"Biliyor muydun? Hamam böcekleri oldukça temiz hayvanlarmış." dedim elimdeki haberi okurken. Yüzüm buruşmuştu ve sabah sabah instagramda böyle bir haberle karşılaşmanın getirdiği mide bulantısıyla yüzümü buruşturdum ve Nihat abiye baktım. O da dikiz aynasından bana inanmaz bir şekilde baktı.
"Neyse, bundan bahsetmemişim gibi davranalım. Bugün oldukça enerjiğim. Sence çıkışta biraz gezmeli miyiz?"
"Nereyi istersiniz?"
"Bilmiyorum. Sence nereye gitmeliyiz. Aslında Melda'yı özledim. Eski mahalleme gitsek iyi olacak. Üstelik ona bir sürpriz yapmış oluruz."
"Tabii. O zaman çıkışta tekrardan görüşürüz." dedi ve arkasını dönüp bana gülümsedi. Araba okulumun önünde durmuştu. Ondan kapımı açmasını istemediğimi söylemiştim ve evin yanında bu kuralı gerçekleştiremesek de çoğunlukla istediğim oluyordu.
"Görüşürüz. Kendine dikkat et." dedim ve arabadan çıkıp kapıyı kapattım. Yüzümdeki aptalca sırıtma silinmezken etrafıma bakınma gafletine düştüm ve onu görmem fazla uzun sürmedi.
Mustafa yine aynı yerde, sırtını duvara vermiş havalı bir şekilde bekliyordu. Bedenimin soğuğun aksine sıcaklıkla ürperdiğini hissettim. Eskiden gelen heyecanın yerini koruması üzerine sinirlerim bir an altüst olsa da kendimi toparlamam uzun sürmemişti. Çünkü sigarasını dudaklarından çekip dumanı burnundan havalı gözüken bir şekilde dışarı verdikten sonra beni görmüş ve yerinde doğrulmuştu. Acele ile yüzüme bir gülümseme yerleştirirken ona doğru ilerlemeye başlamıştım ama aklımdan geçen soruların haddi hesabı yoktu.
"Hey! Burada ne arıyorsun?"
"Seni görmeye geldim."
"E dün görmüştün ya." dedim dilimi tutamayarak. Tamam, biraz kabaca olmuştu ama burada doğru olmayan bir şey vardı ve ben bundan oldukça rahatsız hissetmiştim.
Sözlerimin hemen ardından bana doğru bir adım attı ve yine boşluğumdan yararlanıp önüme düşmüş perçemimi kulağımın arkasına iteklemeye çalıştı. İnatçı tutam, sanki onun sözünü dinliyormuş gibi kulağımın arkasında yerini alırken geri gitmek istedim ama arkamdan geçen arkadaş grubu beni engellemişti.
"Üvey ağabeyin seni benden kaçırdı. Dedim belki bugün okulu eker ve benimle gelirsin."
"Nereye?"
"Arkadaşlarla biraz takılacaktık. Senin de bu gibi bir ortamdan sıkılmış olabileceğini düşündüm." demesi ile etrafı kısa bir el hareketi ile gösterdi. Bir yandan haklıydı evet ama okulu asmak mı? O an arkamdan çok başka birisinin sesini duymam uzun sürmedi.
"Günaydın Şilan."
"Günaydın hocam."
Yanımda durmuş bana gülümseyerek bakan hocama aynı şekilde karşılık verdim. Dünden sonrasında onu erkenden görmek tuhafıma gitse de sanki çok yakınmışız gibi hissetmem garip gelmişti.
"Sen de yeni mi transfer oldun?"
"Oradan bakılınca bu tikilere benzer bir hâlim mi var?" diyen Mustafa ile gözlerim kocaman aralandı. Manyak mıydı bu çocuk?
Şaşkınlıkla ona bakarken durumu toparlamak için dudaklarımı araladım ama ne diyeceğimi bilemezken hocam beni şaşırtarak oldukça sakin bir şekilde konuşmuştu.
"Eski okulundan mı?" diyerek bana soruyu yöneltmesi ile birlikte başımı onaylamakla yetindim. Ama her zaman gülümseyen o mavi gözlerin üzerinde rahatsız bir tavır yer alıyordu. Durumu toparlamam gerekiyordu yoksa Mustafa, hayatımda ilk defa sevdiğim bir hoca ile aramı bozacaktı.
"Seninle çıkışta buluşsak? Zaten Melda'ya sürpriz yapmaya gidecektim."
Kahretsin! Bu da nereden çıktı?
"Okula mı gideceksin?" dedi şaşırmış bir şekilde.
"Bazılarının hedefleri var delikanlı." diyen Poyraz hoca ise Mustafa'ya bakmaksızın bana gülümsedi ve başı ile okulu işaret edip elindeki iki dosyayı da ellerime tutuşturdu.
