Evren’in babası gözlerini kısmış, yüzündeki damarlar şişmişti. Sesini bastırmaya çalışsa da öfkesi açıkça duyuluyordu: — Konunun benimle ne alakası var, dedi. Derin bir nefes aldım, masadakilerin gözlerini tek tek süzdüm. Sesimi soğuk ve tok tuttum: — Aslında seninle çok alakası var. Özellikle de senin oğlunla. Aslında bu mesele hepinizle alakalı. Burak’a göz ucuyla baktım. O da işareti alır almaz ayağa kalktı. — Git, getir, dedim. Burak, ağır adımlarla deponun küflü kapısına yöneldi. Masadakilerin gözleri istemsizce onu takip ediyordu. Sessizlik, yalnızca ayak sesleriyle bozuluyordu. Kapı gıcırdayarak açıldı, sonra kapandı. Ardından beş dakikalık ölüm sessizliği… Dakikalar, sanki saatler gibi uzadı. Masada herkes kıpırdamadan bekliyordu. Sonunda Burak geri döndü. Yanında Evren vard

