Bölüm ( Namık ile yüzleşme )

1566 Kelimeler
ediyorsun seni bırakacağımı mı düşünüyorsun gerçekten, onlara senin telefonundan mesaj çektim. Bile, İyi olduğunu ve bir süre benim evimde kalacağını yazdım, dediğinde şok geçirmiştim." __ Ne yazdın? Ne yazdın? Sen sen! Aklını mı kaçırdın. Kim bilir arkadaşlarım hakkım da neler düşünecek dedim yumruklarımı öfke ile sıkarak. __ Bunu da onların hayal gücüne bırakıyorum artık, ne düşünecekleri umurumda değil. Diyerek bana arkasını dönmüş odada ki siyah deri koltuklardan birine doğru yürüyüp, oturmuş bacak bacak üstüne atmıştı. Benim ise o an sinirden kan beynime sıçramış, beni burada tutamazsın diyerek kapıya doğru yönelmiştim. Ki iki tane siyah Doberman, köpeği önüme çıkmış, o dehşet verici görüntüleri ile bana dişlerini göstererek üzerime gelmeye başlamışlardı. Ben ise geri geri giderken yine onun sesini işitmiştim; Uslu bir kadın olup yanıma gelip oturursan sana dokunmazlar seçim senin dediğinde. Çaresizce geri geri gidip koltukta yanına oturmuştum; Akıllı bir kadın olduğunu biliyordum dedi muzipce sonrada Deli ve Veli diye yanına çağırdığı köpeklere cebinden çıkarıp ödül maması vermişti; Oturun oğlum dediğinde onun sözünü ikiletmeden hemen yanında yere çöküp oturmuşlardı. Ama hala gözleri benim üzerimde idi. __ Sen sen! gördüğüm en manyak insansın derken sinirden yumruklarımı sıkmıştım. __ Bak bu doğru bunu anladığına sonunda çok sevindim dedi pişkin pişkin. __ Bak ben burada senin ile kalamam tamam mı, benim bir işim sorumluluklarım, bakmam gereken bir kardeşim var. Lanet olsun! İşimden dahi kovulabilirim, lafımın üzerine yanımıza üzerinde hizmetli üniformalı elli yaşlarında tombul kısa boylu tıknaz bir kadın girmişti. Turuncu kıvırcık saçlarını yukarıdan topuz yapmış yüzündeki çilleri ile çok tatlı görünüyordu. __ Efendim yemek hazır masayı kurduk derken yüzündeki ifadeden Bora'dan çekindiği belliydi. __ Tamam birazdan yemeğe otururuz Sultan, hanım sen işinin başına dönebilirsin dediğinde. __ Peki efendim diyerek yanımızdan ayrılmıştı. "Bora ayağa kalkıp gözleri ile önüne geçmem için beni uyardığında. Benim ise yerimden kalkmaya niyetim yoktu, beni duymazdan gelmesi gitmeme izin vermediği içini ona duyduğum o an ki öfke ve nefret ile nasıl bu cesareti kendimde bulmuştum. Bilmiyorum ona meydan okuyan gözlerimi diktiğimde, buna karşılık Bora, elimi sertçe kavrayarak beni yerimden kaldırmış büyük yemek odasına doğru sürükleyerek götürmüştü. Ağır meşe kapıları ardına kadar açıp onun ile içeriye girdiğimde, Odanın genişliği ve ihtişamı, ilk dikkatimi çekmişti. Bizim ile gelen dobermanlar da şu an içinde bulunduğum gerilimi daha da artırıyordu. Uzun ahşap masa, üzerindeki ince işçilikli örtüyle mükemmel bir görüntü sergilerken, ortamın bu lüks havası benim için bir hapishaneyi andırıyordu. Gümüş çatal bıçaklar, kristal bardaklar ve porselen tabaklar, Tavana asılı devasa kristal avize, odadaki kasveti artırır gibi loş bir ışıkla süzülüyordu. Duvarlardaki aynalar bu ışığı çoğaltarak beni daha da boğuyordu. Masanın ortasında yer alan gümüş tepside birkaç yemek vardı; Buharı tütüyordu ama benim gözümde her şey soğuk, ve yabancıydı. Gözlerim masanın etrafındaki düzeni süzdü, her şey mükemmel bir düzende yerleştirilmişti. Ama bu mükemmellik beni rahatlatmak yerine içimdeki korkuyu büyütüyordu. Bora, kolumu bırakıp, masadan bir sandalye çekip zorla bir sandalyeye oturtmuş kendi de ağır adımlarla karşımdaki sandalyeye tam karşıma oturmuştu. __ Şimdi sessiz sessiz yemeğini ye derken çakır renginde ki gözlerini üzerime dikmiş yemem için beni zorluyordu. O an sessizlik odaya hâkimdi, sadece yemek tepsilerini masaya yerleştiren hizmetlilerin sessiz adımları duyuluyordu. Çatal ve bıçakların birbirine dokunduğunda çıkan metalik ses, benim içimdeki huzursuzluğu katlıyordu. Bora'nın