldıktan sonra dans edecekmişiz Hatice teyze öyle dedi.”
“Aman o da. Her şeye karışıyor. Kalk oynayalım.”
“Olmaz ben utanırım,” dediğinde gözlerimi devirdim.
“Farkında mısın bu gece senin gecen. Utanıyorum diyerek oturacak mısın bütün gece?”
“Zeynep haklı Sevgi’m. Hadi gidip eğlen.”
Sevgi’yi oturduğu yerden kaldırıp ortaya getirdiğimde İrem ve diğer kızlar yanımıza geldi. Biz kendi etrafımızda oynarken herkes ortaya gelip oynamaya başladı.
Hiç oturmadan saatlerce oynarken erkeklerde bize katılmıştı. Kemal Sevgi’yle döktürürken sevgilim yanımda sadece alkış yapmıyordu. “Oynasana,” dediğimde göz kırpıp, “Kendi düğünümüze saklıyorum kendimi,” dedi. Yalancı. Kesin karizması bozulmasın diye oynamıyordu.
“Sen de çok yoruldun azıcık dinlen, bak hasta olacaksın.”
“Olmam merak etme. Ayrıca yorulmadım.”
Kolumu tutacağı an ortaya geçip Kemal ve Sevgi’ye eşlik ettim.
“Azıcık Poyraz’a öğret oymayı, adam sopa yutmuş gibi duruyor Kemal.”
Kahkaha atan Kemal Poyraz’ı ortaya çekmeye çalışsa da yerinden kıpırdamayan erkeğim kızların dikkatini çekmiş olacak ki ona bakarak kıkır kıkır gülüyorlardı.
Kaşlarımı çatıp Poyraz’ın önüne geçtiğimde kaşlarım çatılı ona bakan kızlara baktım. Yüzlerini asıp başka tarafa geçiş yapınca sırıtıp omuzlarımı salladım.
Bütün gece boyunca oynadıktan sonra kına gecesi sorunsuz bitmişti. Komşular evlerine dağılırken erkekler sandalyeleri topluyordu. Başımı Sevgi’nin omzuna yaslayıp, “Yarın evleniyorsun,” dedim iç çekerek. “Bu gece ben de kal, Kemal sen olmadan uyusun.”
“Olur.”
“Ne olur?” diyen Kemal’e, “Kaybol,” dedim. “Yarından sonra seninle kalacak zaten, bırak da kardeşimle hasret gidereyim.”
Yüzünü asıp Poyraz’a döndüğünde Sevgi’yle beraber arkasından güldük. Sanki sevgilisini kaçıracaklar.
Düğün günü.
Davullar evin önünde çalarken Sevgi’nin heyecanına üzüntüsüne ortak oluyordum.
Yanında olmasını istediği kişiyi göremedikçe hüzünlü yüzü her geçen dakika da daha çok asılıyordu. Annesi yanında olmasını tüm kalbiyle isteyen arkadaşım bugün iliklerine kadar yetimliği hissediyordu.
Duvağını düzeltip yanağını öptüm. “Bizler seninleyiz üzme kendine. Babam baban, abim abin, annem ise annen biliyorsun değil mi?”
“Biliyorum.”
“Üzülme lütfen, senin yanında olmayan insanları düşünme. Onlar için üzülme. Bak teyzenler, dayın burada hepsi annenin yerini temsil ediyor. Evet hiçbirimiz onun gibi olamayız ama en az onun kadar seviyoruz seni.”
“Garip hissediyorum, keşke annem yanımda olsaydı Zeynep. Etrafımda insanlar olsa da bir yanım garip hissediyor.”
“Şşşt sakın ağlayım deme makyajın bozulmasın.”
Onu teselli etmeye çalışırken aralık olan kapının arasından abimle yengem girdi. Abin sıcacık gülümsemesiyle Sevgi’yi kollarının arasına alıp iç çekti.
“Çok güzel olmuşsun kardeşim. Acaba Kemal’i gerimi göndersem?”
“Kalp krizi geçirir valla yukarı çıkmak için fırsat kolluyor.”
“Sabırsız adam,” diyerek kapıyı açtım sonuna kadar.
“Hadi gidelim, daha fazla beklemeyelim damadı.”
Abim Sevgi’nin elini tutup odadan çıkınca yengemle birlikte peşinden ilerledik. Merdivenleri indikçe alkış sesleri kulağımıza geliyordu.
Kapının önünde duran Kemal Sevgi’ye odaklanırken benim gözlerim sevdiğim adamın üzerindeydi.
Sanki damat oymuş gibi siyah takım elbise giymiş, gözlerine taktığı siyah gözlükle karizmatik bir şekilde Kemal’in yanında duruyordu.
Bu kapıdan gelinlikle ona gideceğim günler nasip olur inşallah.
Çoğalan alkış sesleriyle düşüncelerimden kurtulup silkindim. Abim Sevgi’yi Kemal’e teslim etmiş herkesin yüzünde mutlulukla dışarı çıkıyorlardı.