"Bana yardım eder misin?"
"Elbette." demekle yetinirken gözlerim acele ile Mustafa'ya döndü. O ise anlamayan bir şekilde bana ve hocaya bakıyordu. Umarım Poyraz hocaya takmazdı çünkü o birisine takarsa işler pek güzel ilerlemezdi.
"Görüşürüz." dedim acele ile. Gözleri tekrar bana çevrildiğinde başını bir kere sallamakla yetinmişti. Hani, mahalle kabadayıları olurdu ya, Mustafa işte onların ele başıydı. Ama şu sokaklarda gördüğünüz keko, çocukça kendilerini bir şey sanan saçma topluluklardan değil. İnsanların bahsetmeye korktuğu birkaç insanın adamı diyorlardı. Tabi, bunun doğruluğu tartışılırdı ama genelde kafasına eğer birisini takarsa o kişinin pek de sağlam kurtulduğu söylenemezdi. Böyle barbar bir adamı neden bu kadar sevdiğim ise muammaydı. Dış görünüşü her zaman hayallerimi süsleyen o adam olduğundandı belki de...
Poyraz hocanın ilerlediğini görünce koşturarak ona yetişmeye çalışıyordum. Birkaç öğrenci bana dönüp anlamayan gözlerle baksalar da umursamayıp hocaya yetişmeye çalıştım ve başardığımda nefes nefeseydim.
"Doğru insanlarla arkadaşlık kurmalısın." demesi ile bütün dikkatim dağılırken şaşkınlıkla hocama döndüm. Ne demişti o az önce?
"Anlamadım."
"O arkadaşın..." dedi ve bana dönüp kısa bir an baktı ve önüne döndü.
"Pek tekin bir tipe benzemiyordu."
"Ah!" dedim ve Mustafa sorunsalına bir küfür savurup ne cevap vereceğimi hızla taradım ve en mantıklı cevap ile dudaklarımı araladım.
"Aslında arkadaşım sayılmaz. Sevgilisinden ayrıldı ve ona yardımcı olmaya çalıştığım için biraz fazla yakın hissetmiş olmalı." dedim saçma sapan bir açıklamada bulunarak. Bu da ne kızım? İyi misin? Karşındaki hoca, arkadaşın değil.
Ama Poyraz hoca, benim sözlerimi gayet normal değerlendirmişçesine sözlerime cevap vermişti.
"Böyleleri seni, sen daha farkına varmadan kendi kuyularına çekerler Şilan. Saf ve güzel bir kızsın. Dikkat etmen gerek." derken odasının kapısını açıyordu. Birden böyle övülmemin verdiği şaşkınlık ve utançla kızaran yanaklarımı saçlarımla saklamaya çalışıyordum. Tanrım, karnımdaki utanç kıvılcımları heyecandan titrememe sebep olmaya yüz tutmuştu.
"Kapıyı kapat lütfen." dedi ve denileni yapıp kapıyı ardımdan kapatıp masasının üzerine elimdeki dosyaları bıraktım. Gitmek için bir hamle yapmak üzereydim ki sözleri bana engel oldu.
"Senin için birkaç test sorusu çıkardım. Bunları okul çıkışına kadar çözmeni istiyorum." dedi ve elindeki zımbalamış olduğu sayfaları elime tutuşturdu.
"Okul çıkışına kadar mı?"
"Teneffüslerde işin mi var?"
Olmalı mıydı? Adı üstünde, teneffüs değil miydi? Hey, bu iş hoşuma gitmemeye başlamıştı.
"Yok. Yok ama..."
"Gözün korkmasın. Şaka yapıyorum. Sadece gözden geçir ve çözemeyeceğini tahmin ettiğin soruları dene, yapamazsan bana getir ve sor. Bugün senin koçundan, koçluğunu devralacağım. Aslında öğrencilerin koçu olmam ama senin gibi zeki öğrenciler için ek iş almakta bir sakınca görmüyorum." dedi ve masasına yaslanıp bana gülümsedi. Kollarını önünde düğümleyip bana bakıyorken yeni bir şey fark etmiştim. Oldukça formunda olan bir öğretmendi. Okul çıkışında spor yapıyor olmalıydı. Zira, oldukça başarılı bir vücudu vardı ki takım elbisesinin içerisinden kalıbı bariz belli oluyordu.
"Tamam. O zaman ben bunlara bakayım." dedim ve çıkmak için kapıya yöneldim ama yine bana seslenmesi ile ona dönmek zorunda kaldım.
"Haftalık, özel okul planlamamızı sekreterimden almanı istiyorum. Şimdi gelmemiştir. Bulduğun zaman al ve incele. Sana uymayan bir tarafı varsa gel ve değiştirelim." dedi ardından göz kırptı ve masasına yaslanmayı kesip yerine doğru ilerledi. Çekici hâline karşılık bir an donup kalsam da toparlanmam uzun sürmedi.