bakışları üzerimde gözleriyle her an beni kontrol ettiğini hissettirirken. Onun yanında her ne kadar soğukkanlı görünmeye çalışsam da onun bakışlardan kaçınmak imkânsızdı. Tek bir işareti ile yanımızda ki kahya, kadehlerimize kırmızı şaraptan doldurmuş geri çekilmişti. Bora kadehini kaldırarak gözlerini benim gözlerime dikip. Tehditkâr ama aynı zamanda çekici bir bakışla, __ İtaat etmene içelim, dedi. Alaycı bir tonla. İstemeyerek de olsa ona eşlik ederken, kadehimi kaldırıp içmek yerine sadece ona bakmayı seçmiştim. Şu an yemek masasını onun kafasına geçirmemek için kendimi zor tutuyorum. Ama intikam soğuk yenen bir yemekti. Beni daha tanımıyordu. Elbet o zaman da gelecekti. Bora denen bu adam tam bir kontrol manyağı olabilirdi. Fakat bilmediği ben dizginleyebileceği bir kadın değildim. Çok yakında bunu ona öğretecektim. Düşüncelerim arasında kapı çalmıştı. Bir süre sonra yanımıza Kahya ile takım kıyafetli bir adam gelmişti. Yüzünde korku ve endişe vardı. __ Efendim size kötü bir haber getirdim derken Bora'nın gözlerinin içine bakamıyordu korkudan. __ Ne geveliyorsun Sabri geveleyeceğine konuş hemen ne oldu? __ Efendim Namık kaçmış. __ Ne! Sen ne diyorsun nasıl kaçmış lan... Gözü dönen Bora, masadaki örtüyü çekip her şeyi yerle bir etmişti. Kırılan bardaklar ve tabakların gürültüsü ile yüreğim yerinden hoplarken hayvanlar bile irkilmiş geri çekilip, öylece Bora'ya bakıyordu. __ Efendim onun başında bekleyen, beş adamımızı indirmiş. Dediğinde korkudan sesi titriyordu, birden beklemediğim bir anda, Bora, adamı yakalarından tutup bir iki küfür savurarak masaya yatırmış o öfke ile azına silahı sokunca çığlığı basmıştım. Tepkim üzerine Bora, bir an bana bakmış derin bir nefes alarak, öfkesini dizginleyip, silahını beline takmıştı. Sonra adama dönerek konuşmaya başladı. __ Ulan! ben sizi napayım şimdi. Adam kaçtı ne demek, adamın haşatını çıkaracağı sırada, telefonu çalınca cebinden çıkarıp baktığında, görüntülü bir arama ekranında görünüyordu. Açtığında ise gördüğü surat Namık, denilen o adamın suratı idi. __ Ah! Bora, adamların cidden beş para etmez, sağlam adamlar seçmemişsin, bir ara söyle de mezar taşlarını yollayayım seninki ile birlikte derken telefonun ucunda ki kişi keyifle iğneliyordu Bora'yı. __ Seni tekrar bulucam Namık, bu sefer elimden kurtulamayacaksın, seni kendi ellerim ile geberteceğim bu sefer diye burnundan soluyordu. __ Sakin ol sen önce bak yanımda kimler var, ondan sonra konuşalım tekrar, kamerayı çevirip bir şeyler göstermişti. Ne olduğunu ben göremiyordum, ama Bora'nın suratı ne gördü ise donup kalmıştı. __ Lan! Senin erkekliğini sikerim bir kere adam olda karşıma çık. Kadın kaçırmak da ne lan! Dediğinde sen ne yapıyorsun sende beni kaçırmadın mı manyak adam derken telefon birden kapanmıştı. __ Benim ile sakın o pisliği karıştırma dua etde sağ salim arkadaşlarını kurtarayım. "Kulaklarım yanlış mı duymuştu. Ya kardeşim o neredeydi, aklımı oynatmalık olmuştum. Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülürken, Bora'nın yakasına yapıştım. __ Sen ne saçmalıyorsun, arkadaşlarım derken o adam arkadaşlarımdan ne istesin ya, kardeşim nerde? __ Sakin ol bilmiyorum onlara yardım edeceğim tamam mı? Derken ellerimi yakasından sakince çekmişti. __ Hayır! Tamam değil söyle onları niçin kaçırdılar? "Dizlerimin üzerine düştüğümde Bora, da benim ile yanıma eğilmiş omuzlarım dan tutarken, göğsüne bastırmıştı. Dünya başıma yıkılmıştı sanki, öylece kendimden geçmiş onun kolları arasına yığılmış kalmıştım. Gözlerimi açtığımda bir yatak odasında idim. Olanları hatırladığım da, üzerimdeki siyah çarşafı itip, hızla yataktan inmiş, kapıya yönelmiştim ki tam karşımda Bora'yı görünce durmuştum. __ Kendine gelmişsin. __ Onlar nerede? Kardeşim ya o nerede? Ya ona bir şey olursa, ben yaşayamam o