Bazen insanın canı yanar. Bazen ise canı yanmaktan öte geçip kendisini yoklukta bulur.
Galiba kendimi yokluktan da daha beter bir yerde buldum.
Beyaz bir hortumun içerisindeyim ve herkes beyaz. Her şey. Bir cisim hissedemediğim kadar düz bir zemin üzerindeyim sanki.
Gökyüzü, şehir, insanlar, hayvanlar, ağaçlar...
Sesli bir yutkunmam ile ona bakarken o kadar ciddi bir şekilde bana bakıyordu ki. Okula başladığımdan beri yanımda gezdirdiğim bu insanın kim olduğunu bile bilmediğimi fark etmek değişik hissettirmişti.
"Şimdi ne demek istediğimi anlıyor musun?" dedi o uzun konuşmasından sonra.
Sesi her zamankinden daha sert ve dondurucu iken ona baktığımı bile bilmiyordum. Benim tanıdığım Orkun her şeye gülen ve arkadaş canlısı bir insanken bu?
"Kimsin sen?" işte o anda akan sular dururken bana gülümseyerek bakmaya başlamıştı. Deli miydi?
Kesinlikle...
Peki, bu bilmediğim insan da neyin nesiydi?
"Orkun..."
"Dalga geçme benimle." diye biraz sert konuştuğumda etrafına bakındı ve derin bir nefes alıp verdi. Bana doğru birkaç adım atıp dibime girdiğinde aşağıdan bana bakmaya başladı.
"Bu güne kadar senin için normal bir insan olarak kalacağımı düşünüyordum. Normal bir arkadaş edinmek güzel hissettiriyordu biliyor musun?"
Ne saçmalıyordu bu çocuk? Korku filmi falan mı izlemişti? Ya da gerilim?
Benimle dalga mı geçiyordu?
"Ama sorun şu ki sen de rahat duramadın ve Edis'in grubuna bulaştın. Ne yapacağım ben seninle şimdi?"
"Bana kim olduğunu söyle Orkun..."
"Adımı söylüyorsun işte..."
"Kim olduğun adından mı belli oluyormuş?" dedim ben de sinirle ona gülerken. O ise ciddi bir şekilde bana bakarken bir adım geriye gittim ve ellerimi saçlarımın arasından dolaştırıp ona doğru yürüdüm.
"Benimle dalga geçme küçük adam."
"Boyum küçük diye mi beni ciddiye almıyorsun?" dediğinde yüzündeki gülümseme daha önce onda hiç görmediğim bir şekilde üzerimde dolanıyordu.
"Bunu asla yapmam Orkun. Bana başka yollarla gelme. Açık konuş. Sana kimsin dedim."
"Adımın herkesin ağzında dolaşmamasını sağlayan küçük bir adam..."
"Anlamadım..."
"Şöyle ki. Daha önce senden başka birisinin bana Orkun dediğini duydun mu?"
Gözlerimi kırpıştırdım ne saçmalıyordu bu adam? Adıydı sonuçta, herkes seslenirdi. Ama ister istemez aklımı yokladığımda kimsenin demediği geldi aklıma. Kimse ona Orkun demiyordu öyle mi?
"Hatırlamıyorum." dedim işime gelen bir şekilde. O ise bana sahte bir gülümseme bahşedip başıyla olumlu anlamda salladı.
"Diyemez."
"Neden?" dedim sabırsızlanmaya başlayarak. Olayı fazla heyecanlandırıyordu.
"İyi birisi değilim..."
"Ah, öyle mi? O yüzden mi bir saattir heyecanlı bir gerilim yaşatıyorsun bana Orkun? Söyle bana kimsin?" dediğimde etrafına baktı ve yanımızdan geçen atkuyruklu bir kızı durdurdu. Kız merakla Orkun'a baktığında çekingen bir şekilde geri çekilmeye çalıştı. Ama Orkun gitmesine izin vermeden elini ondan çekti ve beni işaret edip
"Cosmos'a kim olduğumu anlat." dedi. Ben hala anlamamış bir şekilde ona bakarken kız korkak bir şekilde Orkun'a baktı bu sefer. Allah aşkına ne oluyordu?
"Burada mı?"
"Spor salonuna gidin. Kimse olmayacak..." dediğinde kaşlarım havaya kalkıp onlara bakarken kız hızla kafasını salladı ve etrafına bakınıp Orkun çoktan arkasını dönmüş giderken kolumdan tuttuğu gibi aşağı merdivenlere doğru götürmeye başladı.
"Heeey?"
"Sessiz ol."
Ah, ne yaşadığımızı bile anlamazken kızın beni sürüklemesine boyun eğdim. Orkun kim miydi? Bilmiyordum ve bu küçük adamın kim olduğunu öğrenmeye gidiyordum, bu doğru değildi. Ben normal bir liseye gelmiştim!
Tamam, gelmeden önce araştırdığımda tekin bir yer olmadığını semtinden bile biliyordum ama...
Orkun onlar gibi durmuyordu.
Serseriler...
Büyük bir kapıdan girdikten hemen sonra kapıyı kız kapattı ve bom boş spor salonuna göz attı.
Kapıyı zorlayıp açıldı mı diye bakarken ben şaşkınlıkla kızı izliyordum. Ne yapıyordu bu böyle?
Sonunda kapıyı kontrol etmeyi kesip bana döndüğünde üstten aşağıya süzdü.
"Ne öğrenmek istiyorsun?"
Sesi az önceki konuşmasından daha alçak çıkarken anlamaz bir şekilde onla baktım.
"Her şeyi..." dedim kız etrafına daha dikkatle bakarken kolumdan tuttu ve beni peşinden yine götürmeye başladı. Bu kız ne yapıyordu? Koca spor salonunda başka nereye gidebilirdik ki?
Salonda kapının en uzağına beni götürdüğünde sabırlı bir şekilde nefes almaya çalıştım.
"Anlatacak mısın artık?"
"Sessiz olmalısın." dedi o da bana karşılık.
Derin bir nefes alıp verdim. Bu kız sabrımı fazlasıyla zorluyordu.
"Anlat..."
Kız yere oturduğunda gözlerimi devirip ona yukarıdan bakmaya başladım.
Bir an önce buradan çıkmak istiyor ve Orkun'un yüzüne tokatı geçirmek istiyordum. Yalan söyleyen insanlardan nefret ederdim ve o bana yalan söylemişti. Sadece yüzüne tokadı yapıştırmayı gerçekleri öğrendikten sonraya saklamıştım o kadar.
"O çok kötü birisidir." dedi. Gözlerimi tekrar devirip gözlerine baktığımda
"Orkun mu?" dedim. Evet anlamında kafasını salladığında başımı hadi dercesine salladım. Yerinde biraz kıpırdandıktan sonra ellerine baktı ve bağdaş kurduğu yerde anlatmaya başladı.
"İkinci sınıfta bu okula geldiği zaman en iyi arkadaşının doğum gününü kutlamıştı. Pasta mumlar raptiyeler..." dediğinde geçmesi için ona söylenmek istedim ama sustum. Sabretmekte yarar vardı.
"Kız mumları üflediği zaman sınıftan bir erkek onun kafasını pastaya itmiş ve kızın kafası pastaya gömülmüştü... Onu kimse kale almazdı." dediğinde anlamamış bir şekilde ona baktım.
"Kızı mı?"
"Hayır..."
Orkun'dan bahsettiğini anladığımda kaşlarım havaya kalktı. Gerçekten de Orkun diyemiyordu...
"Sonra?"
Kız durdu. Anlatmakta zorlanıyor gibiydi. Allah aşkına. Orkun en fazla ne yapmış olabilirdi ki?
"O çok sinirlendi. Kız ağladı. Orkun ise iten çocuğa bir yumruk attı. Sonrasında ise kızı iten erkek onu kale almadı ve aşağılamaya başladı. O ise adını söylediği zaman 'bana adımı söylemeye devam edersen bir dilin kalmayacak' demişti. İlk başta herkes güldü. Ben de o sınıftaydım. Gerçekten onu ilk zamanlarda kısa ve tuhaf giyindiği için kimse sevmezdi..." dediğinde merak etmeye başlamıştım.
"Sonra... o çocuk tekrar adını söylediğinde ertesi gün çocuk bir daha ortalarda gözükmedi. Ama sınıfın kapısında asılı olan kökten koparılmış bir dil görmüştük. Korkunçtu. En arka sırada ise sadece o oturuyordu. Yanındaki doğum günü kutlanan kız bir daha okula hiç gelmedi..." dediğinde gözlerim kocaman açıldı.