Sevgi’nin arabaya binmesine yardımcı olduktan sonra ön tarafa geçtim. Kemal Sevgi’nin yanına Poyraz’da benim yanıma oturunca Poyraz arabanın kornasına peş peşe basarak hareket etti.
Radyodan müzik açıp arkada birbirini izleyen ikiliye tebessüm edip önüme döndüm. Poyraz müziğin sesini kısıp iç çektiğinde kaşlarım havalandı.
“Hayırdır?”
“Bu herif Sevgi’yi kaçırmasaydı bunlar zor evlenirdi. Diyorum ki ben de seni mi kaçırsam. Dayanamıyorum artık.”
Gözlerim kocaman olmuş, “Ne ye dayanamıyorsun?” dediğimde Kemal kaba sesiyle kahkaha atmaya başladı.
Poyraz ise sırıtıyordu. Arkamı dönüp, “Eve gidince hemen uyu Sevgi,” dedim. Kemal ciddileşirken bu sefer gülme sırası Sevgi’yle bendeydi.
“Sen de böyle konuşmaya devam edersen o istediğin düğün hemen gerçekleşmeyecek Poyraz.”
“Ağzımı bile açmadım.”
Önüme dönüp şımarık diyerek içimden ona söyledim. Tatlı şımarığındı o benim.
Nikâh salonuna geldiğimizde hızlı bir şekilde halledilen işlemlerin ardından nikâh masasında kendimizi bulduk.
Gözlerim dolmuştu bu manzara karşısında. Bu masada şahit olarak oturuyorduk kim bilir bir daha ne zaman oturacaktık.
“Şeytan diyor al mikrofonu önüne Selim ben senin kardeşini seviyorum diye bağır.”
“Sakin ol. Olmadı ikimiz birlikte konuşuruz.”
“Canım sıkılıyor artık. Sevdiğin kadınla olmak bu kadar zor olmamalı.”
Bakışlarımı yüzüne çevirdiğimde kırgın baktığını gördüm. Bu duruma ister istemez içerliyordu, tıpkı benim gibi.
*
Uykumun en tatlı yerinde yanağıma değen dudaklar yüzünden gözlerimi araladım. Beni öpen kişinin Poyraz olduğuna o kadar emindim ki korktuğumu belli etmiyordum.
“Zeynep, göreve gidiyorum.”
Aralık olan gözlerimi tamamen açıp oturdum. Yeni gelmişti görevden, yine ne görevi ya?
Kaşlarım çatılı, dudaklarım büzük yüzüne bakarken tebessüm edip dudaklarımı öptü.
“Uzun bir süre burada olmayacağım, ne zaman geleceğimi bilmiyorum. Belki bir ay belki bir yıl… Ben yokken kendine dikkat et, aklımda hep sen de olacak.”
Dolan gözlerimi kapatıp açtım. Ellerimi pürüzsüz yanağına bastırdığımda alnını alnıma yasladı.
“Doğuya mı gidiyorsun?”
“Boş ver nereye gittiğimi. Kendine dikkat edeceğine söz ver. Seni göremeyecek olmam, sesini duyamayacak olmam benim için çok zor. Unutma sen hep benim kalbimdesin, tıpkı yıllar önce olduğu gibi.”
Gözyaşlarım artık durmuyordu. İlk kez birbirimize böyle veda ediyorduk. Eskiden göreve gittiği zaman mutlaka bana sataşır, kavga ederken birkaç hafta ona hırslı olduğum için o zamanlar bu kadar acı çekmiyordum. Şimdi kalbim duracak gibiydi, o bana söylemiyordu ama biliyorum ki doğuya gidiyordu. Belki de başka ülkeye.
“Sen bana böyle bakarsan aklım hep sen de kalır hâlâ ağlıyor mu diye.”
Tebessüm edip gözyaşlarımı sildim.
“Git hadi, vatanımızın güvenliği için senin düşmanla savaşman gerekiyor.”
Burnunu burnumun ucuna sürtüp dudaklarımı tekrar öptüğünde ona karşılık verdim. Kısa süren öpücüğün ardından derin nefes alıp ayağa kalktı.
“Ben gelinceye kadar kendine dikkat et. Gelince seni gelinim yapacağım.”
Ayaklarımı yataktan aşağı indirip yanına gittim. “Gelmeni sabırsızlıkla bekliyorum Poyraz. Aklın ben de kalmasın senin için kendime dikkat edeceğim. Sen de benim için o kıymetli canına dikkat et.”
Elleri yanağımda dudağı alnımdayken kokusunu son kez içime çektim. Üzüldüğümü belli edip işini zorlaştırmak istemiyordum. Acil gitmesi gerekiyordu ama o beni bırakıp gidemiyordu.
“Hoşça kal sevgilim.”
“Hoşça kal.”
Pencereden çıkıp kendi odasına geçtiğinde arkasını dönüp, “Seni seviyorum,” dedi. “Ben de seni seviyorum,” dediğimde gözden kayboldu.
Kim bilir ne zaman gelecekti. Bir yıl gelmediği zaman olmuştu, umarım bu seferki gidişi bir yıl sürmez. Eskiden acımı saklayabiliyordum ama şimdi çok zordu.
Hava aydınlanıncaya kadar pencerenin önünde durdum. Ayaklarım bir türlü yatağa gitmiyordu. Aslında yorgunluktan ayakta dikilecek halim yoktu ama içimdeki his pencerenin önünde beklemem gerektiğini söylüyordu.
Sanki Poyraz yeni gitmemiş gibi penceresinden bana bakıp, “Günaydın sevgilim,” diyecekmiş gibi hissediyordum.
Kendime daha fazla zarar vermemek adına pencerenin önünden ayrıldım. Alt kata indiğimde kahvaltı hazırlayan anneme, “Günaydın,” diyerek bahçeye çıktım.
Elindeki tabağı masanın üzerine bırakıp yanıma oturduğunda başımı omzuna yasladım.
“Göreve gitti, kim bilir ne zaman gelir.”
“Üzme kendini, Allah’ın izniyle burnu bile kanamadan gelir. Sen alışıksın onu beklemeye. Kendini kötü hissettiğinde benimle konuşabilirsin kızım. Üzülüp de kendini hasta etme.”
“İyi ki varsın annem. Kendimi kötü hissedersem seninle konuşurum. Şimdi işe gitmem gerekiyor.”
“Tamam kızım, karnını doyur öyle git.”
Oturduğu yerden kalkınca canım istemese de bir şeylerden yedim. Poyraz gelinceye kadar kendimi işe versem iyi olacaktı. Evde durdukça pencerenin önüne gidip saatlerce Poyraz’ı beklerdim. Kendime bunu yapmamam gerekiyordu. Bu son olmayacaktı, onu her zaman göreve gönderecektim.
Hastaneye geldiğimde oyalanmadan işimin başına geçtim. Yaşlı hastamın eline serum takarken oldukça yavaş hareket ediyordum. İncecik teninin acımaması için üstün çaba gösterirken gözlerini bir saniye üstümden çekmiyordu.
“Canım acımıyor kızım, rahat hareket et.”
“Bitti teyze. Geçmiş olsun.”
Odadan çıkıp diğer hastamın odasına girdim. Onun da serumuna ilaç ekledikten sonra sorumluğumda olan bütün hastalarımın kontrollerini yaptım. Mesaimin bitmesine az kalmıştı, eve gitmek istemediğim için nöbete kaldım. Eğer eve gidersem uyuyamazdım, sabaha kadar pencerenin önünde oturur sevdiğim adamın gelmesini beklerdim.
Sevgi yeni evlendiği için onu da rahatsız edemezdim. Kemal on gün izinli olduğu için göreve gitmemişti. O gittikten sonra belki kafa dağıtmaya yanına giderdim.
Sabaha kadar süren çalışmamın ardından eve geldim. Annemle sevinç teyze bahçede oturuyordu. Konuşmak için dudaklarını araladıklarında yorgunum diyerek odama çıktım. Uykusuzluktan kapanan gözlerimi daha fazla açık tutamadığım için kendimi uykuya teslim ettim.
***
Tıpkı diğer günlerdeki gibi. Her gün aynı şeyleri yaşayarak yaz ayını geride bıraktım. Özlemin her gün biraz daha çoğaldı.
Cama vuran yağmur damlalarını seyrederken karşı evin çatı katının ışığı yandı. Yüreğim bir an durdu ışığı yakan Poyraz mıydı, yoksa annesi mi? Üç aydır bu odanın ışığı yanmamıştı. Eğer gelen Poyraz’sa oturur ağlardım. Onu çok özlemiştim, adını andığım her an gözlerim doluyor, sesim titriyordu.
Gözlerimi kırpmadan ışığı yanan odanın içine bakıyordum. Beyaz perde aralansa içeride olan kişiyi göreceğim, ne olur odadaki kişi sen ol Poyraz.
Perdenin arkasından karaltı oluşunca elimi göğsümün üzerine koydum. Sağa doğru kayan perdeyi dikkatli bir şekilde izlerken sevdiğim adamın görüntüsünü görmek dizlerimin bağını çözdü. Elim ağzımda olduğum yere çökerken hıçkıra hıçkıra ağladım. Tam tamına üç ay, on gün olmuştu onu görmeyeli. Şimdi daha iyi anlıyordum, ben bu adamı deli gibi özlemişim.
Ayağa kalktığımda odanın ışığının kapandığını gördüm. Neden buraya gelmemişti? Heyecandan yere eğilince yanlış mı anlamıştı.
Masanın üzerinde duran ev telefonundan aradım onu. Çaldı çaldı açmadı. Tekrar aradığımda, "Alo," diyerek açtı.
"Poyraz? Sevgilim iyi misin?"
Bir şey demedi. "Yanına gelebilir miyim?" dediğimde, "Yorgunum uyuyacağım," dedi. Telefonu kapatınca gözlerim doldu.
Ne olmuş olabilirdi ki?