bana ailemden kalan tek şey, Bora'nın yakasına yapışıp kalmıştım. Yaşadığım korku ile. __ Sakin ol kardeşinde Namık'ın elindeymiş, ama onların yerini tespit ettik. Şimdi almaya gidicem. __ Bende geleceğim. __ Hayır! Bu çok tehlikeli, seni yanımda götüremem, burada bekleyeceksin. __ Hayır asla kalmam aklından bile geçirme, bende geliyorum diyerek onu ittirmiştim. Dışarı çıkmak için o ise beni bileklerimden yakalayıp, sertçe kapıya yaslamış yerimden kıpırdamama bile izin vermemişti. Çok güçlüydü. __ Hayır beni dinlemiyor musun bu çok tehlikeli gelemezsin bana ayak bağı olursun dediğinde. __ Hayır! Olmam söz veriyorum, ne diyorsan onu yaparım, ama bana elin kolun bağlı burada otur deme. "Burnundan bezginlik ile bir nefes verip gözlerini gözlerime dikip; Ne diyorsam onu yapacaksın arabadan inmeyeceksin o halde anlaştık mı? Derken beni bırakmış bir adım geri çekilmişti. __ Söz veriyorum inmeyeceğim dediğimde. Hadi düş önüme o halde gidiyoruz demişti. "Evden çıkıp siyah bir cipe binmiştik. Arkamızda bir ordu araç ile, yola koyulmuş İstanbul'un dışına şehirden uzak bir yola sapmıştık. Sonun da Ormanlık bir alan da kırık dökük derme çatma bir eve yaklaştığımız da Bora, kesin bir şekilde bana dönüp konuştu. __ Sen burada kalacaksın Alçin, ne olursa olsun beni bekleyeceksin. "Ben ise endişe ile başımı sallamış ama gözlerimdeki korkuyu gizleyememiştim; Dikkatli ol Bora, lütfen kardeşimi ve arkadaşlarımı sağ salim bana getir diyebilmiştim. Bora, ise bir süre sessizce bana bakıp, ardından ellerini anlına koyup üzerindeki sitresi atmak için bir nefes vermiş; Söz veriyorum hepsini sağ salim sana getireceğim. Silahını beline yerleştirip cipten inmiş, Sessizce ilerleyip gözden kaybolmuştu. Ormanın içi tehlikeli derin bir sessizlik ile doluydu, adımları duyulmayacak kadar yavaş hareket ediyordu. Evin etrafını saran dikenli çalıların arasından geçerken gözlerini bir an bile hedefinden ayırmadan hareket ediyordu. Evin arkasında iki adam nöbet tutarken. Bora, gözlerini kısarak hızla bir plan yapıp. İlk adamın yanına sinsice yaklaşıp sert bir darbeyle onu sessizce yere serdi. Diğeri dönüp bir şey demeye çalıştı ama Bora, hızla onunda üzerine atılıp boğazına ustalıkla doladığı ipi çekerek adamı yere düşürdü ve oracıkta onunda işini bitirmişti. Evden hafif bir hışırtı sesi gelince içeride daha fazla adam olma olasılığını unutmadan dışarıdaki nöbetçilerin işini kısa sürede halledip. Bir camdan içeriye baktığında içeride Alçin’in arkadaşları ve kardeşi Sıla, bağlanmış bir şekilde korku içinde yerde oturuyorlardı. Namık'ın adamları alayla onları süzüyordu, Namık, ise masada oturmuş sigarasından derin bir nefes alarak gülümserken adamları ile konuşuyordu. __ Bora gelmeye cesaret ederse işini bitiririz sonrasında kızlar sizin şu süt kuzusu da benimdir, sabaha kadar inlemek istiyorum zevkten derken hep beraber kahkahalarla gülmeye başlamışlardı. Bora'nın duydukları midesinin kasılmasına daha çok öfkelenmesine sebep olmuş sert bir şekilde dişlerini sıkmıştı. Sessizce pencereyi açıp içeri atladı adamlar ona dönmeye fırsat bulamadan kafalarından vurup Namık'ın üzerine atıldı, daha üzerindeki korku ve şaşkınlığı atamadan kalkmaya çalışırken Bora, bir yumrukta onu masanın üzerine serdi. Namık'ın azından kan sızarken Bora'ya bakıp nefes nefese konuştu; Bunu yanına bırakmayacağım. "Bora gözlerinde acımasız bir ifade ile ona doğru eğildi; Sen daha beni tanımıyorsun piç kurusu derken tek bir darbeyle Namık'ın bayılmasını sağladı. Bora'yı gören kızlar sevinç çığlıkları atmıştı. Bora, onları hızlıca çözüp dışarı çıkmaları için yönlendirken; Çabuk olun buradan çıkmamız lazım acele edin daha fazla adam gelebilir ardımdan gelin dediğinde kızlar korkuyla Bora'nın lafını ikiletmemiş peşinden onu,
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE