Gerginliğin hüküm sürdüğü arada bana ters ters bakan koyu gözlerin gafletine falan düşmemiştim. Burada rahat olması gereken benim öyle değil mi?
"Aslında bunu sormuştum." dedi ve tatlı bir şekilde güldüğünü sanarak kıkırdadı. Bunun üzerine şaşıran bendim.
"Ne dedi peki?"
Gözlerim yerinde gergin bir şekilde oturan Kuzah'a takılmıştı. Gerçekten, neydi ona söyleyebildiği sebep?
"Annenin yüzündenmiş. Annenin babasını avladığını düşü..." demesine kalmadan Kuzah döndü ve Serenay'ın sözünü kesti.
"Serenay!"
"Ah, özür dilerim." diyen Serenay ise hiç de suçlu hissediyormuş gibi değildi. Kaşlarım çatık, gözlerim ise pencereden dışarıda öylece bakmakla yetiniyordum. Sinirlerim bozulmuştu. Anemin bu duruma fazlaca dahil edilmesi sinirlerimi bozuyordu. Buna bir şekilde el atmalıydım ama nasıl?
Evin önüne geldiğimizde acele ile arabadan indim ve bu eve geldiğime ilk defa çok sevindim. Onlara görüşürüz falan da dememiştim.
-*-
"Anne her şey hazır mı?"
Odama girip etrafa bakındığımda her şeyin düzgün olduğunu görmemle rahatlamaya çalıştım ama nafileydi. Öğretmenim evime gelecekti ve hiçbir şeyde sorun görmesini falan istemiyordum. Odam, fazlasıyla büyük ve kafa karıştırıcıydı ama şu an göze çarpan bir ayrıntı gözüme çarpmamıştı.
"Hayır Şilan. Sakin ol. Çalışma odasını sizin için ayarlayacaktım ama Erol, bugün erken gelecek ve birkaç iş arkadaşı da beraberinde gelecekmiş. O yüzden odanda çalışmanız daha iyi olacak."
"Matematik hocam yattığım yere kadar görecek anne. Bu biraz tuhaf geliyor." dediğimde anneme dönüp merakla baktım. O ise benim telaşımı azaltmak için sıcacık gülümsedi ve omuzlarımdan tutup okşadı.
"Kızım, sakin ol. Alt tarafı özel ders."
"Eski okulumda değilim anne."
"Zarifoğlu'nda olman bir şeyi değiştirmiyor. Hem şuradan bak. Oradaki insanlar senin memnuniyetinle ilgilenirler. Devlet okulunda bununla ilgilenmezler. Telaşını da buradan anlıyorum. Ama fark ettiğin üzere ülkenin en kapsamlı okullarından birisinde yer alıyorsun ve bu da senin öncelikli bir insan olduğunu ortaya serer."
"Ah anne! Neden bu kadar karmaşık bir hayat? Daha klasik bir adam bulamadın mı?" dediğimde bana güldü ve aşağıda çalan kapı ile birlikte konuşmamız yarıda kesildi.
"Geldi." diyerek aşağıya koşturduğumda çalışanlardan birisi çoktan kapıyı açmıştı bile. Merdivenlerde durmuş öylece hocama baktığımda hızla en saygılı hâlimi takındım ve "Hoş geldiniz." diyerek adamı karşıladım.
Masmavi gözleri ışıldayarak bana bakarken oldukça sıcak duruyor olsa da küçüklükten gelen bir öğretmen korkum vardı.
"Hoş buldum Şilan'cığım. Eviniz çok güzelmiş." diyerek etrafına hızlıca göz atması ile merdivenlerden inip yanına gittim.
"Teşekkürler hocam. Daha birçok yerini ben de keşfedemedim." dememle ikimiz de güldük. Genç hocaları sevmeye başlamıştım. Sizinle rahat bir şekilde anlaşıyor ve muhabbet edebiliyorlardı.
"Bu normal. Okuldan pek bir farkı yok." demesi ile hızlıca gülümsedim ama o an fark ettim ki mavi gözlerinin içerisinde bir anlayış beliriyordu. O an bedenimde bir ürperti yer aldı. Bu korku ve şaşkınlığımı andırıyordu. Beni anlamış mıydı?
"Hoş geldiniz. Ben Şilan'ın annesi Neriman, siz de o çok övdüğü matematik hocamız olmalısınız." dediğinde utançtan yerin dibine girmek istiyorum. Bunu söylemene gerek var mıydı anne?
"Demek övülüyorum." diyen hoca ise bana bakıp gülümsedi ve annemin elini sıktı. Bundan memnun olmuş gibiydi.
Annemle sohbetlerini bitirdiklerinde Poyraz hocaya odamın yolunu gösterdim ve birlikte odama girdik. Diken üzerinde gibi hissediyordum ama hoca benden oldukça rahat gibi davranıyordu. Etrafına şöyle bir bakındı ve "Burası senin mi odan?" dedi.
"Evet. Çalışma odasına gidecektik normalinde ama Erol amcanın bugün misafirleri varmış." dedim acele ile açıklamaya girerek. O ise arkasını dönmüş bana sıcak bir şekilde gülümsemişti.
"Senin için daha iyi olur. Odanda rahat hissedersin. Eşyalarımı nereye koyabilirim?" dediğinde elindeki isminin baş harfinin işlenmiş olduğu deri çantasını görmemle uzandım ve elinden aldım.
"Ben alayım." diyerek ceketini ve çantasını koltuğumun üzerine özenle yerleştirdim.
"Masayı ders için hazırladım. Ondan öncesinde bir şey alır mısınız?"
"Kahve lütfen."
Hazırlanma süremiz benim telaşlı hallerimle devam etmişti. Poyraz hoca ise bunu anlamış olmalı ki gülümseyerek beni idare etmişti. Ona daha da kanım ısınırken sonunda derse başlayabilmiştik. İlk konumuz trigonometriydi. Neyse ki bilgim olan bir konudan başlamıştık ki kendimi küçük düşürmemiştim.
"... Buradan da özel üçgen teorisi ortaya çıkar ve tanjant 60, yani kök üç olur." diyerek soruyu bitirdiğimde başımı kaldırıp Poyraz hocaya baktım. Kaşlarını kaldırmış bana bakarken ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki konuşmaya başlamıştı bile.
"Oldukça başarılı. Çabuk kavrıyorsun derken bundan bahsediyordum. Hangi okuldan geldim demiştin?"
"Kızıllar Lisesi." dediğimde içimdeki başarının heyecanı ile kıpır kıpırdım.
"Özel eğitim aldın mı peki daha öncesinde?"
"Hayır. Biraz fazla inekliyordum." dedim utanıp başımı eğerken. Poyraz hoca ise benim bu cevabıma karşılık güldü ve kalemini masaya bırakıp arkasına yaslandı. Tekrar ona baktığımda ise gülümseyerek bana bakmaya devam ettiğini gördüm.
"Çalışkan öğrencileri pek gördüğüm söylenemez. Sana özel ders vermek konusunda biraz tereddütteydim ama düşüncelerimi tamamen değiştirdin. Sene sonuna kadar seninle iyi bir not ortalaması çıkarabiliriz." demesi ile sevinçle yerimden adeta sıçradım.
"Teşekkür ederim. Bir an kendime güvenim geldi." dedim kocaman gülümserken. Poyraz hoca ise koluma uzandı ve beni telkin edercesine okşarken konuştu.
"Sakin ol. Senin çeyreğin bile olmayan öğrenciler bu okulda paraları ile hayallerine ulaşıyorlar."
"Bundan öncesinde pek fazla şansım yoktu."
"Artık var. Ama buna ihtiyacın yok. Zekân, seni hak ettiğin yerlere getirecek. Ne olmak istiyorsun?"
"Uluslararası ilişkiler okumak istiyorum. Boğaziçi." dediğimde kaşları havaya kalktı ve bana daha dikkatli baktı.
"Devlet okulu bir de..." dedi şaşırmış bir şekilde.
"Evet. Dediğim gibi, bundan öncesinde pek böyle imkânlarım olmadığından en iyi yerlere göz dikmiştim."
Dikkatini oldukça çekmiş olmalıyım ki yerinde doğruldu ve bana dikkatle bakarken konuştu.
"Sen, çok başarılı olabilecek bir öğrencisin. Erol Bey'in ise bu konuda oldukça geniş çevresi var. İstediğin yere çalışmadan da ulaşabilirsin."
"Diyorsunuz ki avcı olarak hayatımı devam ettireyim." dememle dilimi ısırma isteğim kendisini göstermesi uzun sürmemişti. Hay ben senin tutamadığın çenene Şilan. Bu da neyin nesiydi? Karşımda hocam vardı. Şimdi de ona avcı meselesini mi ispiyonlayacaktım?
"Avcı? Ah! Bundan biraz haberim var." demesi ile şaşkınlıkla ona bakmam ve duygularımın yön değiştirmesi uzun sürmedi.
"Gerçekten mi?"
"Evet. Fazla öğrenci yok ne de olsa. Haber çok çabuk duyuluyor." demesi ile şaşkınlığım boyut değiştirmişti. Bilmelerine rağmen bunu düzeltmeye neden girişmemişlerdi ki?
"Utanç verici ama pek umursadığım söylenemez. Bildiğinize göre, neden Erol amcanın torpili ile işe atılmak istemediğimi anlamış olmalısınız."
"Çok farklı ve ince bir düşünce." dedi ve bana dikkatle baktı.
"Öğrenciler arası böyle durumlar olur. Seninki de gelip geçicidir inan bana. Fark etmişsindir. Normal bir okulda yer almıyorsun. Bütün çocukların işleri daha annelerinin karnında olmadan belirlenmiştir. Sen, sıfırdan ilerlemek istiyorsun. Bu zor ve oldukça cesaret gerektiriyor. Ama ben sende o ışığı görüyorum."
Tatmin edici sözleri ile gülümsemeden kendimi alamadım.
"Teşekkür ederim."
"Bundan sonrasında senin okuldaki koçun ben olacağım. Birlikte bu zor yolu atlatacağız inan bana." dedi ve tekrar omzumu okşadı ve bana güven verircesine sıktı.
"Sen akıllı bir kızsın." dedi ve o sırada kapım çalınmadan açıldı ve ikimiz de şaşkınlıkla arkamızı dönüp girenin kim olduğuna bakmak için döndük. Annem, herkesi bizi rahatsız etmemesi konusunda tembihlemişti. Kuzah dışında... O, evde bile değildi ve geldiğinde de beni görmemek için özel bir çabaya girişirdi. Ne işi vardı burada?
Bize şaşkınlıkla bakarken ne olduğunu anlamaya çalışır gibiydi.
"Okulu eve getirdiğimizden haberim yoktu. Bilseydim evimin yolunu unuturdum." diyen Kuzah ile gözlerimi devirmeden edemedim.
"Kusura bakmayın." deyip yerimden kalktığımda ona doğru yürümeye başladım.
"Ne istiyorsun Kuzah? Odama böyle bodoslama girmenin sebebini öğrenebilir miyim?"
Gözlerini hocadan alıp bana dönen Kuzah bir şeye sinirlenmiş gibiydi. Ters ters ona bakmayı kesmezken heyecanlanan saf yanımı dizginlemeye çalışıyordum.
Onu kolundan tutup odadan çıkarırken kapıyı da arkamızdan kapatmıştım. Dönüp ona baktığımda ise ters ters bana bakıyordu.
"Bu adamın evimde ne işi var?"
"Özel ders alıyorum."
"İnan bana, seviyen ne kadar takviye alırsan al, yükselemeyecek."
"Ha ha." dedim ters ters ona bakarken. Kollarımı düğümleyip ona ters ters bakarken tekrar sordum.
"Ne istiyorsun?"
Yüzüne ters bakmak pek mümkün değildi. Ona bugün yaptığından dolayı sinirliydim. Beni nişanlısının bulunduğu ortama sokması bir yana bir de annemi işin içine katması ona sıcak bakmamı engelliyordu.
"Ne mi istiyorum? Bugün arabada olanlar neyin nesiydi?" demesi ile işlerin kızışacağını anlamam uzun sürmemişti. Çünkü biçimli kaşları çatılmış, çekik gözleri ise kısılmıştı. Dudakları düz bir çizgi hâlini almış benimle konuşurken keskin bir bıçağı andırıyordu.
Etrafıma bakınıp kimsenin olup olmadığını kontrol ettim. Ortak banyodan çıkan temizlikçi ile nefesimi sinirle bırakırken uzandım ve Kuzah'ın odasının kapısını açıp içeri girdim. O da hemen peşimden geldi ve kapıyı arkasından kapattı.
"Ulu orta bunları konuşmamalısın." diyerek ona diklendiğimde bana doğru bir adım attı ve bütün üstünlüğü kendisine toplarmışçasına yukarıdan bana baktı.
"Ulu orta mı? Bunu sen mi diyorsun? Ne istiyorsun, herkesin o geceyi öğrenmesini mi? İnan bana bu işten zararlı çıkan ben değil sen olursun."
"Ah, buna ne şüphe. Biricik Kuzah'cığımız kız kardeşinin adını ne de olsa Avcı olarak çıkardı."
"Öyle değil misin zaten?"
"Öyle mi? O geceyi sana hatırlatmamı ister misin? Bana o arsız teklifi sunan kimdi acaba?"
"Sarhoştum." dedi. Sığındığı bahane üzerine kollarımı göğsümde düğümledim ve ona kaşlarımı çatarak baktım.
"Seni kandırabilmem için sarhoş olmana gerek yok." dedim inadına. Madem o bunu bir suç olarak görüp beni küçük düşürüyordu ben de onun üzerinden ilerlerdim.
"Ayık kafayla seninle olabileceğimi mi sanıyorsun? Güzelim, varoş mahallesinde varoş arkadaşların seni fazla yüceltmiş anlaşılan."
"Biraz tutarlı olsan iyi edersin Kuzah." derken bir adım öne doğru atıldım ve ona yaklaşan bedenimin kasıntısı üzerine derin nefes alıp bıraktım. Kokusu buram buram burnumdan içeri hücum ederken nöronlarımın yeni kanallar keşfedebildiğini hisseder gibiydim.
"Yoksa ileride sözlerini çiğnerken bunu sana hatırlatmaktan çekinmem." dediğimde çekik gözlerinin arasından bana bakarken bir ışığın peyda olduğunu görmem uzun sürmedi. Şeytani bir haz veren ışığın ardına sığınmak için nefesimi tutarken bir şey söylemesini bekledim. Fazla da uzun sürmedi. O melodi kadar kusursuz sesinin bıraktığı izlenimin ardında sürünüp durdum.
"Özgüvenin aklımı başımdan alıyor Avcı ama bizim sektör sizin gibilerin üzerinden yükselir, bunu unutma."
"O zaman bastığın yere dikkat etsen iyi edersin. Zira pek sağlam bir temel olacağımı sanmıyorum." dediğimde bariz onu tehdit ettiğimi anlamış olmalı ki kaşlarını çattı.
"Şilan, benimle savaşmak istemezsin." dedi başını olumsuz anlamda sallarken. Bense bedenime toplanmış olan bütün sinirimi ona karşı bir huzmede topluyormuş gibi hissediyordum.
"İşin doğrusunu konuşalım Kuzah." dedim ve ona bir adım daha yaklaştım. İşte, şimdi gereğinden fazla yakın olan bedenlerimizin arasındaki elektriği bariz bir şekilde hissedebiliyorum. Karıncalanmış bedenim, burnumdan içeri huzmeden o güzel koku, akıl almaz gözlerindeki beni içine çeken o ışık huzmesi bütün heyecanımı körüklüyordu.
Kollarımı göğsümden çözdüm ve onun itiraz etmesine izin vermeden uzandım ve gömleğinin yakasını yavaşça ve temkinli hareketlerle düzenledim. Parmaklarımın ucundaki o bedeninin sıcaklığını hissetmemle kulaklarımda atan kalp atışlarımın sesini kısmaya gerek bile duymuyordum. Gözlerim, işimi en dikkatli halinde yapmak istercesine üzerinde dolanırken yavaşça gözlerinde yerini aldı.
Sinirli. Karşı koymak isteyen yanı ise fazlalık. Ama bekliyor. Sözümü bitirmem onun için önemli. Sekteye uğradığı bariz. Hâlâ beni söylediği sözlerden ibaret gördüğü de bariz. Ama bilmiyor ki ben, onun şatosundaki hareminde eğitilmiş bir cariye değildim.
"Benimle savaş açmaktan ziyade, yan yana gelmekten çekiniyorsun."
Dudakları yine beni şaşırtıp yukarı kıvrılırken etkilenmediğini göstermek istercesine üzerime doğru eğiliyor ama yanlış bir hareket olduğunu eğildiğinde fark ettiğine bahse girebilirim. Ani bir duraksama üzerine şaşkınlıkla duraksasa da konuşma sırası yine bende.
"Savaş mı istiyorsun Kuzah Hazzar?"
Parmaklarım, iradem dışında yavaşça yakasından boynuna ilerliyor. Teninin sıcacık dokusunu hissediyorum. Yumuşacık. Pürüzsüz. Parmağım yavaşça çenesinin hizasında dolanırken derin bir nefes çekiyorum içime. Gözlerindeki şaşkınlığı görebiliyorum. Kartları açık. Blöf yapamıyor. Hazır değil. Hazır olmadığı yerden yakalanmanın verdiği telaştan yararlanan bense büyük bir zaferle alt dudağımı dişlemeden edemiyorum. İşte o an gözleri duaklarımda. Tahmin ettiğimden uzak değil, yakında. Bu, bedenimde akıl almaz bir haz dalgası yayılmasına sebep oluyor.
"Hodri meydan."
Ve hızla bütün bedenimi ondan uzaklaştırıp teması sonlandırıyorum. Boşluğa düştüğü bariz. Bense şaşkınım ama toparlamam ondan daha kısa sürüyor. Kapıya doğru ilerlerken son kez ona dönüp bakıyorum. Kaşları çatılmış. Kendisine kızıyor. Önüme dönüp kapıyı arkamdan kapattığımda ise dudaklarımda zaferin en büyük kıvrımları yer alıyor.