"Orkun nerede?" diye sorduğum soruyla kantinden birkaç kişi bana merakla dönmüşlerdi. Pek umursamadım. Yakın diye düşündüğüm arkadaş bir katil çıkmıştı...
Ve bunu ben hariç herkes biliyordu.
"Sınıfta..." yanımdan geçen Hazal bunu nispet yapar gibi söylediğinde bu sefer onu umursamadım. Hızlı adımlarla sınıfa doğru koşarken aklımdan bindir türlü düşünceler geçiyordu.
Neye bulaştığım hakkında bir fikrim yoktu. Ama bu iyi gibi durmuyordu. Kesinlikle durmuyordu...
Sınıfın kapısının önüne geldiğimde bir an gözümün önünde asılı duran bir dil canlandı. Bir adım gerileyecekken bu görüntü gözümün önünden yok olurken hızla sınıfa girdim.
Oradaydı. En arka sırada ve bana anlattığı gibiydi.
Kahretsin ben kiminle arkadaş olmuştum öyle?
"Öğrendin mi?"
Geçmişi silmek zor olsa gerek. Silmek ne kadar zor olsa da öğrenmek neden bu denli zor değil?
Yetim olduğumu bilen küçük adam karşımda bana her şeyi öğrenmeme rağmen o denli rahat bakıyor ki...
Bir dil kesen.
Bu okula gelirken hayallerim yoktu. Sadece ayakta kalmak için bir çaba içerisine girmiştim o kadar. Neydi peki bu? Neden benim başıma her zaman bir şey geliyordu?
"Öğrendim." dedim sorduğu soruyu cevaplarken.
Transa falan girmemiştim.
Ama bana bakan o siyah gözleri o kadar rahattı ki...
Bir dil kesmek insan için kolay olabilir miydi? Üstelik annenin ve babanın sen doğduğunda ilk armağan ettiği ismi söyledikleri için?
Yüzünde gülümseyen bir ifade yok bu küçük adamın... Dimdik bana bakıyor.
Kolunun birisini benim sandalyeme atmış
Bir daha orada oturabilir miyim diye düşünemiyorum...
Adını sayamadığım kadar söylediğim bu şahsiyet hiç durmaksızın bana öyle bir bakıyordu ki... Korkuyor muydum diye sorulursa nedense korkmuyordum.
Mantıken...
Şu ana kadar defalarca adını söylediğim insan gelip de bundan sonra dilimi mi keserdi?
Ya da okulun kuralını yıktığım için mi yapardı?
Bir gün sadece bir günde hayatımı değiştirmeyi beceren bir kızdım ben.
Annemler beni terk etmişken...
Ahmet abim beni bulmuşken...
Ve içimden bir ses diyor ki, bu gün de o sonsuz hayatın bitecek...
"Korkuyor musun?"
Göreceli sorduğu bu soruya uzaktan ona bu şekilde bakarken hayır desem ne kadar süre koşarak yanıma gelirdi?
Bacak boyum ondan uzun... Koşarsam hızlı olurdum. Hızlı koşmada iyiydim ama içimden bir ses nedense yanılıyorsun diyordu.
Yanılıyor muydum?
Bu küçük adamdan beklemediğim şeyler çıkmıştı ortaya. Her zaman gülen insan...
Her zaman bana sevecenlikle bakan insan...
Bir dil koparan olsun...
"Hayır dersem dilimi kopartır mısın?" dedim derin bir nefes eşliğinde.
Sınıf boştu. Neden boş olduğu şimdi anlaşılıyordu. Bu adamın yanında tek başına olmak kim isterdi ki? Ben mi?
Ah, aklımı kaçırmadım daha...
"Evet dersen olabilirdi. Ama korkmadığına emin misin?" dediğinde yutkundum ve dikkatle ona bakmaya devam ettim.
Küçücük bir hareketini bekliyordum. O küçük bir hareket yaparsa sınıftan koşarak çıkmaya razıydım.
"Neden benim dilimi de kopartmadın?" dedim tereddütlü bir şekilde. Defalarca adını söylememe rağmen benim neden dilimi kesmemişti?
"Bilmediğim için mi?" dediğimde ise donuk bakışları ile vücudumu süzmekle yetinmişti.
Ne düşünüyordu? Güzel olduğumu mu?
Güzeldim. Bunu herkes bilirdi.
Evet. Ego değildi bu. Sadece duymaktan sıkılmış benin, kısa ve öz bildiklerinden ibaretti o kadar.
"Aslında bakarsan normal bir arkadaşım olursun sanmıştım. İlk gördüğümde asi olman hoştu..." dediğinde anlamaz bir şekilde ona baktım. Ne yani? Sevgili seçer gibi arkadaş mı seçiyordu?
Yerimde kımıldandım. Ayaklarım zemine sanki her zamankinden daha da sert basıyor gibiydi. Aylardır konuştuğum arkadaşım bir dil kesen çıkıyordu. Nasıl rahat olabilirdim ki?
"Benim çevremdeki insanlar gibi değildin en azından..." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Nasıl yani?"
Çevresindeki insanlar nasıldı az çok tahmin edebiliyordum... Spor salonundaki kız bana bundan bahsetmişti. Grubu vardı her halde. Nasıl bir grup olduğu ise muammaydı
"Gerçekten kötü değil de cesaretine güvenen..."
"Bunun için mi benimle arkadaş olmak istedin yani?" dediğimde ise dudaklarını yalayıp kafasındaki şapkayı düzeltmekle yetindi.
Okulun başından beri düşündüğüm şapka olayı ise şimdi açığa vuruyordu. Okulda şapka takmak yasaktır her zaman. Öğretmenler dersi bırakın teneffüste bile buna karışırlarken derste dahi karışmamaları değişikti. Gerçekten çok değişikti.
"Güzelsin..." dedi dalga geçer gibi...
Normalde olsa ben şimdi ne yapardım? Tıslar ve ona çıkıştırdım öyle değil mi? Ama içimdeki ses öğrendiklerime karşılık bunu yapmamı engelliyordu.
"Peki, şimdi sana adını söylediğim için dilimi kesecek misin?" dediğimde ise dikkatle bana bakmayı kesmeden dudağının bir kenarını yukarıya kıvırdı.
Bu bakışları, bu gülüşü önceden defalarca görmüş gibi değildim. Daha şeytani, ben daha da tehlikeliyim, diye bağırıyordu sanki.
Anlamamam normal miydi bilmiyorum ama kısa boylu bir adamdan ne beklenirdi ki?
"Adımı öğrendiğinden beri söylediğini hatırlamıyorum?" dedi.
Söylememiş miydim?
Kesinlikle.
Korkuyor muydum?
Bilmiyorum.
Ama adını söylemememin sebebi neydi peki?
"Akıllı bir kızsın Cosmos."
Ah, evet. Bilirdim. Akıllı olmak... Akıllı olsaydım beni küçük yaşta terk edecek bir ailem olmazdı...
"Bana adımı neden söylemeyi denemiyorsun?" dediğinde sandalyeyi geriye itip öyle bir kalktı ki derin bir soluk çekip içimde tuttum. Evet, evet. İçimde tuttum. Sanki o bana gittikçe yaklaştığında koruma kalkanım olacak gibi...
Bana doğru adım atıyordu. Bedenim sıcaktı. Belki ateşim çıkmıştı. Ama delicesine bedenimin zıddına üşüyormuş gibi hissediyordum...
"Hadi..." dedi ellerini iki yana açıp bana kaşlarını kaldırarak bakarken. Hala bana doğru yürüyordu. İçimden uzaklarda bir ses benimle oyun oynadığını bağırıyordu adeta.
"Söylersem dilimi kopartman bir işime yaramaz..." dediğimde ise dudağını bir kenarı bu sefer yine yukarıya doğru kıvrıldı ve bana daha fazla yaklaştı. Sadece birkaç adım kalmıştı aramızdaki mesafe.
Elinin birisini cebine soktu ve derin bir nefes alıp dudaklarını yaladı.
"Belki yarar..."
"Emin misin?"
"Hiç olmadığım kadar..."
Kendinden o kadar emin konuşuyordu ki...
"Grubun mu var?" demeden edemedim. O ise bana aynı şekilde bakmakla yetinmişti.
Olduğu yerde durmuş küçük boyuyla... Boyumdan büyük işlerde hiç korkmam dercesine...
Ama cevap vermedi...
Bana dikkatle bakmakla yetindi.
İşte şimdi gerçekten korkmaya başlamıştım.
Gözleri üzerimde bir buz kütlesi gibi dolanırken öylece bakıyordum...
Bakmak kolaydı ama onun içini okuyamamak. Ah, gerçekten korkmamam gerekiyordu.
"Bana neden öyle bakıyorsun?"
"Neden hala adımı söylemiyorsun?" dediğinde ise kendimi kasmadan edemedim.
Adını hala söylemiyordum. Haklıydı. Kaçıyordum. Dilimi kesmesinden mi korkuyordum?
Garip bir şekilde hayır... Çünkü içimdeki bir ses adını söylediğim zaman dilimi kesmeyeceğini söylüyordu...
Peki, neyden korkuyordum?
"Belki korkuyorum..."
"Dilini kopartmak istemiyorum Cosmos."
"Orkun. Adını söylememin bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyorum." dedim bir cesaret. Olsun ve bitsin istiyordum çünkü.
Söylemiştim.
Bir sorun yoktu. Biliyordum. Bakışlarındaki o sertlik aynı ifadesini korurken bunu anlayabiliyordum ama gerginliğim hat safhadaydı...
"Benden korkuyorsun." dedi. Sakin ve hiç olmayacak kadar soğuk bir sesle.
"Belki..."
"Neden?"
"Dilimi kopartmayacaksın değil mi?" dedim bilmiş gibi...
"Belki." dedi o da benim gibi... Bense yerimde hareketlenip ona dikkatle baktım.
"Orkun. Beni korkutmaya çalışıyorsun..." dedim ona dikkatle bakarken içimdekileri söyleyerek.
"Ama korkmakla korkmamak arasında kalıyorsun. Bence doğru yoldayım."
"Hayır. Arkadaşlarımın benimle oyun oynamasından hoşlanmam..." dediğimde ise dudağının bir kenarı yukarıya doğru kıvrıldı.
"Seninle oyun oynadığımı nereden çıkarttın?" dediğinde ise yüzündeki ifade bir anlık şaşırmama sebebiyet oluyordu. Sadece bir anlık gerçekten u dönüşü yapacaktım...
"Çünkü beni deniyorsun... Anlamayacak kadar salak olduğumu mu düşünüyorsun Orkun?"
"Anlamanı istediğim bir şey yok."
"Hayır. Arkadaşın olmamı istiyorsun."
"Belki."
"Bana göreceli cevaplar verme. Sıkılmaya başladım. Önceden samimi olduğum bir insana sonradan soğuk davranmak bana göre değil."
"Haklısın. Sen hep farklıydın değil mi?" dediğinde ise yutkunmakla yetindim.
"Geçmişim hakkında ne biliyorsun?" Sorduğum soru bir buz kadar soğuk geliyordu bana. Boğazımda bir düğüm oluşmuştu.
Geçmişimi kimse bilmezdi.
En iyi arkadaşım.
Sultan ablam.
Kardeşlerim...
Ağabeylerim...
Hiç birisi. Sadece Ahmet abim... Peki, nasıl öğrenmişti?
"İstediğim kadarını..."
"Neden?" dedim bu sefer daha da boğuk bir şekilde. Dışarıdan gören bir insan çok sinirli olduğumu düşünebilirdi. Ama sinirli değildim işte. Kızgındım, bilmesine gerek yoktu, beni bu şekilde bilmesindeki az unsur neydi ki? Bilmese olmuyor muydu?
"Yanımda gezdirdiğim insanı tanımam gerek, Cosmos."
Bana yine aynı şeyi söylüyordu. Pek umursadığım söylenemezdi. Sadece benim hakkımda bir şeyler bilmesi rahatsız ediciydi.
Öldürseler anlatmazdım.
Gerçekten anlatmazdım.
İçimde yaşamak daha fazla rahatlatıyordu. İnsanların bana acıyarak bakmasını asla istemezdim. Bu yaşıma kadar geldiysem bundan sonra da gelebilirdim...
"Ama ben nedense seni tanımadığımı hissediyorum..." dediğimde gözlerimi kırpıştırarak ona baktım.
Kahverengi gözlerini gözlerime dikmiş bana dikkatle bakıyordu. Ürkmem gerekiyordu. Ama gözlerinde bir yerde nedense korkmamı istemiyormuş gibi baktığını hissediyordum...
"Tanımak istiyor musun?" sorduğu soruyla şaşırsam mı bilemezken dikkatle ve daha da merakla ona bakar olmuştum.
"Bana zarar verecek mi? Ya da sana olan bakışlarımı değiştirecek mi?" dediğimde ise yüzünde bir gülümseme belirdi. Anlamını bilmiyordum ama gülümsemesi her zaman bana güzel geliyordu. Tatlı, değişik ve iyi hissettiriyordu. Ama bu sadece onun mutlu olduğu anlara aitti...
"Şu anda değiştirmedin mi?" dediğinde ise derin bir nefes almakla yetindim.
"En azından hala seninle arkadaş olmak istiyorum." dediğimde ise kendimi küçükken parkta karşılaştığım bir kızla kırk yıllık arkadaşlık kurmuşçasına oyun oynamışken hissediyordum. Parka giderdin, oyuncakları güzel olan birisini gözüne kestirirdin ve bum... Kızla can ciğer kuzu sarması olurdun.
Şimdi?
"Benden korktuğun için mi?"
"Hayır." dedim hızla. Hızlıca verdiğim cevaplar her zaman doğru olanlarıydı. Her zaman... ve şimdi gerçekten de doğruyu söylüyordum.
"Dilimi her halükarda kopartmayacağını biliyorum..."
"Kendinden fazla eminsin..."
"Şu anda karşındayım Orkun. Ve hala adını hiç çekinmeden söylüyorum. Dilimi kopartmakta özgürsün. Sadece ölürüm. Arkamda üzülecek birileri bırakmam..."
"Ah, hayır. Yanılıyorsun. Edis akşam seni halledeceğini söylemişken dilini kopartmak benim zararıma olur." dedi. Bir anda yutkunmadan edemedim.
Edis. Akşam görüşeceğim dövmeli çocuk...
Bu kadar mı tehlikeliydi? Ama neden?
Nasıl?
Sadece lise öğrencileriydi. En fazla ne yapabilirdi?
Şu an da karşımda bir dil koparan psikopat duruyordu. Onun bir grubu vardı ve Edis denen herifin çok tehlikeli olup benim dilimi sırf onun için kopartmak istemediğini söylüyordu...
"Onun hakkında ne biliyorsun?" dediğimde ise yüzünde öyle bir gülümseme belirdi ki...
İşte gerçekten bittiğimi o anda hissetmiştim
Bir insanın arkası olma durumu.
Değişikti.
Benim arkam olmazdı. Biz zengin kesimdik. Kavga bizim için barbarlıktı. Bu... Çok farklı hissettiriyordu şimdi de...
Barbarlıktan öte.
Değişik... Güzel.
Ama akşam...
O dövmeli çocuk...
Ah.
Ne demişti Orkun? Onun hakkında ne biliyorum?
Ne biliyordum?
"Sadece bir şey soracağım." dedim merakla onun yüzüne bakarak. Bir yandan ise çoktan aklımdan planımı kuruyordum. Ama ne plan. Ne el kaldırmak var ne de başka bir şey.
"Sor."
Derin bir nefes aldım. Olamazdı değil mi?
"Onu ne kadar tanıyorsun?"
"Herkesten çok..." dediğinde ise aklımdaki soruyu nasıl yönelteceğimi bilmiyordum.
"Annesi ve babası mı boşandı? Babası onu küçükken çok mu dövdü? Ya da kardeşi mi öldü?" dedim sonunda merakla. O ise tatlı bir kıkırtıyla bana bakmakla yetindi.
"Hayır. Annesi ve babası çok iyi insanlar. Hala evliler ve inanır mısın? Örnek bir aileler. Edis'in ne yaptığından haberleri dahi yok. Üstelik. Kardeşi ölmedi. Çünkü onun kardeşi yok..." dediğinde ise sesli bir şekilde yutkunmakla yetindim.
Kardeşi yok mu?
Herkesten çok tanıdığını iddia eden insan... en önemli etkeni unutmuştu galiba. Çünkü ben bu durumda karşımda bu dil kopartan arkadaşımdan daha çok şey biliyormuş gibi hissediyordum.
Ve biliyordum.
Ama içimdeki ses nedense bana bunun yanlış bir yol olduğunu söylüyordu...