"Başka bir şey var mıydı?"
"Yok. Çıkabilirsin."
Ve çıktım. Tanrı biliyor ya, aralık ayında havanın soğukluğu benim sıcaklığım yanında buharlaşabilirdi. Etrafıma bakınıp insanların dikkatini çekip çekmediğimi kontrol ettiğimde herkesi kendi hâlinde görmem ve rahatlamam uzun sürmedi. Adam adeta Calvin rol modellerini aratmıyordu. Öğretmen olarak iyi maaş alıyor olsa gerekti zira modellikten alabileceği kapasite oldukça yüksek bir meblağa olabilirdi.
Elimdeki kağıtları inceleyerek sınıfa doğru ilerliyordum. Ta ki sert bir cisme toslayana kadar. Yüzümü buruşturup kafamı kaldırdım. Bu ayı gibi bedenin sahibi de kimdi?
"Sen de kimsin?"
"Az önce mermer kadar sert olan bedeninle kırdığın bir porselen. Fazla protein takviyesi mi yapıyor sizi böyle?"
Karşımda gördüğüm adam Hollywood filmlerindeki o sarışın, mavi gözlü Amerikanları aratmıyordu. Yabancı olmalıydı çünkü bu kadar kusursuz bir yüzle daha önce karşılaştığımı hatırlamıyordum. Yine de böyle bir adamın bu kadar sert bedeni olmasına acımadım değildi.
Sözlerim üzerine kaşlarını çatmış bana yukarıdan bakıyorken ne dediğimi anlamaya çalışıyor gibiydi.
"Adamım, Avcı ile tanışmışsın. Günaydın Avcı."
"Günaydın Sünepe." dedim şu geri zekâlı çocuğu yine görmemle. Yanlarından geçip gitmek için hamle yaptığımda ise mavi gözlü uzun çocuğun "Avcı mı?" dediğini duymuştum. Gerçekten, şu kelime sinirlerimi harbiden bozmaya başlamıştı.
-*-
Öğle arasına çıktığımızda elimdeki kâğıt rulosunu aldım ve yerimden kalkıp hayvanat bahçesinden çıktım. Delicesine sesli konuşup dikkat çekmeye çalışan avam tabaka buraya toplanmış olmalıydı çünkü kızın dün, MK marka çantasının geldiğini bütün sınıf duymuştu. Oysaki çantasının aynısının çakması pazarda 20 liraydı ya orası ayrı. Acaba elimde çakması ile gelip geçsem ne olurdu?
Poyraz hocanın odasına doğru ilerlerken karşı koridordan gelen Kuzah'ı görmem uzun sürmemişti. Yanındaki arkadaşını dinlerken ellerini pantolonunun cebine sokmuştu. Sıkılmış olduğu dağınık, yataktan çıktığı gibi geldiği saçlarından belliydi. Bugün, pek keyfinde uyanmamış olsa gerek. Hoş, onun aksine ben oldukça keyifliydim oysaki.
Ben gözlerimi dikmiş ona bakarken sanki fark etmiş gibi kafasını kaldırdı ve direkt bana baktı. Gözlerimi kaçırmak ve kaçırmamak arasında mekik dokurken o benden önce davrandı ve bakışlarını üzerimden çekti. Anlaşılan dünden sonra benimle pek iletişime geçmek istemiyordu. Kendisi bilirdi. ben iletişim için bir şey bulurdum.
Poyraz hocanın kapısını çalıp, içeriye girmeye yeltendiğimde kapı açıldı ve karşımda dikilen hoca ile irkilip bir adım geri gidiyordum ki ayaklarım birbirine dolandı ve bir rezalet ile baş başa kaldım. Yere yapışmayı büyük bir kriz ile bekliyorken uzanıp kolumu tutan Poyraz hoca ile neye uğradığımı şaşırırken yüzüme yaklaşan yüzü ile gözlerimi kırpıştırmadan edemedim. Burnuma gelen o koku da neyin nesiydi öyle? Tanrım! Bu kokuyu erkeklere bedava mı dağıtmışları yoksa Kuzah ve hocam aynı parfümü mü kullanıyordu? Hey, dün bu kokuyu hatırlamıyordum. Dün başka kokuyordu.
"Fazla korkaksın Şilan. İyi misin? Bir yerinde bir şey var mı?"
Beni temkinli bir şekilde bırakan hocaya öylece bakakalırken arkamdan bir ses duymam ile irkilmem uzun sürmedi.
"Şilan?"
Dönüp sesin kaynağına baktığımda ise anlam veremediğim bir adam ile karşı karşıya kaldım. Kuzah, neden bana seslendi şimdi?
"Ne?" dedim boşluğuma gelirken. Hâlâ şaşkındım ve bu şaşkınlığı kolayca atacağımı pek sanmıyordum.
"İyi misin sen?"
"Çok hem de." dedim ve dönüp Poyraz hocaya gülümseyerek bakmayı denedim ama bunu yapmamla kendimi çok başka bir duruma düşürdüğümü fark etmem uzun sürmedi. Tanrım! Neler oluyor kızım sana? Ne zamandır IQ seviyen bir solucan ile aynı oldu?
Poyraz hoca sözlerim ile birlikte şaşırsa da sevimli, bir şekilde gülümsedi ve "Sorularına bakmışsın demek. Gel içeri. Aç mısın?" demesi ile utancımın ardında öylece kalırken başımı çevirip Kuzah'a baktım. Arkadaşı yanında ne olduğunu anlamaya çalışır bir şekilde bize bakarken Kuzah, kaşlarını çatmış beni inceliyordu.
"Ne?" dedim yine telaşla. O fark etmemiş gibi davranırsam geçer diye umuyordum ama onun yerine dudaklarını kıvırıp, "Avcı" dedi. Bunu sadece ben anlamıştım çünkü sesli söylememişti. Yaptığı ima ile gerilirken sinirden hızlıca arkamı döndüm ve odaya girdim ve ardımdan kapıyı kapattım. Poyraz hoca ise koltuklardan birisine oturmuş, önündeki sehpaya hazır yemeğini yayıyordu.
"Bugün biraz aç gözlüyüm. Bir de senin bu saatte geleceğini tahmin ederek fazladan söyledim." demesi ile şaşkın bir şekilde ayakta öylece dikildim.
"Ama..."
"Bana eşlik et."
Öğretmenle yemek yemek mi? Hey! Bu öğrenci lügatına aykırıydı.
-*-
Zaman hızla akıp geçiyordu. Okul, benim için Poyraz hoca ile kaçış yolum olmuştu. Sanki tek arkadaşım o gibi hissediyor olmam garipti ama sınıfımdaki kızlardan çok Poyraz hoca ile gün içerisinde konuşuyor olmak, onu kendime daha çok yakın hissediyor olmama yol açıyordu. Bu garip, biliyorum ama kimin umurunda?
Şimdi de yine öğle yemeklerimizden birisi beraber yerken bana yeni gelişmelerden bahsediyordu. Okulda iki öğretmenden daha özel ders almaya başlamıştım ve buna vesile olan özellikle kendisiydi. Gizli bir şekilde beni üstün başarı yapmaya iten Poyraz hocaya olan hayranlığım ise gün geçtikçe artıyordu.
İşimiz bittiğinde yanından ayrılmak üzereydim. Elimde defterlerim, ayakta dikilmiş hocayı dinlerken dikkatle mavi gözlerinin ışıltısını izlemek tuhaf olsa da hoşuma gidiyordu. Bu adamda anlam veremediğim bir sıcaklık vardı ve çoğunlukla Kuzah'ı düşünmemi engelleyebiliyordu.
"Yarın evde görüşürüz. Sana güzel sürprizlerim var." dediğinde merakla kaşlarım havaya kalkmıştı bile.
"Ne sürprizi?"
Güldü. Masanın üzerindeki kalemi yerine yerleştirirken oldukça çekici duran yüz hatlarını inceliyordum.
"Adı üstünde Şilan. Bu bir sürpriz."
"Adı üstünde hocam. Ben bir kadınım." dediğimde ikimiz de gülüyorduk. Kapı çaldı. İçeri komut almadan giren kişiye dönüp merakla baktığımda ise son beklediğim yüzle karşılaşmam uzun sürmemişti.
"Kuzah?" diyen Poyraz hoca merakla öğrencisine bakarken aralarından çekilmek istedim ama Kuzah gözlerini bana dikmiş merakla bakıyordu.
"Seninle işim var."
"Anlamadım?"
"Babam aradı. Sana ulaşamıyorlarmış. Telefonuna baksan iyi edersin." dediğinde anlamayan bir şekilde ona baktım. Telefonum? O neredeydi?
Elimi eteğimin cebine attım ama orada değildi. Etrafa bakındığımda ise Poyraz hoca, kendi telefonunun yanındaki telefonu aldı ve açıp ekranına baktı.
"8 cevapsız araman var." dediğinde merakla telefonu elime aldım ve kimin aradığına baktım. Annem 5 kere aramıştı. Erol amcanın kişisel asistanı ise 3... Tekrar Kuzah'a dönüp soran gözlerle baktığımda ise gergin bir şekilde beni izlediğini görmem uzun sürmedi. Ne olmuştu şimdi buna?
"Neden bu kadar çok aradılar?"
"Odanı dekor etmen için iç mimarınla görüşmen gerekiyor."
"Senin neden benimle işin var?" dedim bu sefer asıl merak ettiğim konuya gelerek. Kuzah ise gözleri ile hocayı takip etti ve ardından, "Bunu dışarıda konuşsak daha iyi olur. Hocamızı meşgul etmeyelim." dediğinde mahcup bir şekilde Poyraz hocays döndüm. O ise hâlinden memnun bir şekilde bana gülümsemişti.
"Demek o görkemli odan değişiyor."
"Hiçbir fikrim yok."
"Senden daha görkemli bir şey bekliyorum." dediğinde bana yüklediği anlam ile kocaman gülümsemeden edemedim.
"Umarım. Şimdi gitmem gerek. Benden başka bir şey istiyor musunuz?"
"Yarın görüşürüz." dedi ve odadan çıkmama izin verdi. Kuzah'a merakla bakarak odadan çıkıyorken aklımda binbir türlü senaryo geçiyordu. Ne diyecekti? Kötü bir şey mi olmuştu? Ya da yine benimle uğraşacak bir şey mi bulmuştu? Yaklaşık 2 haftadır onu okul haricinde görmüyordum ve benimle ilgilendiği de söylenemezdi. Ah! Bir de magazin dergilerinde çıkmış iki tane nişanlısı ile fotoğrafını da saymazsak...
"Ne oldu?"
Koridor boştu. Burası hocaların koridoru olduğundan genelde de boş olurdu. Sessizlik üzerimde garip bir gerginlik bırakıyordu ve bu Kuzah'ın karşısında tedirgin hissetmeme yol açmıştı.
"Şu iç mimar meselesi." derken ellerini her zamanki gibi pantolonunun cebine rahat bir şekilde sokmuştu. Saçları yine dağınık bir şekilde alnını süslerken çekik gözlerinin arasından bana ters ters bakıyordu.
"Ne olmuş iç mimara?"
"Babam odalarımızı tekrar tasarlamak istiyor."
"Yani?"
"Benim odamı da tasarlamak gerekiyor ve eğer ilgilenmezsem babam pek memnun olmaz. O yüzden..." demesine kalmadan sözünü kestim ve dudaklarıma yerleştirdiğim gülümseme ile rahat bir tavır aldım.
"Sen de benden yardım mı istiyorsun Kuzah Hazzar? Gururum okşandı doğrusu."
"Eğlenmen bittiyse konuşmama geri dönmek istiyorum."
"İçimden bir ses yeni eğlenmeye başladığımı söylüyor."
Öne doğru bir adım attı ve o her gün hocamdan aldığım kokuyu burnuma iliştirdi. Nefesim yeniden tekledi ve onun yanında her zaman olduğu gibi aralanmış dudaklarımı birbirine kilitlemek zorunda hissettim.
"İçindeki sesin söyledikleri ucuz bir şampanya gibi fazla köpürüyor."
"Ah, ucuz bir mal ile ilgilendiğinizi bilmezdim Kuzah Hazzar."
"Tek kullanımlık mallarla mı? Haklısın."
Gururumda yara açmak istediği ortada. Başardığı da bir gerçek. Bedenimin hayal kırıklığı hissederken yüzümü heykel gibi tepkisiz tutmak ise hayatımda yapmakta zorlanmadığım diğer etkenlerden birisi ama söz konusu Kuzah Hazzar ile karşı karşıya geldiğimde zorlanmadığım çoğu şey zorlu bir yoldan ibaret oluyordu.
"O zaman neden buradasın?"
"Dedim ya, mimar."
"Nişanlından iste." dediğimde çoktan arkamı dönmüş ilerlemeye başlamıştım bile. Bugünlük sinirlenme kotamı doldurmuştum.
"Onu her gün evde görmek istediğine emin misin?"
Yanımda yürümeye başlaması üzerine omzumun üzerinden öylece suratına bakıp umursamaz bir şekilde önüme döndüm.
"Belki ben de bir süre eve gelmemeliyim."
"Varoş mahallen seni özlemiştir."
Olduğum yerde durdum ve dönüp ona baktım. Benim durmam üzerine o da yerinde sabit bir şekilde durmuş, kıvrılmış sinsi dudakları ile yüzüme bakıyordu.
"Unuttun mu? Bir savaş açtık."
"Sen hâlâ orada mısın?"
"Para içerisinde büyürken sizin gibilere zamanın getirdiklerini öğretmiyorlar mı?"
"Gerek duymuyoruz, onlarla ilgilenen adamlarımız olur genelde."
"O yüzden de kaybedeceksin Kuzah." dedim ve tek kaşımı kaldırıp onu yavaşça süzdüm. Tekrar gözlerini bulduğumda ise sözlerime karşılık anlamayan bir ifade ile bana bakıyordu. İşte, şimdi içimdeki burukluk anlam veremediğim bir şekilde düzelmişti.
"Hiçbir savaş gelirin olmadan kazanılmaz Kül Kedisi..."
"Tarihte kadınların devlet yıktıkları rivayetini unutmamak gerek Sebastian."
Çekik gözleri kısıldı ve adeta bir çizgi hâlini aldı. Kaşları hafif çatılmış, beyaz teninin üzerinde kömür karası saçlarına uyum sağlıyor. Dudakları ise aralanmış. Şaşkın evet. O kırmızı dudakların arasından çıkacak bir kelimeyi bekler hâldeyim şimdi de. Evet, dengemi şaşırttığı bir gerçek. Nefesim sanki o an onun için atıyor gibi. Peki, ya o? Benim için bunu hissediyor mu?
Fazla hayale kapılma Şilan. Bu işler öyle yürümez tatlım.
"Sen benimle nasıl savaşabilirsin ki?"
"Görmek istemene sevindim. Ama şimdi izin verirsen işim var." diyerek önüme döndüm ve ilerlemeye başladım. Tam da o sırada karşıdan gelen üçüz dingilleri görmemle gözlerimi devirme isteğim ile yüzleşmeden edemedim. Ama çok geçti. Çoktan radarlarına girmiştim bile.
"Hey, Avcı! Bakar mısın?"
"Bakamam canım. Astigmatım var benim. Bulanık varlıkları göremiyorum."
Sözlerimin ardından şaşkınlıklarından yararlanarak uzaklaşıyordum ki acelemden dolayı sert bir şeye çarpmam uzun sürmedi. Hey! Bu sert vücudu daha öncesinden hatırlıyorum.
"Yine mi sen?"
Başımı kaldırıp baktığımda o gözlerle karşılaştım. Bugün saçları özenle taranmış gibi duruyordu. Ah! Çekici olduğunu örtbas edemezdim ama gerçekten, yine mi sen?
"Okulda tuğla yerine seni kullanabilirlerdi."
"Astigmatın için göz doktoruna uğraman gerekli."
Dudaklarım yukarı kıvrılmadan edemedi.
"Bu kadar büyük bir şeyi görmeyi astigmat bile engelleyemez inan bana."
Dudakları çekici bir şekilde yukarı kıvrıldı ve yavaşça hareketlenip omzunu duvara yasladı. Kaşlarını hafif çatmış kıvrılmış dudakları ile bana bakarken flört kokusu almam uzun sürmemişti.
"Söylesene, şu avcı meselesi nedir?"
"Sünepe arkadaşın anlattı sanıyordum." dediğimde bu sefer şaşkın bir şekilde bana bakmadan edemedi.
"Burak kendisine sünepe denilmesine bu kadar kızmıyorsa önemli birisi olmalısın. Adın ne senin?
"Avcı."
Bunu söyleyen ben değildim. Başımı çevirip kimin konuştuğuna bakmama gerek yoktu ama merakıma yenik düşmüştüm bile. Onun burada ne işi vardı? Az önce gitti sanıyordum.
Kuzah, ters ters bana baktıktan hemen sonra karşımdaki kas yığını adama aynı bakışlarını çevirdi.
"İki hafta öncesinde seninle anlaştık sanıyordum." dedi. Anlaşılan bu maviş adamın kim olduğunu gayet iyi biliyordu.
Gözlerim karşımdaki çocuğa çevrildiğinde pek de önemsemiş gibi durmuyordu.
"Eğitim önemli Hazzar. Tabi, sizin genetiğinizde bu işler pek böyle işlemiyor."
"Sana boşuna Joker demiyorlar. Boşa çabalıyorsun."
"Efsanelerden doğan gerçekleri unutmamak gerek. Joker sonrasında deli bir adamdan farksız oluyor unuttun mu?"
"Bugün efsaneler kotamı doldurdum." diyen Kuzah dönüp bana ters ters baktı ve tekrar joker dediği çocuğa döndü.
"Dikkat etsen iyi edersin."
"Nedenmiş o?" diyen çocuk merakla Kuzah'a bakmıştı. Kuzah ise hâlinden memnun bir şekilde dudaklarını yukarı kıvırırken şeytani bir yüz ifadesi ile harmanlanmıştı.
"Arkandan bıçak saplayacak adam seçiyorum."
"Önüme geçmeye cesaret edebildiğinde neden konuşmuyoruz." diyen çocuk ise doğruldu ve yine uzun boyunu gözler önüne serdi ama Kuzah, yine bir şekilde üstün olabiliyordu. Boyu, ondan daha uzun ve iriydi. Harbiden, bu çocuklar bu vücutları nerede yapıyorlardı? Türk dizilerine falan mı düşmüştüm? 30 yaşındaki insanları lise dizilerinde oynatıyorlarmış da kendimi hiçbir şeyden haberi yokmuş numarası yapmak zorunda olan salak izleyici gibi hissediyordum.
"Zamanım değerli. Söylediklerimi tekrar düşünsen iyi edersin." dedi ve arkasını dönüp geldiği gibi ortadan kayboldu. Bense şaşkınlıkla karşımdaki adama döndüm. O ise az önce gergin bir konuşma yapmamış gibi rahat, sırıtan bir yüzle bana bakıyordu.
"Sen de Joker olmalısın anlaşılan?" dedim üzerimdeki gerginliği yok etmeye çalışırcasına. O ise bana doğru kısa bir adım attı ve kişisel alan ihmaline sebep oldu. Hey, buradaki erkekler fazla mı cüretkârdı bana mı öyle geliyordu?
"Sana Harley adı daha çok yakışırdı." dediğinde kaşlarım havaya kalktı ve öylece ona bakakaldım. Gerçekten benimle flört ediyordu ve tanrım! Kabul etmek gerekirse oldukça başarılı bir flörtözdü.
"Belki adımı öğrendiğinde olabilir." dedim ben de başımı yana eğip onun flörtüne karşılık vererek. Kendimi kötü hissetmem ve ona ters çıkışmam gerekmez miydi? Hey! Az önce Kuzah'ın onu sevmediğine şahit olmuştum ve savaş açan biriysem düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesinde ilerlemeliydim.
"Sen de benimkini öğrendiğinde neden daha fazla şeyler öğrenmek için bir kahve içmiyoruz."
"Joker lakabını koyan birisi senin fazla sabırsız birisi olduğunu unutmuş olmalı."
"Efsaneler işte..." dedi ve tatlı bir şekilde sırıttı.
"Avcı efsanesini biliyor musun peki?" dedim benim durumumu biliyor mu diye merakla gözlerinin içerisine bakarken. Ama onda bir değişim olmaksızın konuştu.
"Öğrenmek için özel bir çabaya girişeceğime emin olabilirsin."
"Acele etme." dedim ve bir adım geri çekilip ona son kez bakıp yanından ayrılmak için bir hamle yaptım. O ise yavaşça sırtını duvara yasladı ve benim ondan uzaklaşmamı izledi.
Derse girdiğimde her şey normaldi. Son iki dersimiz Poyraz hocayla idi. Herkes kendi hâlinde dersle ilgilenirken derslerden önde ilerlediğim için bana özel testler verip onunla ilgilenmemi istemişti. Ders boyunca yanıma gelip yapamadığım sorular ile ilgilenirken kokusu dikkatimi dağıtıp duruyordu. Nereden çıkmıştı bu? Kuzah ve hocamın aynı parfüm kullanması da neyin nesiydi?
Gözlerimi dikmiş soruya bakarken yine yanıma gelen hoca ile birlikte başımı kaldırdım. Takıldığım soruya şöyle bir baktı ve diğerleri tahtaya yazdığı soruyu çözerken eğilip benim sorumu çözmek için elimdeki kalemi aldı.
"Aslında kolay bir soru." dedi sessiz bir şekilde ve soruya dikkatimi toplamaya çalışırken başını çevirip bana baktı.
"Sen iyi misin?"
Biraz yakın olmasına karşılık telaşlansam da başımı hızlıca aşağı yukarı sallamakla yetinmiştim.
"Dinle." dedi ve önümdeki soruyu kısa yolu ile çözdü. Onun bu kısa yöntemine karşılık dikkatim bir an dağıldı ve soruyu gerçekten anlamaya odaklandım. O sırada ön sıradan soruya atılan Ceren ise biraz sesli bir şekilde hocaya seslenmişti. Oysaki sınıfta sadece 8 kişi vardı ve küçük bir sınıftaydık.
"Hocam, soruyu çözemiyorum."
Elbette onun bu şımarık kız tavrının neden olduğunu biliyordum. Birçok kız gözünü hocaya dikmişti ve aralarında iddialaşırken buna kulak misafiri olmuştum. Onların öğretmenleri ile ilişki üzerine ilişki kurma çabalarına şaşırsam da bu şaşkınlık Poyraz hocaya bakınca silinmeye başlıyordu. Çünkü adamın kendisine has olan karizması ve mavi gözleri her şeyi kabullenmeye yeterliydi.
"Geliyorum." dedikten sonra kalemimi alarak gitmesi ile geri yaslandım ve sıkıntıyla camdan dışarı baktım. Hava kapalıydı. Böyle havaları severdim. Yine de içimde anlam veremediğim bir sıkıntı kendisini gösterdi. Elbette sebebinin ne olduğunu biliyordum. Kuzah! Başka ne olabilirdi ki? Ona kafayı takmıştım. O geceden sonrasında küçük yakınlaşmalardan başka bir şey yapmaması sinirlerimi bozuyordu. Üstelik, anlam veremediğim bir şekilde kendimi önemsiz hissetmeme sebep oluyordu. Güzel olduğumu söyleyen onca insana karşı bir isyan başlatmak istiyordum.
Başımı çevirip ondan tarafa baktığımda başını duvara yaslamış, gözlerini kapatarak uyuduğunu gördüm. Ah! Fazla umursamazdı. Bu dersleri daha öncesinde Amerika'daki eğitiminde gördüğünü biliyordum. Ama bir aile geleneği olmasına karşılık Zarifoğlu ile son senesini geçirmesi gerekiyordu. Çoktan üniversiteye gitmesi ve nişanlısı ile zaman geçirmesi gerekiyordu.
Ah! Sevgili Serenay. En sevmediğim kadın... Önemli markalardan birisinin yüzü olması şöyle dursun, akıl almaz bir magazin sevgilisiydi. Herkes ona bayılır ve adeta tapardı. Kuzah ile birliktelikleri Hazzar soyadına bir artı kazandırıyordu. Zenginler arasında anlaşma ile bir ilişki olduğunu sanırdım ama araştırmalarıma karşılık Serenay ve Kuzah küçüklük arkadaşlarıydılar. Ve bu birliktelik onlar daha doğmadan önce planlanmıştı.
Nasıl bir hayatın içerisine düştüğüm hâlâ karamboldü ama başa çıkmak için çabam ise takdire şayandı.
Tam da o sırada sanki birisi ona söylemiş gibi gözlerini açmış ve bana dönmüştü. Yakalanmanın verdiği utançla öylece kalakalırken tek kaşını kaldırıp bana baktı. Hemen ardından ise başka bir ayrıntı dikkatini çekti. Yanıma gelmiş, gölgesi ile kendisini belli eden hocama döndüğümde ise masanın üzerine kalemimi bıraktığını gördüm.
"Bugün fazla mı dalgınsın?" dedi merakla yüzüme bakarken.
"Ah! Hayır. Sadece uykumu alamadım."
"Ders bitimi yanıma gel." dedi ve ben daha cevap vermeden öne doğru ilerledi. Diğerlerinin bunu duyduğundan şüpheliydim çünkü çoktan aralarında konuşmaya başlamışlardı bile. Ama bize dikkatle bakan tek kişi Kuzah'tı ve anlaşılan duymuştu. Kaşlarının çatık olmasından ve bana ters ters bakmasından bunu anlamam zor değildi.
Onu anlamıyordum. Her defasında korkutucu bir rahatsızlık veren o sinirli bakışlarını neden üzerimde barındırıyordu?
"Avcı." dedi yine dudaklarını hareket ettirerek. Bu hareketine neredeyse alışmıştım ama gariptir ki içimde beni dürten şeytanım, kulağıma kötü şeyler fısıldadı ve meleğim onu engellemek için burada değildi. Ben de bunu fırsat bildim ve nereden geldiğini bilmediğim cesaretime sarılıp son demlerimi yaşamak adına dudaklarımı araladım. Gözlerimi yavaşça onun üzerinde dolandırdıktan hemen sonra gözlerini yeniden buldum ve alt dudağımı dişledim.
Kaşları çatıldı. Afallamıştı. Hoşuma giden bu gerçekle birlikte derin bir nefes aldım ve saçlarımı diğer omuzuma alıp yavaşça boynumda elimi dolandırdım. Gözleri, anlam vermeye çalışır gibi üzerimde dolanırken gözlerim yavaşça vücudunda yeniden turladı ve biraz fazla oyalandı. Doğrusunu söylemek gerekirse ona bakarak bile tatmin olabilecek onca kadın bulabilirdim. Çıplak hâli gözümün önünde canlanınca yanlış bir şey yapmaya başladığımı anlamam uzun sürmemişti. Ama çok geç. Tekrar gözlerine baktığımda zilin çalması bir olmuştu. Çatılmış kaşlarının altında bana bakan gözlerine karşılık yine o cesarete tutunmadan edemedim. Herkes büyük bir heyecanla yerinden kalkıp teneffüse çıkarken kimse benim ne yaptığımı umursamıyordu.
Bundan yararlanan şeytanım ise adımlarımı kısa tutup onun yanına itekledi ve istediğini başardı. Ona yukarıdan bakarken anlam veremediği bakışlarına karşılık eğildim ve yüzlerimizi yaklaştırdım. O an, nefesini tuttuğuna yemin edebilirdim.
Kulağına yaklaştım. Hemen ardından ise dudaklarımı hareket ettirirken tenine değen dudaklarım üzerine muazzam bir ürperme ile sarmalandım. Sıcacık teninden gelen aura ile harmanlanırken dudaklarımdan çıkanlardan bihaberdim.
"Avcı avını avlar Kuzah Hazzar. Madem avcıyım, söyle bana: Seni neden avlamayayım?"