"Bunu Orkun yapmadı değil mi?" dediğimde kız kafasını kaldırdı ve bana baktı. Gözleri dolmuştu.
"Daha anlatmamı ister misin?"
İster miydim? Yanımdaki gezdirdiğim sevecen çocuk bir dil koparan çıkmıştı. Bu gerçek olamazdı...
"Evet..."
Bu sefer kızın tam önüne oturdum ve merakla yüzünü inceledim. Kız derin bir nefes aldı ve anlatmaya hazırlandı. Ben ise şokla kızı izlerken o anlatmaya devam etti.
"Kimse onu şikâyet edemedi. Korkmuştuk. Kimse yanına yaklaşmamaya başladı. Ama okulda büyük sınıflar onunla uğraşmaya başladıkları zaman bir gün kantinde masayı kaldırıp attı. Masada on ikinci sınıflar oturuyordu. Namı diğer okulun efendileri de denilebilir. O zaman bu okul gerçekten iyi bir okuldu. İyi öğrenciler, yüksek puanlılar yer alıyordu. Gerçi hala yüksek puana sahibiz ama sorun şu ki iyi değiliz..."
Ne saçmalıyordu bu böyle?
"Masayı fırlattığında hepimiz şokla ona bakıyorduk. Tek tük insanlar hala onu bir dil kopartıp sınıfın kapısına astığına inanmamıştı. Buna on ikinci sınıflar da dahildi. Kendilerinden çok başka insanların konuşulmasından pek hoşlanmazlardı. Ama o gün o masayı ittiğinde bütün on ikinci sınıflar ayağa kalktı..."
Susup ellerine bakmaya devam ettiğinde yerimde kımıldandım.
"Sonra ne oldu?"
Kafasını kaldırıp bu sefer gözlerime baktığında
"Okul dışında olmasını söyledi."
"Neyi?" dedim merakla. Kız gözleri dolmuş bir şekilde bana bakıyordu.
"Kapışmanın."
"Neden?"
"Okulda olay olması yasak çünkü..." dediğinde derin bir nefes alıp verdim. Anlaşılan bu gün bir kuralı çiğnemiştim. Ah, ne mutlu bana!
"On ikinci sınıflar onunla dalga geçseler de okul çıkışı toplanıp gittiler. Ertesi gün ise tam beş kişi... Hepsinin ölüm haberi geldi. Birisi araba kazası. İkisi yüksek doz uyuşturucu. Biri intihar ve diğeri de sokak kavgasında ölü..."
Tüylerim diken diken olmuşken yerimde mıhlandım sanki. Bana öyle bir bakıyordu ki. Gözleri dolmuştu.
"Bunu Orkun yapmış olamaz..."
"Onun adını söylemene nasıl izin verdi?" dedi bu sefer. Anlamaz bir şekilde ona bakarken
"Adını neden söylememeniz gerekiyor?" dedim hala inanamıyorken
"Söyleyen her insanın dili ertesi gün kapıya asıldı..."
Gözlerim kocaman olduğuna emindim. Şaşırmıştım gerçekten çok şaşırmıştım, aynı Orkun'dan bahsettiğimize bile emin değildim. Orkun onu durdurup kim olduğunu söylemesini istediği zaman asla inanmazdım. Ama şimdi...
"Ben... Bana adını söylememem konusunda bir şey demedi. Hatta adını bizzat kendisi söyledi..." dediğimde gözlerini kırpıştırıp şaşkınlıkla bana baktı.
"Sen de onun grubundan mısın?"
Anlamamış bir şekilde ona bakmaya devam ederken anlamaz bir şekilde ona baktım. Orkun'un grubu mu vardı? Bu gün öğrendiklerim bünyeme fazlasıyla ağır gelirken ne yapacağımı şaşırmıştım.
"Ne grubundan bahsediyorsun sen?"
Kız şaşkınlığı artmış bana bakarken merakla ona bakıyordum.
"Onun dışarıdaki grubu... Her şeyi hallettiği..."
"Hayır." dedim bir soluk verir gibi. Kız ise hala şaşkınlığını koruyan bir şekilde bana bakıyordu.
"Kimsin sen o zaman?"